Haber: Caner AKTAN
(TUNCELİ) – Dersim olaylarının yıl dönümü dolayısıyla Tunceli’de düzenlenen anma programına katılan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim katliamında yitirdiğimiz bütün canlarımızın mezar yerleri açıklanmalı, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı ve bütün kayıpların isimleri açıklanmalı. Aynı şekilde yine devletin belgelerinde olduğunu bildiğimiz Dersim’in kayıp kızları nerede, o açıklanmalı ve Dersim’in kayıp kızları Dersim topluluğuyla yeniden buluşturulmalı” dedi.
1938 Dersim olaylarının yıl dönümü dolayısıyla Dersim Emek ve Dayanışma Platformu tarafından Tunceli’de anma programı düzenlendi. Sanat Sokağı’nda bir araya gelen çok sayıda kişi, Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan da katıldı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yürüyüşte yaptığı açıklamada, Dersim olaylarını unutmayacaklarını söyledi. Dersim olaylarında hayatını kaybedenleri minnetle andıklarını dile getiren Hatimoğulları, “Dersim’de yitirdiğimiz bütün canları saygı ve minnetle anıyorum. Bu coğrafya çok sayıda Alevî katliamına tanıklık etti. Koçgiri, Dersim, Çorum, Sivas, Gazi. Suriye’de yakın zamanda Lazkiye ve sahil kentlerindeki Arap Alevilerine dönüp yine çok büyük bir katliama yakın bir zamanda tanıklık ettik. Bu katliamlarda yitirdiğimiz bütün canları bir kez daha saygıyla, minnetle anıyorum. Unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu söz basit bir slogan değil, bu söz bir ajitasyon değil. Bu söz gerçek bir tarihsel hesaplaşmanın ve bir tarihsel yüzleşmenin olması gerektiğini ifade eden, bunu özetleyen bir sözdür. Bizler Dersim’i ve bütün Alevi katliamlarımı asla unutmayacağız, unutturmayacağız” diye konuştu.
“Toplumu içeriden çözmeye çalışarak asimile etmeye çalışıyor”
Dersim üzerinde 100 yıldır büyük bir oyun oynandığını söyleyen Hatimoğulları, şöyle devam etti:
“Dersim tarihi katliamlarla dolu olduğu kadar aynı zamanda burada yürütülen özel politikalarla toplumda çürüme yaratmaya çalışarak başka bir asimilasyon politikası izlendi sistematik bir şekilde. Dersim’de katliamlarla elde edemediklerini bu sistem ve bu devlet anlayışı katliamla asimile edemediği Dersim halkının içinde çete örgütlenmeleri, uyuşturucu örgütlenmeleriyle toplumu içeriden çözmeye çalışarak asimile etmeye çalışıyor. Bugün sevgili Gülistan Doku ile ilgili yaşanan sıradan ve basit bir şey değil. Bu sıradan bir cinayet değil. Bunun arkasında devletin birçok kurumunun ortaya çıktığı görülüyor. Sadece Gülistan Doku değil, aynı zamanda Rojvelat Kızmaz, Rojin Kabaiş ve şimdi burada sayamadığım çok sayıda kadın cinayeti bu çürümüşlüğün, bu asimilasyon politikasının Alevilere ve Kürtlere dönük asimilasyon politikasının bir başka boyutu, bir başka veçhesi. Bizim bir yandan tarihsel anlamda bir yüzleşmeyi talep ederken, bir yandan toplumdaki bu çürütülmek istenen anlayışa karşı, devletin bu politikasına karşı çok daha örgütlü, çok daha güçlü bir mücadelenin içinde olma görev ve sorumluluğumuz vardır. Bunun altını özellikle buradan çizmek isterim.”
“Alevilik, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanacak bir kenar süsü değildir”
Kültür Turizm Bakanlığı tarafından bugün Tunceli’de düzenlenen ve Alevi dedelerinin katılımıyla yapılan “Dedeler Zirvesi” programına tepki gösteren Hatimoğulları, Aleviliğin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanacak bir kenar süsü olmadığını belirterek, şöyle devam etti:
“Bizler bugün burada bu anmayı gerçekleştirirken, hemen yanı başımızdaki bir cemevinde başka bir toplantı var. Ve bu toplantıyı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Türkiye ve Avrupa’dan çağrılmış olan 130 dede demedikleri için cemevi uzmanı ile toplantı halindeler. Bugün ısrarla altını çizdiğimiz bir nokta var. Alevilik, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanacak bir kenar süsü değildir. Alevilik basitçe ifade edilecek bir kültürel tanım değildir. Alevilik bir inançtır. Alevilerin ibadethaneleri cemevleridir. Bugün Bakanlığa bağlı bu oluşum asimilasyon politikasının bir başka boyutunu Dersim’e ve bütün Alevi toplumuna taşımıştır. Bugün yapılan bu toplantıyı şiddetle protesto ediyoruz. AKP iktidarının simgeler ve imgeler üzerinden siyaset ürettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Tam da Dersim katliamının yaşandığı, tertelenin yaşandığı 4 Mayıs’ta Dersim’de bu toplantıyı yapmak demek Alevi soykırımının üstünü örtmek demektir. ‘Biz bununla yüzleşmeyeceğiz’ demektir. ‘Biz bunun üzerinden siyaset yapacağız, asimilasyon politikasını başka bir boyuta taşıyoruz’ anlamı taşımaktadır. Ve bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Alevilerden rızalık alınmadan gerçekleşen bir toplantıdır. Ve oradaki Alevi dedelerine buradan özel olarak seslenmek istiyorum, o 130 şahsa özel olarak seslenmek istiyorum: Bu hatadan vazgeçip Alevilikte düşkünlük olarak tanımlanan hatadan vazgeçin, esasen o toplantıyı derhal terk etmeniz gerekiyor. Parayla, pulla ve birçok argümanla Alevi dedelerini kendi memurları haline getirmek isteyen anlayışı asla kabul etmiyoruz. Aleviler devletin Alevisi ya da sistemin makbul Alevileri olmayacak. Bunu da bu sistem de bu devlet de bilmelidir. Aleviler katliamlarda boyun eğmedi. Dersim halkı onurunu korudu.”
“Meclis’te Yüzleşme ve Hakikati Araştırma Komisyonu derhal oluşturulmalıdır”
1938 Dersim olaylarının araştırılması için TBMM’de komisyon kurulması çağrısı yapan Hatimoğulları, şunları kaydetti:
“Birçok Alevi katliamına rağmen Aleviler onurunu ve inancını sonuna kadar korudu ve korumaya da devam edecek. Hangi yöntemle Alevilerin üzerine gelirseniz gelin, Aleviler kendi inançlarını korumaya devam edecek. Ve ben sözlerime son verirken Dersim halkı başta olmak üzere Alevi toplumunun ortak taleplerini bir kez daha burada sıralamak istiyorum: Dersim katliamıyla yüzleşilmelidir. Meclis’te Yüzleşme ve Hakikati Araştırma Komisyonu derhal oluşturulmalıdır. Dersim halkından hakiki bir şekilde özür dilenmelidir. Özür dileyecek olan gelip burada tertele gün yıl dönümünde alternatif bir çalışma yürütmez. Bu alternatif çalışma anlayışından vazgeçmek gerekiyor. Asimilasyon politikasından vazgeçilmelidir. Dersim halkından hakiki bir şekilde özür dilenmelidir. Biraz önce konuşan arkadaşlar ifade etti. Kefensiz yatan Dersimliler var. Dersim katliamında yitirdiğimiz bütün canlarımızın hem mezar yerleri açıklanmalı, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı ve bütün kayıpların isimleri açıklanmalı. Aynı şekilde yine devletin belgelerinde olduğunu bildiğimiz Dersimin kayıp kızları nerede, o açıklanmalı ve Dersim’in kayıp kızları Dersim topluluğuyla yeniden buluşturulmalı. Dersim ismi mutlaka iade edilmeli. Tunceli değil gerçekten barış elinin konuşması gereken bir dönem.”
Tülay Hatimoğulları, “Bizler burada barış ve demokratik toplum çağrısının gerekliliklerini yerine getirmeye çalışırken Alevi canlarımız başta olmak üzere bu topraklarda yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan insanların bu topraklarda ve bu coğrafyada eşit yurttaş olarak inancını, ibadetini, ana dilinde eğitimini, her türlü özgürlüğünü, eşit ve özgür bir şekilde yaşayabileceği bir coğrafyayı kurma sözüyle sözlerimi tamamlıyorum. Dersimi unutmadık, unutmayacağız. Bütün canlarımızı bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum” ifadelerini kullandı.
Seyit Aslan: “Dersim’de yaşayan halkın umudunu, mücadelesini kırmak istediler ama nafileydi”
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan da yaptığı konuşmada, geçen yıl yaşamını yitiren Sırrı Süreyya Önder’i anarak sözlerine başladı. Aslan, yaşananların devletin planlı bir şekilde yaptığı katliam olduğunu savunarak, “89 yıldır bu coğrafyayı kanatıyor. 89 yıl önce Dersim katliamı ile kültürümüzü unutturmak istediler. Örf, gelenek ve göreneklerimizi unutturmak istediler. Bir coğrafyayı parçalamak istediler. Dersim’de yaşayan halkın umudunu, mücadelesini kırmak istediler ama nafileydi. Bugün Dersim’deyiz ve mücadelemiz devam ediyor” dedi.
“İsimleri değiştirilen köylerin, Dersim’in adının iade edilmesi gerekir ve mezarların yerinin söylenmesi gerekir”
Seyit Aslan şöyle konuştu:
“Ne yazık ki hiçbir katliam karşısında bugüne kadar halktan emekçilerden, yoksullardan katliamları yaşayanlardan özür dilemediler. 2011’de dönemin Başbakanı Erdoğan ‘Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben özür diliyorum’ demişti. Aradan 15 yıl geçti, hiçbir adım atılmadı. Ne arşivler açıldı ne katliamla yüzleşildi ne isimleri değiştirilen başta Dersim olmak üzere köylerimizin adları iade edildi. Katledilenlerin mezarlarının nerede olduğu açıklanmadı. Böyle bir özür olmaz. Bunu biz kabul etmiyoruz. Gerçek bir hakikat ile yüzleşmek istiyorlarsa, 89 yıl önce yaşanan Dersim katliamının acılarıyla yüzleşmek istiyorlarsa bütün gerçeklerin açığa çıkarılması gerekir. Yakılan yıkılan köyler, kaybedilenler, sürgün edilenlerden gerçek anlamda özür dilenmesi gerekir. İsimleri değiştirilen köylerin, Dersim’in adının iade edilmesi gerekir ve mezarların yerinin söylenmesi gerekir ama görüyoruz ki katliamları bile suistimal eden ve onları siyaset için kullanmaya çalışan iki yüzlü politikacılar var, iki yüzlü devlet insanları var. Bunu asla kabul etmiyoruz.”

