Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

BBP Genel Başkanı Destici: “Hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesi kabul edilemez”

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin, “İncelenen kanun teklifinin mevcut haliyle kabulü doğru değildir. Terörün sona ermesi milletimizin ve partimizin en büyük arzusudur. Ancak bunun yolu, terör örgütüne hukuki imtiyaz tanımaktan değil; örgütü hukukun ve devletin karşısında tamamen çaresiz bırakmaktan geçer” dedi. Destici, “Devletin ceza politikası, bir terör örgütünün fiili tercihine göre şekillendirilemez. Kurşun sıkmış, bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine

(ANKARA) – BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin, “İncelenen kanun teklifinin mevcut haliyle kabulü doğru değildir. Terörün sona ermesi milletimizin ve partimizin en büyük arzusudur. Ancak bunun yolu, terör örgütüne hukuki imtiyaz tanımaktan değil; örgütü hukukun ve devletin karşısında tamamen çaresiz bırakmaktan geçer” dedi. Destici, “Devletin ceza politikası, bir terör örgütünün fiili tercihine göre şekillendirilemez. Kurşun sıkmış, bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Destici, kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Büyük Birlik Partisi, kuruluşundan bu yana terör ve terörle mücadele meselesinde değişmeyen bir çizgi izlemiştir” diyen Destici, şöyle devam etti:

“Birinci ilke devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışma konusu yapılamaz. Anayasa’nın ilk dört maddesi, üniter devlet yapısı, tek bayrak, tek dil, tek vatan ve tek millet anlayışı partimiz açısından müzakereye kapalıdır. İkinci ilkemiz terörle ve teröristle müzakere edilmez. Devlet otoritesi hiçbir surette pazarlık konusu yapılamaz. Devletin ceza politikası, bir terör örgütünün fiili tercihine göre şekillenemez. Üçüncü ilkemiz şehit ve gazi hukuku dokunulmazdır. Şehit ailelerinin, gazilerimizin ve terör mağdurlarının adalet beklentisi, hiçbir siyasi hedefin gerekçesi olamaz. Kurşun sıkmış, bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesi kabul edilemez. Dördüncü ilkemiz ceza adaletinin caydırıcılığı korunmalıdır. Partimiz, kişilere karşı işlenen suçlar bakımından dahi af düzenlemelerine öteden beri karşıdır; terör suçları bakımından bu karşıtlık evleviyetle geçerlidir. Beşinci ilkemiz hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı esastır. Yürütmenin yargısal süreçler üzerindeki etkisini artıran her düzenleme, hangi siyasi amaca hizmet ederse etsin, partimiz açısından sakıncalıdır. Altıncı ilkemiz fesih ve nedamet, koşulsuz ve doğrulanabilir olmalıdır. PKK ve bütün türevleri resmen feshedildiğini, tamamen silahsızlandığını, Türkiye ve bölge coğrafyasındaki bütün yapılanmalarını tasfiye ettiğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı üzerinde hiçbir ayrılıkçı hedef taşımadığını açık ve geri dönülmez biçimde ilan etmedikçe; ve bunun sahada somut, doğrulanabilir karşılığı görülmedikçe, bu yapılara doğrudan veya dolaylı hiçbir yasal imtiyaz tanınmamalıdır.”

“TEKLİFTE BİREYİN HUKUKİ DURUMU, ÖRGÜTÜN KOLEKTİF DAVRANIŞINA BAĞLANMAKTADIR”

Ceza hukukunun temel ilkelerinden birinin, herkesin yalnızca kendi fiilinden sorumlu olması, kusur ilkesinin ise cezanın failinin kusuruna göre belirlenmesini gerektiği olduğunun altını çizen Destici, şunları söyledi:

“Teklifte ise bireyin hukuki durumu, büyük ölçüde örgütün kolektif davranışına bağlanmaktadır. Kişi pişmanlık göstermemiş, nedamet beyan etmemiş, hatta fiilini savunmaya devam ediyor olsa dahi; örgüt silah bıraktığı ve MGK kararı yayımlandığı takdirde düzenlemelerden yararlanabilecektir. Teklif, meri hukukumuzdaki etkin pişmanlık kurumundan tam olarak bu noktada ayrılmaktadır. TCK madde 221, örgütten ayrılma iradesinin ortaya konulmasını, teslim olmayı, örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi vermeyi, yani bireysel ve doğrulanabilir bir davranışı şart koşarken teklifteki çerçeve, hukuki sonucu bütünüyle örgütün kolektif tercihine bağlamaktadır. Bu tercih, ceza hukuku dogmatiği bakımından klasik kusur teorisinden uzaklaşma anlamına gelmektedir. Nedamet getirmemiş, fiilinden pişmanlık duymamış kişilerin, salt örgütün stratejik tercihi nedeniyle soruşturmadan ve cezadan kurtulması ihtimali kabul edilebilir değildir.

“FİİLEN, AFFA EŞDEĞER NETİCE ÜRETİLMEKTEDİR”

Teklif, genel af veya özel af kavramlarını kullanmamaktadır. Anayasa’nın 87. maddesinde öngörülen nitelikli çoğunluk aranmamakta, mahkumiyet hükümleri hukuken varlığını korumaktadır. Ancak sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde tablo şudur: Soruşturma ve kovuşturma ertelenmekte, süre sonunda kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilmektedir. Kesinleşmiş cezanın infazı ertelenmekte, süre sonunda ceza infaz edilmiş sayılmaktadır. Tutukluluk ve adli kontrol kaldırılmakta, hükümlüler cezaevinden çıkmaktadır. Nihayet hak yoksunlukları da kaldırılabilmektedir. Bir düzenlemenin adı değil, doğurduğu sonuç belirleyicidir. Bu sonuçlar zinciri, hukuken af olarak nitelendirilmese bile, fiilen affa eşdeğer bir netice üretmektedir. Partimizin, kişilere karşı işlenen suçlar bakımından dahi af düzenlemelerine öteden beri karşı olduğu dikkate alındığında, terör suçları bakımından böyle bir sonucun kabul edilmesi mümkün değildir. Bu tespit, aynı zamanda anayasal bir soru doğurmaktadır: Anayasa’nın 87. maddesindeki nitelikli çoğunluk şartı, af sonucunun adı değiştirilerek aşılabilir mi? Bu sorunun olası bir anayasallık denetiminde gündeme gelmesi kuvvetle muhtemeldir.”

“ÖRGÜTÜN DAĞILDIĞINI BEYAN ETMESİ TEK BAŞINA HUKUKİ GÜVENCE VERMEZ”

“Hukuki sakıncaların ötesinde, sahadaki gerçekler görmezden gelinerek kurgulanan bir yasal çerçevenin başarıya ulaşması mümkün değildir. Teklifin 1. ve 3. maddeleri, bütün hukuki sonuçları örgütün ‘fiili varlığına son verdiğinin’ tespitine bağlamaktadır. O halde bu tespitin sahada neye karşılık geldiği sorulmalıdır” diyen Destici iktidara teklife ilişkin şu soruları yöneltti:

“Örgüt, uyuşturucu ticareti, haraç, Avrupa’daki kampanya gelirleri ve diğer finans kaynaklarından vazgeçmiş midir? Türkiye’de ve Avrupa’da yürütülen sempatizan toplama, kadro devşirme ve propaganda faaliyetleri sona ermiş midir? Kandil’deki kamplarda ve diaspora yapılanmalarında militan eğitimi durdurulmuş mudur? Başta ABD, İsrail, Fransa ve Yunanistan olmak üzere dış aktörlerin örgüte ve uzantılarına yönelik silah, mühimmat ve istihbarat desteği tamamen sona ermiş midir? Suriye’deki PYD/YPG yapılanması, silahlı unsurlarını ve idari iddialarını tasfiye etmiş midir?

Örgüt, resmi bildiri ve yayınlarında ülkemizin bir bölümünü hâlâ başka bir isimle tanımlamaktan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını hedef alan ayrılıkçı emellerinden açık ve geri dönülmez biçimde vazgeçmiş midir? Teslim edilen silahların envanteri ile örgütün bilinen envanteri karşılaştırılmış mıdır? Sembolik bir teslim ile fiili silahsızlanma arasındaki fark hangi ölçütle tespit edilecektir?

Bu soruların hiçbirine, ne teklif metni ne de gerekçesi cevap vermektedir. Teklif, bütün bu doğrulama yükünü tek bir cümleye ‘Güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı’ diyerek havale etmiştir.

Türev yapılanmalar meselesi ayrıca ele alınmalıdır. KCK, PJAK, PÇDK, Tevgera Azadi ve PYD/YPG gibi onlarca türev yapının PKK’nın örgütsel ekosisteminin parçası olduğu gerçeği ortadan kalkmamıştır. Teklifin 2. maddesindeki ‘bağlı bütün oluşumlar’ ibaresi bu yapıları kapsama alıyor görünmekle birlikte, hangisinin bu kapsamda sayılacağını belirleyecek merci ve ölçüt gösterilmemiştir. Örgütün tamamen dağıldığı yönündeki soyut beyanlar tek başına hukuki güvence sayılamaz.”

“DİBİNİ GÖRMEDİĞİMİZ SUYA GİRMEYİZ”

Siyasi ve istihbari açıdan bakıldığında, terör örgütünün sahadaki askeri sıkışmışlık nedeniyle silahla elde edemediği hedeflere yasal düzenlemeler aracılığı ile ulaşma arayışı içinde olduğunun görüldüğünü ifade eden Destici, “O yüzden BBP olarak dibini görmediğimiz suya girmeyiz. Bu süreci nihai bir tasfiye değil; kadrolarına hukuki güvence kazandırıp mücadeleyi meşru ve siyasi zemine taşıyacağı aşamalı bir esneklik stratejisinin başlangıcı olarak değerlendirdiğine dair emareler mevcuttur. Bağımsız ve çok katmanlı doğrulama mekanizmaları kurulmadan atılacak adımlar, biçimsel bir silah bırakma görüntüsü altında örgüt kadrolarının kamu kurumlarına veya stratejik altyapılara sızma riskini beraberinde getirecektir. Teklifin 7. maddesinin dördüncü fıkrasındaki hak yoksunluğunu kaldırma mekanizması, bu riski hukuken mümkün kılan bir kapı aralamaktadır. 40 yıldır silah sıkmış birisi ne Meclis’e girebilir ne de devlet kadrosunda yer alabilir. Bize sorarsanız dışardan hiçbir terörist alınmaması lazım, burada cezasını çekenlerin de hemen sınır dışı edilmesi lazım. Yani ülke teröristlerden silahlısından da silahsızından da temizlenmesi lazım” değerlendirmesinde bulundu.

“TEKLİFİN EN BÜYÜK EKSİĞİ, MADURUN METİNDE YER ALMAMASI”

Teklifte şehir aileleri ve gazilerin yer almadığını söyleyen Destici, “Hukuk devleti yalnızca fail bakımından değil, mağdur bakımından da adalet üretmek zorundadır. Teklifin en büyük eksiği, mağdurun metinde neredeyse hiç yer almamasıdır. Kırk yılı aşkın mücadelede on binlerce şehidimiz, gazimiz ve terör mağdurumuz vardır. Bu insanların ve ailelerinin adalet beklentisi, bir hukuk devletinde siyasi hedeflere feda edilebilecek bir husus değildir. Teklifin kasten öldürme suçlarını kapsam dışı bırakması, bu bakımdan doğru ve korunması gereken bir tercihtir. Ancak gazilerimizi sakat bırakan ağır yaralama fiilleri, sivillerin hedef alındığı patlayıcı saldırıları, kaçırma, alıkoyma ve fidye eylemleri, köy boşaltmaları ve zorla yerinden etmeler bakımından teklif erteleme öngörmekte ve sürenin sonunda düşme kararı verilmesini kabul etmektedir. Mağdur, bu süreçte hiçbir usuli imkana sahip değildir. Görüşü alınmaz, davaya katılma hakkı işlevsizleşir, tazmin ve onarım öngörülmez, hakikatin tespitine yönelik hiçbir mekanizma kurulmaz” diye konuştu.

“ÇERÇEVE YASA ULUSLARARASI TECRÜBENİN ÇOK GERİRİSİNDE”

Destici, karşılaştırmalı hukuktaki bütün ciddi örneklerde mağdur haklarının sürecin merkezinde yer aldığını dile getirerek, incelenen teklifin bu yönüyle uluslararası tecrübenin de gerisinde olduğunu kaydetti. Destici, “Partimiz açısından bu, teklifin en ağır siyasi kusurudur. Hakikatin ortaya çıkarılması, mağdur haklarının korunması ve kamu vicdanının tatmini sağlanmadan kalıcı bir toplumsal uzlaşmadan söz edilemez. Şehit ailelerimizin adalet beklentisini göz ardı eden hiçbir düzenleme, adı ne olursa olsun, toplumsal mutabakata hizmet etmez ve tarafımızca kabul görmeyecektir” dedi.

“DEVLETİMİZ PKK’YI EZMİŞ YOK ETMİŞTİR”

Destici, 40 yılı aşkın terörle mücadele birikimine sahip devlet mağlup olmuş da terör örgütüyle müzakereye mecbur kalmış gibi bir izlenim ortaya çıktığını ileri sürerek, şunları kaydetti:

“Bu algı gerçeğe aykırıdır ve kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörle mücadelede PKK’yı ezmiş ve yok etmiştir. Kanun teklifinin gerekçesinde de bu üstünlük zımnen kabul edilmektedir. Ancak metnin kurgusu, hukuki sonuçları itibariyle aynı sonuçları vermemektedir. Ayrıca, Tom Barrack başta olmak üzere çeşitli uluslararası aktörlerin söylemleriyle tırmandırılan, etnik ve mezhepsel fay hatlarını hedef alan yönlendirmeler karşısında gerekli diplomatik ve hukuki tedbirlerin kararlılıkla alınması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını hedef alan dış müdahaleler karşısında, uluslararası hukukun tanıdığı bütün meşru diplomatik imkanlar gerektiğinde istenmeyen kişi ilan etmek uygulaması da dahil olmak üzere tereddütsüz işletilmelidir. Bu husus, teklifin doğrudan konusu olmamakla birlikte, teklifin içinde değerlendirileceği siyasi çerçevenin ayrılmaz parçasıdır.

“GAZİLERİMİZİN VE TERÖR MAĞDURLARIMIZIN HUKUKU, HER TÜRLÜ SİYASİ HESABIN ÜZERİNDEDİR”

BBP’nin bu meseledeki duruşu, konjonktürel değil ilkeseldir ve kuruluşundan bu yana değişmemiştir. Terörle ve teröristle müzakere edilmez. Devlet otoritesi pazarlık konusu yapılamaz. Devletin ceza politikası, bir terör örgütünün fiili tercihine göre şekillendirilemez. Kurşun sıkmış, bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesi kabul edilemez. Şehit ailelerimizin, gazilerimizin ve terör mağdurlarımızın hukuku her türlü siyasi hesabın üzerindedir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, üniter yapı, tek bayrak, tek dil ve tek millet anlayışı müzakereye kapalıdır. Bu ilkeler, herhangi bir kanun teklifinin lehinde veya aleyhinde tutum belirlenmesinden önce gelir ve tutumu belirleyen çerçeveyi oluşturur. İncelenen kanun teklifinin mevcut haliyle kabulü doğru değildir. Terörün sona ermesi milletimizin ve partimizin en büyük arzusudur. Ancak bunun yolu, terör örgütüne hukuki imtiyaz tanımaktan değil; örgütü hukukun ve devletin karşısında tamamen çaresiz bırakmaktan geçer.”