(TBMM) – CHP Grup Başkanı Özgür Özel, “Biz genel merkezden Meclis’e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık. Onlara bıraktık. Ve CHP’nin bir binadan ibadet değil, bir anlayıştan, bir inançtan gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu, son kalenin bir bina kapısı çatısı değil, son kalenin Cumhuriyet’e inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik” dedi.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında “Dört koldan saldırı altındayız. Üç yıl önce partimizde seçimleri kazandık. 10 ay önce beş parti birden yüzde 25’lik camtavandaydık, 10 ay sonra yüzde 38’le 47 yıl sonra partiyi birinci parti yaptık. Kurulduğu günden beri AK Parti’yi ilk kez geçtik ve günden bugüne saldırı altındayız. Bunu bu kadar net koymak lazım. ‘CHP’nin iç işi’ diyorlar ya bakarsan dışarıda, anlamazsan meseleyi, çözmezsen kumpası ‘CHP’nin iç işi.’ CHP’nin iç işi değil, kim karışır CHP’nin kurultayına” ifadesini kullandı. Özel, şunları kaydetti:
“Öyle bir noktadayız ki o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongre de yapılmış, günü gelmiş sıfırdan başlanmış mahallelere tek tek sandık konulmuş, YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş, dönüp son dört kongreyi iptal etsen daha doğrusu yoksay, YSK’ya göre yok değil mazbatalar duruyor, her şey tamam, hiçbir yere göre yok değil ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesinin olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye’de hiçbir şeçilmişin kolduğunun seçim hukukuyla, itirazlara ve kesinleşmeye bağlı seçim hukukuyla sonucunun kesinleşemeyeceği bir Asliye Mahkemesi’ni ikna edenin, bir İstinaf Mahkemesi’nin gözünü döndürenin her şeyi yapabileceği bir acayip sistemin içine düşürdüler Türkiye’yi, ondan kurtulmaya çalışıyoruz. Ama öyle bir kötü akıl var ki onu söylemeden, görmeden olmaz. Kötü akıl şu: ‘Yenilmiyorduk, yendiler. Kaybetmiyorduk, kaybettik. İstanbul’u da aldılar, Ankara’yı da aldılar, Türkiye’nin yüzde 65’ini aldılar, ilk seçimde iktidarı alırlar, biz bu iktidarı veremeyiz, veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz. Dönülecek eşiği çoktan aştık, bu iktidarı teslim edemeyiz’ bütün mesele bu. Bunun üstüne oturuyor sistem. Gençlik Kolları, Kadın Kolları, ana kademe yok bir önemi. Bu işi kim yapar? Bu işi o çocuk yapar. Vaktiyle hukuksuz bütün kararları, Anayasa Mahkemesince bozulan o kararları kim aldıysa cesaretle 15’te 15 AK Parti’nin atadığığ AYM’nin 15’le 15’le bozdupu karar, hani iki kere iki dört değil beş dememiş, iki kere ikiye 555 demiş, öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını kurdurdular.
“MUHİTTİN BÖCEK’E ‘EN SON GİTTİĞİMDE FERDİ ZEYREK’E PARA VERDİM’ DİYE İFADE VERDİRTTİLER”
Bugün için neredeyiz biliyor musunuz? Hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği, defalarca Murat Kurum’a buradan söylediğim, belediyelerin ellerinde Murat Kurum’un yolladığı yazılar var vergi gelirlerinin arttırılması için hepsinde belli, Murat Kurum tek tek biliyor 16 tapuyu o yüzden bir kelime söyleyemiyor, onu söylediğimiz gün çıktı dedi ki ‘Efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak. Özgür Özel’e Manisa’da para verdi o ortaya çıkacak.’ İçişleri Bakanlığı koruma ekibi çıktı ki ortaya Özgür Özel o gün Ankara’da gün boyunca programı belli. Dedim ki ‘Bunu ispatlayamazsanız namertsiniz, alçaksınız, böyle iftira olmaz’ dedim, ispatlayamadılar. Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçla yaşayan adamı kendisi defalarca açıkladığı halde, ‘Adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim’ diye kendi yazıp açıkladığı halde, ‘Seçilmesi garanti, o kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de bizden mi istenmiş’ diyordu. İki seçim üst üste hiçbir parti kazanamamış Antalya’yı. Adaylığından sonra adaylığından sonra son aday gösterilmesinden üç gün öncenin anketi var. Parti gitmiş, aday göstermek için para almıştı o parayla anket mi yaptırmış diyordu. Böyle birisine en son ne ifade verdirttiler biliyor musunuz? ‘En son gittim kimse görmezken Ferdi Zeyrek’e verdim’ diye ifade verdirttiler. Nasılsa ölmüştür, savunamaz, inkar edemez, Özgür Özel’le de ilişkilidir, böyle dersek biz bu yalanın içinden tutarız, yalanı kara deliğe atarız, zaman tünelinde hakikati yok ederiz, bütün hesabı böyle yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum.
“EKREM BAŞKAN’A, ARKADAŞLARIMIZA ‘HIRSIZ’ DEMEYE BAŞLADILAR”
Öyle bir noktaya geldik ki ölmüş insanlara iftira atan, ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş bir başka kardeşimizin namusuna dil uzatan ve içimizdeki bir çekişme bile değil, bir umut bile değil, bir inat mıdır nedir bilinmez oraya hamle yaparak partiyi bu duruma getirerek, partiyi adaysızlaştıran, kurumsızlaştıran, lidersizleştiren bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü işbirliğiyle ilerleyerek bu işleri çözmeye kalktılar. Eğriye eğri doğruya doğru. Amerikan bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı, Ekrem İmamoğlu ilk tutuklandığında her türlü yalanı atan, bizim iddianameyi ‘Yargılanmak değil yargılamak için istiyoruz hepsi bunların yalan’ dediğimiz ama popüler olan bin 200 cep telefonundan tutun da parke altında paralar, toplantıda görüntüler, bavul bavul para… Hiçbiri çıkmadı ya, TGRT bu yalanları atarken, A Haber bu yalanları atarken iddianamede olacak diye de söylerken, kanıtı ispatı var bunların derken şimdi ‘Ben de yalan attım’ diyenler ‘Videoyu ben de gördüm’ derken Ekrem Başkan’ın evine desteğe koşanlar, ziyaret edenler, Cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminde kullandığı oyla poz verenler şimdi kendilerine bir şeyler vaat edilince bütün her şey yalan çıkmasına, itirafçılar tek tek caymasına, helallik istemesine, tel tel dökülmesine iddianame günlerinde Ekrem Başkan’a ‘Hırsız’ demeye başladılar. Arkadaşlarımıza ‘Hırsız’ demeye başladılar.
“MESELE ERDOĞAN’I RAKİPSİZLEŞTİRME MESELESİNDEN BAŞKA BİR MESELE DEĞİL”
O yüzden mesele ne öyle parti içi mesele ne bir başka mesele. Mesele CHP’yi olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Bizim parti, parti içi bir mesele olacak, Ali ile Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek ele güne karşı Meclis’in giriş kapısının önünde o cılız, o aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedenini oradan buradan toplanmış serseri gürühün önüne koyacak. Biz parti içi meseleyi değil, Türkiye demokrasisini, ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilmesine bedenlerini koyuyorlar orada insanlar. Bugün yapılan iş milletle birlikte iktidara yürürken dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir çelme, kumpas, yolundan çevirme operasyonudur. Bu yüzden bizim bugün buradaki geçirdiğimiz her gün sıkı sıkı sahip çıktığımız zincirin her bir halkası, o kopmadığımız her an memleketi Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden koparacak, Trump istiyor diye onun Ankara’daki temsilcisi öyle tarifliyor diye, ‘Buralarda demokrasiye gerek yok, merhametli monarşiler, güçlü tek adamlar lazım. Eskisi gibi Osmanlı’nın son dönem sistemi gibi bir sistem lazım. Öbür taraftan devletin başına bir Türk, bir Kürt, bir Alevi lazım. Öbür taraftan baktığında İttihat ve Terakki gibi Batıcılar, muhafazakarlar, milliyetçilerin ittifakını derin devlet kuruyor, biz da ona uyuyoruz’ deyip, bu rezalete, bu yıkıcı rezalete, bu rejime kast eden niyetlere karşı o zincirleri tutuyoruz. Bugün kopmayan halka bu halkadır. O yüzden siz bugün Türkiye’yi kuruluş ayarlarına Gazi Mustafa Kemal’in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkasınız.
“O BİNADA YEDİ TİP’Lİ GENCİ ÖLDÜREN HALUK KIRICI’NIN EKİBİ SELAM VERİYOR”
Hem Ferdi’min ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara, o kararı alanlara, aldırtanlara, o karara uyanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu Meclis’in altında cüret edilen bu meseleye, o kötücül akla o AK Partinin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa varsa şu kadarcık hakkım hakkımı helal etmiyorum. Ve bugün maalesef ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim, söyletmedim, ona söz söyleyenler için şu Meclis genel kurulunda neler geldi başıma neler, darbedildim, kürsülerin altında kaldım, neler yaşadı bu grup, neler, yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum ama gerçekten bu yaşatılanlar, bu partiye yaşatılanlar benim kendi meselemin ötesinde Genel Başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var? Kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın. Bugün o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile, o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile, bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kendi kol kola girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir. En üst mertebededir. O binada bugün Kemal Bey’e Çubuk’ta organize bir linç girişimi yaşatılırken ölümü göze alarak onunla birlikte onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada. Ama 1980 öncesi yedi TİP’li genci öldüren Haluk Kırcı’nın ekibi selam veriyorlar, 12’nci kattan Genel Başkan katından selam veriyorlar objektiflere. Kemal Bey Şavşat’ta saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikaste uğrayan ve onunla birlikte saldırı altında kirpinin içinde olan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey’e oradan ateşler atılırken kirpinin içine girerken Kemal Bey’in üstüne kapanan Seyit Torun’u iki kolundan tutup da attılar o binadan dışarıya. ‘Ya hapse katılacaksın ya AK Parti’ye katılacaksın’ dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada. Ama ‘Bir sonraki operasyon şu CHP’li belediyeye’ deyip belediye başkanlarının kendilerine, ailelerine haysiyet suikastı yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar.
“ESKİMİŞ, KÖHNEMİŞ, YOZLAŞMIŞ BU ÇİRKİN ZİHNİYETİ GERİDE BIRAKTIK”
Adalet yürüyüşünün biri isim babası, biri fikir babası Aykut Erdoğdu ile Bülent Tezcan yok. Aykut Silivri’de 12 metrekarelik zindanda ama İBB borsasında tutuklananları ziyaret edip ‘2 milyon lira vereceksin şu iftirayı atarsan çıkarsın’ diyen avukat, Yunanistan’a çıkarken yakalattığım avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat o binada ‘Arınma başlanmış burada’ diye paylaşıyor. O binada AK Parti’yi yenen kadrolar yok. O binada yenilgiye itiraz edenler, o binada direnenler, mücadele edenler yok. O binada CHP bu yolu yürüyemezsin diye tarihin görülmüş en büyük iftira kumpas karalama ve algı yönetim kampanyalarının yöneticileri, partinin aklı olmuşlar güya bizi yıpratacak diye partiyi perişan eden işlerle meşguller orada. O yüzden şimdi çıkmışlar oraya buraya ‘Bir paralel CHP varmış. Paralel CHP anlayışı varmış. Bizim Meclis’i paralel genel merkez olarak yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zapt edilmeliymiş.’ Biz genel merkezden Meclis’e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık. Onlara bıraktık. Ve CHP’nin bir binadan ibadet değil, bir anlayıştan, bir inançtan gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu, son kalenin bir bina kapısı çatısı değil, son kalenin Cumhuriyet’e inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik.”
(SÜRECEK)

