Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Doç. Dr. Selen Demirtaş Zorbaz, YKS öncesi aileleri ve öğrencileri uyardı: “Pişmanlık bildiren konuşmalar yapılmamalı”

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala, uzmanlar aileler ve öğrencileri uyardı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Selen Demirtaş Zorbaz, öğrencilere kendilerine daha çok kaygı yaratacak durumlardan uzak durmaları, ailelere de “Daha çok çalışmalıydın” gibi pişmanlık bildiren konuşmalar yapmamaları önerisinde bulundu.

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS)

(ANKARA)- Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala, uzmanlar aileler ve öğrencileri uyardı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Selen Demirtaş Zorbaz, öğrencilere kendilerine daha çok kaygı yaratacak durumlardan uzak durmaları, ailelere de “Daha çok çalışmalıydın” gibi pişmanlık bildiren konuşmalar yapmamaları önerisinde bulundu.

2024 YKS, 8-9 Haziran’da yapılacak. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Selen Demirtaş Zorbaz, 3 milyon 36 bin 945 adayın gireceği YKS öncesi öğrencilere ve ailelere tavsiyelerde bulundu.

“Rutin yaşantının dışına çıkılmamalı”

Sınav döneminde bazı öğrenciler çalışmaya daha çok vakit ayırmak için uyku ve beslenme düzenini ihmal ettiğini söyleyen Zorbaz, düzenli bir uyku ve beslenmenin hem fiziksel hem de ruh sağlığı için çok önemli olduğunu vurguladı. Sınava kısa süre kalmışken öğrencilerin normal rutinlerinin dışına çıkmaması gerektiğini belirten Zorbaz, “Sınava az bir süre kalmışken öğrencilerin stres ve kaygı kaynaklı çalışma alışkanlıklarında değişiklikler olabilir. Daha çok çalışma ya da hiç çalışmama gibi davranışlar görülebilir. Bunların hepsi normal tepkilerdir. Öğrenciler kendilerine daha çok kaygı yaratacak durumlardan uzak durmalı ve sınav öncesi hayatlarında çok fazla değişiklik yapmamalıdırlar. Şu ana kadar var olan rutini olabildiğince devam ettirmeleri beyinlerine verecekleri ‘her şey yolunda’ mesajı için önemlidir. Özellikle farklı besinler yemeleri ya da kendilerini zorlayacak aktivitelere katılmaları sınav öncesi farklı sorunlara yol açabilir. Bu tür isteklerini sınav sonrasına erteleyip risk almayabilirler. Bu sürede yeni bir konu öğrenmeye çalışmak yerine var olan konuların kısa bir tekrarı ve konuları test çözerek pekiştirmeleri daha yararlı olabilecektir. Yeni bir konu öğrenmeye çalışmak onları strese sokabileceği gibi öğrendikleri konuları da karıştırmalarına yol açabilir. Bu nedenle sınava az zaman kalmışken daha çok kendilerini yeterli ve başarılı hissettikleri konulara odaklanmaları hem kendilerine güvenlerini arttıracak hem de güçlü yönlerini pekiştirmelerini sağlayabilecektir” dedi.

“Daha çok çalışmalıydın” gibi pişmanlık bildiren konuşmalar yapılamamalı

Ailelerin devamlı sınav hakkında konuşmasının öğrencilerin hali hazırda olan sınav stresini daha da arttıracağını vurgulayan Zorbaz, “Aileler, çocuklarının yalnızca akademik başarıdan ibaret olmadığını, birçok özellik barındırdığını ve ne olursa olsun değerlerinin değişmeyeceğinin farkında olmalıdırlar. Bir diğer sorun da ailelerin sınav hakkında hiç konuşmaması veya ’sana güveniyorum, zaten yaparsın’ mesajı vermeleridir. Bu mesaj çocuklara bazen ağır gelmekte ve bu sorumluluk altında ezilebilmektedirler. Bu nedenle yapılacak şeylerden biri çocuklarını dinlemeleri ve çocuk kaygısını ya da stresini paylaşmak isterse buna çözüm bulmaya ya da geçiştirmeye çalışmak yerine onu anlamaya odaklanmalarıdır. Çocuğun sadece dinlenilmesi bile ona iyi gelebilecektir. Sınava çok az bir zaman kalmışken ‘daha çok çalışmalıydın’ gibi pişmanlık bildiren konuşmaların yarardan çok zararı olduğunu unutmamalıdır. Değiştirilemeyen geçmiş yerine bundan sonra neler yapılabileceğine odaklanmaları çocuklarına daha çok yardımcı olmalarını sağlayabilecektir” ifadelerinde bulundu.

Sınav yerine kalabalık gidilmemeli

Zorbaz, sınav günü sınava çok kalabalık bir şekilde gitmenin çocuğa ‘olağanüstü bir durum var’ mesajı verebileceğini, bu nedenle yalnızca ebeveynlerin ya da çocuğun güvendiği bir yetişkinin çocuğa eşlik etmesinin yeterli olacağını ifade etti. Zorbaz, sınavdan önce çocuğun sınava gireceği okulu görmesi, sınav esnasında uyulması gereken kuralların gözden geçirilmesi ve sınavda onu nelerin beklediğine dair yapılacak konuşmaların sınav öncesi öğrencinin kaygıları azaltmasına da destek olabileceğini sözlerine ekledi.

Kaygı ve stresin fiziksel belirtilerinin kontrol altına alınabilmesi için nefes egzersizlerinin yapılmasını öneren Zorbaz, doğru nefes alıp vermenin beyine “tehlike yok” mesajı vereceğini ve vücudun sakinleşmesine katkı sağlayabileceğini söyledi. Sınav esnasında yaşanan en belirgin stres belirtisinin öğrencinin tüm bildiklerini unutmuş gibi hissedip donup kalması olduğunu söyleyen Zorbaz, “Öncelikle bunun bir stres belirtisi olduğunu kendi kendilerine tekrarlamaları, kendilerini daha rahat hissettikleri konulardaki sorulara bakıp sonra zorlandıkları sorulara tekrar dönmeleri stresi yönetmede yardımcı olabilmektedir. Yine sınav esnasında zihnin başka yerlere kayması, hayal kurma ya da kötü geçen bir deneme sınavını hatırlama gibi durumlar olabilir. Bu durumda öğrenci duyularını kullanarak o an etrafında gördüğü, kokladığı, duyduğu ve dokunduğu şeylere odaklanabilir, bunları sıralayabilir ve sınav salonuna zihnini geri döndürebilir” şeklinde konuştu.

Sınavı kötü geçen öğrenci, sonraki süreci nasıl yönetmeli?

Sınavda istediği başarıya ulaşamayan bazı öğrencilerin kendisine zarar verme eğilimine girebildiğini belirten Zorbaz, ailenin sonuç ne olursa olsun çocuğuna destek olması gerektiğini ifade etti.

Zorbaz, şunları söyledi:

“Öğrencilerin en büyük korkularından biri sınavda istedikleri bölümü kazanmak için yeterli puanı alamazlarsa ailelerin onlara kızacağı ya da artık sevilmeyecekleridir. Bu duygu ve düşüncelerle kendilerine telafisi olmayan zararlar vermeye çalışmaları olası olabilmektedir. Ailelerin sınav sonucu ne olursa olsun çocuklarını sevmeye devam edeceklerini onlara hissettirmeleri önemlidir. Öğrenciler sınavın bir amaç değil araç olduğunu kendilerine hatırlatmalıdır. 5 ya da 10 yıl sonra nerede olmak istediklerini hayal etmeleri ve oraya varmak için sınavın adımlardan biri olduğunu unutmamaları önemlidir. Varmak istedikleri hedefe gidebilecekleri diğer yolları düşünmeleri onları rahatlatacaktır. Sınavın tekrarı vardır ancak hayatın tekrarı yoktur. Sınavdan sonra sınavın iyi ya da kötü geçmesinden ziyade çocuğun o zamana kadar verdiği emek ve çaba takdir edilmelidir. Eğer çocuk sınav hakkında konuşmak istemezse zorlanmamalı, çocuğun konuşmak istediği konular üzerinde durulmalıdır. Çocuğa ‘sınav nasıl geçti’, ‘kaç yanlışın var’ gibi sınavı odağa alan sorular yerine ‘şu an nasıl hissediyorsun’, ‘sana nasıl yardımcı olabilirim’ gibi çocuğu odağa alan soruların sorulması gerekmektedir. Çocuğun yanında sınavla ilgili başkalarıyla yapılan telefon görüşmeleri çocuğa kendinden ziyade sınav başarısının önemli olduğunu hissettireceğinden ailelerin bu konuda da duyarlı olması önemlidir. Çocuğun akranlarının sınavının nasıl geçtiğinin sorulması ve çocuk ve akranlarının karşılaştırılması yine çocuğa zarar verebilecek tutumlar arasındadır. Her çocuğun biricik olduğu ve hepsinin farklı özellikleri olduğundan hareketle aileler kendi çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalıdırlar.”