Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

“Casusluk” davasında ilk duruşma… Ekrem İmamoğlu: “Yaradan bu bedene can verdiği sürece hukuk mücadelemi sürdüreceğim”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “casusluk” iddiasıyla açılan davada yaptığı savunmada, “Benim Silivri’ye girdiğimde gücüm yüzse şimdi yüzbin. Buradan açıkça ifade ediyorum; Bu uydurma iddianamelere imza atanlara, bu hukuksuz süreçleri yönetenlere, diplomamı hukuksuz biçimde iptal edenlere, usulsüz yargılamalarla karar verenlere, davalarımda hakim değişiklikleriyle adaleti zedeleyenlere ve anayasal düzeni bozacak hamleleri yapan bu anlayışa karşı Yaradan bu bedene can verdiği sürece hukuk mücadelemi sürdüreceğim” dedi. 

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, "casusluk"

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “casusluk” iddiasıyla açılan davada yaptığı savunmada, “Benim Silivri’ye girdiğimde gücüm yüzse şimdi yüzbin. Buradan açıkça ifade ediyorum; Bu uydurma iddianamelere imza atanlara, bu hukuksuz süreçleri yönetenlere, diplomamı hukuksuz biçimde iptal edenlere, usulsüz yargılamalarla karar verenlere, davalarımda hakim değişiklikleriyle adaleti zedeleyenlere ve anayasal düzeni bozacak hamleleri yapan bu anlayışa karşı Yaradan bu bedene can verdiği sürece hukuk mücadelemi sürdüreceğim” dedi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün “siyasal casusluk” iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Duruşmada savunma yapan Ekrem İmamoğlu, bu iddianemelerin tek hedefinin Ekrem İmamoğlu’nu tasfiye etmek olduğunu belirterek, “Hedef belli, Ekrem İmamoğlu tasfiye edilecek, Necati Özkan’ın tutukluluğu uzatılacak, Merdan Yanardağ’ın da televizyonu susturulacak. Bakın açık söylüyorum: ‘Kanalına çökelim, susturalım’ anlayışıyla hareket ediyorlar” diye konuştu.

Utanmadan, “Merdan Yanardağ bu yapının medya ayağıdır” dediklerini söyleyen İmamoğlu, “Kendisi burada. Ben Merdan Bey’i en fazla iki ya da üç kez televizyon programına çıktığımda görmüşümdür. Onun dışında hukuksuzluklara maruz kaldığında geçmiş olsun telefonu açmışımdır. Gazetecidir sonuçta. Bazen beni eleştirmiştir de. Aleyhime yorumlar yaptığı da olmuştur. Ama şimdi kalkıp benim medya ilişkilerimi yöneten kişi gibi göstermeye çalışıyorlar. Gerçekten insan hayret ediyor. Daha da ileri gidiyorlar: 11 Haziran’da Necati Özkan’la tanışan bir kişinin, sadece 10 gün içinde bana ‘Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük demokrasi zaferini kazandırdığı’ iddia ediliyor. Sözde manipülasyon yapmış. Birazdan anlatacağım size asıl manipülasyonun ne olduğunu” ifadelerini kullandı.

“BU İFTİRALARI YAZANLARA, CASUSLUK VE VATAN HAİNLİĞİ SUÇLAMALARINI AYNEN İADE EDİYORUM”

Ekrem İmamoğlu, İstanbul halkının iradesini, milyonların değişim talebini, milletin sandıkta verdiği kararı yok sayan bu yaklaşımın artık akıl dışı bir noktaya geldiğini söyledi. İmamoğlu, şunları kaydetti:

“Bu yaklaşım kötülüğün zirvesidir. Akıl ve ciddiyet sınırlarını zorlayan bir zihniyettir. Az önce size okuduğum metinler var ya… İşte o kirli zihniyet bugün önümüze bu çöp belgeyi koyarak 2019 İstanbul seçimlerini tartışmalı hale getirmeye çalışıyor. Ve bunu yaparken bize ‘casus’, ‘vatan haini’ diyorlar. Ben de buradan açıkça söylüyorum: Bu iftiraları yazanlara, bu kötü akla, bu kötü zihniyete; casusluk ve vatan hainliği suçlamalarını aynen iade ediyorum. Ve ilerleyen yıllarda haklı çıktığımızda kimse şaşırmasın. Benim alnım açık. Benim için bu ülkenin 86 milyon yurttaşının tamamı vatanseverdir. Ben bu ülkeye öyle bakarım. Ama bugün bu iftiraları atan anlayış, milletin iradesine düşmanlık etmektedir. Mesele çok açıktır Sayın Başkan. Kasım 2018’de aday oldum. Sonrasını uzun uzun anlatmayacağım.

Ama herkes şunu hatırlasın: 31 Mart 2019 gecesi seçimi kaybedenler, sonucu kabul etmek yerine milli iradeyi gasp etmeye kalktı. Anadolu Ajansı veri akışını kesti. Yüksek Seçim Kurulu üzerinde baskı kuruldu. Kamunun bütün imkânları harekete geçirildi. Ve o gece İstanbul’un dört bir yanına ne astılar biliyor musunuz? ‘Teşekkürler İstanbul.’ Henüz seçim sonucu kesinleşmeden zafer ilan ettiler. Gece saat 11’de İstanbul’un her yerinde afişler hazırdı. Bu bir günlük hazırlık değildir. Bunun planlaması haftalar sürer. Ama milletin iradesi başka türlü tecelli etti. Buna rağmen utanmadan, arlanmadan günlerce o afişleri indirmediler. Ben mazbatamı 18 gün sonra alabildim. 18 gün boyunca o afişler İstanbul sokaklarında kaldı. Hatta belediyeye geldikten sonra bile kaldırılmadı. Çünkü talimat bekliyorlardı. 23 Haziran’a kadar o tabelaların bir kısmı hâlâ duruyordu. Gerçekten utanç vericiydi. Ben böyle bir şeyi hayatımda yapamam. Kazanmadığım bir seçimi kazanmış gibi ilan etmekten utanırım. Bu demokrasi kültürüyle bağdaşmaz. Çünkü demokrasinin asaleti sadece kazanmayı değil, kaybetmeyi de bilmektir. Ama onların sırtını dayadığı başka bir güç vardı. Milletin değil, gücün verdiği kibir vardı. Fakat millet buna izin vermedi. Sandık başından ayrılmayan insanlar… Gece boyunca demokrasi nöbeti tutan yurttaşlar… Siyasi görüşü ne olursa olsun milli iradeye sahip çıkan insanlar… Bu mücadeleyi hep birlikte kazandı. Sadece CHP’liler değil. Sadece İYİ Partililer değil. Yüz binlerce gönüllü yurttaş demokrasiye sahip çıktı. Çünkü demokrasiye sahip çıkmanın partisi olmaz. Bir tek oyun peşine düşen vatandaşlarımız sayesinde milli iradeye yönelik o girişim püskürtüldü. Ama yetmedi. Bu kez başka yöntemlere başvurdular.

“6 MAYIS 2019, YAŞANANLARIN İLK PROVASIYDI”

6 Mayıs 2019 aslında bugün yaşananların ilk provasıydı Sayın Başkan. Milli iradeye yönelik ilk sivil darbe o gün gerçekleştirildi. Ama biz o gece öfkeyle değil, milletimize duyduğumuz inançla ayağa kalktık. Sultanbeyli’de iftar programındaydık. Oradan kalkıp Beylikdüzü Yaşam Vadisi’ne gittik ve milletimize şunu söyledik: ‘Hak yemedik, hakkımızı da yedirmeyeceğiz.’ Ve yeniden yola çıktık. Sonrasında Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca insan bu mücadeleye omuz verdi. Ben herkese teşekkür ettim. Çünkü bu mücadele yalnızca bir kişinin mücadelesi değildi. Bazen bir çocuk geldi: ‘Ben sana seçim kazandırdım’ dedi. Bazen bir hanımefendi: ‘Ev ev dolaştım, senin için çalıştım’ dedi. Bunların yüzlercesini yaşadım. Bir sabah Taksim’de, Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’nde yürürken küçücük bir çocuk gördüm. Altı yaşında ya da en fazla yedi yaşındaydı. Kalabalığın arasından babasının elini çekiştiriyor. Belli ki yanıma gelmek istiyor ama çekiniyor. Babaya dönüp: ‘Bırakın gelsin’ dedim. Koşarak geldi, boynuma sarıldı. Fotoğraf çektirdik. Sonra babası kulağıma eğilip şunu söyledi: ‘Ben AK Partiliyim. Ama bu çocuk eşime ve bana sana oy verdirdi.’ Ben o çocuğa nasıl teşekkür ettim biliyor musunuz? Burada adı geçen herhangi bir kişiye ettiğim teşekkürün çok ötesinde bir duyguyla teşekkür ettim.

“KAZANILAN SEÇİM MİLLETİN HELAL OYLARIYLA KAZANILMIŞ BİR DEMOKRASİ ZAFERİYDİ”

Çünkü 2019’da kazanılan seçim, milletin helal oylarıyla kazanılmış bir demokrasi zaferiydi. Ama o seçimi iptal ettiler. Evet, bugün yaşananların ilk provası o gün yapıldı. İlk sivil darbe o gün gerçekleştirildi. Biz ise o gün milletle birlikte ayağa kalktık. Bayram ziyaretleri için Karadeniz’e gittim. Trabzon’a, doğduğum şehre… Şimdi burada gösterilen fotoğraflar var ya… İşte iddianame bunu bile suç unsuru gibi göstermeye çalışıyor. Sözde ‘manipülasyon.’ Bakınız Sayın Başkan: Bu fotoğraflar çekildiğinde bugün burada anlatılan şahısların hiçbiri yok ortada. Muhtemelen Ramazan Bayramı dönemiydi. Trabzon’da halkla bayramlaşma için sadece bir mesaj atıldı: ‘Yarın İskenderpaşa Camii önünde bayramlaşacağız.’ Hepsi bu. Ama ertesi gün meydana gittiğimizde yüz binlerce insan oradaydı. Bakın o meydan benim çocukluğumun meydanıdır. Cumhuriyet bayramlarını kutladığımız meydandır. Ben o meydanda ilkokul öğrencisi olarak törenlere katıldım. Ama hayatımda o kadar büyük bir kalabalığı ilk kez gördüm. Meydan dolu. Park dolu. Sokaklar dolu. Bayramın birinci günü insanlar oraya koşmuştu. Bu insanlar neden geldi? Çünkü millet iradesine sahip çıkıyordu. Çünkü insanlar demokrasiye sahip çıkıyordu.

“TÜRK MİLLETİYLE DALGA MI GEÇİYORSUNUZ”

Sonra Trabzon’dan çıktık… Giresun… Ordu… Yol boyunca onlarca durak… Her yerde aynı coşku. Yüz binlerce insan. Ve şimdi çıkıp diyorlar ki: ‘Yok efendim şu uygulamayla seçim manipüle edildi.’ Türk milletiyle dalga mı geçiyorsunuz siz? Bu milletin demokrasi bilinciyle alay mı ediyorsunuz? İstanbul’a döndüğümüzde artık bambaşka bir atmosfer vardı. İlçe ilçe dolaşıyoruz… Bir mahallede 5 bin kişi… Bir meydanda 20-30 bin kişi… 13 bin 600 olan fark, bütün baskılara ve engellemelere rağmen 806 bine çıktı. Şimdi ise yargıya çöreklenmiş bir grup menfaat yolcusu çıkmış, bu büyük halk iradesinden suç üretmeye çalışıyor. Üstelik bunu yaparken İstanbul seçimlerini lekelemeye kalkıyorlar. Güya birkaç dakikalık bir görüşme… Üç beş rapor… WhatsApp’tan gönderilen analizler… Ve sözde bunlarla seçim sonucu değiştirilmiş.

Bakınız Sayın Başkan; Bu yaklaşım İstanbul halkının değişim talebini küçümsemektir. Milletin iradesini yok saymaktır. Bu ancak koltuğunu kaybetmek istemeyen bir siyasi zihniyetin saldırısı olarak tarif edilebilir. Bir de anketler var. Bakınız: 14-15 Haziran tarihli anket… Yüzde 54’e yüzde 43,9. Arada yaklaşık 10 puan fark var. Daha burada adı geçen kişilerle tanışalı birkaç gün olmuş. Başka bir ankette fark 9 puan. Bir diğerinde 13 puan. Bir diğerinde 7 puan. Yani toplumdaki değişim dalgası zaten ortadaydı. Bu sonuçları başka nasıl açıklayacaksınız? Ama buna rağmen iddianamede ne yazıyor? ‘Siyasal casusluk suçunun, 2019 yerel seçimlerini manipüle etmek suretiyle şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanmasını sağladığı…’ İşte önümüzde duran iddia budur. Ve bu iddia, milletin iradesini anlamayan bir zihniyetin ürünüdür.

“BU HUKUKSUZLUĞUN PEŞİNİ ASLA BIRAMKAYACAĞIM”

Benim Silivri’ye girdiğimde gücüm yüzse şimdi yüzbin. Bana iyilik yapan insan karşısında mahcup olurum. Ama bana kötülük yapılıyorsa, bu millete kötülük yapılıyorsa, işte o zaman benim cesaretimin sınırını kimse ölçemez. Bunu yaradan bilir. Buradan açıkça ifade ediyorum, bu uydurma iddianamelere imza atanlara, bu hukuksuz süreçleri yönetenlere, diplomamı hukuksuz biçimde iptal edenlere, usulsüz yargılamalarla karar verenlere, davalarımda hakim değişiklikleriyle adaleti zedeleyenlere ve anayasal düzeni bozacak hamleleri yapan bu anlayışa karşı, yaradan bu bedene can verdiği sürece hukuk mücadelemi sürdüreceğim. Bunu bugün huzurunuzda ilan ediyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet. İsteyen bunu alıp başucuna koysun. Ben ne hak yedim, ne de hakkımı yedirdim. Ve hakkımı sonuna kadar savunacağım. Hukuku araçsallaştırarak insanlara zulmedenlerin hukuk önünde hesap vermesi için de mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Yargı eliyle yürütülen bu hukuksuzluğun peşini asla bırakmayacağım.

“BENİ BU MÜCADELEDEN VAZGEÇİRECEK GÜÇ ANASININ KARNINDAN DOĞMADI”

Buradan 86 milyon yurttaşımın huzurunda söz veriyorum: Beni bu mücadeleden vazgeçirecek güç, anasının karnından doğmadı. Ben yalnızca yaradanın huzurunda boyun eğerim. O da ibadet ederken. Şimdi çıkmışlar, bu çöp iddianameyle Ekrem İmamoğlu’na ‘vatan haini’, ‘casus’ yaftası yapıştırmaya çalışıyorlar. Neden? Çünkü bazıları için hukuk artık adaletin değil; makamın, terfinin ve kişisel kariyer hesaplarının aracı haline gelmiştir. Bakın dosyalara, bakın süreçlere, ne oldu? Başsavcı bakan oldu. Bu dosyalara imza atan başsavcı vekili bakan yardımcısı oldu. Şimdi bu iddianameyi hazırlayanlar da yarın başka makamlara gelseler ne olur? İtibar böyle kazanılmaz. İtibar, hukuku eğip bükerek değil; adaletle kazanılır. İşte bu yüzden söylüyorum, bu iddianame bir hukuk metni değildir. Bu iddianame, bir menfaat düzeninin parçasıdır. Açık söylüyorum Sayın Başkan: Bana açılan davaların hiçbiri gerçek anlamda bir yargılama değildir. Ben bunların her birine isim koyuyorum. Birinci şık:
Menfaatname. İkinci şık: İftiraname. Üçüncü şık: Gıybetname. Dördüncü şık:Telkinname. Beşinci şık mı? Hepsi. Hepsini işaretliyorum. Çünkü ortada hukuk yok. Ortada siyasi hedefler uğruna hazırlanmış metinler var.”

(SÜRECEK)