Haber: Oktay YILDIRIM – Kamera: Gencer KETEN
(İSTANBUL) – TÜRK-İŞ, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı. TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Irgat, “Eskiden işsiz olan yoksul sayılmaktayken, bugün çalışanlar yoksullukla mücadele etmektedir. Bu tablo görmezden gelinemez. TÜİK’in açıkladığı enflasyonla oranıyla bizim gerçek hayatta yaşadığımız enflasyon bir türlü uyuşmamaktadır. Daha yılın ilk üç ayında, yılbaşında aldığımız, 1 Ocak’ta aldığımız ücretlerin enflasyonuna göre yüzde 10 oranında eridiğini görüyoruz” dedi.
TÜRK-İŞ yöneticileri ve sınırlı sayıdaki sendika üyeleri, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı. Anıt önünde açıklama yapan TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Irgat şunları kaydetti:
“1 Mayıs emeğin değerini hatırlatan, dayanışmanın, birlikteliğin ve ortak mücadelenin anlam kazandığı bir gündür. Bugün dünyanın dört bir yanında işçiler alın terinin karşılığını almak, insanca çalışma koşullarına ulaşmak için seslerini birlikte yükseltmektedir.
Emeğin değersizleştiği, geçim şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bulunmaktayız. Bugün burada yalnızca sorunları değil, umudu da büyütmek için buradayız. Farklı iş yerlerinden gelmekteyiz, ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır. Bu ülkenin değerlerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız. Bugün buradayız. Çünkü geçinmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Her sabah yeni zamlarla uyanmakta, emeğimizin karşılığının eridiğini görmekteyiz. Hayat pahalılığının dayanılmaz bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır. Ücretler aynı hızla artmakta, alım gücü sürekli düşmektedir.
Eskiden işsiz olan yoksul sayılmaktayken, bugün çalışanlar yoksullukla mücadele etmektedir. Bu tablo görmezden gelinemez. TÜİK’in açıkladığı enflasyonla oranıyla bizim gerçek hayatta yaşadığımız enflasyon bir türlü uyuşmamaktadır. Daha yılın ilk üç ayında, yılbaşında aldığımız, 1 Ocak’ta aldığımız ücretlerin enflasyonuna göre yüzde 10 oranında eridiğini görüyoruz.
“Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümekte”
Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümektedir. Zengin daha zengin olurken, emeğiyle geçinenler giderek daha fazla yokluğa ulaşmaktadır. Asgari ücretle çalışan milyonlar, daha yıl dolmadan gelirin erdiğini görmektedir. Yapılan artışlar kısa sürede etkisini kaybetmektedir. Altı ayda bir eriyen bir ücretle bir yıl geçinilmesi beklenmektedir. Bu durum ne adildir ne de sürdürülebilir durumdadır.
Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenmektedir. Ücretlerin yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır. Emeğimizle kazanılan gelir elimizden geçmeden azalmaktadır. Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli düzenli vergilendirilmektedir. Bu tabloyu asla kabul edilemez olarak görüyoruz.
“Özel sektörde örgütlenme oranı yüzde 5”
Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işçi çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Ocak ayında Çalışma Bakanlığı’nın yayınladığı istatistiklere göre 17 milyon çalışan vardır ve sendikalı oranı da yüzde 14. Ama bu çalışanların hepsi toplu iş sözleşmesinden faydalanmıyor. Özel sektörde örgütlenme oranı yüzde 5’tir. Yani 100 çalışandan 95’i anayasal hakkı olan sendikalıklardan yararlanamamaktadır.
Şu an itibariyle ülkemizde sendikalı olmak işten atılma sebebidir. Maalesef yasalarda süreler belirtilmesine rağmen mahkemeler en az 1,5 yıl devam etmekte ve işe iade davalarını kazanmalarına rağmen hiçbiri maalesef işten dönmemektedir. İşçiler huzursuzdur. İşçiler kendilerini ifade edememektedirler. Biz sendikalaşmayı, sendikaya üye olmayı, birlik ve dayanışma içinde olmayı, sendikaların, işçilerin kendilerini bir ifade etme biçimi olarak anlarız. Bugün işçiler kendilerini maalesef ifade edememektedirler. 1 Mayıs bunun için önemlidir.
“Korkunun değil, baskının değil, saygının hakim olduğu iş yerleri oluşturulmalı”
Çalışma hayatındaki baskılar yalnızca bununla sınırlı değildir. İş yerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir. Korkunun değil, baskının değil, saygının hakim olduğu iş yerleri oluşturulmalıdır. Şiddete, tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır.
Taşeron işçilerin sorunları hala çözülebilmiş değildir. Kadro dışında kalanlar aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşanmaktadır. Kamuda çalışan tüm işçilerin eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşması sağlanmalıdır. Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir.
Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır. Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Genç yaşta çalışma hayatına atılan bu insanların emeği yok sayılmamalıdır. Staj ve çıraklık dönemlerinin sigorta başlangıcı sayılması yönündeki talepler karşılık bulmalıdır.
“Her yıl binlerce genç mezun olmakta, ancak iş bulamamakta”
Genç işsizliği artmaya devam etmektedir. Her yıl binlerce genç mezun olmakta, ancak iş bulamamakta ya da düşük ücretlere mahkum kalmaktadır. Birçok genç güvencesiz ve geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir. Nitelikli istihdam alanları oluşturulmalı, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki güçlendirilmelidir.
Çocukların yeri okuldur. Ancak yoksulluk, birçok çocuğu çalışma hayatına itmektedir. Çocuklar hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir. Çocuk işçiliği ile mücadele güçlendirilmelidir. Ne yazık ki, çocukların en güvende olması yerler olan okullarda dahi ciddi güvenlik sorunları yaşanmaktadır. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan, kamuoyunu derinden sarsan cinayetler eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Oysa okul, çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı bir alan olmalıdır. Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır.
İş kazaları hala can almaktadır. Her gün ortalama iş kazalarında altı emekçi hayatını kaybetmektedir. Bu yalnızca bir sayı değil, yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir. Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir.
“Emekli aylıkları temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemekte”
Bugünün emeklileri geçmişin emekçileridir. Yıllarca çalışmış insanlar bugün geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Emekli aylıkları temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir. Emeklilik yoksulluk değil, onurlu bir yaşam dönemi olmalıdır, ki acilen bunu bekliyoruz ve izlediğiniz gibi maalesef 20 milyon lira, ortalama 25 milyon aylıkla bu insanların geçinmeleri isteniyor ki, bunun mümkün olamadığını yaşayarak görüyoruz.”



