(ANKARA) – Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (EBSAM) 7 bin 793 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği araştırmada okul güvenliğini 5 üzerinden öğretmenler 3,48, veliler 3,38, öğrenciler ise 3,24 puanla değerlendirdi. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4’ü başka bir öğrencinin akran zorbalığına maruz kaldığına tanık olduğunu belirtirken, öğrencilerin yüzde 18,3’ü zorbalık deneyimlerinden çok ciddi etkilendiğini bildirdi.
Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM), Türkiye’de devlet okullarında okul güvenliği ve akran zorbalığına ilişkin araştırma yaptı. Araştırmaya 3 bin 198 öğretmen, 2 bin 315 öğrenci ve 2 bin 280 veli katıldı. Öğretmenlerden 81 ilin tamamından, velilerden 75 ilden, öğrencilerden ise 61 ilden veri elde edildi.
Araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin süreçleri, akran zorbalığının yaygınlığı ve biçimleri, siber zorbalık, okulların müdahale kapasitesi ve ebeveyn tutumları birlikte ele alındı.
7 bin 793 kişinin katılımıyla yapılan araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 63,4’ü başka bir öğrencinin akran zorbalığına maruz kaldığına tanık oldu. Öğrencilerin yüzde 18,1’i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5’i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2’si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını belirtti.
Öğrencilerin yüzde 35,4’ü, zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, yüzde 18,3’ü etkilenme düzeyini “çok” veya “çok ciddi” olarak değerlendirdi.
Araştırmada öğrencilerin yalnızca yüzde 24,8’inin zorbalıkla ilgili okula bildirimde bulunduğu, velilerin yüzde 88’inin ise çocuklarının siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediği tespiti yapıldı.
“ÇOCUĞUN KENDİSİNİ GÜVENDE HİSSETMEDİĞİ ORTAMDA NİTELİKLİ EĞİTİMDEN SÖZ EDEMEYİZ”
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, araştırmanın sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, çalışmanın çocukların okul hayatını, öğretmenlerin çalışma ortamını ve ailelerin güvenlik beklentisini doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.
Yavuz, “Eğitim-Bir-Sen olarak, eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz” dedi.
Araştırmanın sonuçlarının, Türkiye’deki bütün okulların güvensiz olduğu anlamına gelmediğini belirten Talat Yavuz, “Ama aynı şekilde, ‘Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer’ diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır. Ve bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir” ifadelerini kullandı.
ÖĞRENCİLER OKUL GÜVENLİĞİNİ DAHA DÜŞÜK DEĞERLENDİRDİ
Araştırmada okul güvenliğine ilişkin değerlendirmeler 5 üzerinden puanlandı. Okul güvenliği algısı öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24 oldu.
Öğrencilerin okul güvenliğine ilişkin değerlendirmelerinin öğretmen ve velilere kıyasla daha düşük olmasına dikkati çeken Yavuz, “Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor? Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor? Dışlandığında kime başvuruyor? Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu? Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu? Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir” diye konuştu.
EN YAYGIN ZORBALIK BİÇİMLERİ HAKARET, ALAY VE SOSYAL DIŞLAMA
Araştırmada öğrencilerin son 6 aylık deneyimleri incelendiğinde hakaret ve alay gibi sözel zorbalık biçimlerinin yanı sıra dedikodu, sosyal dışlama ve ilişkisel zorbalığın da öne çıktığı belirtildi. Öğrencilerin yüzde 18,1’i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5’i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2’si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade etti.
Yavuz, konu hakkında şunları söyledi:
“Çünkü zorbalığı sadece kavga, vurma veya fiziksel saldırı olarak görürsek çocuklarımızın yaşadığı çok geniş bir alanı görünmez hale getiririz. Bir çocuğu sürekli küçük düşürmek de; lakap takmak da; sınıftan dışlamak da; arkadaş grubundan sistematik biçimde uzaklaştırmak da; dijital ortamda hedef göstermek de çocuğun okul hayatını derinden etkileyebilir. Bu nedenle diyoruz ki bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez.”
ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 18,3’Ü ZORBALIKTAN ÇOK CİDDİ ETKİLENDİ
Araştırmaya göre öğrencilerin yüzde 35,4’ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini, yüzde 18,3’ü ise etkilenme düzeyini “çok” veya “çok ciddi” olarak tanımladığını belirtti. Zorbalığın öğrencilerin okula duyduğu güveni de etkileyebildiğini söyleyen Yavuz, “Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor; okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Bu nedenle zorbalığı ‘çocukların kendi arasındaki mesele’ olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor” dedi.
ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 63,4’Ü ZORBALIĞA TANIK OLDU
Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4’ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu belirtti. Yavuz, bu verinin, öğrencilerin çözüm süreçlerine katılımı açısından da önemli olduğunu ifade ederek akran desteğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yavuz, “Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa ‘Git arkadaşını korumak için kavga et’ demiyoruz. Tam tersine; ‘Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme’ diyoruz” ifadelerini kullandı.
“OKUL GÜVENLİĞİNİ OKULUN DUVARLARIYLA SINIRLAYAMAYIZ”
Araştırmanın siber zorbalığa ilişkin sonuçlarına göre, öğrencilerin yüzde 69,9’unun akıllı telefonu, yüzde 58,8’inin ise kendisine ait sosyal medya hesabı bulunuyor. Öğrencilerin yüzde 7,2’si son 6 ay içerisinde çevrimiçi ortamda hedef alındığını belirtirken günlük ekran süresi 4 saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9’a yükseldi. Velilerin yüzde 88’i ise çocuklarının siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade etti.
Çocukların sosyal hayatının okul saatleriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yavuz, “Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlayamayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor. Dolayısıyla dijital güvenlik, güvenli okul politikasının ayrılmaz bir parçası olmak zorundadır” dedi.
ÖĞRENCİLERİN YALNIZCA YÜZDE 24,8’İ ZORBALIĞI OKULA BİLDİRDİ
Araştırmada zorbalık olaylarının okul yönetimine bildirilmesine ilişkin veriler de incelendi. Öğrencilerin yalnızca yüzde 24,8’i son bir yıl içerisinde kendisi veya başka bir öğrenci için zorbalıkla ilgili okula bildirimde bulunduğunu söyledi. Öğrencilerin yüzde 21,1’i ise bildirim yapmayı düşündüğü halde bunu gerçekleştirmedi. Bildirimde bulunmama gerekçeleri arasında “Okul bir şey yapmaz” ve “Söylersem olay daha kötü olur” ifadeleri öne çıktı.
Yavuz, öğrencilerin yalnızca bildirimde bulunmaya teşvik edilmesinin yeterli olmadığını kaydederek, “Çocuğa yalnızca ‘Başına bir şey gelirse söyle’ diyemeyiz. Çocuğun asıl bilmek istediği şudur: ‘Söylersem ne olacak?’ Bildirimi kim alacak? Beni kim koruyacak? Karşı taraf bunu öğrenecek mi? Sorun gerçekten takip edilecek mi? Yarın aynı sınıfa girdiğimde yalnız mı kalacağım? Güvenilir bir sistem kurmadığımız müddetçe yalnızca çocuklarımızı konuşmaya çağırmak yeterli değildir” değerlendirmesinde bulundu.
ÖĞRETMENLERİN YÜZDE 90,7’Sİ OTORİTENİN ZAYIFLADIĞINI DÜŞÜNÜYOR
Araştırmada öğretmenlerin okulda zorbalığa müdahale etme kapasitesi ve disiplin uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerine de yer verildi. Öğretmenlerin yüzde 90,7’si mesleğe başladıkları dönemle karşılaştırıldığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşündüğünü belirtti. Buna karşılık öğrencilerin yüzde 71,8’i, velilerin ise yüzde 86’sı öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli gördüğünü ifade etti. Mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin öğretmen değerlendirmesi 5 üzerinden 2,53, sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 oldu.
Yavuz, öğretmen otoritesinin baskı veya keyfilik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı, keyfilik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz, adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır” diye konuştu.
Disiplin sisteminin caydırıcılığına ilişkin düşük değerlendirmelere de değinen Yavuz, “Öğretmene ‘zorbalığa müdahale et’ demek yetmez; öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır” dedi.
AKRAN ZORBALIĞIYLA MÜCADELE İÇİN ULUSAL ÇERÇEVE ÖNERİSİ
Yavuz, araştırmadan hareketle geliştirilen politika önerilerinde, akran zorbalığının tek tek öğrenciler veya münferit olaylar üzerinden değil, güvenli okul ekosistemi çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgulayarak, 12 temel politika alanına ilişkin şu önerileri sıraladı:
– “Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi oluşturulmalı; zorbalığın tanımı, bildirim, müdahale ve takip süreçleri ülke genelinde ortak standartlara bağlanmalıdır.
– Öğretmenin sınıf yönetme, sınır koyma ve zorbalığa müdahale etme kapasitesi okul yönetimi, mevzuat ve mesleki güvencelerle desteklenmeli; öğretmenin meşru mesleki otoritesi güçlendirilmelidir.
– Disiplin sistemi yalnızca yaptırım üreten değil, önleyici, eğitici ve gerektiğinde onarıcı uygulamaları da içeren bir yapıya kavuşturulmalıdır.
– Her okulda öğrencilerin güvenle kullanabileceği görünür, güvenilir ve izlenebilir bildirim mekanizmaları oluşturulmalı; bildirim yapan öğrencinin misilleme veya olayın kötüleşmesi endişesi yaşamaması için koruma ve takip süreçleri açık biçimde tanımlanmalıdır.
– Sözel, ilişkisel ve siber zorbalığın erken fark edilmesini sağlayacak sistemler geliştirilmeli; okul güvenliği politikaları yalnızca fiziksel şiddete odaklanmamalıdır.
– Özel gereksinimli, sosyal açıdan kırılgan veya okul güvenliği algısı düşük öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
– Akran destek programları yaygınlaştırılmalıdır.
– Aile-okul iş birliği güçlendirilmeli, ailelere özellikle siber zorbalık, erken belirtiler ve doğru ebeveyn müdahalesi konusunda düzenli rehberlik sunulmalıdır.
– Dijital vatandaşlık, çevrim içi saygı, mahremiyet, güvenli sosyal medya kullanımı ve siber zorbalığın bildirilmesi gibi başlıklar okul güvenliği politikalarına dahil edilmelidir.
– Okul sosyal hizmet sistemi kurulmalı; sosyal hizmet uzmanları ihtiyaç ve risk durumuna göre eğitim sistemine aşamalı biçimde dahil edilmelidir. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri de yalnızca vaka sonrasında devreye giren bir yapı olmaktan çıkarılarak okul iklimini izleyen, riskleri erken fark eden ve önleyici çalışmalar yürüten daha güçlü bir sisteme dönüştürülmelidir.
– Okul güvenliği ve akran zorbalığı belirli aralıklarla öğrenci, öğretmen ve velileri birlikte kapsayan araştırmalarla izlenmeli; ulusal düzeyde düzenli ve karşılaştırılabilir bir veri sistemi kurulmalıdır.”

