(İSTANBUL) – Yazar Güneş Altunkaş, yeni romanı “Yedi Günlük Sessizlik” ile dijital çağın yarattığı gürültüye, görünürlük baskısına ve toplumsal sessizliklere dikkat çekiyor. Altunkaş, romanında dijital dünyadan uzaklaşan karakterlerin içsel yüzleşmelerini anlatırken, özellikle kadınların “mecburi sessizliklerine” odaklandığını söyledi.
Modern dünyanın insanı kendi iç sesinden uzaklaştırdığını belirten Altunkaş, “Telefonlar sustuğunda insan en çok kaçtığı şeyle; yani kendisiyle, geçmişiyle ve bastırdığı kırgınlıklarıyla baş başa kalıyor” dedi. Yazara göre romandaki sessizlik bir huzur alanı değil, karakterlerin kendi iç dünyalarına inmeye zorlandıkları sarsıcı bir hesaplaşma zemini oluşturuyor.
Romanın merkezinde yer alan yedi günlük dijital inziva fikrinin, çağın “sürekli görünür olma” baskısına karşı bir direniş olduğunu ifade eden Altunkaş, sosyal medyanın yarattığı sahte mutluluk algısına dikkat çekti. Altunkaş, “Mavi ekranların bize salgılattığı sahte dopaminlerin esiri olmuş durumdayız. Bildirimlerin sustuğu o yedi gün, karakterlerin gerçek hayattan ne kadar uzaklaştıklarını yüzlerine vuran bir aynaya dönüşüyor” diye konuştu.
Toplumsal cinsiyet rollerinin de romanın önemli katmanlarından biri olduğunu söyleyen Altunkaş, Türkiye’de kadınların sessizliğinin çoğu zaman bir tercih değil, toplumsal baskının sonucu olduğunu vurguladı. “Kadınlar bazen susarak hayatta kalmaya, bazen de seslerini duyuramadıkları için o sessizliğin içine sığınmaya zorlanıyor” ifadelerini kullanan yazar, edebiyatın susturulan seslerin yankısı olması gerektiğini belirtti.
Psikolojik realizm ve parçalı kurgu tekniklerinden yararlandığını anlatan Altunkaş, okuru doğrusal bir hikâyeden çok, karakterlerin iç dünyasında dolaşan bir labirentin içine çekmeyi amaçladığını söyledi. Yazara göre romanın temel sorusu ise şu: “İnsan kendisinden ne zamandır bu kadar uzak?”

