Erdal SAĞLAM
(ANKARA) – Küresel piyasalarda savaşın bitmesiyle başlayan coşku kısa sürmüş gözüküyor. Bu havanın iç piyasalara da yansıdığı gözlenirken, ek olarak enflasyon ve faiz indirimi beklentilerindeki farklılık da coşkuyu olumsuz etkiliyor.
Aslında küresel piyasalarda “savaş bitti coşkusu”nun kısa sürmesinde en önemli etkenin, “FED tedirginliği” olduğunu söyleyebiliriz. Bir süredir var olan ABD hisse senetleri piyasalarındaki düşüş ve özellikle teknoloji şirketlerine ilişkin “balon” iddialarının devam ettiğini görüyoruz. Buna ek olarak yeni FED yönetiminin alacağı kararlar konusunda da büyük bir kafa karışıklığı yaşanıyor.
Bazı kesimler Trump’un baskısıyla FED’in, özellikle Kasım’daki seçimlere kadar, “gerekse bile yeni faiz artırımı yapamayacağını” söylüyor. Buna karşılık, verilere daha endeksli bir yönetim tarzına geçildiğini, yeni Başkanın, kredibilite ihtiyacı için, gerektiği takdirde faiz artırımına gideceğini tahmin edenler de var. FED’in karar alma süreçlerine ilişkin belirsizlik ve tahminlerdeki büyük farklılıklar, öngörülemezliği artırıp, piyasaları tedirgin ediyor.
Hürmüz boğazının açılmasıyla petrol fiyatlarında meydana gelen düşüş, coşkunun en önemli nedeniydi. Buna karşılık ABD ve İran’ın müzakerelere rağmen, karşılıklı saldırılarının devam ettiği görülüyor. Ancak sıcak hareketler, petrol fiyatlarını fazla etkilemedi. Brent petrol fiyatları 70 dolara kadar indi. Buna karşılık ham petrol fiyatlarındaki düşüş petrol ürünleri fiyatlarına, henüz, aynen yansımadı. Enflasyona asıl etki edecek unsur olan bu yansımanın belirli bir süre alacağı tahmin ediliyor.
MERKEZ NE ZAMAN FAİZ İNDİRECEK?
Dış piyasalardan yansıyan etkilerin yanı sıra, “Merkez Bankası’nın faiz indirimi için erken harekete geçip geçmeyeceği” de tartışma konusu oluyor. Özellikle yabancı yatırımcıda bu tedirginliği görüyoruz. Geçen hafta Merkez Bankası yönetimi yine Londra’daydı. Yapılan sunumlardan faiz kararına ilişkin çelişkili yorumlar çıktığını gördük. Özetle; Merkez’in faiz indirimini erken bulduğu ama siyasi baskı nedeniyle indirime erken başlama ihtimali bulunduğu konuşuluyor.
Londra’da yabancı yatırımcılarla görüşen bankacılarla konuştuğumuzda, “Merkez Bankası yönetiminin faiz kararı konusunda net görünmediğini” söylediler. Temmuz’daki faiz toplantısına kadar fonlama faizini, politika faizi olan yüzde 37’ye indirmeyeceği izlenimi alanlar var. Kimileri ise indirim için Kurul toplantısına gerek olmadığını, indirimin başlatılıp, Temmuz toplantısında da politika faizinde indirime gidilebileceğini tahmin ediyorlar.
Özet olarak, yıl sonuna kadar politika faizinde 2, en fazla 3 puan indirim olması bekleniyor. İndirimin başlaması konusunda kimi yabancı raporlarda birkaç ay daha beklenmesi gerektiği, kimisinde Eylül’de başlanacağı tahmin ediliyor. Tahminlerdeki farklılıklar kafa karışıklığı yaratıyor, öngörülemezliği artırıyor.
Bu kapsamda, enflasyondaki seyir de tartışma konusu. Haziran’da yüzde 1’in altında bir aylık enflasyon beklenirken, düşüşün birkaç ay daha devam etmesini bekleyenler var. Buna karşılık, gıda fiyatlarındaki düşüşün Haziran’dan sonra devam etmeyeceğini, aylık enflasyonda kıpırdanmanın erken başlayacağın tahmin edenler de var. Yılın sonunda, baz etkisi nedeniyle, yıllık enflasyonun tekrar artışa geçmesi beklenirken, tüm bu farklı enflasyon tahminleri faiz indirim tartışmalarını da etkiliyor.
REZERV GİRİŞİ DURDU
Yaşanan bu gelişmeler, altın fiyatlarındaki hızlı düşüşün de etkisiyle, piyasalardaki coşkunun geçen hafta durulmasına neden oldu. Bunun en önemli sonucunu da döviz rezervlerinde görmeye başladık.
Savaşın bitmesinin ardından Türkiye’ye döviz girişi hızlanmıştı. Bu girişin tümüyle, birkaç günlüğüne gelen sıcak para olduğunu biliyoruz. Savaş nedeniyle kaçan 12-13 milyar dolarlık rezervin ardından, Haziran ayının şimdiye kadarki bölümünde, Merkez Bankası’nın satın aldığı döviz miktarı 16 milyar doları buldu. Kısacası, savaşın rezervdeki erime etkisi tümüyle giderilmiş oldu.
Ancak 19-25 Haziran arasında, yani geçen hafta döviz girişinin yeniden durduğunu gördük. Son haftaya baktığımızda, Merkez Bankası’nın daha önce satın aldığı dövizlerden yaklaşık 500 milyon doları geri sattığını söyleyebiliriz.
Buna karşılık geçtiğimiz hafta döviz rezervlerinde önemli düşüşler yaşandı. Bunun en önemli nedeni ise altın fiyatlarındaki devam eden büyük düşüş. 4 bin dolara kadar düşen ons altın, rezervinin büyük bölümü altına bağlı olan Türkiye’nin rezervlerini eritti. Brüt rezervler 160 milyar dolardan 153 milyar dolara kadar geriledi.
Özetle; piyasalardaki iyileşmelerin ömrü kısa sürüyor: küresel ekonomi ve içerideki gelişmeler piyasaların önüne görmesine engel oluyor. Olası seçim senaryolarıyla birleştiğinde, önümüzdeki 1,5 yıllık süreç için, Türkiye ekonomisiyle ilgili tahmin yapmak, giderek daha da güçleşiyor.



