Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’li Sarıbal: “Destekleme 70 kat, çiftçinin borcu 579 kat arttı”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, 2002 yılından bu yana tarımsal desteğin 70 kat artışla 168 milyar liraya çıkmasına karşın, çiftçi borçlarının 579 kat artarak 1 trilyon 390 milyar liraya ulaştığını açıkladı. İthalat kararlarını “çiftçiyi terbiye etme mekanizması” olarak nitelendiren Sarıbal, “1 milyon 250 bin ton ayçiçeği tohumu ve 500 bin ton ham yağ kontenjanı açıldı. Daha bu ülkede ayçiçeği tohumu hasadı başlamadı. Şu anda zaten ithalat devam ediyor. Resmen çiftçisini tüccarın, sanayicinin eline terk ediyor. Gerçekten bu ülkenin tarımına, üreticisine, toprağına, iklimine bu bir ihanettir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, 2002 yılından bu yana

(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, 2002 yılından bu yana tarımsal desteğin 70 kat artışla 168 milyar liraya çıkmasına karşın, çiftçi borçlarının 579 kat artarak 1 trilyon 390 milyar liraya ulaştığını açıkladı. İthalat kararlarını “çiftçiyi terbiye etme mekanizması” olarak nitelendiren Sarıbal, “1 milyon 250 bin ton ayçiçeği tohumu ve 500 bin ton ham yağ kontenjanı açıldı. Daha bu ülkede ayçiçeği tohumu hasadı başlamadı. Şu anda zaten ithalat devam ediyor. Resmen çiftçisini tüccarın, sanayicinin eline terk ediyor. Gerçekten bu ülkenin tarımına, üreticisine, toprağına, iklimine bu bir ihanettir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, yaz aylarının üretimin en yoğun dönemi olduğunu belirterek, dünyada devam eden savaş ve çatışmaların ekonomik sonuçlarının Türkiye’yi de etkilediğini söyledi. Beslenme hakkının temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayan Sarıbal, tarım politikalarının rekabet anlayışına, şirketlerin kâr hedeflerine ya da uluslararası yönlendirmelere bırakılmaması gerektiğini dile getirdi.

Tarım politikalarına tepki gösteren Sarıbal, ithalatın yapısal bir modele dönüştüğünü savunarak, “İthalat, çiftçiyi borca, tüketiciyi zamma mahkum etmiş durumda. Ne yazık ki Türkiye’nin tarımdaki ekonomik yapısı, tarım sektörünü yönetme modeli bu. İthalatı artık bir yapısal modele, bir rejime dönüştürmüş, çiftçiyi sürekli borçlandıran, desteklemeleri sürekli yetersiz hâle getiren ve zammı da halka reva gören, yoksulluk sınırı belli, açlık sınır belli, asgari ücret belli, emeklinin maaşı belli, adeta sürüm sürüm süründüren bir temel sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunun adı saray iktidarı ya da saray sultanlığıdır, sultanizmidir” diye konuştu.

“EKONOMİK SİSTEM SADECE FAİZ ÜZERİNE KURULDU”

Ekonomi yönetimini de eleştiren Sarıbal, faiz politikalarının kamu kaynaklarını dar bir kesime aktardığını, buna karşılık vatandaşın vergi yükü altında bırakıldığını savundu. Motorlu Taşıtlar Vergisi örneğini veren Sarıbal, vergi artışlarında vatandaşın rızasının alınmadığına dikkkati çekerek, “Kim bunlar? Faiz lobisi. Mehmet Şimşek’in yaratmış olduğu ekonomik paradigma, ekonomik sistem sadece faiz üzerine kuruldu. Bir avuç faiz lobisine trilyonlar vereceksiniz, hemen hemen bütçenin yüzde 20’sine yakın para vereceksiniz, öbür taraftan da vergiler üzerinden halkı adeta haraca bağlayacaksınız. Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde artırma yaptığınızda bunu halk oylamasına sunuyor musunuz? Rızasını alıyor musunuz? Almıyorsunuz. Peki rızası olmayan bir vergiyi alırken sadece halkın vicdanında yer bulmayan yasalar ve hukuk anlayışıyla bunu yapıyor musunuz? Yapıyorsunuz. Peki bu neyi getirir? Haracı getirir” ifadelerini kullandı.

“BESLENME TEMEL BİR İNSANLIK HAKKIDIR”

Beslenmenin yaşam ve barınma hakkı gibi temel bir insan hakkı olduğunu dile getiren Sarıbal, vatandaşların yeterli ve dengeli beslenebilmesi için gerekli koşulları sağlamanın devletin sorumluluğunda olduğunu söyledi. Tarım politikalarının hükümetlere göre değişmemesi gerektiğini belirten Sarıbal, “Tarım stratejiktir deniliyor, tarım milli güvenlik meselesidir deniliyor. Peki uygulama? 2026 yılında faize 3 trilyona yakın para ödemeyi öngörüyorsunuz ve ödüyorsunuz ama çiftçiye sadece 168 milyar destekleme ödüyorsunuz. Sadece bu rakam bile iktidarın söylemleri ile yaptıkları arasındaki o büyük farkı net bir şekilde ortaya koymaktadır” değelendirmesinde bulundu.

“ÇİFTÇİNİN 2002’DE 2,4 MİLYAR OLAN BORCU 1 TRİLYON 390 MİLYARA ÇIKMIŞ”

AKP’nin iktidara geldiği dönem ile bugünü kıyaslayan Sarıbal, çiftçinin içine sürüklendiği borç yüküne ilişkin, şunları söyledi:

“2002 yılında AKP iktidara geldiğinde 2 milyon 800 bine yakın çiftçi kayıt sistemine kayıtlı çiftçi var. Bankalara olan tarımsal kredi borcu 2,4 milyar. 2026’da çiftçiye 168 milyar destek veriliyor ve çiftçiye verilen destekle var olan üretimin ve var olan desteğin arasındaki farkı, borçla olan farkı anlatmak istiyorum. 2002’de 2,4 milyar olan borç bugün 1 trilyon 390 milyara çıkmış. Destekleme 2002’ye göre 70 kat artmış, 168 milyar olmuş, borç tam 579 kat artmış. Beyefendiler tarımla ilgili birçok söylemde bulunuyorlar ya, tarım şöyle iyi, üretim şöyle iyi, üretim şöyle fazla… Doğru, çiftçi üretiyor, ne yapsın? 50 milyon dönümden daha fazla arazinin üretimden çıktığını defalarca paylaştım ama çiftçinin üretmekten başka çaresi yok. Üretmeyi durdurduğu anda bir kere o borcu ödemek zorunda. Neyle ödeyecek?”

“YENİ YÖNETMELİKLE ÇİFTÇİNİN ÜRETİM YAPMA ŞANSI KALMAZ”

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yürürlüğe koyduğu bitki koruma ürünleri kullanım yönetmeliğinin sahadaki gerçeklerle uyuşmadığını da ifade eden Sarıbal, şöyle konuştu:

“Bu yönetmelik uygulanırsa yakın gelecekte çiftçinin üretim yapması bir yana, çok geniş bir kitlenin üretim yapma şansı kalmaz. Çok büyük miktarda yine tarım ilaçlarını, bitki koruma ürünlerini satan bayiler ortada kalmaz, yapamaz. Çiftçinin sisteme girmesi, bilgisayar ortamında bu sisteme dâhil olması, 3 gün içerisinde bunu bakanlığa bildirmesi mümkün mü? Ben çiftçiyim, sabah gittim ilacımı attım, öğleyin yağmur yağdı ve bir karaleke hastalığıyla mücadele ediyorum. Kontak ilaç attım, yani yağmur yağdığında etkisi giden bir ilaç. Eğer ben akşamüzeri ya da yarın o ilacı tekrar etmezsem ya da başka bir ilacı tekrar etmezsem o ürünü kurtaramam. Gerçekten şaşırıyorum nerede yaşıyorlar diye bakanlık yetkilileri, hangi ülkede yaşıyorlar? Acaba 5 dönüm, 10 dönüm, 20 dönüm sebze, domates, armut, şeftali, narenciye ürününe bakmışlar mı? İlaçlama yapmışlar mı? Traktörün sırtına binip bir tane ilaç atmışlıkları var mı? Yok.”

“İTHALAT, ÇİFTÇİYİ TERBİYE ETME MODELİNE DÖNÜŞTÜ”

İktidarın hasat dönemi öncesinde ithalat kararları açıklamasını “ihanet” olarak nitelendiren Sarıbal, ayçiçeği ve soğan ithalatı kararlarına ilişkin şunları kaydetti:

“İthalat, artık bu iktidarın çiftçiyi terbiye etme mekanizmasına dönüştü. 1 milyon 250 bin ton ayçiçeği tohumu ve 500 bin ton ham yağ kontenjanı açıldı. Daha bu ülkede ayçiçeği tohumu hasadı başlamadı. Şu anda zaten ithalat devam ediyor. Siz şimdiden 2027’yi planlayarak tüccara, sanayiciye ‘Bak, size ben olanak tanıyorum. Siz bu hasat döneminde durumu idare edin’ diyorsunuz. Resmen çiftçisini tüccarın, sanayicinin eline terk ediyor. Gerçekten bu ülkenin tarımına, üreticisine, toprağına, iklimine bu bir ihanettir. 13 Temmuz’da soğanın gümrük vergisini aşağıya çektiler, yüzde 49,5’ten yüzde 5’e, hemen hemen gümrüksüz. Niye? Soğan ve patates fiyatları pahalıymış. Peki geçen sene soğan, patates tarlada çürürken, depolarda çürürken neredeydiniz? Geçen sene tarlalarda kaldı, çürüdü, sürüldü, hiçbir çözüm üretilmedi, çiftçi korunmadı. Dolayısıyla bugün üretim az oldu diye fiyatlar arttı ve hemen ithalat sopasına başvuruldu.

Çiftçi mazot fiyatını kendisi belirlemiyor, çiftçi işçilik fiyatını kendisi belirlemiyor, çiftçi mekanizasyon giderini kendisi belirlemiyor, çiftçi tohum ilaç fiyatını kendisi belirlemiyor, çiftçi finansman faizini kendisi belirlemiyor. Ne yazık ki çiftçi ürettiği ürünün fiyatını da kendisi belirlemiyor. Sarmalanmış, çaresiz bir şekilde kaderine mahkum, saray ve Şimşek ekonomisinin enflasyonu düşürme politikasının kurbanı olmuş durumda. Bunu yapmanın yolu iktidarı demokratik yollarla alaşağı etmek, onun yerine halktan, ülkeden, toplumdan yana yeni bir iktidarı hep beraber inşa etmektir.”