Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Aile Dayanışma Ağı 46. Buluşmasını Saraçhane’de gerçekleştirdi… Dilek Kaya İmamoğlu: Hepimizin hayatı 18 aydır Silivri’de… Herkes için adalet istiyoruz

Aile Dayanışma Ağı’nın 46. buluşmasını Saraçhane’de gerçekleştirdi. Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu herkes için adalet istediklerini belirtti ve “Milletin iradesi ile seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları 1,5 yıldır özgürlüklerinden mahrumlar. Ekrem İmamoğlu’nun sesi yasak, fotoğrafı yasak! Kaleme aldığı kitabı yayımlanmadan yasaklandı!” dedi. Adalar Belediyesi Başkan Yardımcısı Avukat Fırat Durak’ın eşi Ayşegül Kamalı Durak da, eşinin 100 gündür tutuklu olduğunu ifade ederek, “Varsın bugün Ada sokaklarında değil, dört duvar arasında olsun. Çünkü yarın o sokaklara çıktığında başını eğmek zorunda kalmayacak.” diye konuştu.

Aile Dayanışma Ağı’nın 46. buluşmasını Saraçhane'de gerçekleştirdi. Buluşmada konuşan Dilek

Haber: Oktay YILDIRIM/Kamera:Mehmet ÇALPAR

(İSTANBUL) Aile Dayanışma Ağı’nın 46. buluşmasını Saraçhane’de gerçekleştirdi. Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu herkes için adalet istediklerini belirtti ve “Milletin iradesi ile seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları 1,5 yıldır özgürlüklerinden mahrumlar. Ekrem İmamoğlu’nun sesi yasak, fotoğrafı yasak! Kaleme aldığı kitabı yayımlanmadan yasaklandı!” dedi. Adalar Belediyesi Başkan Yardımcısı Avukat Fırat Durak’ın eşi Ayşegül Kamalı Durak da, eşinin 100 gündür tutuklu olduğunu ifade ederek, “Varsın bugün Ada sokaklarında değil, dört duvar arasında olsun. Çünkü yarın o sokaklara çıktığında başını eğmek zorunda kalmayacak.” diye konuştu.

19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 46’ıncı buluşmada Saraçhane Parkı’nda bir araya geldi. Buluşmaya; YENİ Genel Başkan Yardımcıları, Parti Meclis üyeleri, milletvekilleri, İl Başkan Yardımcıları, belediye başkanları, ilçe başkanları, tutuklu yakınları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazeteciler katıldı. Bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“BİR AİLENİN KAYBETTİĞİ ZAMANI NASIL TELAFİ EDECEKSİNİZ?”

“Biz, 18 aydır sevdiklerimiz için, ailelerimiz için, tüm Türkiye için mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz hak, hukuk ve adalet mücadelesidir. 18 aydır, adaletin varsayımlarla, söylentilerle, dedikodularla değil; gerçeklerle ve delillerle sağlanması gerektiğini söylüyoruz. ‘Duymuştum’ ‘Öyle düşünmüştüm’, ‘Televizyonda izlemiştim’ Hiçbir gerçekliğe dayanmayan, söylemesi kolay birkaç cümle… Ama bu cümlelerin bedeli çok ağır oldu. Bu içi boş iddialar, sevdiklerimizi 18 aydır bizden ayrı tutuyor. Sadece ‘mış’larla, ‘miş’lerle geçen tam 18 ay. İnsanların ömründen alınan, insanları ailelerinden koparan koca bir zaman… Bir çocuğun annesinden ya da babasından ayrı geçirdiği günleri nasıl geri getireceksiniz? Bir ailenin kaybettiği zamanı nasıl telafi edeceksiniz?

“HEPİMİZİN HAYATI 18 AYDIR SİLİVRİ’DE”

Bu 18 ayda hukuk güvenliği zedelendiğinde, bunun etkilerinin insanların hayatından başlayarak aileleri, kurumları ve toplumun geleceğe duyduğu güveni nasıl etkilediğini yaşayarak görüyoruz. Ve bugün, bütün yaşananların ardından hala şu sorunun cevabını arıyoruz: İnsanların hayatından ayları, yılları hangi gerekçelerle alıyorsunuz? Biz 45 haftadır bu soruların cevabını istiyoruz. Herkes yargılanabilir. Ama hakkında hüküm verilmemiş bir insanın zamanından ve özgürlüğünden mahrum kalmasını kabul edemeyiz. Bu temel bir insan hakkı ihlalidir, bu bir insanlık suçudur. Şunu bilmelisiniz ki sadece siyasi saiklerle tutsak ettiğiniz insanlar değil; anneler, babalar, evlatlar, eşler olarak hepimiz tam 18 aydır dört duvar arasındayız. Hepimizin hayatı 18 aydır Silivri’de. Silivri’de 18 aydır büyük bir dram yaşanıyor. Hem de hepinizin şahitliğinde Her hafta size cevaplarını alamadığımız sorular sorduk. Biz, ilk gün neredeysek bugün de aynı noktadayız. Alnımız ak, başımız dik. Veremeyeceğimiz bir hesabımız yoktur.

“GERÇEK NEYSE HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE ORTAYA ÇIKSIN”

Aylar boyunca çok ağır iddialar Türkiye’nin gündeminde tutuldu, çok kesin cümleler kuruldu. İnsanlar daha hâkim karşısına çıkmadan, savunmalarını yapmadan kamuoyunda haklarında hüküm verildi.İtibar zedeleyici haberler yapıldı, iftiralar atıldı. Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı yerle bir edildi. Tutuklu yargılandıkları için dört duvar arasında seslerini duyuramayan sevdiklerimiz, haklarında ortaya atılan iddialara cevap veremedi. Aylarca kamuoyu yalnızca iddiaları, iftiraları dinledi. Şimdi ise o iddiaların, iftiraların karşısında savunmalar, beyanlar, gerçekler var. Her gün mahkeme salonunda dinliyoruz. İddianamede yer alan iddialar burada tek tek konuşuluyor. Savunmaları dinliyoruz. Beyanların nasıl oluştuğunu, hangilerinin doğrudan bilgiye dayandığını, hangilerinin baskı ve yönlendirmeyle hazırlanmış olduğunu duyuyoruz. Kamuoyunda gerçekmiş gibi konuşulan birçok konunun doğru olmadığını tanık beyanlarından anlıyoruz. Sadece birkaç yalan, hiçbir delil olmaksızın insanların hayatından 18 ay almaya yeter mi? Böyle bir ülkede kim, nasıl güvende olabilir? İftiralarla, dedikodularla insanların özgürlüğünün aylarca elinden alınabildiği bir ülkede kim kendini güvende hissedebilir; kim geleceğini planlayabilir, çalışabilir, üretebilir? Belki bu sözleri bizden defalarca duydunuz. Biz bu soruları cevaplanana kadar sormaktan vazgeçmeyeceğiz. Biz kimse yargılanmasın demiyoruz. Tam tersine; yargılansın. Delil varsa ortaya konsun. Savunma eksiksiz dinlensin. Gerçek neyse herkesin gözü önünde ortaya çıksın. Ama yargılanmak başka bir şeydir; daha hüküm verilmeden insanlara bedel ödetmek başka bir şeydir.

“EKREM İMAMOĞLU’NUN SESİ YASAK, FOTOĞRAFI YASAK!”

Biz aileler, adalete inancımızı kaybetmek istemiyoruz. Buradaki ailelerle, ekran başında bizi dinleyenlerle ve haksızlığa karşı sesini yükselten herkesle birlikte yolumuza devam ediyoruz. Milletin iradesi ile seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları 1,5 yıldır özgürlüklerinden mahrumlar. Ekrem İmamoğlu’nun sesi yasak, fotoğrafı yasak! Kaleme aldığı kitabı yayımlanmadan yasaklandı! Milletine seslendiği, kendini ifade ettiği sosyal medya hesapları defalarca engellendi. Bir yandan bir zindanda unutturulmaya çalışılırken diğer yandan hakkında itibar zedeleyici iddialar, iftiralar ortaya saçılmaya devam ediyor. Tüm bunların karşısında hakkını savunmasına, neyin ne olduğunu açıklamasına, hatta savunma yapmasına izin verilmiyor. Hatta bununla birlikte tam 14 ay önce Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan savunma görevini yerine getirdiği için tutuklandı. Böyle bir adalet sisteminin adalet dağıtması mümkün olabilir mi? O, kendini millete emanet ediyor çünkü millet görüyor, inanıyor, biliyor; Ekrem İmamoğlu siyasi tutsaktır; herkes şahit oluyor, bunu herkes biliyor. Tutuksuz yargılamanın esas olduğu, masumiyet karinesinin korunduğu, herkesin bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde adil yargılanma hakkına sahip olduğu bir hukuk düzenine ihtiyacımız var.

“KİM OLURSA OLSUN, HERKES İÇİN ADALET”

Hukuk devletini güçlendirmek, yargı bağımsızlığını güvence altına almak ve herkes için aynı hukuk güvencesini sağlamak zorundayız. Bugün artık yalnızca geçmişte ne yaşandığını konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Asıl mesele, bundan sonra nasıl bir hukuk düzeninde yaşayacağımızdır. Her insanın kim olduğuna, hangi görevi yaptığına ya da hangi siyasi görüşe sahip olduğuna bakılmadan hukukun güvencesine sahip olduğunu bildiği bir ülke, hepimizin ortak ihtiyacıdır. Devletin gücü, vatandaşının karşısındaki kudretinden değil; hukukunu herkese eşit işletebilmesinden gelir. Kurumlara duyulan güven de ancak bununla güçlenir. Kimse için ayrıcalık istemeyen, kimseyi hukuk güvencesinden mahrum bırakmayan; adaletin herkes için eşit işlediği bir düzen…İhtiyacımız olan budur. Kim olursa olsun, herkes için hukuk. Kim olursa olsun, herkes için adalet. Böyle bir Türkiye’ye olan inancımla; hepinize sevgilerimi sunuyor, mücadelemize verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum.”

Daha sonra Adalar Belediyesi Başkan Yardımcısı Fırat Durak’ın eşi Avukat Ayşegül Kamalı Durak konuştu. Durak açıklamasında şunları ifade etti:

“Ben Adalar Belediye Başkan Yardımcısı Avukat Fırat Durak’ın eşi Avukat Ayşegül Kamalı Durak. 100 gündür Fırat tutuklu. 100 gündür haksız, hukuksuz, ispatsız ve ölçüsüz biçimde ağır tecrit koşulları altında tek başına bir hücrede tutuluyor. Bizlerden, çocuklarından, sevdiklerinden ve Adalar’dan ayrı bırakılıyor. 2 yaşında bir oğlumuz, 5 yaşında bir kızımız var. 100 gündür çocuklarına sarılamıyor; onların büyüdüğü günleri, hayatlarının küçücük ama bir daha geri gelmeyecek anlarını dört duvarın arasında kaçırıyor. Ama bütün bunlara rağmen mücadele azminden, inandığı değerlerden ve kararlılığından bir adım dahi geri atmadı. Bunun son örneğini Adalar’da gerçekleştirilen başkan vekilliği seçimlerinde gördük. Fırat, yerine oy kullanılabilmesi, Adalıların sandıkta ortaya koyduğu iradenin korunabilmesi ve seçimin en azından 4 – 4 eşitlikle kuraya kalabilmesi için hem Adalar Belediye Meclis Üyeliğinden hem de İBB Meclis Üyeliğinden istifa etti. Hücresinden yapabileceği ne varsa yaptı. Fırat da diğerleri gibi davranabilirdi. Üstelik belki de geri çekilmek, susmak, kendisine ve ailesini düşünmek için herkesden daha fazla gerekçesi vardı. Kendisine teslim edilen iradeden vazgeçebilirdi. Ve 2 yaşındaki bir oğlun, 5 yaşındaki bir kızın babası olarak bunu yapsaydı belki de hiçbirimiz ona tek kelime söyleyemezdik. Ama yapmadı. Kendi özgürlüğü söz konusuyken dahi kendine emanet edilen iradeyi kendi geleceğinin önüne koydu. Çünkü… Çünkü bazı insanlar için siyaset yalnızca makam değildir. Bazı insanlar için kendisine verilen oy, şartlar ağırlaştığında vazgeçilebilecek bir sayı değildir. Namus gibi taşınması gereken bir emanettir. Fırat o emaneti, özgürlüğünden mahrum bırakıldığı günlerde bile yere bırakmadı. Ancak birlikte mesai yaptığı, aynı masaya oturduğu, aynı mücadeleyi verdiği bazı insanların bugün dışarıda olmanın bedelini içerideki arkadaşlarının iradesinden vazgeçmek olarak ödeyebileceğini hesaba katmadı. Çünkü insan kendisinin dört duvar arasına kapatılmasına dayanabilir belki. Ama birlikte yürüdüğü insanların betona gömülmüş arkadaşını geride bırakabileceğini kolay kolay düşünemez.

“HAYATI BOYUNCA ZORLUKLARLA, EMEĞİYLE, ALIN TERİYLE MÜCADELE ETTİ”

Fırat bugün içeride olabilir. Ama Adaların sokaklarında başı dik dolaşabilecek kadar özgürdür. Çünkü özgürlük yalnızca sokakta yürüyebilmek değildir. İnsan bazen dışarıdadır ama korkularının esiridir. Bazen de bir hücrenin içindedir ama vicdanı, sözü ve duruşu özgürdür. Fırat bugün bir hücrede. Kapısı demir, duvarları beton. Çocukları dışarıda, sevdikleri dışarıda, Adalar dışarıda. Ama onuru içeride değil. Çünkü onurun kapısına kilit vuramazsınız. Haysiyetin etrafına duvar öremezsiniz. İlkeli bir duruşu betonun içine gömezsiniz. Bir insanın bedenini dört duvar arasına kapatabilirsiniz ama inandığı değerleri, vicdanını ve kendisine emanet edilen iradeye olan sadakatini hapsedemezsiniz. Onur hücreye sığmaz, haysiyet demir kapıların ardında kalmaz, ilkeli duruş dört duvarla sınırlandırılamaz. Hayat Fırat’a hiçbir zaman altın tepside sunulmadı. Hayatı boyunca zorluklarla, emeğiyle, alın teriyle mücadele etti. Küçük yaşından itibaren hayatın yükünü omuzladı. Hiçbir şeyi kolay elde etmedi. Bugün yaşadığı bu büyük haksızlığın karşısında da aynı şekilde eğilmeden, teslim olmadan, başını öne düşürmeden duruyor. Belki de bugün asıl mesele kimin içeride, kimin dışarıda olduğu değildir. Asıl mesele kimin başının dik olduğu, kimin kendi vicdanıyla baş başa kaldığında gözlerini kaçırmak zorunda olmadığıdır.

“FIRAT BİZİM İRADEMİZE VE ONA TESLİM ETTİĞİMİZ EMANETE SAHİP ÇIKTI”

Varsın bugün Ada sokaklarında değil, dört duvar arasında olsun. Çünkü yarın o sokaklara çıktığında başını eğmek zorunda kalmayacak. Kendisine emanet edilen iradeyi satmadı, korkusunu vicdanının önüne koymadı, çocuklarına kavuşma özlemini dahi ilkelerinden vazgeçmenin gerekçesi yapmadı. Ve belki de iki küçük çocuğuna bırakacağı en kıymetli miras budur. Bir gün çocuklarının gözünün içine bakarak anlatabileceği onurlu bir hayat. Fırat bizim irademize ve ona teslim ettiğimiz emanete sahip çıktı. Şimdi sıra bizde. Şimdi başkalarının yalnızca aynı hücrelere düşme ihtimalinden korkarak geri çekildiği bir zamanda, o hücrenin içinde bedel ödemeyi göze alarak onurlu duruşundan vazgeçmeyenlere sahip çıkma zamanıdır. Çünkü bugün mesele yalnızca Fırat değildir. Mesele korkunun mu cesaretin mi, hesabın mı vicdanın mı, makamın mı onurun mu kazanacağıdır. Fırat kendi tercihini yaptı, iradesine sahip çıktı, emanetine sahip çıktı, onuruna sahip çıktı. Şimdi bize düşen, onun ve onurlu davranan tüm yol arkadaşlarının dört duvar arasında yalnız olmadığını göstermektir. Çünkü bugün sahip çıkmamız gereken yalnızca bir insan değil; korkuya rağmen eğilmeyen bir irade, bedeline rağmen terk edilmeyen bir ilke ve dört duvara rağmen hapsedilemeyen bir onurdur. O dört duvarın arasında bizim irademize sahip çıktı, şimdi dışarıda olan bizler onun onuruna, haysiyetine ve mücadelesine sahip çıkacağız. Çünkü bedenleri hapsedebilirsiniz ama onuru asla!

Kısaca sözlerime Fırat’ın istifasını verirken kamuoyuyla paylaştığı mektubunun son satırlarıyla bitirmek istiyorum. Çünkü sanırım onun bugün nerede durduğunu, neye inandığını ve bütün bu yaşananlara rağmen neden hâlâ dimdik olduğunu en iyi yine kendi sözleri anlatıyor:

‘Varsın siyasallaşmış yargıyla, kolluk güçleriyle üzerimize gelsinler; varsın ayda bir saat görebildiğim evlatlarımın hasretiyle bizi sınasınlar. Eninde sonunda yenilecekler! Çünkü biz gücümüzü hakikatten alıyoruz ve hakikati yenemezler. Günü geldiğinde hakikatin ışığı tüm bu karanlıkları boğacak; onurumuzla girdiğimiz bu hücrelerden onurumuzla, boyun eğmeden, daha da güçlü çıkacağız. Çıktığımızda da bugünleri asla unutmayacağız. Ayda bir saat görebildiğim ve her açık görüşte ağlayarak yanımdan ayrılan kızım Dicle’nin gözyaşları, hem bize bu zulmü reva görenlerin hem de bu zulme ortak olup seçme iradesine ihanet edenlerin boyunlarında bir utanç vesikası olarak ömür boyu kalsın. Yarınlar bizimdir.”

Konuşmaların arından çekilen toplu anı fotoğrafıyla 46. buluşma sona erdi.