(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, “İthalat, sözleşmeli tarım ve ‘ne halin varsa gör’ politikasını iktidar açık bir biçimde uygulamaktadır. Çiftçi sadaka değil, emeğinin hakkını istemektedir” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, tarımda yaşanan sorunlara dikkati çekti.
Tarım sektörünün önemine işaret eden ve iktidarın bu alandaki politikalarını eleştiren Sarıbal, şunları kaydetti:
“Siyasi yetkililer, Cumhurbaşkanı, bakanlar tarımın milli güvenlik meselesi olduğunu, milli savunma meselesi olduğunu defalarca çeşitli ortamlarda söylediler, anlattılar. Söylediler de gereğini yaptılar mı? Hayır. Bugün TÜİK’in açıklamış olduğu rakamlar halkın gerçek enflasyonunu asla ama asla ifade etmemektedir. Ona karşılık gelmemektedir. Mazotta yüzde 75’in üzerinde artış var. Gübrelerde minimum yüzde 40 ile 75 arasında artış var. En çok kullanılan amonyum nitrat, amonyum sülfat gübreleri yüzde 65 ile 75 arasında artmış görünüyor. Peki ne yaptı iktidar? Buğdayda yaklaşık olarak 16 lira fiyat vererek yüzde 22’lik bir artışı öngördü. Arpada yüzde 15 oranında bir artış gösterdi. Orada da 12,75 lira. Yani 1 tonu 12 bin 750 lira, buğdayın 1 tonunu 16 bin 500 lira olarak belirledi. Siz hala, hala, ne yazık ki enflasyonu yüzde 27 açıklıyorsunuz. Tarımsal girdiyi yüzde 30 açıklıyorsunuz. Adeta aklımızla alay ediyorsunuz. Çünkü taban fiyat değil, tavsiye fiyatı. Yeni sistem maalesef çiftçiyi yok etme, üretimden koparma modeline dönüşmüş.
Dünyada ekmek tüketen, ekmeğe bağlı ürün tüketen yani una bağlı ürün tüketen ülkelerin içinde dünyada birinciyiz. Yaklaşık 200 kilogram kişi başına ekmek düşen bir toplumuz. Orada da dünya birincisiyiz. Bu bile bizim ne kadar dengesiz, ne kadar yetersiz, ne kadar sağlıksız yaşadığımızı, beslenme değil karnımızı doyurduğumuzu gösteren temel net rakamdır.
Buğday, arpa, ayçiçeği, çay, pamuk, şeker pancarı; bütün bunlarda ne yazık ki ciddi bir gerilemenin olduğunu, çiftçinin beklediği fiyatların oluşmadığını çok net bir şekilde söyleyelim. Ama bu taraftan çiftçinin borcu sürekli, hem de hasat mevsiminde hem de ürününü satıp cebine para koyması gerektiği zamanda maalesef gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla çiftçi kaderine terk edilmiştir. İthalat, sözleşmeli tarım ve ‘ne halin varsa gör’ politikasını iktidar açık bir biçimde uygulamaktadır. Çiftçi sadaka değil, emeğinin hakkını istemektedir.
İktidar da, devlet kurumları da çiftçinin ürettiğinin bir kamu yararı içerdiğini görmek zorundadır. Emekten yana, topraktan yana, sudan yana, bu ülkenin gerçek üretiminden yana bir tutum, bir tavrı ortaya koymak zorundadır. Kamucu, planlı ve çiftçiyi koruyan, kollayan bir üretim modelinin mutlaka ve mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.”
“BUNDAN DAHA BÜYÜK ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ NASIL OLUNUR”
“Fon krizine” ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Sarıbal, sözlerine şöyle devam etti:
“Fon yolsuzluğu, kapsamlı suçlar içerisine alındı. Israrla örgütlü suçlar kapsamı içine alınmalı dedik, şimdi örgütlü suçlar yerine kapsamlı suçlar diye yeni bir kavram. Hukukta vardır. Taraflar belli. Kitleler etkilenmiş. Organize siyasiler var mı? Var. Devlet bürokrasisi var mı? Var. Özel sektör var mı? Var. Şimdi medya ayağı da söyleniyor. Oldu dört ayak. Birbirinden haberdarlar mı? Evet. Bilerek yapılmış mı? Evet. İçinde devletin, ülkenin içinde olan siyaset, ticaret yapan fon kuruluşları, medya, politika var mı? Var. Bundan daha büyük organize suç örgütü nasıl olunur? Kapsamlı suçlar. Örgütlü olmasın da kapsamlı olsun.
Ama küçücük bir belediyeye gidip oradan seçerek örgütsel işler yaratabiliyorsunuz. 12 Eylül’de de öyleydi. Kişiye göre suç bulunurdu. Şimdi de kişilere göre suç yaratılıyor. Suç belli, suça isim veriliyor. Açıklama yapıyor Adalet Bakanı. 247 bin 839 yatırımcıya toplam 97 milyar 300 milyon lira ödendiğini söylüyor. Ayrıca 178 bin 537 tekil yatırımcının yaklaşık 76 milyar liralık ana parasının karşılandığı söyleniyor. Ve yine aynı şekilde Adalet Bakanı gönüllü iade kapsamında yaklaşık 30 milyar lira değerinde para, taşınmaz ve hisse senedinin geri verildiğini bildiriyor. 30 milyar. Bu 30 milyarın içerisinde mal diyor, taşınmaz ve hisse senedi. Bunların da hemen nakite dönmediğini düşünürsek birinci sorumuz şu: Bu 97,3 milyar lira ödendiği söylenen parayı hangi kaynaktan ödediniz? Niye açıklamıyorsunuz? Açık, net. Artık bu saatten sonra topluma bu bilgileri açık ve net sunmak gerek. Çok büyük travmalar var. Onlarca insan ciddi bir bunalım içerisinde. Yaşamlarıyla sınanıyorlar kendileri.
“BU 247 BİN 839 KİŞİNİN ALACAĞI NE KADARDI”
Sorumuz şu: Bu 247 bin 839 kişinin alacağı ne kadardı? Israrla söylüyoruz. Bu alacağına karşılık bir toplam rakam ve siz sadece ödediğiniz 392 bin lira. Evet, arıyorlar bizi. Diyorlar ki: ‘Bizimle alay ediyorlar. Komik işler yapıyorlar’ diyorlar. Yine aynı şekilde, 30 milyar lira ödeme yapıldı ya diyorsunuz, geriye taşınmaz, hisse senedi ve nakit dahil kim bunlar? Kim? Ne kadar ödedi? Peki götürdükleri ne kadar? Elde ettikleri gelir ne kadar? O gelirin ne kadarını ödediler? Ve kim bunlar? Elbette acilen onu da bekliyoruz.
Peki ortada bir organize suç varsa, peki ortada vurgun varsa, peki ortada 412-413 kişi soruşturma, 112 tutuklu varsa, suç kesinleşmiş ise bu suç kapsamı içine giren yolsuzluk rakamının bir kısmı da stopaja gitmiş. Soruyoruz: Stopaj olarak aldığınız bu para miktarı ne kadardır? Bu soruşturma kapsamında ortaya çıkan zararlar üzerinden stopajın alındığı bu yolsuzluk parası değil midir?
“HALK PERİŞAN, YATIRIMCILAR PERİŞAN”
Israrla talepler var: ‘Biz bu stopajdan payımızı istiyoruz, bizden kesildi, payımızı istiyoruz’ diyorlar. Çünkü bu da dolayısıyla bir şaibeli alacak ödeme noktasına gitmiş durumda. Ne kadar kesildi? Önce onu istiyoruz. Net bir şekilde açıklansın. Suça konu olan bu para miktarından ne kadarı stopaj olarak kesildi? Ve bu stopajın, belli ki bu organizasyonun içerisinde bir sorunu var. Bu sorunun giderilmesi için parası kesilen insanların talebi var: ‘Ne kadar kesildi ve onu geri istiyoruz’ diyorlar. Bunun için bir hukuki düzenleme, yasal düzenlemenin yapılması gerektiğini de açık bir şekilde söylüyorlar. Yani yüzyılın, asrın en büyük organize soygununun asla unutulmayacağının, mutlaka hesabının sorulacağının bilinmesi gerekiyor. Halk perişan, yatırımcılar perişan; onların sesini sağlıklı, doğru ve anlamlı bir şekilde dinlemek gerekiyor.”

