Haber: Kadir DEVİR / Kamera: Ünal AYDIN
(ANKARA) – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim-Sen), Milli Eğitim Bakanlığı önünde başlattığı “Yaşam Nöbeti” 3. gününde devam ediyor. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bu olayların faili ne Maraş’taki 8. sınıf öğrencisi ne de Siverek’te okulu terk etmiş o çocuktur. Bunlar görünen faillerdir. Görünmeyen failleri de paylaşmak gerekir. Birincisi, yıllardır onlarca yüzlerce şiddet olayı yaşanmasına rağmen sorumluluk duymayan ve her seferinde olaylara yalnızca bakan, çözüm üretmeyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’dir. İkinci derecede sorumlu Saray’daki Eğitim Politikaları Kurulu’dur. Üçüncü ve aslında baş sorumlu ise bu sistemi belirleyen tek adam rejimidir. Bu rejimi ve onun bakanlarını sorumluluğa davet ediyoruz” dedi.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara yapılan silahlı saldırılara karşı protesto eylemleri devam ediyor. Eğitim Sen’in Milli Eğitim Bakanlığı önünde başlattığı “Yaşam Nöbeti” 3. gününde sürdü. Selanik Caddesi’nde toplanarak Milli Eğitim Bakanlığı önüne yürüyen kitle MEB önünde oturma eylemi yaptı. Eğitimcilerin emekçilerinin eylemine, veliler, öğrenciler, siyasi parti temsilcileri de destek verdi.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Yıllar önce Osmangazi Köprüsü yapılırken bir Japon mühendis, halat koptuğu için intihar etti. Hayatına son verdi. Hiçbirimiz anlayamadık. Ortada ölüm yoktu, yaralama da yoktu. Ama şöyle bir duygu vardı: Yetkisi olanların sorumlulukları vardır. Yetkisi olanlar bu sorumlulukları çerçevesinde hareket ederler. Bu sorumluluklar çerçevesinde tedbir alırlar, politika uygularlar. Siz de biliyor ve takip ediyorsunuz; bir buçuk yılda okullarda öğrenci ve öğretmen ölümlerine sebep olan onlarca olay yaşandı. Sadece bir buçuk yıl içinde. Bu yönetenlerin, bu yetki sahibi olanların buna dair en ufak bir sorumluluk duygusu taşıdığına, bir üzüntülerini toplumla paylaştıklarına ya da gerekli önlemleri alacaklarına dair en ufak bir cümle duymadık.
“Taleplerimiz net: Güvenli ve şiddetsiz bir eğitim ve okul ortamı”
Halkına kulağını tıkamış, sarayda oturanlara buradan bir şey duyurmak mümkün değil. Sağır sultanlara bir şey duyuramazsınız. Sadece o sağır sultanları bulundukları koltuklardan indirip oraya halkın gerçek temsilcilerini yerleştirmeden, halkın iradesini görüp ona göre davranan, demokratik talepleri dikkate alan yöneticiler olmadıkça; çalışanların sesine kulak vermeyen yöneticiler olduğu sürece biz bu sağır sultanlara bir şey duyuramıyoruz. Gördüğünüz gibi burada eğitimin birçok bileşeni var. Çocuklarımız burada, öğretmenler burada, veliler burada. Hepsinin duygusu ve talebi ortak. Taleplerimiz net: Güvenli ve şiddetsiz bir eğitim ve okul ortamı. Biz buraya, bu sağır sultanlara duyurmaya geldik. Her şeyi okulların kendi iradesine, kendi bütçesine bırakan bir bakan var. Eğer zengin bir semtteyse bir okul, oradaki velilerin desteğiyle güvenlik önlemleri alınabiliyor. Duvarlar yükseltiliyor, kapıya görevli konuluyor. Bunlar elbette önemli ve yerinde uygulamalar. Fakat bunların bir Bakanlık politikası olarak ülkedeki tüm okullarda uygulanması gerekir. Sadece parası olanın güvenlikli bir eğitim ortamında olduğu, diğerlerinin kendi kaderine bırakıldığı bir Türkiye iklimini kabul etmiyoruz. Bu nedenle buradayız.
“Sayın Bakan meselelere ideolojik ya da gerici bir yaklaşımla değil, pedagojik bir anlayışla yaklaşmalı”
Peki ne istiyoruz? Evet, güvenli okul istiyoruz. Ama güvenli okuldan kastımız sadece güvenlik görevlisi ya da kapıya konulan polis değildir. Şiddetin kaynağını oluşturan toplumsal koşulların da ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Eşitsizliklerin, yoksulluğun giderilmesini; okulu terk eden öğrencilerin kendi başlarına, bilinmeyen ortamlara ve kaderlerine bırakılmamasını istiyoruz. Bunlar bizim çocuklarımız. Bu eşitsiz ve yoksulluk üreten düzen, şiddetin de kaynağını oluşturuyor. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Kimse durup dururken ‘Bugün gidip şunları öldüreyim’ demez. Siverek ve Kahramanmaraş’taki saldırılarda çok sayıda öğrenci, öğretmen ve yurttaş hayatını kaybetti. Acıları acımızdır. Yaralılara şifa diliyoruz. Ancak burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bu olayların faili ne Maraş’taki 8. sınıf öğrencisi ne de Siverek’te okulu terk etmiş o çocuktur. Bunlar görünen faillerdir. Görünmeyen failleri de paylaşmak gerekir. Birincisi, yıllardır onlarca yüzlerce şiddet olayı yaşanmasına rağmen sorumluluk duymayan ve her seferinde olaylara yalnızca bakan, çözüm üretmeyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’dir. İkinci derecede sorumlu Saray’daki Eğitim Politikaları Kurulu’dur. Üçüncü ve aslında baş sorumlu ise bu sistemi belirleyen tek adam rejimidir. Bu rejimi ve onun bakanlarını sorumluluğa davet ediyoruz. Şiddet ortamını ortadan kaldırmak için gerekli tedbirlerin alınmasını, psikolojik desteklerin sağlanmasını, okullara yeterli sayıda rehber öğretmen ve psikolojik danışman atanmasını talep ediyoruz. Okullara ciddi ve bütüncül önlemler alınmasını istiyoruz. Ayrıca Sayın Bakan’dan tüm meselelere ideolojik ya da gerici bir yaklaşımla değil, pedagojik bir anlayışla yaklaşmasını talep ediyoruz.”
“Çocuklarımızı bu hale siz getirdiniz ve biz sizi protesto ediyoruz”
Bu Yusuf Tekin’i biz seçmedik. Tek adam rejiminin karakteristik özelliği bu. Sayın Cumhurbaşkanı kimi istiyorsa onu bakan yapıyor. Önceden milletvekillerinden seçiliyordu, yani bize karşı sorumluydu. Oy vermezsek diye korkuyorlardı. Ama artık Sayın Cumhurbaşkanı kimi isterse onu Milli Eğitim Bakanı yapıyor. Onun için söyleyelim: Sayın Yusuf Tekin bizim bakanımız değil, onu biz seçmedik. O atandı ve halk düşmanı, yoksul emekçi çocuklarının düşmanı olarak birçok projeyi hayata geçiriyor. Meclis kürsüsünden, orası milletin iradesidir ya, o kürsüden hiç utanmadan, sıkılmadan, korkmadan ‘tarikatlarla, cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğim’ dedi. Yusuf Tekin aynı zamanda sendika düşmanı. Bakın, sendikaları biz mücadele ederek kurduk. Onlarca defa karar aldık, eylem yaptık. İktidarlar artık bu hakkımızı tartışmaktan vazgeçmişti. Ama bu Yusuf Tekin, bizim aldığımız kararları mahkemeye götürerek sendikalarımıza göz dikti. Yağma yok, biz bu sendikalar için mücadele ettik ve sana asla teslim etmeyeceğiz. MESEM projelerini zaten biliyorsunuz. Yoksul halk çocuklarını, uluslararası sözleşmelere imza atmış bir devletin bakanı olarak, o çocukları patronlara peşkeş çekiyor ve çocuklarımız orada ölüyor. Bunların hepsine karşı mücadeleyi yükselteceğiz.
“Sizi bu halk düşmanı bakanın karşısında asla yalnız bırakmayacağız”
Biz bakana sesleniyoruz ama artık vazgeçtik. Çünkü bizi duymuyor. Duyuyor ama duymuyor. Yusuf Tekin istifa diyoruz; eğer biraz demokrasi inancı olsa iner buraya gelir, özür diler ve istifa ederdi. Ama böyle bir şey yok, çünkü otoriter rejim var. Gençlere seslenmek istiyorum. Sevgili gençler bu Milli Eğitim Bakanı sizi bunaltıyor. Sürekli ne işe yaradığını bilmediğiniz bilgileri ezberletiyor. Sizi sınavlara zorluyor. Ve size şu oyunu yaşatıyor, ‘Kazanamazsan işe yaramazsın.’ ‘Kazansan da en iyi üniversiteyi bitirsen de iş yok’. Çaresizlik örgütlüyor. Sizi tarikatların, cemaatlerin kucağına itiyor. Ama biz Eğitim Sen öğretmenleri olarak size söz veriyoruz: Sizi bu ceberut düzenin, bu tarikatçı zihniyetin, bu halk düşmanı bakanın karşısında asla yalnız bırakmayacağız. Değerli gençler, siz bizim geleceğimizsiniz. Bunalmayın. Madde bağımlılığına düşmeyin. Bunaldığınızda arkadaşlarınızla kavga etmeyin, öğretmenlerinize çatışmayın. Mücadele edin. Annelerinizi, babalarınızı ve öğretmenlerinizi daha güzel bir Türkiye, daha güzel bir gelecek için omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz. Biz kazanacağız.”

