(ANKARA) – CHP Sözcüsü Zeynel Emre, bu hafta TBMM Genel Kurulu’na gelecek en düşük emekli aylığının 20 bin liraya çıkarılmasına ilişkin düzenleme hakkında, “Bu hafta biz tam kadro ilgili oylamada bulunacağız. Buyurun, gelin. Emekliyi hiç olmazsa açlık sınırının altında bir rakamda yaşamaya mahkum etmeyelim. Bu da bu konuda konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri, MHP olmak üzere bu haftaki göreceğimiz için en büyük samimiyet testi olacak” dedi.
CHP MYK, parti genel merkezinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, toplantı devam ederken düzenlediği basın toplantısında, 19 yıl önce hayatını kaybeden Hrant Dink’i andı. Emre, “O gün Şişli’de kaldırım taşına düşen sadece bir beden değil, Türkiye’nin vicdanıydı. Kıymetli eşi Rakel Dink’in o günkü feryadı, o tarihi tespiti hatırlatmak boynumuzun borcudur. ‘Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz.’ Evet, o günden sonra çok sayıda soruşturma açıldı, tutuklamalar oldu, bazı hükümler verildi, yeniden yargılamalar oldu. Ama o iklim, o karanlık aydınlandı mı dersek tam olarak aydınlanmadı. O tetiği çektiren odaklar, arkasındaki güçlerin kimler olduğunu tam olarak ortaya çıkartılmadı. Biz CHP olarak adaletin tecelli ettiği, bu topraklarda güvercinlerin tedirgin olmadığı, kardeşliğin ve barışın hakim olduğu bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz. Hrant Dink’i saygıyla ve özlemle andığımızı ifade edelim” ifadesini kullandı.
Emre, şunları kaydetti:
“Karne günü de tıpkı bayramlarımız gibi buruk geçiyor”
“Milyonlarca evladımız karne aldı. Ne yazık ki karne günü tıpkı bayramlarımız gibi buruk geçiyor. Çünkü eskiden karne günü demek bisiklet hayali kurmak, sinemaya gitmek, ailece yemek yemekti. Bir babanın çocuğa karşı mahcup olduğu, annenin beslenme çantasına gıda koyamadığı sefalet düzeni içerisinde çocuklarımız, gençlerimiz hayallerinden uzak okuyorlar. Gerçekten okula aç giden çocuklarımızın en az bir öğün yemesini sağlamamız lazım. Kırtasiye masrafı yüzünden boynu bükük kalan çocuklarımızın vebalini kimse taşıyamaz. Önümüzdeki dönem çocuklarımızın daha sağlıklı koşullarda, daha iyi beslenerek, daha huzurlu bir ortamda yeni yıla başlamasını temenni ediyoruz. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi mutlaka inşa edeceğiz.
“Kendi vatandaşına hakaret eden Erdoğan’ın Genel Başkanımızı temiz bir dile davet etmesi ironik”
Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan, Genel Başkanımızın her fırsatta milletimizin derdiyle dertlenmesi karşısında, halkın gerçeklerinin yüzüne vurulmasından rahatsız olmuş. Sayın Erdoğan tabii bilmiyor, duymuyor, görmüyor çünkü sarayın sağır duvarları arkasında, kapalı salonlarda konuşup, o konuşmaları 20 kanalda zorla yayınlatıp ayrılıyor. Halbuki bizler sokakta, pazarda, fabrikada milletimizin feryadını duyuyoruz. Dünya siyasi tarihinde kendi vatandaşıyla bu kadar kavga eden, bu kadar hakaret eden, kendi vatandaşına -çok affedersiniz, burada bazı kelimeleri söylemem lazım belki anlatmak açısından- ‘sürtük’ diyen, ‘çürük’ diyen, iftira atan… ‘Cibiliyetsiz’ diyen, kendi hakkını arayan öğrencilere ‘terörist’ diyen, kendisine ulaşıp dert anlatmaya çalışan öğretmenlere ‘yalancı’ diyen, artık söylemek istemeyeceğimiz kadar hakaretle, hakaretamiz sözlerle konuşan Sayın Erdoğan’ın Genel Başkanımızı temiz bir dile davet etmesi kadar da iroik bir durum yok açıkçası.
“Halkı ikna sorunu yaşayan iktidarın billboard’lar üzerinden bir algı kampanyasına giriştiğini görüyoruz”
Ankara’nın billboard’larında bir kampanyadır tutturmuş gidiyorlar. ‘Şu kadar üyemiz var. Bu kadar üyemiz var.’ Şişirilmiş rakamlar. İller bazında baktığımız aldıkları oylarla örtüşmeyecek, siyaset bilimi açısından şüpheli görülecek, birçok vatandaşımızın bizlere, farklı mecralara başvurusuyla haberi olmadan dahi üye yapıldığı ve bunun reklamının yapıldığı bir reklam kampanyası görmüştük. Bunun daha ayıbını İstanbul’da görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyemize (İBB) bir soruşturma ve o soruşturmadan kaynaklı hukuk devletinde yeri olmayan şekilde, masumiyet karinesine aykırı, mülkiyet hakkına aykırı, henüz soruşturmalar devam ederken, kesinleşmiş bir mahkumiyet yokken insanların mal varlığına, şirketlerine el konuldu ve çok sayıda şirket TMSF’ye devredildi. Oralardan CHP’yi kötüleyen, karalayan bir reklam kampanyası… Biz her gün sokaktayız, çarşıdayız, pazardayız. Ve bu soruşturmalardan kaynaklı halkı ikna sorunu yaşayan iktidarın bu sefer billboard’lar üzerinden algı kampanyasına giriştiğini görüyoruz.
“İstanbullular kimin metro yaptığını, kimin kreş açtığını biliyor”
Genel Başkanımız bunu görünce, ‘Madem siz bu kadar haklılığınıza inanıyorsunuz, bu iddialarınızın arkasındasınız. Gelin, İstanbul seçimlerini el birliğiyle yenileyelim. Size de 1 buçuk milyon oy avans verelim’ dedi. İstanbul’a kimin metro yaptığını, kimin ‘metro yapılmasın’ diye imza attığını; kimin kreş açtığını, kimin açmanın önüne geçecek düzenlemeler yaptığını; kimin Halk Süt dağıttığını ve bütün bu hizmetlerin önüne geçmeye çalışan iktidarın da en sonunda yargısal operasyonla İstanbul iradesini tanımadığını, Büyükşehir Belediye Başkanımız İmamoğlu’nu ve çok sayıda bürokratı, belediye başkanı arkadaşımızı haksız hukuksuz şekilde cezaevine gönderdiğini biliyor. Biz vatandaşımızın hayatını çileye çeviren, mutfakta yangın, sokakta güvenlik krizi yaratan, sorunları konuşmaya, bunları gündeme getirmeye devam edeceğiz. Ülkemizin en yakıcı problemleri için en gerçekçi çözüm önerilerimizle halkımızın karşısında olacağız.
“Günlük 667 lirayla bir emeklinin hayatta kalabilmesine imkan yok”
10 günü aşan süredir milletvekili arkadaşlarımızla Meclis’i terk etmiyoruz. Emeklilerimizle dayanışma eylemi gerçekleştiriyoruz ve çok pozitif geri dönüşler alıyoruz. İlk başta sanki emekliye çok büyük bir mükafatmış gibi 16 bin 881 lira olan en düşük emekli maaşını, 18 bin 839 lira olarak açıklanmıştı. Çok büyük mükafatmış gibi bu sefer bunu 20 bin lira olarak açıkladılar. Günlük ne yapar? 667 lira yapar. 667 lirayla bu ülkede bir yurttaşın, bir emeklinin geçinebilmesine imkan yok, hayatta kalabilmesine imkan yok. TÜİK’in artık güvenilirliği tartışmalı olan kalmamış verilerinde dahi, yıllık enflasyon 30’un üzerinde ve ocak ayında kirasına zam yapılacak bir emekli bu oranlarla karşılaşacak. Hal böyle olunca barınma problemi ortaya çıkıyor. Ne acıdır ki kirasını ödeyemediği için evinden çıkartılan ve sokakta yaşamaya başlayan 66 yaşındaki emekçimiz Cemal Ertürk’ün soğuktan korunmak için girdiği otomobilde yangın çıkması sonrası hayatını kaybettiği gibi çok dramatik sahnelerle karşı karşıya kalıyoruz.
“Cumhur İttifakı bileşenleri için en büyük samimiyet testi olacak”
Madem bu konuda AK Parti hariç; MHP dahil, Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partiler büyük duyarlılık gösteriyorsa o zaman Meclis’te emekliler için ortaklaşalım. Bu hafta tam kadro ilgili oylamada bulunacağız. Buyurun, gelin. Emekliyi hiç olmazsa açlık sınırının altında bir rakamda yaşamaya mahkum etmeyelim. Gerekli düzenlemeyi yapalım. Bu da bu konuda dile getiren, konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri, MHP olmak üzere bu haftaki göreceğimiz için en büyük samimiyet testi olacak. Bir sosyal mühendislik uygulandığını görüyoruz. Çünkü bu ülkedeki 2019 yılında sadece 1 milyon yurttaşımız, en düşük emekli aylığı alırken bugün itibarıyla yaklaşık 5 milyona geldi. Tam rakam 4 milyon 917 bin kişi. Bu ne demek? Emeklilerimiz yoksullukta eşitleniyor. Zamanla herkes en dipteki maaşa mahkum olacak bir politika güdülüyor. Bunu kimse EYT ile açıklamaya kalkmasın. Çünkü burada esnek çalışma sömürüsünün, kayıt dışılığın, sendikalaşmanın önüne geçilmesinin bir sonucunu yaşıyoruz hep birlikte. Aslında 2019’da en düşük emekli aylığı artış oranında bir artış olsaydı o gün 2 bin lira alan emekli, bugün 40 bin; 5 bin lira alan ise 100 bin lira alacak. Halbuki bugün o rakamların çok ötesinde bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
“Düzenleme oluncaya kadar ne kadar sürerse sürsün çabamız devam edecek”
Biz kimseden lütuf beklemiyoruz. Yıllarca çalışmış, didinmiş, alın teri dökmüş, bu ülkenin kıymetli yurttaşlarının insanca bir ortamda yaşaması için çaba sarf ediyoruz. Bu bir haktır. Emeklilerimizin bu haklı talebinin yanındayız. Ve bu konuda düzenleme oluncaya kadar ne kadar sürerse sürsün çabamız devam edecek CHP olarak. Kaynak problemine gelince bizde bir vergi politikası uygulanıyor. Az kazanandan çok, çok kazanandan az alındığı bir vergi düzeni var. Maliye Bakanlığı’nın uyguladığı bu düzen, baktığınız zaman yeri geliyor motokuryenin bahşişine göz dikiyor ama milyarderlerin borcunun sürekli Meclis eliyle, uzlaşma komisyonları adı altında silindiğini görüyoruz. Asgari ücretli kaybediyor, öğrenci kaybediyor, ekonominin direği orta sınıf kaybediyor, eriyor. Ama Türkiye’deki makas açılıyor. Yani en zengin yüzde beşlik kesimin zenginleşmesi artıyor ve aradaki makasın sürekli açıldığına şahit oluyoruz. Gelirin ve servetin adaletsiz paylaşımı gitgide derinleşiyor.
“Bizim ülke olarak kaynak sorunumuz yok, kaynakların yönetimi problemi var”
Milletvekili arkadaşlarımız, ciddi çalışmalar içerisinde. Karabük Milletvekilimiz Cevdet Akay, Gelir Idaresi Başkanlığı verileri ve şirket bilançolarını inceleyerek bir tablo oluşturdu. O tabloya baktığınız zaman, 2013-2024, yani son 10 yıllık dönem içerisinde bir defa Vergi Uzlaşma Komisyonu adı altında milyarlarca liralık verginin affedildiğini görüyoruz. Bütçeye baktığımız zaman 2026 yılında bu yolla vazgeçilmesi öngörülen tutar 3 trilyon 597 milyar lira. Buna ilave özellikle kamu özel işbirliği ve o yap işlet devlet modeliyle hazineyi sömüren, sayıları 44’ü bulan o şanslı şirketlerin ödedikleri vergilere baktığımız zaman, 2025’te 701 milyar, 2026’da 768 milyar olarak açıklanıyor. Ama bu iktidar döneminde 13 ayrı vergi affı çıkartarak o şirketlerden çoğunlukla bu parayı tahsil etmedi. Onun için diyoruz bizim ülke olarak kaynak sorunumuz yok, kaynakların yönetimi problemi var.
“Bu iktidarın birincilikleri baktığımız hep olumsuz rakamlarda çıkıyor”
Maliye Bakanı geçen gün bir açıklama yapıyor, diyor ki ‘Türkiye’nin toplam borcunun milli gelire oranı yüzde 94. Bize benzer ülkelerde bu oran yüzde 236.’ Eğer bir karşılaştırma yapacaksak biz dünyada enflasyonun en önde olduğu 10 ülke içerisindeyiz. Genç işsizlikte OECD ülkelerinde en dipte yer alıyoruz. Asgari ücretteki alım gücüne baktığımızda, AB ülkeleri içerisinde en dipte yer alıyoruz. Bu iktidarın birincilikleri baktığımız hep olumsuz rakamlarda çıkıyor. Vatandaşın kredi kartı borcu patlamış durumda. 2025 yılının ilk 11 ayında, 1 milyon 946 bin kişi, kredi kartı borcunu ödeyemediği için takibe düşmüş durumda. Burada yüzde 20’lik artış var. Toplam rakama baktığımız zaman icra dosya sayısı 24 buçuk milyar oldu. Türkiye tarihinde rekor. Bankalar risk altında çünkü 2025’te bireysel kredi ve kredi kartlarında tasfiye olacak alacaklar yüzde 137 artmış durumda, 247 milyara çıkmış durumda. İnsanlar keyfinden harcamıyor. Eczaneye gidiyor, kredi kartı. Pazara gidiyor, kredi kartı. Çocuğuna süt alıyor, kartla çekiyor. Bakkala gidiyor, kartla çekiyor. Ay sonuna geldiğinde onu ödeyemiyor. ‘Türkiye Yüzyılı’ diyorlar ya onlar masal, Türkiye’nin gerçeği bu rakamlar.
“Bir kadın tehdit ediliyorsa başvuracağı kişi savcıdır ama savcı bir kadını adliye içerisinde vurabiliyor”
Bir adliye içerisinde saldırıya uğrayan bir hakim var. Saldırıyı gerçekleştiren bir Cumhuriyet Savcısı ve o Cumhuriyet Savcısı gidip hakimi vuruyor. Saldırıyı önleyen bir mahkum. Bir ülkede kadın tehdit ediliyorsa gideceği, başvuracağı kim dediğimizde savcıdır. Ama savcı bizatihi gidip bir kadını adliye içerisinde vurabiliyor. Bu ülkedeki pırıl pırıl çocuklar giriyor yazılı sınavlara, çok yüksek puanlar alıyor. 9 Ocak’ta İstanbul Barosu avukatlarından Mert Akdoğan, hakimlik sınavında 115’inci olmasına rağmen sözlü mülakatta elendiği için canına kıyabiliyor. Bu kimin yeğeni? Bunun arkasında kim var? Bunun halası, dayısı kim? Sizin döneminizde alındı bu savcı. Alınma tarihi 2017. Bu hangi testlerden geçti? Hangi mülakat kurulu bunu savcılık yapmaya, yargı mensubu olmaya ehil buldu ve diğer pırıl pırıl çocukları bulmadı? Bu bir çürümenin işareti.
“İstanbul Sözleşmesi’ne ve benzeri sözleşmelere muhakkak geri dönmek lazım”
Adana 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi eski narkotik polisi ve eski terör savcısı yargılandığı uyuşturucu davasından geçen hafta karar çıkıyor. Bizatihi bulunduğu meslekler itibarıyla adı geçen suçları önlemekle sorumlu kimseler, birzatihi o suçların faili olabiliyor. Peki çeyrek yüzyıllık bu iktidarın hiç mi günahı yok, hiç mi kusuru yok, hiç mi bir sistemin eksiği yok? Bu insanları, bu kriminal kişileri bu görevlere getiren bizatihi bu iktidar. Kadına yönelik şiddet politik, buna yönelik çok yönlü politika geliştirmemiz lazım. Bir defa İstanbul Sözleşmesi’ne ve benzeri sözleşmelere muhakkak geri dönmek lazım. Düzgün verilerle, uygun stratejiler hazırlayarak kadın sivil toplum örgütleriyle iş birlikleri gerçekleştirmek lazım. Mor ekonomik dönüşüm dedik. Yani iş-yaşam dengesini sağlayacak, dengeleyecek bir politika gütmemiz lazım. Yoksullukla mücadele, kadın yoksulluğunu yok saymayacak bir mücadele. Dolayısıyla birçok alanda bu işin önüne geçmek mümkün. Yeter ki buna uygun bir irade ortaya konulsun.
“Suriye’nin toprak bütünlüğü güvenliğimiz açısından çok önemli”
Bugün MYK toplantımızda etraflıca tartıştık. 14 yıldır Suriye ile sınır komşusu olarak Suriye’de gerçekleşen iç savaş ve iç savaş kaynaklı ölümler, yaralanmalar, sakat kalma, göçler ve bunlardan kaynaklı en fazla zarar gören ülkelerin başındayız. Milyonlarca mülteciyi ülkemizde misafir ettik. Bunun sosyoekonomik sonuçları var. İlerisi için problemleri var. Ancak Suriye ile güçlü akrabalıklarımız var. Suriye’de yaşayan farklı kimlik ve inançtaki insanların akrabaları burada yaşıyor. Oradaki Kürtler de Türkmenler de Aleviler de Sünniler de Araplar da burada aile bağları var. Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’deki barış, huzur ortamı, oradaki yeni dönem sonrasında kurulacak anayasal, anayasa yapım süreci ve gerçekleşecek seçimler, çok kapsayıcı bir yönetim modeli olması, demokratik bir Suriye’nin varlığı güvenliğimiz açısından çok önemli. Yurttaşlık bilincinin öne çıkartıldığı bir ülke yapısı. Herkesin kendini bir ve eşit hissettiği, kimsenin dışlanmış hissetmediği, haliyle farklı kimliklerin bulunduğu bir coğrafya ve burada akrabalık ilişkilerinde bulunması nedeniyle farklı hassasiyetlerin ortaya çıktığını gerek söylem bazlı gerek eylem bazlı buradaki yurttaşlarımızı ciddi şekilde etkileyen süreçler olduğunu görüyoruz.
“Daha yetkili ağızlar konuşmadan sosyal medyada önce troller konuşmaya başlıyor”
Genel Başkanımız Suriye’de sürekli sabrı, diplomasiyi tavsiye etmektedir. Sürekli çatışmaların şiddetlenmemesi, anlaşmaların olması, kimsenin burnunun kanamaması için özel çaba sarf edilmesi ve defalarca diyalog, diyalog, diyalog diye altını çizmiştir. Orada kimsenin bundan sonra acı yaşamamasını önemsiyoruz. TBMM’de bizim de bulunduğumuz Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu ve nihai olarak Türkiye’de terörün topyekun sonlanmasına yönelik çalışmada, ülkemizde de birçok demokratik adımın atılmasını önemsiyoruz. Bütün bunları Ankara’nın yol gösterişinde olması da önemli. Bir daha oralarda hiçbir şekilde şiddetin yaşanmamasını diliyoruz. Hamasetten uzak, içerideki iç birliği pekiştirecek, kutuplaştırmadan uzak bir dil kullanmak lazım. Biz o çizgide, o hassasiyetle değerlendirmelerimize devam ediyoruz. İktidar çevrelerinin bu hassasiyette olması lazım. Bakıyorsunuz daha yetkili ağızlar konuşmadan sosyal medyada troller konuşmaya başlıyor. Bunun toplumda yarattığı reaksiyonlar oluyor. Peşine yetkililerin konuşmasını görüyoruz. Bazen kullanacağımız bir dil, söz konusu insanların inancı olduğunda, kimliği olduğunda, yaşamı olduğunda bazen öyle olur ki bir silahtan, bir tanktan, bir toptan daha yaralayıcı olabilir, daha uzun süreli yaralar bırakabilir. Geçmişten bugüne Suriye’de çok büyük acılar yaşandı. Bir an evvel bu acıların son bulmasını, orada kapsayıcı bir hükümet ve demokratik bir yapının oluşmasını, burada yaşayan Suriyeli yurttaşlarımızın onurlu şekilde ülkelerine dönmesini arzu ediyoruz. Bu topraklarda öğretici çok dersler vardır. Herkes gider, biz bize kalırız. O nedenle gerek Suriye olsun gerek Irak olsun gerek ülkemizdeki son günlerde oldukça tartışmalı ve zor süreç geçiren İran olsun toprak bütünlüğü, huzur içinde yaşaması Türkiye’nin milli güvenliği açısından gerçekten önemlidir. Biz meseleye bu açıdan bakıyoruz. Bu hassas dili ve yaklaşımı özenle herkesin benimsemesi gerektiği düşüncesindeyiz.
“CHP ailesi olarak var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz”
Her bir toplantıda CHP’nin son dönemde hazırlamış olduğu parti programını referans alarak ülkemize çözüm önerilerimizi sunacağız. Bu ülkenin 85 milyon yurttaşı ülkenin gerek jeopolitik önemi, kıymeti gerek yetişmiş insan gücü gerekse sahip olduğu güç ve kudretle çok daha iyi yönetilebilir. Demokratik bir hukuk devleti, eşitlikçi bir yaklaşımla, adil bölüşümle, huzur içinde, özgürlüğün yüksek standartlarda olduğu bir Türkiye’de çok daha iyi, çok daha refah seviyesi yüksek bir şekilde yaşayabiliriz. CHP ailesi olarak biz bu ideali gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz, eylemlerde olacağız, sahada olacağız, sokakta olacağız, Meclis’te olacağız.”

