(ADANA)- 33’üncü Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, Lübnanlı yönetmen Jocelyne Saab’ın savaşın içinden çektiği dört filmi “Direniş ve Yıkım Arasında” başlıklı seçkide bir araya getiriyor. Lübnan İç Savaşı ve İsrail işgalinin izlerini taşıyan “Beyrut Üçlemesi” ile yönetmenin Cannes’da yarışan ilk uzun metraj kurmacası “Bıçak Sırtı”, restore edilmiş kopyalarıyla seyirci karşısına çıkacak.
Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından 26 Eylül-4 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, Dünya Sineması bölümünde bu yıl kamerasını savaşın uzağına değil, doğrudan ortasına yerleştiren bir yönetmene dönüyor.
Lübnan sinemasının öncü isimlerinden Jocelyne Saab’ın (1948-2019) dört filmi, “Direniş ve Yıkım Arasında” başlıklı özel seçki kapsamında Adana’da gösterilecek.
Gazetecilikten sinemaya geçen Saab, kariyeri boyunca savaşları yalnızca cephede yaşanan bir çatışma olarak kaydetmedi. Kamerasını yıkılan evlere, değişen sokaklara, yerinden edilen insanlara ve savaşın gündelik hayatın içine bıraktığı izlere çevirdi. Onun filmlerinde Beyrut yalnızca savaşın yaşandığı bir kent değil; geçmişi, kayıpları ve yaşamaya devam eden insanlarıyla anlatının başlıca karakterlerinden biri oldu.
Bu nedenle yaklaşık yarım yüzyıl önce çekilen filmler, yalnızca Lübnan’ın yakın tarihine ait birer belge olarak kalmıyor. Saab’ın kamerası, savaşın bir kenti ve o kentte yaşayanların hafızasını nasıl değiştirdiğine de bakıyor.
BİR KENİIN YIKIMINI ÜÇ FILMDE İZLEMEK
Seçkinin merkezinde Saab’ın Lübnan İç Savaşı ve İsrail işgalinin farklı dönemlerinde çektiği “Beyrut Üçlemesi” bulunuyor.
Üçlemenin ilk filmi “Beyrut, Bir Daha Asla” (Beirut, Never Again, 1976), savaşın ardından harabeye dönen Beyrut’un sokaklarında dolaşıyor. Terk edilmiş evler, yıkıntılar ve çocukların gündelik hayatı arasında ilerleyen kamera, savaşın nedenlerinden çok geride bıraktığı dünyaya bakıyor. Etel Adnan’ın kaleme aldığı metnin eşlik ettiği film, yıkılan bir kentin görüntülerini şiirsel bir tanıklığa dönüştürüyor.
Saab iki yıl sonra “Beyrut’tan Mektup” (Letter from Beirut, 1978) için yeniden kentine dönüyor. Bu kez kendisi de filmin içinde. Otobüslere biniyor, sokaklarda dolaşıyor; mültecilerle, askerlerle ve kent sakinleriyle konuşuyor.
Film ilerledikçe savaşın yalnızca binaları değil, insanların bir yere ait olma duygusunu da parçaladığı ortaya çıkıyor. Yine Etel Adnan’ın metniyle kurulan anlatı, Beyrut’tan dünyaya gönderilmiş kişisel ve politik bir mektuba dönüşüyor.
BU KEZ YIKILAN KENDI EVİDİR
Üçlemenin son filmi “Beyrut, Benim Şehrim” (Beirut, My City, 1982) ise Saab’ın sinemasındaki kişisel kırılma noktalarından biri.
1982’de İsrail ordusunun Batı Beyrut kuşatması sırasında yönetmenin çocukluğunun geçtiği aile evi bombalanır. Saab, kendi geçmişinin enkazından yola çıkarak kamerasını yeniden kente çevirir.
Roger Assaf’ın yazdığı lirik dış sesin eşlik ettiği filmde kişisel kayıp ile bir kentin ortak yıkımı birbirine karışır. Ev artık yalnızca bir ev, enkaz da yalnızca fiziksel bir yıkım değildir. Saab için Beyrut’un kaybolan geçmişinin parçalarına dönüşür.
Fakat kamera yalnızca yıkıntıda kalmaz. Mülteci kamplarına, sokaklara ve hayatını sürdürmeye çalışan insanlara yönelir. Böylece film, yıkımın kaydı kadar hayatta kalma iradesinin de kaydını tutar.
BELGESELDEN KURMACAYA “BIÇAK SIRTI”
Seçkinin dördüncü filmi, Saab’ın belgesel sinemasından kurmacaya uzanan yolunun önemli duraklarından “Bıçak Sırtı” (Une vie suspendue / The Razor’s Edge, 1985).
Cannes seçkisinde yer alan film, iç savaşın onuncu yılındaki Beyrut’ta geçiyor. Savaşın ortasında büyümüş yetim ve asi bir genç kadın ile evine kapanmış orta yaşlı bir ressamın yolları, kenti ikiye bölen Yeşil Hat üzerinde kesişiyor.
Jacques Weber, Hala Bassam ve Juliet Berto’nun rol aldığı filmde Saab, belgesellerinde kaydettiği yıkılmış Beyrut’u bu kez iki insan arasındaki ilişki üzerinden anlatıyor. Savaş dışarıda sürerken filmin asıl meselesi, insanın bütün kayıplara rağmen bir başkasına yaklaşabilme ve hayatla yeniden bağ kurabilme ihtimali oluyor.
SAVAŞIN GÖRÜNTÜSÜNDEN İNSANIN HAFIZASINA
Jocelyne Saab’ın sinemasını bugün yeniden izlemek, yalnızca Lübnan İç Savaşı’nın görüntülerine dönmek anlamına gelmiyor. Filmler aynı zamanda savaş görüntülerine nasıl baktığımızı, yıkımın nasıl kayda geçirildiğini ve bir kameranın şiddet karşısında nerede durduğunu da yeniden düşündürüyor.
Saab, savaşın ortasında kamerasını sansasyonel görüntünün peşine takmak yerine, savaşın değiştirdiği hayatlara yöneltiyor. Çocuklara, evlere, sokaklara, yolculuklara ve geride kalanlara bakıyor. Büyük tarih anlatısının karşısına gündelik hayatın küçük ama kalıcı izlerini çıkarıyor.
“Direniş ve Yıkım Arasında” seçkisi de tam bu nedenle geçmişe dönük bir yönetmen retrospektifinin ötesine geçiyor. Saab’ın yaklaşık yarım yüzyıl önce Beyrut’ta çektiği görüntüler, savaşın coğrafyası değişse de aynı soruyu bugüne taşıyor: Bir kent yıkıldığında geriye yalnızca enkaz mı kalır, yoksa insanların hafızası da o enkazın altında yeniden mi biçimlenir?
Festival kapsamında dört film, restore edilmiş dijital kopyalarıyla 01 Burda AVM’deki CinemaPink by Maximum salonlarında gösterilecek.
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 26 Eylül’de Orhan Kemal Emek Ödülleri Töreni ve açılış gecesiyle başlayacak. Festival, 3 Ekim’de Büyük Ödül Töreni’nin ardından 4 Ekim’de sona erecek.




