Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Emek ve Özgürlük İttifakı’na: “1.Turda Bu İş Bitsin Diyorlarsa Demokrasiden Yana Olanların Ortak Hareket Etmesi Lazım”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Emek ve Özgürlük İttifakı için, “Biz refahı yükseltmek istiyoruz, büyümek, kalkınmak, teknoloji üretmek, bilgi üretmede söz sahibi olmak istiyoruz. Bunun yolu da demokrasiden geçiyor. Siz, Barış Akademisyenleri diye akademisyenleri üniversiteden attınız, hepsi yurtdışına gitti, hepsini kapıştılar, götürdüler. Akıl alacak şey değil. Demokrasiden yana tavır almalarını isteriz. Onlar adına konuşursam çok yanlış olur. Demokrasi istiyorlarsa, evet birinci turda bu iş bitsin diyorlarsa demokrasiden yana olanların ortak hareket etmesi lazım” çağrısı yaptı. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Emek ve Özgürlük İttifakı için, "Biz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Emek ve Özgürlük İttifakı için, “Biz refahı yükseltmek istiyoruz, büyümek, kalkınmak, teknoloji üretmek, bilgi üretmede söz sahibi olmak istiyoruz. Bunun yolu da demokrasiden geçiyor. Siz, Barış Akademisyenleri diye akademisyenleri üniversiteden attınız, hepsi yurtdışına gitti, hepsini kapıştılar, götürdüler. Akıl alacak şey değil. Demokrasiden yana tavır almalarını isteriz. Onlar adına konuşursam çok yanlış olur. Demokrasi istiyorlarsa, evet birinci turda bu iş bitsin diyorlarsa demokrasiden yana olanların ortak hareket etmesi lazım” çağrısı yaptı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, bu akşam Halk TV’de Liderler Masası programının konuğu oldu. Kılıçdaroğlu, Bengü Şap Babaeker ve İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu’na yöneltilen sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

“Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın ‘Tüm adaylar ve sayın Kılıçdaroğlu, seçimden sonra sarayın kurulacak kadın bakanlığına, şiddete uğramış kadınların tedavi ve rehabilitasyon merkezlerine, kadın öğrenci yurtlarına, emekçi kadın misafirhanelerine, ev işçisi kadınların sendikalarına, kadın sığınma evlerine, bağımsız kadın örgütlerine tahsis edilmesi iyi olmaz mı? Bu kadın eşitliği yerleşkesinin ismini de kadınlar koyar diye düşünüyorum’ ne dersiniz?”

“ŞİDDETİN OLMADIĞI, KADININ ŞİDDETE UĞRAMADIĞI BİR TOPLUMU İNŞA ETMEMİZ GEREKİYOR”

Bence gayet güzel bir öneri, kendisine teşekkür ederim, selamlarımızı da gönderelim. Haksız bir şekilde içeride tutulduğunu da biliyorum. Kadınların dünya kadar sorun yaşadığını biliyorum, onlarla zaman zaman konuşuyoruz zaman zaman dertleşiyoruz, büyük sorunları var, ekonomik, sosyal açıdan büyük sorunları var. Kızlarımız üniversiteye giderken yurt bulamıyorlar orada sorunları var, üniversiteyi bitirmiş mezun olmuş gencecik evlatlarımız var onlar işsiz ve anneler, babalar büyük bir dram içindeler. Bütün bunların tamamını çözecek olan kurumun adı siyaset kurumu. Siyasetçi kaynakları doğru harcarsa yerinde harcarsa bütün sorunları çözebilir. Şiddetin olmadığı, kadının şiddete uğramadığı bir toplumu inşa etmemiz gerekiyor. Diyoruz ki; ‘Cennet anaların ayağı altındadır’ peki, cennet eğer anaların ayağı altındaysa neden kadınlara şiddet uygulanıyor? Buradan toplumun çıkması, toplumun bu konuda eğitilmesi lazım.

“BAKALIM, GÖRELİM, KADINLAR KİME OY VERİYOR”

Kadınların siyasetteki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda bir çalışma yaptık, bütün kadın örgütlerine de gönderdik. CHP’de yüzde 35 cinsiyet kotası var. Bunu yasa haline getirmek istedik yüzde 35 cinsiyet kotası olsun diye, 306 kadın örgütü ‘Hayır biz yüzde 50 istiyoruz’ dediler. Peki, 50 – 50 yapacağız kanun teklifini vereceğiz, kanun teklifini reddedenlere kadınlar oy verir mi vermez mi? Mücadele edeceğiz onlara oy vermesinler diye. Biz de kanun teklifini verdik AK Parti ve MHP milletvekilleri reddettiler. Şimdi buradan bütün kadınlara sesleniyorum; biz görevimiz yaptık, siyasi partiler yasası değişsin dedik, yüzde 50 cinsiyet kotası olsun dedik, AK Parti ile MHP bunu reddetti. Şimdi bütün kadınlara düşen görev ‘Sen benim siyaset hayatımın önüne engel çıkarıyorsan kimse kusura bakmasın. Ben de sana oy vermeyeceğim.’ Bakalım, görelim, kadınlar kime oy veriyor.

“EĞER DAVA AÇILACAKSA ÇOK ÖNCEDEN AÇSAYDINIZ, NİYE ŞİMDİ BEKLİYORSUNUZ?”

HDP kapatma davası seçim aritmetiğinin bir parçası mı?

Olmamalı. Zaten seçim süreci başlayınca bir partiyi kapatamazsınız artık. Parti bütün hazırlıklarını yapıyor, seçime girmek istiyor. Eğer dava açılacaksa çok önceden açsaydınız, niye şimdi bekliyorsunuz? Tam seçimlere girerken bir partiyi kapatıyorsunuz. Ben şahsen, CHP olarak da hiçbir partinin kapatılmasını istemeyiz. Çünkü bir partinin iktidara gelip gelmemesine karar verecek olan o partinin yöneticileri değil doğrudan doğruya halk. HDP’nin bankalardaki hesaplarına tedbir de kondu, onu da doğru bulmuyoruz. Demokrasi istiyorsak, sadece benim için değil benden farklı düşünenler içinde demokrasi olmalı, onlar da düşüncelerini ifade etmeliler. Parlamento ne kadar çok farklı düşünce bir arada olabilirse saygınlığı o kadar fazla olur, nitelikli yasalar çıkar. Birimizin görmediğini bir başkası görebilir, bir başka parti sağlıklı, tutarlı eleştiriler getirebilir. Demokrasiden, düşünce özgürlüğünden korkmamak gerekiyor.

“DEĞİŞECEKSE HEP BİRLİKTE HAREKET ETMEK GEREKİYOR, DEMOKRASİDEN YANA OY KULLANMAK GEREKİYOR”

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı adayı çıkarma ihtimallerine ilişkin ne düşünüyorsunuz?

Demokrasiye inanan, düşünce özgürlüğünü savunan, kadın erkek eşitliğini savunan, yargının bağımsızlığını savunan, işsizliğe, yolsuzluğa, talana karşı olanların birleşmesi lazım. Yani bu zulüm iktidarının, tek adam rejiminin değişmesi lazım. Türkiye için temelde bir beka sorunudur. Değişecekse hep birlikte hareket etmek gerekiyor, demokrasiden yana oy kullanmak gerekiyor. Dünya şimdi ikiye ayrılmış vaziyette; demokrasiden yana olanlar, otoriter yapıdan yana olanlar. Otoriter yana olan ülkeleri biliyoruz zaten, o ülkelerde ciddi sorunlar yaşandığını biliyoruz. Demokrasiden yana olanlar belli, demokrasisi gelişmiş ülkeler belli, kişi başına düşen gelir de belli; alın İsveç’i, İsviçre’yi, Kanada’yı, Amerika’yı, Güney Kore’yi…Baktığınız zaman kişi başına gelir 25 bin dolar, 30 bin dolar, 50 bin dolar gidiyor.

“DEMOKRASİDEN YANA TAVIR ALMALARINI İSTERİZ (EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI)”

Diğer ülkelere bakın, otoriter yapıdaki ülkelere; oralarda da kişi başına gelirin çok düşük olduğunu görüyorsunuz. Biz refahı yükseltmek istiyoruz, büyümek, kalkınmak, teknoloji üretmek, bilgi üretmede söz sahibi olmak istiyoruz. Bunun yolu da demokrasiden geçiyor. Siz, Barış Akademisyenleri diye akademisyenleri üniversiteden attınız, hepsi yurtdışına gitti, hepsini kapıştılar, götürdüler. Akıl alacak şey değil. Demokrasiden yana tavır almalarını isteriz (Emek ve Özgürlük İttifakı). Onlar adına konuşursam çok yanlış olur. Demokrasi istiyorlarsa, evet birinci turda bu iş bitsin diyorlarsa demokrasiden yana olanların ortak hareket etmesi lazım.

“CUMHURBAŞKANI ADAYIMIZ DOĞAL OLARAK PARTİLERİ GEZECEKTİR, OY İSTEYECEKTİR,”

Cumhurbaşkanı adayımız doğal olarak partileri gezecektir, oy isteyecektir, neyi nasıl yapacağını bizim altı liderin de altına imza attığı metni kamuoyuyla paylaşacaktır, hedeflerimiz, amaçlarımız ortaya konacaktır. Bunlar olacak zaten, işin doğasında var. Şimdi anayasa değişikliği için AK Parti bütün grubu olan partileri ziyaret etti. Sayın Bahçeli de ne dedi; ‘Gayet doğal’ dedi. Biz de eğer öyle bir tablo ortaya çıkarsa elbette ki bütün partilerden destek isteriz. Demokrasi, bu ülkede huzur için yaşamak istiyorsan, artık hiç kimsenin inancı, kimliği, yaşam tarzı dolayısıyla ötekileştirilmemesini istiyorsan gelip demokrasiden yana oy kullanacaksın. (Tek aday ile seçimin birinci turda kazanılacağına ilişkin yorumlar hakkında) Onu söyleyen yazalnar var, düşünürler var ama dediğim gibi biz birinci turdan Cumhurbaşkanlığını kazanmak ve ülkeye huzuru getirmek istiyoruz, nokta.

“BİZ SANKİ DİĞER LİDERLERİN DÜŞÜNCELERİNİ BASKILIYORMUŞUZ GİBİ BİR ATMOSFER ORTAYA ÇIKAR VE BEN BUNU DEMOKRATİK OLARAK DOĞRU BULMUYORUM”

CHP’li belediye başkanlarının ‘Çıkın adaylığınızı açıklayın’ ya da ‘Biz size destek açıklaması yapalım, desteğimizi ilan edelim, adayımız Kılıçdaroğlu’dur diyelim’ dediler. Siz bunu neden istemediniz?

Evet, doğru geldiler büyükşehir belediye başkanı arkadaşlarımız; ‘Biz bir açıklama yapalım kamuoyuna ve sizin Cumhurbaşkanlığı adaylığınızı desteklediğimizi ifade edelim’ diye. Ben bunun doğru olmadığını söyledim. Nedeni de şu; dedim ki yarın yani bir gün önce gelmişlerdi, yarın biz liderlerle toplanacağız, şimdi siz böyle bir açıklama yaparsanız biz sanki diğer liderlerin düşüncelerini baskılıyormuşuz gibi bir atmosfer ortaya çıkar ve ben bunu demokratik olarak doğru bulmuyorum. Sonuçta liderler bir araya gelecekler, oturacaklar, konuşacaklar, tartışacaklar ve bir aday belirleyecekler diye düşüncelerimi ifade ettim. (Mansur Yavaş’ın bir açılış sırasında ‘İnşallah Cumhurbaşkanı olarak teşrif edersiniz’ sözleri) O daha önceden, bir açılış dolayısıyla yapmıştı. Bittiği zaman, ‘İnşallah Cumhurbaşkanı olarak gelir, açılışını yaparız’ diye söylemişti.

Ekrem İmamoğlu’nun Anadolu turu hakkında bilginiz var mı?

İstanbul gibi bir kente büyükşehir belediye başkanı olarak seçiliyorsunuz üstelik bütün engellemelere rağmen seçiliyorsunuz. Başarılısınız, onların yarım bıraktığı, bir anlamda inşaatlarını bile yapamadıkları metro inşaatlarını yeniden başlatıyorsunuz, pek çok sorunu aşmak için mücadele ediyorsunuz. Bakıyorlar ki başarılı olacak, o zaman başarılı olmaması için ne yapmalıyız diye bir sürü engel çıkardılar. En son yargı kararlarıyla Ekrem beyi engellemek istediler. Çıktım şunu söyledim; ‘Ekrem bey, büyük lokmadır, boğazınıza takılır siz yutamazsınız’ diye, gerçekten de Ekrem bey, bu mücadelenin ana aktörüydü. Ekrem beyi başarısız kılmak, bir anlamda iş yapamaz konumuna getirmek için yargıyı sopa olarak kullandılar. Evet, yargıçları değiştirdiler yeni yargıç atadılar ama ne yaparlarsa yapsınlar sonuçta bu ülkede yaşayan insanların bir vicdanı var.

“ANADOLU’YA ÇIKACAĞINI SÖYLEDİ, ‘EVET ANADOLU’YA ÇIKABİLİRSİN, HAKSIZLIĞI ANLAT, ÖNÜNE GELEN KİM OLURSA YAPILAN HAKSIZLIKLARI ANLAT…”

Saraçhaneye gittik, bir miting yaptık, Anadolu’ya çıkacağını söyledi, ‘Evet Anadolu’ya çıkabilirsin, haksızlığı anlat, önüne gelen kim olursa yapılan haksızlıkları anlat’ çünkü adalet talebini yükseltmemiz lazım. Ben söylüyorum, o da söylüyor, Mansur bey de söylüyor. Yapılan bir haksızlık var ne adalete ne hukuka sığıyor. Bunun bir şekliyle geniş kitlelere duyurulması lazım. Bunu benim duyurmamın çok daha ötesinde bizzat haksızlığa uğramış kişinin duyurmasının bana göre halk nezdinde özel bir ağırlığı var. Gidiyor, geziyor, söylüyor, anlatıyor ama bu şu anlama gelmesin; ‘İstanbul’a verecek hizmetlerde bir durgunluk var’ hayır İstanbul saat gibi çalışıyor. Kulis haberlerine çok fazla girmek istemem, iki kişi arasında yapılan görüşmenin dışarıya yansıtılması doğru değil. İşin özü şu tabii Ekrem bey başarıyla belediye başkanlığı görevini yapıyor.

“YERİ ZAMANI GELİNCE BÜTÜN ONLARIN HEPSİ YAPILACAK”

Belediye başkanları seçim kampanyasına nasıl katılacak?

Yeri zamanı gelince bütün onların hepsi yapılacak. Toplum gerçekten de demokrasiyi, adaleti istiyor. İş dünyasıyla görüşüyorum, Mersin’de de görüştüm, pek çok yerde görüştüm. Biz onlara sorunları nasıl çözeceğimizi anlattığımızda emin olun gözlerinin nasıl parladığını görüyorum çünkü artık bizim samimi olduğumuzu biliyorlar. Bizim kendimizi, hayatımızı, yaşamımızı gerçekten bu ülkeye adadığımızı fark ediyorlar. Bu ülke bu yönetimi hak etmiyor, güzel bir yönetimi hak ediyor, saydam, şeffaf bir yönetimi hak ediyor. Kucaklaşmayı hak ediyor bu ülke. Sanayici, çiftçi, besici üretecek üretemiyor, önünü göremiyor, yarın ne olacak bilmiyor, bize soruyor; ‘Nasıl yapabiliriz bunu, siz nasıl çözeceksiniz’ diye, biz onlara bütün ayrıntıları anlatıyoruz, onlar ‘Tamam, bunları yapacaksanız bu memleketin sorunu çözülür’ diyorlar. Göreceksiniz sandıklarda gerçekten bir oy patlaması yapacağız Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde. İşçisi, memuru, çiftçisi, esnafı, sanayicisi şikayetçi mi evet, hepsi şikayetçi.

“HEPİMİZ FAKİRLEŞTİK, SARAY VE ŞÜREKASI HARİÇ ONLAR ZENGİNLEŞTİLER”

Türkiye, bu cenderen çıkmak zorunda, sanayici önünü görmek zorunda. 100 lirayla pazara giderdiniz, filenizi doldururdunuz, cebinizde artan para kalırdı ve eve gelirdiniz. 200 liralara çıktı, yetmiyor şimdi. Enflasyon frenlenemiyor, enflasyonu frenleyemiyorlar o nedenle seçim ‘Aman 14 Mayıs’ta olsun da enflasyon daha fazla yükselmeden, verdiğimiz paralar daha fazla erimeden biz seçimi alabilir miyiz diye…’ Vatandaş bunu biliyor, görüyor. 20 yılın sonunda geldiğimiz noktaya bakın, kişi başına gelirin düştüğü dünyadaki tek ülkeyiz. 10 bin dolardı, 10 bin 200 dolardı şimdi 8-9 bin dolara düştü. Hepimiz fakirleştik, saray ve şürekası hariç onlar zenginleştiler.

Beşli çeteler hariç onlar zenginleştiler, uyuşturucu baronları hariç onlar zenginleştiler ama bu millete söz verim; o beşli çetenin çaldığı paraları, 128 milyar doları, 418 milyar doları hepsini alacağım, hepsini öyle yurtdışına götürdükleri o gökdelenlere yaptıkları yatırımları hem o gökdelenleri hem o paraların tamamını Türkiye’ye getireceğim. Bu milletin alın terini kimseye çaldırtmayacağım, kimseye yedirmeyeceğim bu konuda çok kararlıyım. Diğer konularda esnek olabilirim, ama bu hırsızlık, yolsuzluk, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler konusunda çok kararlıyım. 418 milyar dolar çalındı bu ülkede, Sayıştay raporlarında bunların tamamı yazılı. Şimdi Sayıştay’a müdahale ediyorlar, ‘Aman bunları raporlara yazmayın’ ne için, görünür diye, hepsini biliyoruz.

“SAYIŞTAY’IN YENİDEN YAPILANDIRILMASI LAZIM”

Sayıştay’ın statüsü değişecek mi?

Sayıştay bir anayasal kurum ve TBMM adına bütçe harcamalarını denetleyen kurum. Yani TBMM Başkanı ‘Biz bütçeyi kabul ettik, bu parlamento adına sen kabul ettiğimiz bütçenin doğru harcanıp harcanmadığını denetle ve raporu Meclis’e gönder’ diyor. Raporun Meclis’e doğru gelmesi lazım, belli bölümlerinin makaslanmaması lazım. Makaslanan bölümleri biliyoruz, onu zaman zaman milletvekili arkadaşlarımız açıklıyorlar, Sayıştay Başkanı da bunu gayet iyi biliyor, kimler tarafından talimat verildiğini. Uluslararası Sayıştaycılar Birliği var, denetim standartları var, o denetim standartlarına göre Sayıştay’ın yeniden yapılandırılması lazım.

“ERDOĞAN HER KONUDA KONUŞUR, NİYE BU KONUDA HİÇ KONUŞMUYOR… FAİLLERİ YAKALAYACAĞIM VE HESABINI MUTLAKA SORACAĞIM’ NİYE DEMEDİ ERDOĞAN?”

Eski Ülkü Ocakları Sinan Ateş’in silahlı saldırı sonucu öldürülmesi sonrası yaşananlara ilişkin ne düşünüyorsunuz?

Erdoğan her konuda konuşur, niye bu konuda hiç konuşmuyor. Gerçekten niye? Sade vatandaşlara soralım, niye konuşmuyor? Acaba MHP’yi kızdırırım diye mi konuşmuyor. Ortağımı darıltırım diye mi konuşmuyor? MHP, doğrudan doğruya biat etmiş vaziyette zaten. Ne derseniz deyin Erdoğan’ın her dediğine biat ediyor. Neden bu konuda Erdoğan konuşmadı? ‘Failleri yakalayacağım ve hesabını mutlaka soracağım’ niye demedi Erdoğan? Bir olayı gizlemeye mi çalışıyorlar? Kapatmaya mı çalışıyorlar? Az kaldı fazla değil, 6 ay sonra bütün bunlar toplumun önüne gelecek ve bütün bu olaylar aydınlanacak.

“BU AŞAMADA TABİİ BİZE ULAŞAN BİLGİLER VAR AMA BU BİLGİLERİ BUGÜNDEN DİLLENDİRMEK ASLA DOĞRU DEĞİL”

Benzer ülkücüler Adana’da da Mersin’de de geldiler, onlar da teşekkür ettiler. Burada çok acı bir olay var ve bu olayın şeffaf bir şekilde aydınlatılması lazım. Savcılar, polisler üzerine bir baskının gelmemesi lazım, baskı olmadığı takdirde olayı bütün ayrıntılarıyla bu ülkenin polisi de savıcısı da aydınlatır, hiçbir endişem yok. Olay savcılıktan yargıya intikal ettiği zaman çıkıp konuşmak gerekiyor. Bu aşamada tabii bize ulaşan bilgiler var ama bu bilgileri bugünden dillendirmek asla doğru değil ama savcı ve polisler üzerine belli baskıların yapıldığını gayet iyi biliyoruz. O baskıların olmaması lazım. O baskılara izin verilmemesi lazım, bir cinayet işlenmiştir faillerin yakalanması ve yargının önene çıkarılması lazım.

Bürokrasiden gelen bilgi var mı?

Elbette, bilgiler gelir. Her şeye rağmen bu ülkede namuslu hakimler, savcılar, bürokratlar var, gerçekten devletini, vatandaşına hizmet eden bürokratlar var, onlar iktidarın baskı altında seslerini çok fazla çıkaramıyorlar çünkü birisi bir yerlere sürülebilir, görevden alınabilirler. Bu ayrıntıları biliyoruz bize bilgiler geliyor ama olayı dikkatle takip ediyoruz. Savcılar da biliyor bizim dikkatle takip ettiğimizi, polisler de biliyor, olayı aydınlatmak mümkün ama bekliyoruz, umarım aydınlatırlar, ailesi de bekliyor.

“BU SEÇİMİN KADERİNİ GENÇLER BELİRLEYECEK”

Gürsel Erol’un ‘Bu seçimin kaderini milliyetçi, ülkücü seçmenin tavrı belirleyecek’ sözlerine hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu seçimin kaderini demokrasi sevdalıları belirleyecek, demokrasiye inan herkes belirleyecek seçimin kaderini. Kitle olarak tanımlarsak bu seçimin kaderini gençler belirleyecek. Gençler, doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde gençler otoriter bir yapı istemiyorlar. Eğer vatanseverlik ülkücülükse tabii ben de ülkücüyüm dedim, bayrağını sevmek ülkücülükse evet ben de ülkücüyüm, bayrağımı, vatanımı, insanımı seviyorum, ülkücünün tanımı buysa ben de ülkücüyüm o zaman. Gerçek ülkücüler de rahatsız altını çiziyorum gerçekler ülkücüler de bu gidişten rahatsızlar. (MHP’deki oy kaybı iddiaları…) Bilmiyorum, oy kaybı olur, olmaz falan filan ama gerçekten de gidişattan herkes rahatsız elbette kendisini ülkücü olarak tanımlayan vatansever kardeşlerimiz de rahatsız. Bu kadar da olmaz diyorlar, Ankara’nın göbeğinde kalkıyorsunuz bir kişiyi öldürüyorsunuz, kıyamet kopuyor her konuda konuşan tek adam bu konuda ağzını açmıyor ne için? Sen de konuş kardeşim; en azından faillerin derhal yakalanacağını, adalete teslim edileceğini söyle, söyleyemiyor. Niye söyleyemiyor? Çıkıp kendisinin ‘Ankara’nın göbeğinde ben faili meçhul cinayet istemiyorum’ demesi lazım.

“POLİS, SAVCI HAREKETE GEÇTİ, ADALET DEDİĞİNİZ BUDUR, SESSİZ KALSAYDIK YİNE BU KAPATILACAKTI”

H.K.G davası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu olayı arkadaşlarım bana aktardığında ben o gece uyumadım. Altı yaşında bir kız çocuğu, sistemli bir şekilde tecavüze uğrayamaz, hiçbir vicdan, ahlak, inanç bunu kaldıramaz. Olayın bazı çevrelerin baskısı nedeniyle kapatıldığını da duyduk sonra araştırdığımızda. Yargı, emniyet dumura uğramış, çalıştırılmıyor baskı nedeniyle. Tek yolum vardı; o kadının hakkını savunmak için sabah erken saatlerde bütün milletvekili arkadaşlarımı grup toplantı salonunda topladım, olayı anlattım, dumura uğramış bir devlet yapısı var bir çürümüşlük var ve biz bunu geniş kitlelere duyurmak zorundayız ve ben Adalet Bakanlığı’na yürümek zorundayım, benimle gelmek isteyenler buyursunlar hep beraber gideceğiz dedim ve gittik. Sonra ne oldu? Devlet nefes almaya başladı. Polis, savcı harekete geçti, adalet dediğiniz budur, sessiz kalsaydık yine bu kapatılacaktı.

“O KADININ HAKKI KADINA TESLİM EDİLMELİ”

Peki o altı yaşındaki çocuğun hakkını, hukukunu kim savunacaktı? Böylesine bir acı karşısında susan bir iktidar var, iktidara destek veren bir parti var, ona da destek veren başka siyasi partiler de var. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır değil mi onlar şeytan biz değiliz. Onlar ses çıkarmadılar, biz adalet istedik, adalet aradık. O dava için sadece ben değil arkadaşlarımız da takip ediyorlar. O kadının hakkı kadına teslim edilmeli. Adaletsizlik yapanların cezasını bir şekilde çekmeleri gerekiyor, hukuk içinde. Adaletin kinden ve öfkeden arınması lazım, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre bir yargı kararının çıkması gerekiyor.

“İKTİDAR OLDUK, ‘EFENDİM SAYIN ERDOĞAN’IN DAMADI BİZ BUNU CEZALANDIRALIM’ O ZAMAN BENİM ERDOĞAN’DAN BİR FARKIM KALMAZ”

Savunma sanayi konusu…Selçuk Bayraktar’ın açıklamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hiçbir sorun olmaz, üreten bir insanı başınızın üstünde taşırsınız, çalışan bir insanı ödüllendirirsiniz niye cezalandıralım? Keşke daha mükemmellerini yapsalardı. Kendisini, babası hayattayken ziyaret eden kişi benim. İkitelli’deki fabrikasında ziyaret eden kişi benim, kadrolarıyla fotoğraf çektiren benim. O dönem kendisine bir sürü haksızlık yapıldığını ifade etmişti, haksızlıkların giderilmesi için mücadele edeceğini söyleyen kişi de benim. İktidar olduk, ‘Efendim Sayın Erdoğan’ın damadı biz bunu cezalandıralım’ o zaman benim Erdoğan’dan bir farkım kalmaz. Hiç kimseyi cezalandırmak gibi bir niyetim yok, asla. Hele teknoloji konusunda üretiyorsa başımızın üstüne yeri var, yeter ki üretsin.

“BİZİM TEMEL HEDEFLERİMİZDEN BİR TANESİ BUDUR ZATEN SAVUNMA SANAYİNİ GÜÇLENDİRMEKTİR”

Rekabet için olması lazım ki daha mükemmelini yakalayabilelim. Kim çalışırsa üretirse başımızın üstünde yeri var. Ürettiğini ihraç edecek, dolar kazanacak, o dolar Türkiye’de bankalara gelmiş olacak, ekonomi genişleyecek. Öbürünü yapmak gerçekten dünyadan, vicdandan, adaletten uzaklaşmak demektir tam tersine her türlü destek verilir. Biz neden bağırıyoruz, diyoruz ki; ‘Katar ordusuna sattığınız tank palet fabrikasını alacağız ordumuza vereceğiz’ diye. 2018’de tank üretilecekti değil mi? Hangi yıldayız, 2023, nerede tank? Biz savunma sanayinin bütün alanlarında uçağından İHA’sından, SİHA’sına her alanda üretmek istiyoruz. Bizim temel hedeflerimizden bir tanesi budur zaten savunma sanayini güçlendirmektir çünkü bölgede de güçlü olacaksınız o zaman.

“DAHA ONLARA ÇOK ŞEY YAPTIRACAĞIM AMA SÜRE AZ KALDI BUNDAN SONRA VAR OLAN SORUNLARI ÇÖZMEK BİZİM BOYNUMUZUN BORCUDUR”

EYT konusu hakkında ne düşünüyorsunuz?

EYT’lilerle ilgili olarak uzun süre bunu dillendirdim, seçim meydanlarında, grup toplantılarında dillendirdim, EYT’lilerle yaptığımız toplantılarda dillendirdim, sorunun nasıl çözülmesi gerektiğini onlara ifade ettim ve eğer bunlar yapmazlarsa biz gelip yapacağız. Erdoğan, bir dönem demişti ki; ‘İktidarı kaybedeceğimi bilsem dahi bunu çıkarmayacağım’ çıkarmak zorunda kaldı. ‘Loading’in (paylaştığı mesaj) nedeni oydu zaten. Eksik var mı yok mu onu da teklifi görünce göreceğiz. Eksiklikler varsa hem parlamentoda önergeler hazırlanacak hem komisyonda önergeler hazırlanacak. Komisyonda dilerim EYT’lileri, onların kurduğu derneği çağırırlar, davet ederler, milletvekillerimiz de var olan eksiklikleri gidermek için önergeler verecekler, Genel Kurul’da da aynı şekilde çaba göstereceğiz.

Beni mutlu eden şu tabii, düşündüklerimin, ‘Ben bunu yapacağım’ dediklerimin bir süre sonra yapılması güzel bir şey. Bu şunu da gösteriyor; Türkiye’nin sorunlarını ben biliyorum ve ben dillendiriyorum, onlar saraylarında yaşıyorlar, etrafında hiç sorun görmüyorlar. Onlar Türkiye gerçeklerinden kopmuş vaziyetteler, Türkiye gerçeklerini benim eleştirilerim üzerine biliyorlar ve öğreniyorlar. Daha onlara çok şey yaptıracağım ama süre az kaldı bundan sonra var olan sorunları çözmek bizim boynumuzun borcudur. Bütün sorunları çözeceğiz.

(Yaz saati, kış saati uygulaması) Değiştireceğiz. Çocuklarımıza yazık, annelere yazık. (Çocukların okuldaki beslenme imkanları) Kesin taahhüt var. Bütün çocuklar zengin fakir ayırımı yapmaksızın beslenmelerini okulda yapacaklar. (En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılması teminatınız var mı?) Evet, var. Sadece emekli değil dul ve yetimler var, onlar çok daha düşük aylık alıyorlar, 200-300 lira alanlar var. Dul ve yetimlerin aldıkları aylıklar için zaman zaman açıklama yapınca Sosyal Güvenlik Kurumu o açıklamaları kendi internet sitesinden çıkardı, Kılıçdaroğlu görmesin diye herhalde.

“ENKAZ EDEBİYATI HİÇ YAPMAYACAĞIZ, BU KONUDA KARARLIYIZ”

Millet İttifakı gelirse bir enkaz devralacağınızı düşünüyor musunuz?

Enkaz edebiyatı hiç yapmayacağız, bu konuda kararlıyız. Var olan sorunları biliyoruz, sorunların giderek derinleştiğini biliyoruz ama şundan da eminiz çözüm yollarını da biliyoruz. Az önce söyledim, hangi organları kuracağımızı, devlette liyakati nasıl sağlayacağımızı, öncelikleri nasıl belirleyeceğimizi bir şekliyle ifade ettim. Her şeyi biliyoruz çözümünü de biliyoruz. Bir enkaz edebiyatı yapmayacağız. Türkiye düşündüğümüzden daha zengin bir ülke, kaynaklar yerli yerinde kullanıldığında çok hızla büyümeyi yakalamak mümkün. Bütün evlere huzuru getirmek mümkün. Bölgesinde örnek ülke olmak mümkün. Bütün bunların hepsini kısa süre içinde öyle 20 yıl falan değil, 6 ay içinde bu topluma nefes aldırmak, 2 yıl içinde enflasyonu kontrol altına alıp düşürmek, daha sonra tek haneye düşürmek bizim hedeflerimizden birisi zaten. Aç ve açıkta kimse kalmayacak. Ayrıntıya giremiyorum nedeni de şu, yarın açıklanacak bizim Ortak Politikalar Mutabakat Metni, orada bütün bunların ayrıntıları bir şekliyle var.

“TOKİ NİYE KURULDU, ORTA GELİRLİ EV SAHİBİ OLSUN DİYE, TOKİ NİYE LÜKS KONUTLAR YAPAR?”

Kira fiyatlarının yükselişi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ücrete yapılan zamlar kira artışını karşılamıyor. Çözeceğiz. Konut sayısını artıracağız. TOKİ’ye öyle lüks konutlar değil sen vatandaşa konut yap diyeceksiniz. Yapılacak bunlar. İzmit Belediye Başkanımız bunu yaptı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile anlaştılar konut yaptılar. Bizim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, geçen gittim, açtım, önce kooperatif haline getirdiler. Yüzde 1 kar ile bizim büyükşehir belediyesinin inşat şirketi yapacak, insanlara ücretsiz konut verecek. Bunların bütün yolları, yöntemleri var ama bunlar bilmiyorlar çünkü bunlar ceplerine çalışıyorlar. Biz halkın cebine çalışacağız, halk için çalışacağız. Kişi konut sahibi olmalı evet, araba sahibi olmalı mı evet. Gençlerin de en büyük arzusu o; ‘Ben bu ülkede asgari ücretle çalışırsam hayat boyun ne ev sahibi olabilirim ne araba sahibi olabilirim’ diyor ama ‘Asgari ücretle Almanya’da, Fransa’da, İsveç’te, Norveç’te, Japonya’da, Amerika’da, Kanada’da çalışsam ev sahibi de olabilirim araba sahibi de olabilirim’ diyor. İngiltere, dünyanın en önemli 20 üniversitesinden mezun olan herkese vatandaşlık veriyor. Bizde de 400 bin dolara daire alıyorsan vatandaşlık veriyorlar, eğitim falan hepsi hikaye. Bu Türkiye’nin nasıl yönetildiğini gösteren çok temel bir gösterge. TOKİ niye kuruldu, orta gelirli ev sahibi olsun diye, TOKİ niye lüks konutlar yapar?

“ELBETTE Kİ İNSAN DUYGULANIYOR, DUYGULANMAMAK MÜMKÜN DEĞİL”

(Büyük dedesi Seyid Mahmud Hayrani’nin Türbesini ziyareti hakkında…): Üçüncü kez gittim, Seyid Mahmud Hayrani Türbesi Akşehir’de, büyük dedemizin türbesi. Daha önce de giderdim dua ederdim, şimdi tabii gidince biraz daha farklı oldu Genel Başkan olarak gidince. Fazla girmek istemiyorum, kendi özel hayatıma, ailemin hayatına ama yani işte bizim Horasan erenleri dediğimiz kişilerden birisi. Her Akşehir’e gittiğimde doğal olarak türbeyi ziyaret edip, duamı ediyorum, bu da benim görevlerimden biri zaten. Baba ocağı bizim için, kişinin kendi köklerini, kendi tarihini bilmesi kadar güzel bir şey yok. O köklerin bugüne kadar yansıyan tarihinin gereğini yaparsanız ahlakı, erdemi, bilgiyi, birikimi, insana, doğaya saygıyı öncelerseniz ve o tarihin getirdiği kültür bunu sizin kültürünüze dönüştürmüşse elbette duygulanırsınız. Elbette ki insan duygulanıyor, duygulanmamak mümkün değil.

ACILARDAN DERS ÇIKARMAK

Elbette ki tarihimizin önemli bir seçimi, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmak gibi bir görevimiz var. Bir 100 yıl yaşadık, o 100 yılın çok acıları da oldu sevinçli günleri de oldu. Başbakanların, bakanların, gencecik filinta gibi evlatlarımızın idam edildiği süreçleri yaşadık. Askeri darbeler oldu, büyük acılar yaşandı. Bir 100 yılın getirdiği acılardan ders çıkararak yeni bir 100 yılı inşa etmek durumundayız. Bu yeni yüzyılın demokrasi olması lazım ana ögesi çünkü her birimizin bir başka kişiye saygı duyması lazım. Cumhuriyeti artık sevgi, barış üzerine inşa etmek zorundayız. Acılardan ders çıkarmak gibi bir erdeme sahip olmamız lazım, onu yaptığımız zaman Türkiye’yi büyütmüş olacağız, o zaman kucaklaşmış, helalleşmiş olacağız. Elbette tek tek baktığımız zaman birey olarak hatalarımız, kusurlarımız olabilir ama insan hatalardan ders çıkarmalıdır. Hep şunu söylerim hata insana özgü bir kavramdır. Yüce yaradanın bize verdiği aklı kullanmak zorundayız. Aklımızı erdem, iyilik için kullanacağız. Kibirden uzak durması gerekir insanın, sevgiyi, saygıyı öncelemesi lazım.

“AHLAKLI, NAMUSLU, DÜZGÜN, KUL HAKKI YEMEYEN İNSANLARA BU ÜLKENİN TESLİM EDİLMESİ LAZIM, YETER DEMEMİZ LAZIM”

Bütün bunları yaptığımız zaman önümüzdeki yüzyılı daha güzel bir yüzyıla dönüştürebiliriz. Bunun için çalışmamız, alın teri dökmemiz lazım, avantandan para kazanan düzene son vermemiz lazım, gencecik evlatlarımızı zehirleyen uyuşturucu baronlarına bu topraklara girmesini kesinlikle yasaklamamız lazım. Bunların tamamını yapacak olan siyaset kurumu. Siyasete ahlaklı insanları taşımamız lazım. Şunu söyledim; siyasete giren kişi zenginleşiyorsa bilin ki o iyi bir insan değildir. Kul hakkına el uzatmış demektir. Uzun süredir siyasetteyim, siyasette zenginleşmedim aldığım aylık bana yetiyor. Milyar doların olsa ne olur sonunda gideceğimiz yer bellidir. Siz siyaseti ne için yaparsınız halkınız için yaparsınız. Bu ülkenin çıkarı için, bekası için yaparsınız. Geleceği öngöremeyen bir siyaset olmaz. Siz planlama teşkilatını kapatırsanız, geleceği ben öngörmek istemiyorum anlayışı çıkar ortaya ve Türkiye’nin bütün bu hatalardan alınması lazım. Bir de ahlaklı, namuslu, düzgün, kul hakkı yemeyen insanlara bu ülkenin teslim edilmesi lazım, yeter dememiz lazım. Onun için diyorum; yeter artık söz milletin olsun.”

KILIÇDAROĞLU: BÜTÜN MESELE SEÇİLMEK DEĞİL SEÇİLDİKTEN SONRA YAPMAK

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığı konusunda, “Devlet dediğiniz kurumlar bütünüdür ve bu kurumlar bütününün uyum içinde çalışması lazım. Bunu sağlayacak 1 kişi. Bunu sağlayacak kişinin, liderler bende görürler, böyle teklifte bulunurlarsa elbette yani. Şerefli görevdir, bunun da altını çizeyim. Onurlu görevdir. Bu onurlu görevi herkes yapmak ister. Bunu da açık yüreklilikle ifade edeyim. Bütün mesele seçilmek değil seçildikten sonra yapmak. Vaatlerini yerine getirmektir, bu güveni liderlere vermektir” dedi. Kılıçdaroğlu, “13 Şubat’ta inşallah cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacağız kamuoyuna. Öyle bir karar aldık.  Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde buluşacağız. Artık 13 Şubat’ta mı olur, yoksa 13 Şubat’ta karar alacağız, bu kararın açıklanması için belli bir tarih mi olur? Mesela ortak politikalar metnini 26’sında görüştük. Daha sonra 30’unda kamuoyu ile paylaşıyoruz. Orada da büyük olasılıkla 13’ünde karar alacağız ama cumhurbaşkanı adayını diyelim ki 13’ünde değil de 23’ünde kamuoyuna bir şekliyle ne yapacağını ortak mutakabat metni ile açacağız” diye konuştu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, bu akşam Halk TV’de Liderler Masası programının konuğu oldu. Kılıçdaroğlu burada HALK TV Haber Yayın Yönetmeni Bengü Şap Babaeker ve Günaydın Türkiye programı sunucusu İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“Seçim tarihi 14 Mayıs belirlendi. Her 2 ittifakın sloganı da ‘Yeter söz milletin’ oldu. Erdoğan’ın seçim için 14 Mayıs’ı belirlemesi ve bu sloganı seçmesi sürpriz oldu mu?

Olmadı. Samimi söylemem gerekirse gideceğini bilen bir insan ‘Şöyle bir tarih belirleyelim. 14 Mayıs’ı Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinde ikinci önemli bir tarih olsun’ diye düşünmüş olabilir. İyi niyetli düşünüyorum. Zaten yapabileceği, önerebileceği başka bir tarih de yok. Mayısta olması ile haziranda olması arasında fark yok zaten.

14 Mayıs’ta seçime gidiyoruz. Muhalefet partileri erken seçim kararına destek verirse 14 Mayıs olabiliyor esasında değil mi? Bunu bir anlatır mısınız?

Biz yanlış hatırlamıyorsam 6 Nisan tarihini belirlemiştik. 6 Nisan’a kadar olursa biz buna destek veririz. Dolayısıyla 6 Nisan tarihinde bir karar alır parlamento ve biz de parlamentonun aldığı karara saygı duyarız. Eski seçim yasasına göre seçimler yapılır. Ama Erdoğan ‘Hayır, ben daha sonra yapacağım’ diyorsa biz ona destek vermeyeceğimizi 6 lider açıkladı. Parti sözcülerimiz açıklamalar yaptılar. Erdoğan  tabii kendi istediği bir atmosferde seçimin yapılmasını istiyor. Ücretleri artıracağım, şunu artıracağım, bunu artıracağım. Şunları çıkaracağım diye. Bizim yıllardır biz iktidar olduğumuzda bunları yapacağız dediğimizi ‘Ben yapıyorum’ dedi. Ama halk gerçeği biliyor. O kendi iradesi ile yapmadı. Bizim baskımız üzerine, halkın bizim söylediklerimize ‘Evet, haklı söylüyor Kılıçdaroğlu. Onun dediklerini yap’ diye de baskı geldi. Biraz daha gecikirse, hazirana doğru atarsa enflasyon zaten her ay yükseliyor, dolayısıyla yaptığı zamların bir anlamanın kalmadığını halk da o da görecek. Bu nedenle erkene çekip, ‘Bu kadar zam yaptım, enflasyonu tam yaşamadan acaba oy kapabilir miyim’ anlayışı içinde bir politika izliyor. Bu anlayışa kendisini hapseden birisinin seçimi kazanma şansı yoktur. Siz halkın beklediği değil kendi beklentileriniz üzerine seçim koyuyorsunuz.

Siz 14 Mayıs’ı kabul ettiniz ama değil mi?

Bizim açımızdan 14 Mayıs, 15 Mayıs ne ise, hangi tarihte yapıyorsa getirsin sandığı koysun dedik. Ama parlamentoda oy kullanmayacağız. Tek yolu var, kendisi Meclis’i feshediyorum diyecek. Tek yetkisi var, onun üzerine seçime gidecek. O da kendisine üçüncü kez cumhurbaşkanlığı hakkını tanımıyor. Anayasa açık. Ben anayasa hukukçusu değilim ama anayasa hukukçularını dinliyorum. Onlar yazıyor, çiziyor, konuşuyorlar. Üçüncü kez aday olamaz diyor. Doğru. Üçüncü kez aday olamaz.

Açıklandığı zaman adaylar sade vatandaşlar da hukukçular da Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvuracaklardır. Erdoğan üçüncü kez aday olamayacağına dair. Adım gibi biliyorum, YSK diyecektir ki ‘Hayır üçüncü kez aday olabilir’. Çünkü kendisi YSK üyelerini belirledi aslında. Perdenin arkasındaki dolapları biz bilmiyor muyuz? Yargıtay, Danıştay’ın hangi hale sokulduğunu, orada militan yargıçların olduğunu bilmiyor muyuz? Bütün dünya biliyor, biz de biliyoruz. Yargının yargı olmaktan çıktığını o da biliyor, bütün dünya da biliyor. Aklı başında olan ve adaleti arayan herkes biliyor bu gerçeği. YSK’ya başvurdunuz. Geçmişte de oldu, benzer bir YSK vardı. Ne oldu? Aynı zarfın içine konulan 4 oydan 3’ünü geçerli, 1’i geçersiz dedi. Nereden biliyorsun kardeşim? Talimat geldi. İstanbul’u kaybetmeyelim diye. Ne oldu? 15 binlik fark, 800 bine çıktı. Dolayısıyla artık halk sandığa gittiği zaman gerçekten de Millet İttifakı’na oyu demokrasi için vermeli. Adalet istiyorsa, Millet İttifakı’nın bileşenlerine verecek. Demokrasi, hukuk istiyorsa, hiç kimseye zulüm yapılmasın istiyorsa oyunu gelecek Millet İttifakı’na verecek. Bu kadar açık ve net söylüyorum. Ha zulüm devam etsin diyorsanız, Erdoğan orada. Yeteri kadar zulüm varsa ediyor zaten. Şu milletin bir feraseti, aklı, bilgisi var. Tarihte yaşadıkları var ve ürettiği atasözleri var. Ne diyor, zulmün artsın ki tez zeval bulasın. Yani tez gidesin. Tez gitmesi için zulüm artarsa bu adam bir an önce gidecek diye. Bu milletin çektiği zulüm de yetmez mi?

“O GENE ADAY OLACAK”

Erdoğan 14 Mayıs’ı istiyor ancak siz muhalefet partileri olarak ona destek vermeyeceksiniz. 14 Mayıs’ta seçim yapılabilmesi için tek ihtimal kalıyor. Sayın Erdoğan’ın Meclis’e feshetmesi. O zaman da diyorsunuz ki aday olma şansı yok. Ne olacak, biz ne göreceğiz 14 Mayıs’ta?

O gene aday olacak.

Ama siz anayasaya aykırı olduğunu tarihe not düşmüş olacaksınız…

Gene aday olacak. YSK da diyecek ki ‘Efendim Erdoğan adaydır’. Ne diyor, kronometreleri sıfırladı. Sıfırlamanın ne olduğunu Erdoğan gayet iyi bilir. Sıfırlama konusunda bir numaralı uzmandır. ‘Oğlum paraları sıfırlandın mı?’. Ben demedim, o kendi dedi.

‘Yeni sistem ile ben ikinci kez aday oluyorum’ diyor…

Hayır efendim, hiçbir anayasa hukukçusu bunu kabul etmiyor. Kendi militanları dışında. Bu kadar açık.

Erdoğan üçüncü kez aday oldu. Bu adaylığı 6 Nisan’dan önce yapsaydı destek verecektiniz seçim kararına. Zamanında olsa yine aday olabiliyor. Şöyle görüyoruz, seçimin bu tarihte olması cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarını bile göze alabilecek kadar önemli. Bu da bizi yeniden ekonomiye mi getiriyor? Ekonomideki durum öyle bir boyutta ki cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin tartışmayı bile göğüslemeye karar verdiler.

Vatandaşın şunu görmesi lazım. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti bir kişiye teslim edilsin mi, edilmesin mi? Bir kişiye teslim edilsin diyorlarsa devam edecek. Hayır efendim devlet bir kişiye teslim edilemez. Devlet adaletle ve liyakatle yönetilir, kadroları vardır. Liyakat ile yönetilen bir devlet ancak ayakta kalabilir. Devletin kurumları vardır ve kurumların gelenekleri, kültürleri oluşur tarihsel birikim içinde. Bu deniyorsa, bu sisteme hayır diyecekler. Devlet bir kişiye teslim edilebilir mi? Bir kişiye teslim edilen devlet. Bu Türkiye Cumhuriyeti devleti için gerçek anlamda bir beka sorunudur. Hayatımızın her alanında sorun çıkmaya başladı. Sorunsuz hiçbir alan yok. Dış politika sorun var mı, var. İç politika sorun var mı var. Parlamentonun iradesi var mı, iradesi yok. Efendim saray her şeye hakim. Devletin kurumlarında çürüme var mı, çürüme var. Çürüme o boyutlara ulaştı ki rüşvet alandan büyükelçi atanması noktasına geldik.

“DEMOKRATİK YOLLARLA BEKA SORUNUNU ÇÖZMEK İSTİYORUZ”

Bütün vatandaşlarıma şunu söylemek isterim, elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Rüşvet adamdan büyükelçi olur mu, olmaz mı? Arkeologun Merkez Bankası’nda ne işi var? Arkeologları küçümsemek için demiyorum, çok güzel görevler yapıyorlar ama yerinde. Siz bir doktoru nerede görevlendirirsiniz, hastanede hastaya bakacak. Şimdi siz kalkıyorsunuz, devletin bütün kurumlarını çürüttünüz. Yargıya güven yüzde kaç? Yargıtay Başkanı söyledi, yargıya güven yüzde 30’lara düştü diye. Eğer yargının tepesinde olan bir kişi yargıya olan güvenin temelden sarsıldığını söylüyorsa bunun kabahati kime ait? Devleti bir kişiye teslim ederseniz ona aittir. Devlet bir kişiye teslim edilemez. Onun için bir beka sorunudur. Biz demokratik yollarla bu beka sorununu çözmek istiyoruz.

2 BİN 300’DEN FAZLA SOMUT HEDEF VAR

Yarın Millet İttifakı’nın seçim beyannamesini dinleyeceğiz. 2 bin 300 vaat sanırım. Bunu anlatır mısınız?

9 ana başlık altında, 75 alt başlıkta, 2 bin 300’den fazla somut hedef, politika ve projeleri açıklayacak arkadaşlarımız. Ama özetini tabii. Kitabımız var, kalın bir kitap. O kitap katılanların tümüne ayrıca verilecek. İçeriğini benim anlatma hakkım yok. Çünkü içerik 6 liderin bir araya gelip aylarca çalıştığı ve ortaya koyduğu somut öneriler. Ne diyorlardı bizim için? ‘Efendim bunlar sabahtan akşama kadar aralarında tartışıyorlar, bir şey üretemezler’. Söylüyorum, siz böyle 2 bin 300 başlığı acaba çıkıp da kamuoyu önünde anlatabildiniz mi? Anlatamazlar da. Biz 6 lider Türkiye’nin bütün sorunlarını gördük. Bu sorunlardan nasıl çıkması gerektiğini yazdık. Sorunlardan çıkmak yetmiyor, neleri yapmamız gerekir onu da anlattık. 6 liderin aylardır bir araya gelip ki genel başkan yardımcıları ve onların kadroları vardı, akademik dünyadan destek vardı. İş dünyasından destek vardı, biz hangi sorunu nasıl çözebiliriz, çözümlerimiz ne kadar samimi, içten ve doğru olacak. Dolayısıyla afaki çözümler üretmek ve söylemek yerine, ayakları yere basan çözümler. Türkiye’yi 6 ayda nefes aldırmak, daha sonra büyüme süreci içine Türkiye’yi sokmak. İşsizlik ile mücadele etmek. İşsizlik sorununu çözmek. Bütün bunlarla ilgili ayrıntılı bilgi yarın verilecek.

Ortak politikalar mutakabat metni. 6 liderin bir araya gelip oluşturduğu ortak mutakabat, onun metni.

Seçimi kazandınız, Millet İttifakı olarak. Ne yapacağınız belli mi?

Daha önce açıkladığımız bazı metinlerde, önce bir durum ve hasar tespit komisyonu kuracağız. Memleketin durumu nedir? Çünkü rakamlar kamuoyuna doğru yansıtılmıyor, biz de bilmiyoruz. Gelirimiz nedir doğru dürüst? Giderimiz nedir, tahahhütlerimiz nedir? Yol yaptın, köprü yaptın biz bunlara ne kadar para ödeyeceğiz? Yükümlülüklerimiz nedir bunları bilmiyoruz. Türkiye Varlık Fonu var, başlangıçta buraya karlı şirketler dahil edildi. Şimdi hepsi zarar etmeye başladı. Neden zarar ettiler. Burası bir dipsiz kuyu, şimdi burada ne oluyor? Hasar tespit komisyonu devlette, bürokraside yetişmiş, ahlaklı, bilgili, birikimli insanları görevlendireceğiz. Sayıları 20-25. İlk yapacağımız iş durum ve hasar tespit komisyonu. Diyeceğiz ki bunlara, gidin Türkiye’deki bütün bu olaylara bakın, temel noktalara ve bize süratli bir rapor getirin. Biz önceliği nereye vermeliyiz ve hangi kararları almalıyız. Çünkü biz doğru adım atmazsak, doğru adım atmak doğru bilgiye dayalı olarak ancak olur. O zaman biz doğru bilgilenmek zorundayız. Doğru bilgiler gelecek ve biz ona göre kararımızı alacağız.

STRATEJİ VE PLANLAMA TEŞKİLATI KURULACAK

İki, strateji ve planlama teşkilatı. Devlet Planlama Teşkilatını kapattılar. Niye kapattılar? Hangi gerekçe ile kapattılar. Devletin en yetkin, bilgili, deneyimli bürokratları oradaydı. Ulaştırmadan tutun, sağlığa kadar, vergiden tutun, tasarrufa kadar. Karayollarından tutun, demir, deniz yollarına kadar yatırımların bütün çeşitliliği orada tartışılır ve siyasetin önüne hangi alanlarda neyin yapılması gerektiği sunulurdu. Öncelikler sağlıklı belirlenirdi. Toplanan vergileri önce nereye harcayalım. Afaki projelere mi, toplumun ihtiyacı nerede, Türkiye nasıl kalkınacak, büyüyecek? Bunlarla ilgili bütün çalışmalar yapılırdı, bunları kapattılar. İlk yapacağımız çalışmalardan birisi de strateji ve planlama teşkilatını yeniden kurmak. Onu yeniden kuracağız ve böylece devletin bütün gelirleri, giderleri, harcamaları, öncelikleri, planlamalar, bölgede Türkiye’nin kalkınması, bölgesel kalkınmaların olması gibi pek çok çalışma burada yeniden yapılacak. Siyaset kurumunun önüne siyasetin verdiği hedefler doğrultusunda en doğru projeler gelecek. Biz o projeleri hayata geçireceğiz…

Biz iktidar olarak gelip ana muhalefet partisine hesap vereceğiz. Özgüvenimize bakın. Çünkü kul hakkı yemeyeceğiz ve yedirmeyeceğiz. Vatandaşın ödediği 5 kuruş vergi mi var? Fakir, fukara. Aylığı olmayan işsiz bile ekmek alırken vergi veriyor. Ben o verginin nereye harcandığını onun işsizliğini gidermek için ona anlatabilmeliyim. O zaman ben gerçek anlamda siyaset yapıyorum, o zaman ahlaklı siyaset yapıyorum. Kendime güveniyorum, kurun kardeşim diyorum. Kurdular, neyi? Kesin hesap komisyonu, başkan ana muhalefetten olsun. Ben iktidar olarak gelip ana muhalefete hesap vereceğim. Bu ne demektir, yolsuzlukların artık sonu göründü demektir. Bakan diyecek ki ‘Aman beyler, bürokrasi aman, bakın gideceğim ben. Ana muhalefet orada hesap vereceğim. Sakın yanlış bir şey yapmayın. Ben orada perişan olurum’.

Yüksek bürokrat atamaları efendim…

O bürokrat atamalarında da kesinlikle liyakat önemli. Bankacılıktan anlamayan Merkez Bankası Başkanı mı olur? Allah aşkına ya, olmaz. Yurt içi ve dışında finans çevrelerine güven veren birisinin Merkez Bankası Başkanı olması lazım. Merkez Bankası Başkanının temel görevi fiyat istikrarını sağlamaktır. Bugün Türkiye’de fiyat istikrarı var mı? Yok, niye yok? Merkez Bankası dediğimiz bir kurum görevini yapmıyor ki. Görevi nereden kaynaklanıyor onun da ifade edeyim. Merkez Bankası Kanunu’nun 4’üncü maddesi. Diyor ki ‘Merkez Bankası’nın temel görevi fiyat istikrarını sağlamaktır’. Nokta, cümle bu. Aynen. Artık ezberledim. Fiyat istikrarı var mı? Yarın sabah neye, ne kadar zam geleceğini kimse bilmiyor. Enflasyon almış başını gidiyor. Merkez Bankası nerede? Yok. Görevini yapmıyor. Ne için? Merkez Bankası’nın bu görevini yapması için başkanın fiyat istikrarına kilitlenmesi ve gerekli önlemleri alması gerekiyor. Ama saraydan talimat alırsanız görevi yapamazsınız. Saraydan talimat alıyor. O diyor ki ‘Faizi indir’. O da indiriyor. Faizi yükselt dese hemen ertesi sabah yükseltecek. Bir daha indir diyor, bir daha indiriyor. Bir daha şunu yap, bir daha şunu yapıyor. Bu Merkez Bankası’nın iradesi var mı? Hayır, iradesi yok. Biz kamuda, devlet yönetiminde liyakati savunacağız. Liyakat olacak. Liyakatin olmadığı yer olmaz.

ORTAK POLİTİKALAR MUTAKABAT METNİ AÇIKLANACAK

Yarın Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişin yol haritasını da duymayı bekliyorduk. Orada bir sorun, gecikme mi var?

Gecikme yok. Yol haritamızla ilgili liderler arasındaki görüşme devam ediyor. Onu 13 Şubat’ta cumhurbaşkanı adayımızın açıklandığı tarihte açıklanmasını ve onun tarafından açıklanmasının daha doğru olduğu düşünüldü. Bu şekliyle bir karar aldık.

Yol haritasını şimdi açıklasak, 3 önemli şeyi açıklayacaktık. 1, orta politikalar mutakabat metni. Biz önce bu ortak politikalar mutakabat metninin kamuoyunda tartışılmasını ve kamuoyunun bunu bir şekli ile görmesini istedik. Öbürünü açıkladığımızda bu yok olacaktı, herkes öbür tarafa kitlenecekti. O nedenle onu ayın 13’üne erteledik. Önce şu mutakabat metni çıksın ortaya. Ekonomi, sağlık, yargı, bürokrasi, teknolojide ne yapacağız? Gelişmeler ne olacak, işsizliği nasıl önleyeceğiz, istihdamdaki hedeflerimiz nelerdir? Bunların tartışılmasını istedik… 200 sayfalık Türkiye’nin kurtuluş reçetesini yazdık. Hem demokrasi, hem ekonomi, hem sosyal politikalar hem de dış politika açısından. 9 ana başlık altında. Büyüme, kalkınma, teknolojide ilerleme. Bunu yazdık ya. Hala onların var mı? Ben adayım diyor, nesi var mesela. Bahçeli ile BBP ne oldu onlar? Bir araya geldiler mi? Oturdular mı, kamuoyuna bir şey açıkladılar mı? Ama bizimle uğraşıyorlar. Bizim hazırladığımız metni söyleyeyim, bir süre sonra kopyalayacaklar. Biz de bunları yapacağız diye.

“ADAYIMIZI AÇIKLAYACAĞIZ”

13 Şubat’ta ne öğreneceğiz?

13 Şubat’ta inşallah cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacağız kamuoyuna. Öyle bir karar aldık.  Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde buluşacağız. Artık 13 Şubat’ta mı olur, yoksa 13 Şubat’ta karar alacağız, bu kararın açıklanması için belli bir tarih mi olur? Mesela ortak politikalar metnini 26’sında görüştük. Daha sonra 30’unda kamuoyu ile paylaşıyoruz. Orada da büyük olasılıkla 13’ünde karar alacağız ama cumhurbaşkanı adayını diyelim ki 13’ünde değil de 23’ünde kamuoyuna bir şekliyle ne yapacağını ortak mutakabat metni ile açacağız.

Gerekirse o gizlilik muhafaza edilir. Belli bir tarihte bu gerçekten güzel bir törenle kamuoyu ile paylaşılır. Tek aday, ortak aday. Hedef ortak aday.

2 aday ihtimali ortadan kalktı sanırım değil mi?

Görüşeceğiz. Biz zaten ortak aday talebimizi defalarca açıkladık kamuoyuna. Ortak adayla belirleyeceğimizi bunu. Daha önce pek çok yayınladığımız, kamuoyuna yaptığımız her toplantı sonrasında açıklamada, ortak adaydan zaten söz ediyoruz. İsmi konusunda bugüne kadar ki açıklama yapılmadı, adayımızın kim olacağı konusunda. Ama kamuoyunun merakını gidermek için cumhurbaşkanı adayının niteliklerini yine bir bildiride kamuoyuna açıkladık. Şimdi bunu mutakabat metinimizi kamuoyuyla paylaşacağız, neyi nasıl yapacağımızı, hangi alanda neleri düşündüğümüz açıklayacağız.

Şu soru da geliyor, niye cumhurbaşkanı adayını açıklamakta geciktiniz. Şunu bir sefer bütün vatandaşlarımın bilmesini isterim. Biz son derece dikkatli, kararlı, istikrarlı adım atıyoruz. Eğer mutakabat metni yayınlanmadan önce biz cumhurbaşkanı adayımızı belirleseydik, cumhurbaşkanı adayı da deseydi ki ‘Ben teknolojide, ekonomide şunu yapacağım’. Ondan sonra 6 lider diyecekti ki ‘Arkadaş daha biz karar almadık, sen oturuyorsun böyle konuşuyorsun, dolayısıyla biz böyle düşünecektik’. Biz neyi, nasıl yapacağımız konusunda önce bir karara varalım. Ülkeyi nasıl ayağa kaldıracağımız konusunda görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşalım. Hangi alanda, hangi kararları alacağımızı kamuoyuna bildirelim. Arkasından cumhurbaşkanı adayımızı bildirelim. Böylece ortak dil olmuş olur.

“HER PARTİ KENDİ LİDERİNİ CUMHURBAŞKANI ADAYI GÖRMEK İSTER”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı siz misiniz?

Her parti doğal olarak kendi liderini cumhurbaşkanı adayı olarak görmek ister. Öyle bakmamız lazım. CHP’liler de kendi genel başkanlarını cumhurbaşkanı adayı olarak görmek isterler. Burada asıl olan 6 liderin bir araya gelip, oturup ortak karar vermeleri.

Kriterler açıklıyorsunuz, 6 lider. Bu kriterler en çok size uyuyor. Buna katılıyor musunuz? Siz bu kriterleri yerine getiriyor musunuz?

Kriterlere sahip misiniz diye belki. Olabilir. Devlette 27,5 yıl çalışan, üreten. Siyasete girdiği gün malvarlığını kamuoyu ile paylaşan, devletin ne olduğunu bilen, liyakatin ne olduğunu bilen, devletteyken de bunun kavgasını veren bir kişiyim tabii.

Liderlerden birisinin size ‘Kemal Bey sen 6 partiyi bir araya getirdin. Bu kadar zaman harcadın. Adalet Yürüyüşü yaptın. En son bu belediye başkanlığı seçimlerinde de İstanbul, Ankara, Mersin, Adana’yı kazandırdın. Parlamenter demokrasiye de geçmeyi vaat ediyorsun. Sen aday olmalısın’ derse size. Ne olacak o zaman? Göreve varım mı diyeceksiniz?

Samimi söylemek gerekirse, 6 lider bir arada Türkiye’nin sorunlarına kilitlenmiş vaziyetteyiz. Türkiye’de demokrasinin olmadığını biliyoruz. Sonuçta 1 kişiyi cumhurbaşkanı adayı olarak belirleyeceğiz. 1, belirleyeceğimiz adayın ortak çalışma geleneğini sürdürmesi lazım. Her şeyi ben yaptım, her şeyi ben bilirim anlayışına sahip olmaması, devleti iyi tanıması, devletin ne olduğunu iyi bilmesi lazım. Devlette liyakatin ne olduğunu, liyakatin ne kadar önemli olduğunu bilmesi lazım. Şu örneği verdim ben. Diyelim kazandık, geldik devleti yönetiyoruz. Merkez Bankası’nın başkanı olarak kimi atayacağız. Efendim benim amcamın oğlu çok iyi, çok da başarılı, üniversiteyi bitirdi, doktorası, mastarı da var. Biz bunu yapalım dersek olmaz. Veya efendim benim bir tanıdığım var. Zaten mükemmel bir adam. Çok iyi de biriç biliyor, çok iyi satranç onuyor, olayları filan yakından izliyor. Piyasa hareketlerini de çok iyi biliyor. Üniversiteyi değil 2 üniversiteyi bitirdi. Biz bunu getirelim. Merkez Bankası Başkanı yapalım. Bunlar olmaz.

“ONURLU GÖREVİ HERKES YAPMAK İSTER”

İçeride ve dışarıda finans çevrelerine güven veren, bu insan Türkiye’de fiyat istikrarını sağlayabilir, enflasyonu önleyebilir, bu insan hükümetin aldığı büyüme, yatırım kararlarının yerine gelmesi için bütün dengeleri sağlayabilir, bu insan Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ile eş güdüm içinde çalışabilir. Devlet dediğimiz kurum tek kurum değildir. Devlet dediğiniz kurumlar bütünüdür ve bu kurumlar bütününün uyum içinde çalışması lazım. Bunu sağlayacak 1 kişi. Bunu sağlayacak kişinin liderler bende görürler, böyle teklifte bulunurlarsa elbette yani. Şerefli görevdir, bunun da altını çizeyim. Onurlu görevdir. Bu onurlu görevi herkes yapmak ister. Bunu da açık yüreklilikle ifade edeyim. Bütün mesele seçilmek değil seçildikten sonra yapmak. Vaatlerini yerine getirmektir, bu güveni liderlere vermektir. Evet biz bu kişiyi seçeceğiz ama bu kişi seçildikten sonra egosunu kontrol edecek, yine danışacak, yine oturacak.

Şu eleştiri geliyor, vay efendim bunlar 6 kişi. Bunlar nasıl yönetecekler. Erdoğan tek kişi, bunlar karar bile alamazlar. Bu eleştiri de geliyor bize. Bunlar bizim tarihimizi de bilmiyorlar, bu eleştirileri yapanlar. Akıl akıldan üstündür diye bir kavram var. Benim bilmediğimi Temel Bey bilebilir. Temel Beyin bilmediğini Meral Hanım bilebilir. Biz bir araya gelip oturuyoruz, ne için oturuyoruz? Bu ülkenin çıkarları için. Ali menfaatleri için oturup konuşuyoruz. Cumhurbaşkanı adayını seçeceğiz, evet. Ama cumhurbaşkanı adayı bütün bu gelişmeleri soğukkanlılıkla izleyecek. Var olan itilafları süratle çözebilecek, Türkiye’nin saygınlığını koruyacak, Türkiye’nin itibarını sağlayacak.

“İŞİMİZİN ZOR OLDUĞUNU BİLİYORUM”

Bizim işimizin zor olduğunu biliyorum. Bizim işimiz öyle kolay bir iş değil. Ama bütün bunların tamamını akıl ve mantıkla kamuoyu desteğini alarak çözebilirsiniz. Bir atamayı, şu atamayı şu gerekçe ile yapıyorum diyeceksiniz.

Seçimi kazanabilir mi diye bir tartışma var. 6 partinin adayı olursanız, 6 parti elini taşın altına koyarsa, bu seçim Erdoğan’a ve AKP- MHP ittifakına karşı kazanılabilir mi?

Kazanılır. Bütün anketler bunu gösteriyor zaten. Bütün mesele bizim kararlılıkla bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz, insan haklarını getireceğiz, yoksulluğu tarihe gömeceğiz, bu ülkede hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir ortamı yaratacağız, sağlıklı ve tutarlı bir sosyal politikalar izleyeceğiz, hiçbir yoksulun yoksulluğunu asla afişe etmeyeceğiz gibi iddialarımız var zaten. Bu iddiaları söylüyorsunuz ve bakın, belediye başkanlarımız kazandığında kazanmadan önce onlara 7 maddelik ilke diye gösterdim ve verdim. İlkelerden birisi şu, seçildiğiniz günde asla vatandaşlar arasında ayrım yapamayacaksınız. Şu mahalle bana az oy verdi, hizmet etmeyeceğim demeyeceksiniz. Herkese eşit davranacaksınız, sadece yoksul mahallelere pozitif ayrımcılık yapın dedim. Çünkü oraya belediye hizmetleri yeterince gitmedi, oraya hizmet götürün. Hiçbir ayrımcılık yapmayacaksınız. 2, harcadığınız para sizin paranız değil. Belde halkının, vatandaşların parası. Harcadığınız her kuruşun hesabını millete vereceksiniz. Bu bizim 7 temel ilkelerimizin 2’si. Devletin de bu anlayışla yönetilmesi lazım. Ben bunu nerede söyledim, yerel yönetimlerde söyledim. Belediye başkanlarımızın başarısı bu 7 ilkeye kesinlikle uymalarından kaynaklanıyor. Hiçbir ayrım yapmıyorlar. Ayrıca göğsünüze CHP rozeti takmayacaksınız dedim. Artık siz partinin değil beldenin belediye başkanısınız, bütün beldeyi kucaklayacaksınız dedim. Devleti de böyle yönetmemiz lazım. Devleti yönetecek kişinin bütün vatandaşları kucaklaması lazım. A, B bölgesi, şurayı kucaklıyorum, şurayı dışlıyorum, şunun kimliği, şunun yaşam tarzı, inancı diye ayrım yapmayacaksınız. Yapamazsınız zaten. Ayrım yaptığınız andan itibaren devleti devlet adamı gibi yönetmezsiniz.

Belediye başkanı için söylediğiniz ilkeler, cumhurbaşkanı adayı için de geçerli…

Aynen geçerli. Çünkü onlar beldeyi 7 ilke ile yönetiyor. Aynı ilkeler de Türkiye Cumhuriyeti devletini de yönetecekler.

Aday olur ve seçilirseniz CHP üyeliği ne olacak?

Siz cumhurbaşkanı olduğunuzda herkesi kucaklamak zorundasınız. Ayrımcılık yapamaz, partizanlık yapamazsınız. Partizanlık yaptığınız anda siz 85 milyonun cumhurbaşkanı değilsiniz. Cumhurbaşkanı herkese eşit davranmak zorundadır.

Bu konuda masada mutakabat var mı?

Oturup konuşacağız zaten. Cumhurbaşkanı adayı nasıl olmalı? Elbette 6 lider bir aradayız. Oturup konuşacağız, neyi nasıl yapacağımızı. Oturup konuşacağız. Sonuçta hepimiz akil insanlarız. Hepimiz Türkiye’yi düşünüyoruz. Hiçbirimiz bireysel çıkar peşinde değiliz zaten. Cumhurbaşkanı adayı, seçildiği andan itibaren. Malvarlığı, kendisine, eşine, çocuklarına ait malvarlığını kamuoyu ile paylaşabilmeli. Benim malvarlığım budur demeli. Bu kadar açık, şeffaf olmalı. Halk gibi yaşayabilmeli.

Halkını kucaklaması ve partizanlık yapmaması lazım.

“PARTİ ÜYELİĞİNDEN AYRILMASI LAZIM”

Parti üyeliğinden ayrılması…

İlke olarak parti üyeliğinden ayrılması lazım.

CİHAN PAÇACI’NIN İSTİFASI

İYİ Partili Cihan Paçacı’nın “Biz de kendi adayımızı çıkarabiliriz” açıklaması oldu. Siz toplantıdayken Cihan Paçacı’nın istifası duyuruldu. Bu olay masada nasıl konuşuldu?

Masada hiç konuşulmadı.

Meral hanım getirmedi mi masaya?

Hayır. Masada konuşulmadı.

Siz ne zaman haberdar oldunuz?

Meral hanım, Cihan Bey ile ilgili sorun olduğunu ifade etti. Biz ‘Nedir?’ diye sorduğumuzda, ‘Ben Cihan Beyi tanıyorum. Geçmişte iyi bir bürokrattır. Saygınlığı olan bir insan’ dedim. Ayrıntı vermedi, öyle kaldı. Biz toplantı bittikten sonra öğrendik.

Cumhurbaşkanı adayı ve liderlerin pozisyonu ne olacak?

Onu konuşacağız. Cumhurbaşkanı adayı ve diğer liderlerin pozisyonunu konuşulacak. Diğer liderler adına konuşursam yanlış olur.

Sizin tutumunuz ne?

Elbette, cumhurbaşkanı adayımızı belirleyeceğiz ve herkes elini taşın altına koyacak. İşin doğasında olan bu zaten.

Sizin tercihiniz başkan yardımcıları olması mıdır?

Elbette.

6 başkan yardımcısı, 6 eşit başkan yardımcısı mı?

Onu konuşacağız. Kalkıp da hiç daha cumhurbaşkanı adayını belirlemeden ondan sonraki adımı konuşmak doğru değil. Biz her aşamayı önce konuşuyor, olgunlaştırıyor ve sonra kamuoyu ile paylaşıyoruz.

“SEÇİLEN MİLLETVEKİLLERİ KENDİ PARTİLERİNE GİTMİŞ OLACAK”

Bakanlar Kurulu’nun oluşumunda partilerin aldığı oran mı geçerli olacak?

Bu seçimlerde partilerin aldığı oy oranları belirleyici olmayacak. Nedeni şu, eski seçim yasasına göre artık oylar, fazla oy alan partiye yazılıyordu. O parti milletvekilini fazla çıkarıyordu. Şimdiki modelde ise artık oylar artık sayılmıyor. Biz parlamentoda anayasayı değiştirecek çoğunluğu sağlamamız için partiler arasında bir seçim işbirliğine gitmemiz lazım. Bazen CHP, bazen diğer partilerin, örneğin İYİ Parti’nin logosu altında seçime gidilecek. Dolayısıyla partilerin aldığı oy değil, partilerin çıkardığı milletvekilleri önemli olacak burada. Bu gerçeğin de bilinmesi lazım. Biz çok oy alacağız diye değil en çok milletvekilini hangi seçenekte çıkarabiliriz İttifak olarak. Diyelim ki A, B, C. Birinci milletvekili A partisi, B partisi, C partisi. Bölüşüldü ve o çerçevede seçime gireceğiz. X partinin logosu ile gireceğiz diyelim. O zaman diğer partiler o ilde hiç oy almayacak. Ama aslında daha fazla milletvekili çıkarmış olacağız. Sonra seçilen milletvekilleri kendi partilerine gitmiş olacak.”

Kaynak: Anka Haber