(İSTANBUL) – CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “Diplomasız Erdoğan” sloganı attığı için açtığı davaya ilişkin “Diplomanız varsa getirin mahkemeye sunun. Birisi, bir mahkeme bizim Genel Başkanımız Özgür Özel’in diplomasını istese hemen Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi diplomasını getirir koyarız. Cumhurbaşkanı adayımız Sayın İmamoğlu’nun diploması istenilse gideriz anasının ak sütü gibi helal olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden verilmiş diplomayı koyarız. Peki siz niye korkuyorsunuz? Hepimiz biliyoruz ki o konuda şaibeli. Bizim Büyükşehir Belediye Başkanımızın anasının ak sütü gibi helal diplomayı iptal edenlerin diploması ortada yok. İkna edici hiçbir şey sunamıyorlar” dedi.
CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, partisinin Bahçelievler İlçe Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. Emre, şöyle konuştu:
“Türkiye Avrupa’da suç oranı bakımından baktığımızda zirvede yer alıyor. Bu iktidar göreve geldiğinde tutuklu hükümlü sayısı 52 binken, bugün 425 binlere gelmiş durumda. Ve sürekli çeşitli infaz düzenlemelerle 50 bin, 70 bin, 100 bin gibi sayılarla tahliye kararları verilmesine rağmen, bu infaz düzenlemelerinden bu kadar insan yararlanmasına rağmen yürüyen ceza dava dosyası da milyonu aşmış durumda. Türkiye’de son dönemde en önemli asayiş problemlerinden biri ne dersek sokak çeteleri. Eğer bu başlıkta bu konuda bir önlem alınmaz bir politika geliştirilmezse bugün Güney Amerika ülkelerinde gördüğümüz tablonun bir benzerini önümüzdeki dönemde burada da görebiliriz. O nedenle yapılan operasyonları dikkatle takip ediyoruz CHP olarak. Ve bu operasyonlar içerisinde geçtiğimiz hafta çok çarpıcı bir olay yaşandı. 15-25 yaş arası ağırlıklı olarak genç ve çocukların yer aldığı bu çetelerin, yeni nesil çeteler olarak bilinen çetelerin, aynı televizyonlarda dizilerde, filmlerde gördüğümüz, izlediğimiz sahneleri birebir sokaklarda yaşandığını görüyoruz.
“Bu memurları kim aldı?”
Ve bu kapsamda yapılan operasyonlarda geçtiğimiz hafta polisten mahkeme katibine, gümrük muhafaza memuruna kadar çok sayıda memur da tutuklandı. Bu operasyonda yedi polis tutuklandı. Ve yine çok çarpıcı narkotik suçlarla mücadelede görevli polislerden bir tanesi bu olaylara karıştığı için ihraç ediliyor ve tutuklanıyor. Bu kişiye baktığımız zaman görevde olduğu zaman uyuşturucunun zararlarını anlatan seminerler düzenliyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu kişi şu anda bu yeni nesil çeteler olarak bilinen çizgi film karakterleriyle kendilerine isimler takan, bu isimleri özellikle telaffuz etmek istemiyorum çünkü bir yönüyle de böyle propaganda yapıyorlar, isimlerin dolaşması için de özel çaba sarf ediyorlar. Biz şu soruyu soralım: Bu memurları kim aldı? Yani onları o görevlere getirenlerin alanların hiç mi kusuru yok? Bütün bu yaşadığımız olayları hep doğal afet muamelesi mi yapacağız? Bir taraftan bu tür olayları yaşıyoruz öteki taraftan da bir önceki toplantıda bahsetmiştim, bu kapsamda hafta içi İçişleri Bakanı’na bir soru önergesi de verdik. Polis intiharları, mobbing altında çalışma şartları ve zor koşullarda yaşam mücadelesi verilen polis intiharları yani tüm bunları yeni İçişleri Bakanı’na cevaplamasıyla ilgili bunların araştırmasıyla ilgili bir soru önergesi verdik. Cevabı geldiğinde de sizlerle paylaşacağız.
“Böyle giderse Türkiye aynı Güney Amerika ülkelerindeki sahneleri daha fazla yaşamaya devam eder”
Ekonomik olarak ciddi bir darboğazda ve çöküşün içerisindeyiz. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ekonomi politikaları iflas etmiştir. Uyguladığı politikalarla halkımız günden güne yoksullaşmaktadır. Yaşam mücadelesi vermektedir. Gelecekten umudunu kesen, iş bulamayan gençler, evde oturan ne çalışan ne iş arayan gençlerle dolu ülkemiz. Milyonlarca gencimiz maalesef bu durumda. Biz bunları dile getiriyoruz. Ve diyoruz ki bunun yarattığı sonuçlar var işte. Yani gettolaşmanın verdiği sonuçlar, çeteleşmeler böyle oluyor. Bu suçların işlendiği yerlere bakın gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu bölgeler. Tüm bunlar karşısında iktidar ne yapıyor? Hangi önlemi alıyor? Hiçbir şey yapmıyor. Bunları çok kapsamlı bir şekilde, Meclis eliyle takip edilmesi, politika izlenmesi suç oranı nasıl düzelir, düşer üzerine çalışılması lazım. Böyle giderse Türkiye aynı Güney Amerika ülkelerindeki sahneleri daha fazla yaşamaya devam eder.
“Raporda tutuksuz yargılama esas diyor”
Geçtiğimiz hafta yeni Adalet Bakanı önceki başsavcı kendisine soru soran basın mensuplarına şöyle bir cevap veriyor;’Efendim terörist Türkiye kapsamında hazırlanan raporu okudum ve çok beğendim. Çok güzel rapor’ diyor. Bu raporu biz de okuduk. Yani öyle şeyler oluyor ki hem bizlerin hem vatandaşın hem halkın aklıyla alay edildiğini görüyoruz. Bu raporda ne yazıyor? Bu raporda diyor ki ‘Anayasamıza göre Anayasa Mahkemesi kararları, yasama organını, yargı organını, yürütme organını, idare makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlar’ diyor. Adalet Bakanı bu raporu beğenmiş. Peki daha önce kendisi mahkeme başkanıyken ve bizim milletvekilimiz Enis Berberoğlu’na haksız ceza verdiğinde Anayasa Mahkemesi o kararı bozmuştu. Kararın haksız ve hukuksuz bir şekilde alındığını söylemişti. Kendisi o Anayasa Mahkemesi kararı tanıdı mı? Uydu mu? Yine bu raporda ne deniyor ‘Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde AİHM ile AYM’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas olunması.’ Peki Sayın Bakan, bu raporu beğenmiş. Raporda tutuksuz yargılama esas diyor. Peki bizim belediyelere yönelik yapılan operasyonlar ki bizzat kendisi başsavcı döneminde yaptı. Bırakın Ekrem İmamoğlu’nu diğer belediye başkanlarını çaycısından çorbacısına kadar belediyenin, şoförüne kadar korumaya kadar haklarında hiçbir somut delil olmadan bir yılı geçti tutuklular. Böylesine bir uzun zamandır cezaevindeler. Madem bu raporu beğendiniz, bu raporda yazanlar da bu tür şeyler. Hakikaten insanın toplumu aklıyla nasıl dalga geçilir, vicdanlar nasıl yaralanır çok çarpıcı, çok üzücü ve insanların gözüne baka baka bu ifadeler kullanılabiliyor.
“İktidar dini değerler üzerinden bir tartışma alanı ve bir kutuplaşma alanı arıyor”
Türk-İş açıkladı. Açlık sınırı 31 bin 224. Yoksulluk sınırı 101 bin yedi 706. Bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 40 bin 541. Bunun sonucunda ne var dediğimizde 86 milyonluk ülkeyiz. Çocukları çıkartın, yetişkinlere baktığımız zaman borçlu olmayan kimse kalmamış. Türkiye’de Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre 43 milyon 600 bin vatandaşımız bankalara borçlu. Enflasyon kaç? Bizde yüzde 30,7. Yani TÜİK rakamı veriyorum, manipüle edilmiş rakamlara göre. bağımsız araştırıp da tespit eden ENAG gibi kurumlara göre çok daha yüksek. Ancak bu rakamlara göre baktığımızda bile Avrupa ortalaması yüzde 2, OECD ülkeleri ortalaması yüzde 3,7. Bizde yani Avrupa’nın 15 katı seviyesindeyiz. Hani pembe tablo çiziliyor ya peki biz şimdi diyoruz ki emekliye bayram geldi, ikramiye verelim, torununa harçlık verebilsin, yüzü gülsün. En azından doğru dürüst ikramiye verelim. Buna yanaşmıyorlar.
2018’de faizin bütçedeki payı yüzde 8,9 iken 2025’te yüzde 14’lere kadar çıktı bu yıl daha yüksek. Yani ilk yılda, ilk ayda, yılın ilk ayında ödediğimiz faiz miktarı tarihimizde görülmemiş oranda yüksek. Enflasyonla mücadele edilemiyor. İktidar tercihini emekliden, asgari ücretliden yana değil, faiz lobilerinden yana kullanıyor. Bizler siyasetçiyiz. Bizler siyasi parti olarak vatandaşın karşısına çıkarız deriz ki ‘Vatandaşım bana yetki ver beş yıllığına. Ben senin refah seviyeni şuradan şuraya getireceğim. Çocuğuna şöyle bir eğitim vereceğim. Dış politikada şunları yapacağım.’ Vaatlerde bulunur. Bu iktidarda oy isterken vatandaşa bildirgesine yazdı. ‘Bana oy ver, kişi başına milli geliri 25 bin dolar seviyesine çıkaracağım. Enflasyonu düşüreceğim. İşsizliği azaltacağım. Emeklinin yüzünü güldüreceğim.’ Şimdi bakın bunlar reel siyaset. Buralarda çuvallayan iktidar bir şekilde bir bahaneyle sürekli ülkede dini değerler üzerinden bir tartışma alanı ve bir kutuplaşma alanı arıyor. Kendisine, toplumu bölecek, kendisine büyük pastanın kalacağı siyaseten bir zemin. İnsanlar birbirine düşmanlık mı göstermiş, husumet mi beslemiş bunlar iktidar açısından hiç önemli değil.
“Ne iktidarın ne sözcüsünün reel siyasette söyleyecek sözü yok”
Şimdi geçtiğimiz günlerde Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik diyor ki, Genel Başkanımızın Bakırköy mitinginde yaptığı konuşmaya istinaden Genel Başkanımızın ilahilere karşı olduğunu söyleyen bu minvalde açıklama yapıyor. Genel Başkanımız ne dedi o mitingde? Bakın ne demiş: ‘Bugün çıkmış grup toplantısında ilahi okuyor. Şunu söyleyeyim. O ilahi okuyanların ağzına yakışır. Hocalar okur, hafızlar okur. Dinlenir. Ayrı konu. Ama siyasetin konusu değildir. Siyasetin konusu nedir? İlahiyi orada uygun mekanda uygun yerde uygun şekilde hem okuyana hem dinleyene sonuna kadar saygılıyız. Ama sen çıkınca oraya yoksulluğu bitirmeyi konuşacaksın. İşsizliği konuşacaksın. Kuru ekmekle sahurları, sosyal yardımla iftar yapanları konuşacaksın’ diyor. Allah aşkına bu konuşmanın neresinde ilahilerle ilgili bir karşıtlık var? Reel siyasette söyleyecek sözü yok. Ne iktidarın ne sözcüsünün. Buralardan artık toplum gerçekten gına geldi, bıktı. Yani bıraksınlar artık bu din üzerinden istismar etmeye, insanların duygularını sömürmeye. Hele hele şöylesine ramazan ayında yani bir yönüyle barışın, huzurun, kardeşliğin olduğu bir ayda insanları birbirine düşürmekten vazgeçin. Halkımız sizin ne yaptığınızı biliyor. Bu oyunlarınızı anlamış durumda. Her şeyin bilincinde. Milleti kutuplaştırmaktan vazgeçin. Gerçek siyaset ne? Biz açıkladık. Yağma düzeni var. En son satacak bir şey kalmadı köprüler, otoyolları satıyorlar. Buraları özelleştiriyorlar.
“Bu ülkenin doğal güzelliklerini, yarınlarını yine yandaşlara, yerli yabancı işbirlikçilerine peşkeş çekmek istiyorlar”
Sırada milli parklarımız var. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kanun teklifi getirdiler. Ankara Soğuksu Milli Parkı, Uludağ Milli Parkı, Bolu, Abant, Trabzon, Altındere Milli Parkları bunlar 49 ve 99 yıllığına kiralayacaklarmış. Yani giderayak bu ülkenin doğal güzelliklerini, çevresini, yarınlarını yine yandaşlara, yerli yabancı işbirlikçilerine peşkeş çekmek istiyorlar. Allah aşkına bir insan ülkesinden bu kadar mı nefret eder? Bu kadar mı kötülük yapar? Nerede görülmüş buraların köprülerin, otoyolların parkların, milli parkların doğanın satıldığı? Ben size özelleştirme uygulamalarıyla ilgili Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın stratejik planını yazdığı 2024-2028’de yapacaklarına ilişkin, ne diyor? ‘Önümüzdeki dönemde özelleştirme uygulamalarına limanlar, taşınmazlar, periyodik muayene hizmetleri, şirket hisselerinin halka arzı, elektrik üretim tesisleri otoyollar ve köprülerle devam edilecektir.’ Bakın stratejik kurumların satılması kadar bir ülkeyi tehlikeye düşürecek başka bir konu yoktur. Biz açıkladık. CHP olarak, parti programında da açıkladık. Hiçbir stratejik kurum salttan rafineri, baraj satılmayacak. Satılmış olanlardan, kiralanmış olanlardan, düzgün işletenlerle, sözleşme sonuna kadar takip edilecek. Haksız kazanç alıp da bu milletin vergisini, emeğini sömürenlere karşı da yasal işlem yapılıp hakkaniyet düzeyine çekilmesi için girişimlerde bulunacağız. Bir defa enerji sektörlerini özelleştireceğiz diyorlar. Bunlar stratejik alanlar. Biz burada kamu özel dengesini sağlayacağız. Enerji sektöründe tekelleşmeye müsaade edemeyiz.
“Gerçekler balçıkla sıvanmaz er geç ortaya çıkar”
Biliyorsunuz bir yıldır daha evvelinden karalama şeklinde kara çalma şeklinde yürüyen süreç, bir yıldır yargısal operasyonlara döndü. Kime karşı? Bize karşı. CHP’ye karşı. Adayımız Sayın İmamoğlu’na karşı, büyükşehir belediye başkanımıza, ilçe belediye başkan arkadaşlarımıza karşı, bürokratlara karşı. 2019-2024 dönemi Adalet ve Kalkınma Partisi için bir iftira dönemiydi. O iftiraların halkta karşılığı olmayınca bu sefer ele geçirdiği yargıyla birlikte yargısal operasyonlar yaptılar. Ne dediler? 560 milyar dolarlık vurgun. Nerede olmuş İBB’de. Kamu zararı var. Bu dönem kendi denetimleri altında olan o namuslu bürokratların da hakikaten alınlarından öpmek lazım. Sayıştay, MASAK, Ticaret Bakanlığı müfettişleri çürüttü. Diyor ki 2020-2025 yılları arasında İBB’yle ilgili bir kamu zararı yok. Ancak 2020 öncesi yani Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2019 öncesi yönettiği döneme ilişkin kamu zararı var. Belgesi de buralada. Peki ne oldu 560 milyar kamu zararı? Nasıl bakacaksınız insanların yüzüne? Bu kadar yalan, bu kadar iftira yapmadığınız yolsuzluk türü kalmadı. Dönüp dolaşıp da CHP’ye abuk sabuk iddialarda bulundunuz. Bakın Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde 56 işlemde usulsüzlük tespit edildi. Ve bunlar Bakanlıklara bildirildi. Kendi dönemlerini kapsadığı, zaman aşımı içerisinde zaman aşını uğramamış yasal takip içerisinde olan bir işten ötürü bakıyorsunuz hiçbirine soruşturma izni verilmiyor. Gerçekler tabii balçıkla sıvanmaz er geç ortaya çıkar.
“Diplomanız varsa getirin mahkemeye sunun”
İleride çıkacak konulardan biri de ne dersiniz? Diploma meselesi. Genel Başkanımıza yönelik Tayyip Bey’in avukatlar aracıyla açmış olduğu bir dava var. 44. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde. Orada efendim Genel Başkanımız ‘Diplomasız Erdoğan’ sloganına eşlik ettiği gerekçesiyle tazminat isteniyor. Hakim de diyor ki, ara karar diyor ki ‘Peki diplomanın aslını sunun, onaylı örneğini sunun.’ Hemen Erdoğan’ın avukatları itiraz ediyor. Diyor ki ‘Hakimi konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakı olduğu dolayısıyla tarafsız olmadığını belirterek hakimin reddini istiyoruz’ diyor. Şimdi hakim karar verebilmek için rutin bir ara karar alıyor esasında. Neden panik oluyorlar? Diplomanız varsa getirin mahkemeye sunun. Birisi bir mahkeme bizim Genel Başkanımız Özgür Özel’in diploması istese hemen Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi diplomasını getirir koyarız. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayımız Sayın İmamoğlu’nun diploması istenilse gideriz anasının ak sütü gibi helal olan diplomayı İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden verilmiş diplomayı koyarız. Peki siz niye korkuyorsunuz? Madem diplomanız var. Bunu sunun. Hepimiz biliyoruz ki o konuda şaibeli. Yani bizim Büyükşehir Belediye Başkanımızın anasının ak sütü gibi helal diplomayı iptal edenlerin diploması ortada yok. İkna edici hiçbir şey sunamıyorlar.
“Biz o mazlum Filistin halkının Gazzelilerin yanındayız CHP olarak”
Dış politikada iki tane mesele var. Birincisi son dört yıldır Filistinliler büyük bir insanlık dramı yaşadı. Gazze’de yüz binlerce kadın, çocuk demeden yerlerinden edildiler, yaşamları elinden alındı, bombalandılar. Ve şimdi de adı Barış Kurulu biraz da böyle süslü püslü cümleler kuruyorlar, Gazze Barış Kurulu. Kimin başkanlığında? Netanyahu’nun arkasındaki en büyük güç olan Trump’ın başkanlığında. Kimler var bu barış kurulunda? İşte Tony Blair gibi İngiltere eski Başbakanı, Amerika Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Orta Doğu Özel Temsilcisi, Amerikalı gayrimenkul yatırımcısı ve Trump’ın damadı Kusher, milyarder iş insanı Amerikalı Rowan, bir başka milyarder İş İnsanı Galway. Ne hesaplanıyor? ‘Gazze’yi yeniden yatırım merkezi yapacağız. Filistinliler başka yerde yaşayacak.’ Allah aşkına şunu bir değerlendirin: Burada 62 ülke davet ediliyor, 41’i reddediyor. Türkiye’nin o masada ne işi var? Bunu kabul eden ülkelerden biri Türkiye. Bakın Trump’ın davetini reddedip ‘Gazze Gazzelilerindir, siz kim oluyorsunuz da oranın kararını Filistinliler verir’ diyerek bu talebi reddeden İspanya Başbakanı Sanchez’in tavrını mı destekliyorsunuz kıymetli yurttaşlarımız yoksa Netanyahu’nun baş destekçisi Trump’ın davetine koşa koşa giden Tayyip Erdoğan’ın tavrını mı destekliyorsunuz? Tarihimiz bize şunu göstermiştir: Mazlumun ahı, zalimin kılıcından keskindir. Elbet o masum insanlar, o acı çeken insanlar o acıların karşısında güzel günler görecektir. Biz o mazlum Filistin halkının Gazzelilerin yanındayız CHP olarak.
“O sandıktan kaçamayacaklar ve Türkiye daha da güzelleşecek”
Bakın dış politikada insanların duygusunu istismar ederek izlenen yollar var ve bu çok tehlikeli. Seçim dönemine giderken bakıyorsunuz, sondaj arama gemileri boğazlardan geçiyor, programlar yapıyorlar, Mavi Vatan diyorlar. Efendim seçim dönemi gaz bulduğumuzu söylüyorlar. Peki Doğu Akdeniz’de ne demişti Tayyip Erdoğan? ‘Sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerimize adil bir anlaşma sağlanana kadar kararlılıkla devam edeceğiz.’ Şimdi bizim Doğu Akdeniz’de ki en büyük filoya sahibiz bir tane sondaj gemimiz faaliyette mi? Hepsi limanda bekliyor. Kımıldamıyorlar. Ve bizim gibi benzer pozisyonda sondaj gemisi olmayan iki tane daha ülke var. O bölgede biri Suriye iç savaştan çıktı bir diğerine de baktığımızda Lübnan. Aksine mesela Yunanistan falan bu konudaki çalışmaları hızlandırmış durumda. Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzaladı ve arama alanını 48 bin kilometrekareden 94 bin kilometrekareye çıkardı. Yine bakın bizim Ege’de adalar var, bazıları bizim sınırlarımızın dibinde. Bu adaları silahsızlandırılması uluslararası hukuk anlamında mecburidir. Yunanistan buraları silahlandırıyor ve iktidardan tek kelime duymuyorsunuz. Bu konuda sorulan sorulara cevap vermiyorlar. Mavi Vatan’ın m’sini ağızlarına almıyorlar. CHP iktidarında Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin egemenlik haklarını en güçlü şekilde savunacağız. Enerji ve kaynak paylaşımı konusunda ulusal çıkarlarımızın temel alındığı aktif bir diplomasiyi yürüteceğiz. Dış politikayı iç siyaset malzemesi ve şova dönüştürerek ciddi zarar görmemizin önüne geçeceğiz. Çünkü bu iktidar için önemli olan kendi iktidarları. Biz Türkiye’nin çıkarını merkeze alacağız şahısları çıkarını değil. CHP iktidarında, dış politikada, eğitimde, adalette ve ekonomide daha güzel bir Türkiye yaşamaya az kaldı. O sandık elbet gelecek, o sandıktan kaçamayacaklar ve Türkiye daha da güzelleşecek.”

