Haber: Zehra DEĞİRMENCİ / Kamera: Sibel KAHRAMAN
(BURSA) – CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, bazı alanların özelleştirme kapsamına alınmasına değinirken, “Kendilerini dokunulmaz görenler, işledikleri her fiilin hesabını vereceklerdir. Tüm gelişmeleri kayıt altına alıyoruz. Bugün kamuya ait varlıkları sahiplenmeye çalışanlara açıkça söylüyorum. Burası kimsenin yağma alanı değildir. Bu varlıklar devletin ve milletin malıdır. Bugün bu alanlara el koyduğunu düşünenler, yarın bunun hesabını vermek zorunda kalacaktır” dedi.
Günaydın, beraberindeki partililerle birlikte Memleket Hastanesi ve Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi önünde açıklama yaptı.
Tutuklanmasının ardından Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan uzaklaştırılan Mustafa Bozbey’i ziyaret ettiğini bildiren Günaydın, “Tutuklu olan yalnızca Mustafa Bozbey değildir, Bursa’nın iradesidir. Bursa’nın iradesini bir avuç insana bırakmayacağız” dedi. Bozbey’in CHP’nin adayı olarak 2024 seçimlerini açık ara farkla kazandığını belirten Günaydın, yalnızca belediye başkanlığını değil, belediye meclisi seçimlerini de kazandıklarını ancak daha çok oy almalarına rağmen belediye meclisinde daha az temsil edildiklerini anlattı.
Günaydın sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buna rağmen yıllar öncesine ait dosyalar üzerinden, bugünle ilgisi olmayan gerekçelerle bir süreç başlatıldı. Ardından belediye meclisi içinden yapılan seçimlerle halkın teslim etmediği bir yönetim anlayışı yeniden oluşturulmak istendi. İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i kazanamadınız; Bursa’yı, Balıkesir’i, Manisa’yı, Denizli’yi kaybettiniz. Milletin iradesini hazmedemediniz ve şimdi çeşitli yöntemlerle bu iradeyi değiştirmeye çalışıyorsunuz. Yargıyı araçsallaştırarak siyaseti dizayn edemezsiniz. Sandık geldiğinde halkın iradesi bir kez daha ortaya çıkacaktır.”
“Uyuşturucu ve sanal bahiste yaşanan artış tesadüf değildir”
Günaydın, Türkiye’de adalet sisteminin de ciddi sorunla karşı karşıya olduğunu belirterek, yaklaşık 300 bin kişilik cezaevi kapasitesine karşılık ülkede 400 bini aşkın tutuklu ve hükümlü bulunduğunu hatırlattı. İnsanların kapasitenin çok üzerinde koşullarda, vardiyalı şekilde yatmak zorunda kaldığını anlatan Günaydın, şunları kaydetti:
“Bu tablo yalnızca bir kapasite sorunu değildir, toplumsal yapıya dair ciddi bir soruna işaret etmektedir. Çözüm yeni cezaevleri yapmak değil, suç oranlarını artıran nedenleri ortadan kaldırmaktır. Uyuşturucu, sanal bahis ve benzeri alanlarda yaşanan artış tesadüf değildir. Ekonomide ise uygulanan politikalarla Türkiye kendi krizini üretmiştir. ‘Faiz sebep, enflasyon sonuçtur’ anlayışıyla bugün yüksek ve kalıcı bir enflasyonla karşı karşıyayız. Bu tabloyu değiştirmek ve halkın iradesini yeniden hâkim kılmak için mücadelemizi sürdüreceğiz.
“30 milyon insan açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor”
Ekonominin geneline ‘faiz sebep, enflasyon sonuçtur’ anlayışıyla yaklaşarak, dünyada benzer bir iktisadi kriz yokken Türkiye’de kendi elleriyle bir kriz yarattılar. Bugün gelinen noktada, yüzde 30’ların altına inemeyen ve adeta sabitlenmiş bir enflasyonla karşı karşıyayız. Bu enflasyonun da üzerinde seyreden faiz oranları, ekonomik tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Dünyanın en büyük yirmi ekonomisinden biri olan bu ülkede yaklaşık 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor ve tenceresini kaynatamıyor. Emekliler, asgari ücretle çalışanlar ve işsizler yalnızca yoksulluk sınırının değil, doğrudan açlık sınırının altında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Bu ekonomiyi 23 yılda bu hale getirenlerin kim olduğu ortadadır. Türkiye bir yandan milyonlarca insanı yoksulluğa mahkûm ederken, diğer yandan döviz artışının en sert yaşandığı ülkelerden biri hâline gelmiştir. Bu durum, bir kesimin büyük kazançlar elde ettiğini açıkça göstermektedir. Uzun yıllardır hukuksuzluk, yolsuzluk ve usulsüzlüklerle anılanlar, bugün kendi sorumluluklarını CHP’ye yüklemeye çalışmaktadır. Buradan açıkça ifade ediyorum: Her birini biliyoruz ve hepsinden tek tek hesap soracağız.
“Milli eğitim sistemini baştan sona yeniden yapılandıracağız”
Türkiye’de eğitim sistemi de ciddi bir çöküş içindedir. PISA sonuçlarına bakıldığında; fen, Türkçe ve matematik okuryazarlığında çocuklarımız OECD ülkeleri arasında en alt sıralarda yer almaktadır. Buna çözüm üretmeye çalışan bir Milli Eğitim Bakanı bulunmamaktadır. Aksine, mevcut yönetim kendi ideolojik yaklaşımını eğitim sistemine dayatma çabası içindedir. Kahramanmaraş’ta ve Şanlıurfa’da yaşananları unutmadık. Bunlar münferit olaylar değildir. Henüz 13-14 yaşındaki çocukların suçla anılır hâle gelmesi, uzun yıllardır sürdürülen yanlış politikaların bir sonucudur. Bu nedenle Milli Eğitim Sistemini baştan sona yeniden yapılandıracağız. Bu tabloya neden olan başta Yusuf Tekin olmak üzere, geçmişten bugüne tüm sorumlulardan hesap soracağız.
“Sandıktan kaçmaya çalışsanız da en fazla iki yıl içinde bu milletin önüne çıkmak zorunda kalacaksınız”
Anlattığımız hiçbir sorun kişisel değildir, bu ülkenin gerçekleridir. Vatandaşlar gece yarısı arayarak yoğun bakımda yer bulamadıklarını söylüyor. Oysa bu tür durumlarda dakikalar bile hayati önem taşır. İnsanlar randevu alamıyor, tedavi olamıyor ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle hastalanmaktan korkar hâle gelmiştir. Böyle bir tabloda çözüm olarak hastanelerin satılmasını önermek kabul edilemez. Bugün devletin gücüne dayanarak kimsenin hesap soramayacağını düşünenlere sesleniyorum: Yaptıklarınızın yanınıza kalacağını sanıyorsunuz, ancak yanılıyorsunuz. Sandıktan kaçmaya çalışsanız da en fazla iki yıl içinde bu milletin önüne çıkmak zorunda kalacaksınız. Araştırmalar, toplumun büyük çoğunluğunun erken seçim istediğini göstermektedir. Sandığı getirin ve milletin kararına saygı gösterin.
“Kendilerini dokunulmaz görenler, işledikleri her fiilin hesabını vereceklerdir”
Biz siyaseti zengin olmak ya da makam elde etmek için yapmıyoruz. Bu mücadeleyi yalnızca bir partiyi iktidara taşımak için de vermiyoruz. Biz siyaseti vatan, millet ve memleket için yapıyoruz. Bu ülkenin çıkarlarını korumak için hep birlikte çalışıyoruz. Kendilerini dokunulmaz görenler, işledikleri her fiilin hesabını vereceklerdir. Tüm gelişmeleri kayıt altına alıyoruz. Bugün kamuya ait varlıkları sahiplenmeye çalışanlara da açıkça söylüyorum. Burası kimsenin yağma alanı değildir. Bu varlıklar devletin ve milletin malıdır. Bugün bu alanlara el koyduğunu düşünenler, yarın bunun hesabını vermek zorunda kalacaktır. Her türlü baskıya rağmen mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Dayanağımız Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve Kuvayımilliye ruhudur. Gücümüzü milletten alıyoruz. Bize oy versin ya da vermesin, bu ülkenin tüm vatandaşlarının haklarını savunmak için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Sonunda mutlaka kazanacağız.”
“Türkiye’de sağlık sisteminin adım adım piyasaya teslim ediliyor”
Açıklamada hazır bulunan CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş da Türkiye’de sağlık sisteminin adım adım piyasaya teslim edildiğinin ve kamuya ait alanların ranta açılmak istendiğinin en açık göstergelerinden birini Bursa’da yaşadıklarını söyledi. Yeşiltaş, şöyle devam etti:
“16 Mart ve 24 Nisan tarihlerinde yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla başlayan ve kapsamı giderek genişletilen bu süreç sistematik bir tasfiye programına dönüştü. Nilüfer, Yıldırım ve Yenişehir’deki taşınmazlarla başlayan bu dalga bugün Memleket Hastanesi, Bursa Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi arazisi, Mustafakemalpaşa Tepecik Aile Sağlığı Merkezi, Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi gibi Bursa’nın sağlık omurgasını oluşturan kritik alanlara kadar uzandı. Şimdi aynı anlayış, Bursa’nın merkezinde yer alan ve halkın doğrudan erişim sağladığı sağlık alanlarını hedef alıyor. Bugün ‘özelleştirme kapsamına alma’ kararı verilen bu yerlerin yarın hangi projelere, hangi sermaye gruplarına devredileceği sorusu ortada ve bu soruya bugüne kadar tatmin edici tek bir yanıt verilmedi. Bursa’nın ve Güney Marmara’nın en eski kamu hastanesi olan Memleket Hastanesi’ni yıllar önce kapattınız. İnşaatı yıllardır devam ediyor. Bursalılar bir an önce burasının hizmete girmesini beklerken siz şimdi Bursa’nın hafızasını satmaya kalkıyorsunuz.
“Bursa’nın en kıymetli sağlık alanlarını hangi gerekçeyle özelleştirme kapsamına alıyorsunuz?”
Memleket Hastanesi sadece bir sağlık kurumu değil, hayatın en gerçek anlarının yaşandığı, sevinçlerin ve hüzünlerin iz bıraktığı bir duraktı. Burada atılan ilk nefesler, verilen mücadeleler ve edilen vedalar, yıllar içinde sayısız insanın hafızasında yer etti, hastaneyi şehrin ortak duygularını taşıyan bir mekana dönüştürdü. Burası Bursalıların anılarıyla anlam kazandı. Şimdi bu hastanenin önünde soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz. Bursa’nın en kıymetli sağlık alanlarını hangi gerekçeyle özelleştirme kapsamına alıyorsunuz? Şehir hastanesinin ayakta kalması için gözünüzü daha nerelere dikeceksiniz? Bu alanların geleceğine kimlerle, hangi çıkar ilişkileri doğrultusunda karar veriyorsunuz? Bursa’da ve Türkiye’nin dört bir yanında kamuya ait alanları satarak kendinize seçim bütçesi mi yaratmaya çalışıyorsunuz? Eğer hedefiniz buysa hiç uğraşmayın, kamu alanlarını satmayı bırakın. Çünkü bu halk sizi zaten ilk seçimde gönderecek.
“Bursa’nın yakasından düşün”
Gerçek şu ki, bu politikalarla kazanan halk olmuyor. Bu politikalarla kazanan, kamu kaynaklarını kendi çevresine aktaran dar bir çıkar grubu oluyor. Kaybeden ise Bursa’da hastanelerde yatak bulamayan, randevu alamayan, her geçen gün nitelikli sağlık hizmetine erişmekte zorlanan yurttaşlarımız oluyor. Sağlık hizmeti bir haktır. Anayasal bir haktır. Ancak parası olanın daha hızlı, daha kaliteli hizmet aldığı, parası olmayanın ise sistemin dışına itildiği bu düzen kabul edilemez. Kamu hastanelerini işlevsizleştirip sonra ‘bakın çalışmıyor’ diyerek özelleştirme yolunu açmak, halkın aklıyla alay etmektir. Bizler Bursa’da bu sürecin karşısında durmaya devam edeceğiz. Bu kentin sağlık altyapısının talan edilmesine, geleceğinin ipotek altına alınmasına sessiz kalmayacağız. Bu kararların iptali için mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Hiç kimse şunu unutmasın. Bu ülkenin hastaneleri, sağlık merkezleri, arazileri bir avuç iktidar sahibinin tasarrufunda değildir. Bunlar 86 milyonun ortak değeridir. Bursa’nın iradesine çöktünüz, Bursa’nın suyuna çöktünüz, Bursa’nın yeşiline çöktünüz, şimdi Bursa’nın malına çökmeye çalışıyorsunuz. Artık yeter. Düşün Bursa’nın yakasından.”

