Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Zeynel Emre: Bizi yargılayacak memlekette salon yok. O salonu da hala yapamadılar

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, 9 Mart’ta duruşması başlayacak İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası için duruşmanın yapılması planlanan yeni salonun tamamlanmadığına dikkat çekti. Emre, hazırlıklarını yaptıklarını ve olağanüstü bir durum olduğu için duruşma salonuna yakın bir yerde bir dayanışma merkezleri olacağını belirterek, “Çok olağanüstü bir yargılama. Aynı Yassıada gibi. Bizi yargılayacak memlekette salon yok. O salonu da hala yapamadılar” dedi. 

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, 9 Mart'ta duruşması başlayacak İstanbul Büyükşehir

(ANKARA) – CHP Sözcüsü Zeynel Emre, 9 Mart’ta duruşması başlayacak İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası için duruşmanın yapılması planlanan yeni salonun tamamlanmadığına dikkati çekti. Emre, hazırlıklarını yaptıklarını ve olağanüstü bir durum olduğu için duruşma salonuna yakın bir yerde bir dayanışma merkezleri olacağını belirterek, “Çok olağanüstü bir yargılama. Aynı Yassıada gibi. Bizi yargılayacak memlekette salon yok. O salonu da hala yapamadılar” dedi.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Emre, şöyle konuştu:

“AK Parti sürekli ‘Milli irade, milli irade’ diyor. Bu kavramı dilinden düşürmüyor. Ancak 31 Mart 2024 seçimlerinden bu yana milletin iradesine karşı savaş açmış durumda. Milletin oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarını, sırf Cumhuriyet Halk Partili oldukları için, sırf halkın menfaatini düşündükleri için, elindeki yargı gücünü kullanarak hapse atmaktadır.

Bunun son örneği de Bolu Belediye Başkanı Sayın Tanju Özcan’da gördük. Bolu halkının yarısından fazlasını oyundan iki kere alarak seçilen Belediye Başkanımız ki, yüzde 80 civarında memnuniyet oranı var. Halk çok memnun Belediye Başkanımızdan ve sudan gerekçelerle belediye başkanımız tutuklandı. Peki hangi gerekçe gösterildi? Tanju Özçe’nin suçu geliri olmayan, iyi durumda olmayan öğrencilere burs vermek. Bu maksatla bir vakıf kuruluyor. Bu vakıfta AK Partilisi de var MHP’lisi de var Şoförler Odası var. O ildeki farklı sendikalardan kimseler var. Bolu’da ticaret yapan bazı şirketlerin buraya bağış yapması isteniyor.

“Tanju Özcan’ı tutuklamayı kafayı koymuşlar”

Neymiş? Oradaki üç harfli marketler, onlardan bazılarının sözüm ona şikayeti varmış. Bu şikayet üzerine, ‘Bizi bağış yapmaya zorladı’ diyor, öğrencilere burs verilmesi amacıyla. Müfettişler tarafından inceleme yapılıyor. Bu inceleme sonrasında da 17 Kasım 2025 tarihinde soruşturma izni verilmemesine karar veriliyor. Normalde herhangi bir suçlamadan ötürü iki kez soruşturma olmaz, aynı konu, aynı gerekçe. Buna karşın Cumhuriyet Başsavcılığı öfkesi var, kini var. Anlatacağız nedenini de. Bir el devreye giriyor. 2 Aralık’ta başka bir yazı gönderiliyor ama bu tabii Tanju Özcan’a bildirilmiyor. Minareyi çalan kılıfını da hazırlar mantığıyla Tanju Özcan’ı tutuklamayı kafayı koymuşlar.

Peki, ‘Neden ne’ dediğimizde, biliyorsunuz Bolu Kartalkaya’da çok büyük bir yangın gerçekleşti. Orada çok sayıda yurttaşımız, çocuklar, kadınlar hayatını kaybetti. İktidarın sorumluluğundaki alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sorumluluğundaki alanda gerekli önlemler alınmadığı için o yaşamlar son buldu. Oradaki soruşturma dosyasında bu başsavcı ilgili bilirkişileri objektif bir şekilde görevini yaparken Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sorumluluğunu göstermesin diye baskı yapıyor ve bilirkişiler görevden el çektiriliyor, istifa ediyor. Bunun üzerine Tanju Özcan bu başsavcı hakkında HSK’ya suç duyurusunda bulunuyor. Suç duyurusunda bulunuyor ve sonrasında başına gelen de bu.

Peki biz başsavcıyı inceliyoruz, bakıyoruz kimdir, nedir diye. Çok ilginç. Bir Cumhuriyet başsavcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin başsavcısı, ‘6 yaşındaki çocuklar evlenebilir’ diyen Nurettin Yıldız’ın bir paylaşımını da retweet etmiş, paylaşmış sosyal medya hesabında. Bakın, bir Cumhuriyet başsavcısından bahsediyoruz.

“Dar salonlar olduğu için kitlesel büyük çapta bir çağrı yapmıyoruz duruşmalara”

Tek bir yerden saldırı yok. 9 Mart’ta İBB dosyası olarak bilinen ve onlarca belediye başkanımız, belediye bürokratı, 400’den fazla sanığın yargılanacağı dava başlıyor. Ben bir önceki basın toplantılarından birinde demiştim ki, ‘Böyle bir yargılama Türk yargı tarihinde yok.’ 4 bin sayfa iddianame yaklaşık. Bu kadar sanık, 100’ü tutuklu her biri üç avukatla gelecek, basın gelecek, aileler gelecek. Türkiye’de böyle bir salon yok. Bize özgü, CHP’lileri yargılamak için aynı Yassıada Mahkemesi gibi bir mahkeme yapıyorlar. Onu da yandaş firmaya, hani ihaleye fesattan yargılıyorlar ya. Yandaş firmaya sürekli bu iktidar, bu bakanlık tarafından, TOKİ tarafından açılan ihalelerden pazarlık usulüyle ihale alan bir firmaya veriyorlar. Ama öylesine büyük bir beceriksizlik var ki. Mahkeme salonunu bitiremediler. Şu an o mahkeme salonunun inşaatının en az 3 ay olduğu söyleniyor. Dolayısıyla göreceksiniz, bizim sığamayacağımız oradaki sanıkların, avukatların, izleyicilerin, basın mensuplarının sığamayacağı başka bir salonda duruşma başlayacak. Biz bu nedenle buradan da söylüyoruz, CHP’yi bahane etmesin, kimse bahane etmesin, bu dar salonlar olduğu için de öyle kitlesel büyük çapta bir çağrı da yapmıyoruz duruşmalara. Gelmesi gerektiği kadar gelecek. Orada göreceğiz bakalım.

İçinde bulunduğumuz durumda, bölge ateş çemberi. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı var. İran’ın egemenliğine yönelik saldırısı var. Binlerce insan yaşamını yitirdi ve önümüzdeki dönemde de çok büyük acılar yaşanabilir. Böylesine bir ortamda bize düşen burada diplomasiye ağırlık veren, orada bu çatışma ortamının, saldırının son bulması için İran halkıyla dayanışma göstermek.

“Hani mazlumların yanındaydınız siz”

Bu saldırıların başında Dışişleri Bakanı Sayın Fidan, bunu kınayan açıklama yaptı ama geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu açıklama açıkçası çok üzücü. Çünkü diyor ki, ‘Sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail’le, Amerika’yla orada ağız dalaşına bile girmemen lazım.’ Yani bunun Türkçesi, mazlumlar dünyası ABD ve İsrail’e biat etsin. Hani mazlumların yanındaydınız siz? Bir ülkenin yeterli silahı yoksa, F-35’i yoksa yeterli füzeleri yoksa, hava savunma kalkanı yoksa zalim bir devlet gelip de onu bombalama hakkına sahip midir?

“Dışişleri Bakanı Yardımcısı televizyona bağlanıyor, kıyafeti, oradaki duruşu Allah aşkına kime güven veriyor”

Burada ev ödevinden bahsediliyor. Peki bu kadar ateş çemberi bir ortamda Sayın Fidan ev ödevini yapmış mı? İnanamadım ben gerçekten izlerken. Dışişleri Bakanı Yardımcısı televizyona bağlanıyor. Kıyafeti, oradaki duruşu Allah aşkına kime güven veriyor? Bu ne gayri ciddilik? Spor yorumcuları bile öyle bağlanmaz televizyona. Siz nasıl Bakan Yardımcısı oldunuz? Kim sizi o görevlere getirdi?

Böyle olunca da arkadaşlara dedik ki, ya bizim şu Orta Doğu’daki Büyükelçileri bir bakalım tekrardan. Kim bunlar? Bu kadar tehlikeli bir durum, çatışmaların olduğu yerdeki, en liyakatlı insanların görev yapması gerektiği yerlerdeki Büyükelçiler. 11 Büyükelçi’nin dokuzu Dışişleri kökenli değil. Tahran Büyükelçisi, Milli Eğitim Bakanlığı’nda uzun süre çalışmış. Katar Büyükelçisi Mustafa Göksun, Tevfik Göksun’un kardeşi. Hayatı siyasetle geçmiş, ilahiyat mezunu. Kuveyt Büyükelçisi, Tuba Nur Sönmez, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi’nde çalışmış, yine Dışişleri kökenli değil. Birleşik Arap Birlikleri Büyükelçisi Lütfullah Göktaş, ilahiyat mezunu, Erdoğan’ın basın danışmanlığını yapmış, yine Dışişleri kökenli değil. Riyad Büyükelçisi, Emrullah İşler, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin milletvekilliğini yaptı, ilahiyat mezunu, yine Dışişleri kökenli değil. İnsan ilahiyat mezunu olabilir ama böylesine bir durumda Dışişleri’nde görev yapacak kimsenin uluslararası ilişkiler mezunu olması lazım, siyaset bilimi mezunu olması lazım, o alanda yetişmiş olması lazımi, farklı ülkelerde görev yaptığını bilmemiz lazım. Sırf kendi yandaşınıza koltuk vereceksiniz diye Türkiye’yi böyle ateşe nasıl atarsınız? Umman Büyükelçisi Muhammet Hekimoğlu, Arap dili ve edebiyatı mezunu, Dışişleri kökenli değil. Ürdün Büyükelçisi Yakup Caymazoğlu, yine Dışleri kökenli değil, Başbakanlık basın biriminde çalışmış. Dışişleri kökenli olan Irak ve Lübnan Büyükelçiliği var.

Diplomasiye bu kadar ihtiyaç duyulan, bu kadar tehlikeli, bu kadar hassas bir süreç yaşarken Türkiye Cumhuriyeti sizin yaptığınız atamalar böyle nepotizm kaygısı. Bakıyorsunuz, abi-kardeş, akraba ilişkileriyle yapılan atamalar.

“Ahbap-çavuş ilişkileri o kadar zarar veriyor ki ülkemize”

Bu ahbap-çavuş ilişkileri gerçekten o kadar zarar veriyor ki ülkemize. Her alanda bunu görüyoruz. Bankacılıkta görüyoruz, Dışişleri’nde görüyoruz, İçişleri’nde görüyoruz. Her alanda bunu görüyoruz. Biz burada diyoruz ki, CHP iktidarında bu ülkenin kurumsal ve saygın yapısını güçlendirmemiz lazım. Liyakata dayalı atamaların yapıldığı günler, bunlar az kaldı, CHP iktidarında buna çok dikkat edeceğiz.

“Türkiye’yi uzaya çıkaran AK Parti iktidarı, emekliye, yoksula para vermeye gelince orada yok”

Ekonomik olarak vatandaşlarımız zor durumda. Bu ülkenin asgari ücretlisi, 9,5 milyon insan asgari ücretle maaş alıyor. 17 milyon emekli var ülkede. Ortalama maaşları çok düşük. En düşük emekli maaşı 20 bin lira 5,5 milyon insan böyle maaş alıyor. Genelde 23-25 bin lira, geri kalanlar oldukça düşük. Emekliler için de diyoruz ki, 4 bin lira zam yapma. Bu yeterli değil. Sayın Güler geçen gün diyor ki, ‘Sıkıntılı durumdayız’. Abdullah Güler, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı, Meclis’te, ‘4 bin liradan daha fazla zam yapmayacağız ilave’. Mehmet Şimşek’i dinliyoruz. Bakın ne demiş? ‘Türkiye yüksek gelirli ülkeler grubuna dahil oldu’. Öyleyse bu rakamlar ne? 4 bin lirayı alan bir emekli ne yapacak bu parayla? İki kilo et alsa, bir kilo baklava alsa para bitti. Diyarbakır’da ailesinin yanına gittiğini düşünün İstanbul’dan. Gidiş dönüş bilet alsa, yolda 21 saat hiçbir şey yememesi lazım. Normal şartlarda Türkiye’yi uzaya çıkaran AK Parti iktidarı, emekliye, yoksula para vermeye gelince orada yok.

“Yıl sonu hedefinin tutmasına bu şartlarda imkan yok”

Değerli yurttaşlarımız, emekli vatandaşlarımız, biz diyoruz ki, en düşük emekli aylığı asgari ücrete sabitleyeceğiz. Her bayramda da bir asgari ücret emekliye ikramiyesi vereceğiz. Ülkemizde kaynakların yönetimi sorunu var. Önceliklerinize göre sizin önceliğiniz bu ülkenin yoksul kesimi, işçisi, emeklisi, garibanı değilse rakamlar böyle olur. TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 31,53 oldu. Aylık artış da 2,96. Yani neredeyse 3. Şimdi bunu ocak ayındaki artışla birlikte topladığınızda 7,8’e ulaşıyor. Bu ne demek? Siz sadece yılın ilk iki ayında, yıl sonunda amaçladığınız, iddia ettiğiniz enflasyon rakamına iki ayda yarısına ulaşmış oluyorsunuz. Nasıl sizin hedefiniz tutacak? Yıl sonu hedefinin tutmasına bu şartlarda imkan yok. Bu ülkede yaşayan herkes, üretici, çiftçi, vatandaş herkes biliyor ki bu hedefler tutmayacak. Çünkü ülkenin ekonomisi buz pistinde dönen bir arabaya dönmüş durumda. TÜİK’in açıkladığı, iktidarın görmek istediği enflasyon bile artık yüzde 30’larda durmuş durumda. Ki birçok farklı grup bunu yüzde 50’lerin üzerinde ölçüyor.

TÜİK verilerine göre bile enflasyonu yüzde 54, eğitim enflasyonu yüzde 56, gıda enflasyonu yüzde 36. Aslında dar gelirlilerin yaşadığı enflasyon rakamı zaten yüzde 50’nin üzerinde. En öncellikli şeyler bunlar, harcaması gereken kararlar. Siz enflasyonun düşmesi için hiçbir bilimsel, iktisadi politikayı yapmayıp da halkın sırtına binen, diğer yandan da yandaşın kılına dokunmayan, onun borcunu affeden, fakirden al zengin ver, mazlumdan al zalime ver politikasına devam ederseniz ondan sonra kendinize günah keçisi ararsınız.

Her toplantımızda bu ülkenin içinde bulunduğu şiddet sarmalı ve tehlikeleri işaret ediyoruz. Ben bir önceki toplantımda dedim ki, ‘Bakın veriler şunu gösteriyor, sokak çeteleri, şiddet olayları, biz Güney Amerika ülkeleri gibi oluyoruz’. Normal olmayan rakamlar var, ceza dosya sayılarında, soruşturma numaralarında, vakalarda. Uyarıyoruz ve diyoruz ki, ‘İktidar hiçbir şey yapmıyor bu konuda. Bu konuda çalışmak lazım’.

En son neyi yaşadık? Fatma Nur öğretmen. Çekmeköy’de biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik. Yani bu olay yaşanmadan diyor ki, ‘Okullarda can güvenliğimiz yok’. Kendisi bizzat söylüyor, bir yıl önce. 44 yaşında. 17 yaşındaki bir kimse tarafından öldürülüyor. Biz bu sorunları dile getiriyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı, Aile Bakanlığı önlem alması lazım. Sürekli toplumu kutuplaştıracak açıklamalar görüyorsunuz Milli Eğitim Bakanı’ndan, kendi alanı dışındaki işler.

Mersin Anamur’da bir okul müdürü 12 yaşındaki öğrenci tarafından silahlı saldırıya uğramış ve ağır yaralanmıştı. Samsun’da spor müsabakasında okul koridorlarında öğretmenler veliler hakkında darbe edildi. Görüntüler düştü. Yine Ankara’da sınıf öğretmenlerinin karşılaştığı zorbalık, taciz sosyal medyada paylaşılıyor. Buralarda bu şekilde geniş halk kesimlerine ulaşıyor. Bakın sadece bir ay içinde, saysay bitmez. Milleti yoksulluktan koruyamayan, kadınları şiddetten koruyamayan, gençleri uyuşturucudan koruyamayan, vatandaşı suç örgütlerinden koruyamayanlar artık öğretmenleri de okulda hayatını koruyamaz hale geldi.

“Okullarda toplam 65 bin güvenlik görevlisine ihtiyaç var”

Genel Başkanımız açıkladı. Eğitimcilerle, sendikalarla görüşüyoruz. Okullarda toplam 65 bin güvenlik görevlisine ihtiyaç var. Bizim Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ordumuzda görev yapan uzman çavuşlarımız var. Bunların devlete bir taahhüdü var girerken, yedi yıl çalıştıktan sonra ayrılma izni veriyor. Bunların önemli bir kesimi başvuruyorlar, duyuyoruz, belediyelerde zabıta olmak istiyorlar, farklı alanlara girmek istiyorlar. Tam da burada bir fırsat var CHP iktidarında 65 bin uzman çavuş, okullarda bu tip durumlarda önlem amaçlı güvenlik görevlisi olarak görevlendirilecek. Uyuşturucuya karşı, şiddete karşı zaten eğitim almış, yetkinliği olan kimseler bu şiddet olaylarının yaşanmaması için önlem alacak. Dolayısıyla hem velilerin içi rahat edecek hem de öğretmenlerimizin içi rahat edecek.

Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kız hatırlarsanız çok zaman çok yakın bir zaman diliminde bir adliye binasının önünde ‘Öldürülebiliriz, tehdit alıyoruz’ veryansın eden, kızının kendisini de eskiden taciz eden kişi tarafından taciz edildiğini söyleyen Fatma Nur Çelik ve kızına ait cansız bedenler Zeytinburnu Kazlıçeşme sahilinde bulundu. Bu kadar böyle tesadüf falan olmaz. Bu tip olaylar yaşanıyor. İktidar ne yapıyor dediğimizde, zaten yaşanana kadar bir şey yapmıyor, yaşanınca da ilk aldığı karar yayın yasağı, üstünü örtmeye çalışıyor.

“Kadına şiddet adeta pandemi gibi”

Bu acılar tazeyken kadına karşı şiddet, İstanbul Sözleşmesi’nden çıktılar, bu iktidar döneminde katbekat artış gösterdi. Adeta pandemi gibi, kadına karşı şiddet. Rakamlara baktığımız zaman şehrin merkezlerinde katledildi. Kadın Dernekleri Federasyonu verilerine göre 2025’te 391 kadın cinayeti işlendi. Anıt Sayaç’a bakarsak 457 can var. Bunların yüzde 41’i de evli oldukları kimseler tarafından öldürüldü. ‘Nedeni ne’ dediğimizde tabii İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmeler çıkılırsa, gerekli yasal düzenlemeler yapılmazsa, olan yasal düzenlemeler ve tedbirlere ilişkin yapılması gerekenler yapılmazsa, cezasızlık, iyi hal indirimleri… Ne yapıyoruz? Kadına korku veriyor, katile cesaret veriyor.

Genel Başkanımız açıkladı, CHP iktidarında bizim birincil meselelerimizden biri de bu olacak. Şiddete ilişkin cezalar muhakkak arttırılacak. Kadının siyasal, sosyal ve ekonomik alanda güçlenmesi için bütün engelleri kaldırıyoruz. Koruma kararı ihlal edilenlere ağır yaptırımlar uygulanacak. Kadın sığınma evleri ve psikososyal destek politikaları oluşturulacak. Caydırıcı cezai yaptırımlar olacak. Eğitim sisteminde toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının önemi vurgulanacak.”

“İlave bir nöbet sistemi yaptık”

Emre açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. 9 Mart’ta başlayacak İBB Davası duruşmasına ilişkin CHP’nin hazırlığının olup olmadığı sorusunu Emre, şöyle yanıtladı:

“Bir hazırlık yaptık. Çok olağanüstü bir durum olduğu için duruşma salonuna yakın bir yerde orada bir dayanışma merkezimiz olacak. Orada hem aileler hem ilgili milletvekilleri, genel başkan yardımcıları, basın mensupları, röportaj yapmak istediklerinde gelecekleri. Çok uzun sürecek, sadece ilk duruşmanın aylarca sürmesi düşünülüyor. İlave bir nöbet sistemi yaptık. Görev paylaşımı yaptık. Muhakkak her gün orada yeterli sayıda milletvekili ve genel başkan yardımcısı arkadaşlarımız, Türkiye’nin farklı illerinden il başkanları, belediye başkanları, ilçe başkanlarımız o dayanışmayı göstereceğiz arkadaşlarımıza şüphesiz. Ama bir şeyin tabii bir kez daha altını çizeyim. Bakın çok olağanüstü bir yargılama. Aynı Yassıada gibi. Bizi yargılayacak memlekette salon yok. O salonu da hala yapamadılar.”

“14 yıldır siz yeni bir uçak envantere alamadınız”

CHP’nin erken seçim çağrısı olduğu anımsatılarak Orta Doğu’daki gerilim kapsamında erken seçim olasılığına ilişkin soru üzerine Emre, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Biz diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti şahsım devleti olamaz. Demin anlattığım nepotizme göre gitmez. Bu ülkenin Anayasası’nın 10. maddesi eşitlikle ilgilidir. Hiçbir ayrım gözetmeden tamamen tarafsızlıkla, herkes yeteneği ölçüsünde devlet kurumlarında görev alabilmelidir. Hiç kimsenin, hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Dolayısıyla biz bu iktidar döneminde görmediğimiz skandal kalmadı. Bakıyorsunuz, sınavlar oluyor, sorular çalınıyor. Bakıyorsunuz, sınavlar yapılıyor, sahte diplomalar ortaya çıkıyor. Bakıyorsunuz eş, dost, akraba, Büyükelçi olmuş. Dolayısıyla bu ülkedeki şunu düşünün, kuvvetler ayrılığının olduğu bir ülke olduğumuzu düşünün. Yasama, yürütme, yargının kimsenin tek elinde olmadığı, özgür medyanın olmadığı, özel üniversitelerin olduğu bir ülke olduğumuzu düşünün. Güçlü ekonominin bulunduğu, güçlü kurumların olduğu bir ülke olduğunu düşünün. O zaman siz çok daha iyi hazırlanırsınız. 14 yıldır genel başkanımıza hemen bir şey söyleyince işte sözcüsüymüş iktidar partisinin, vekiliymiş bilmem ne organize bir şekilde saldırıyorlar. Ya arkadaş, bir gerçek var. 14 yıldır siz yeni bir uçak envantere alamadınız. Alamadınız. Parasını verdiniz, F-35’i alamadınız. Madem aranız Trump’la bu kadar iyi, ya paramızı alın ya uçağımızı alın. Öyle değil mi? S400’ü aldın, kuramıyorsun. Çünkü hep çelişki ve zaaflarla dolu tek adam sisteminin olduğu bir durum. Dolayısıyla biz ne kadar erken seçim yaparsak bu ülkede, ne kadar yeni isimler, kurumlara dayalı bir düzen oluşturursak riskimiz yeni oluşan dünya düzeninde o kadar azalır.”

“Bizi yargılayacak bir alanı yaratamayan bu kadar beceriksiz bir yönetimle karşı karşıyayız”

Emre, İBB Davası duruşmasında lojistik sebeplerden dolayı yaşanabilecek olumsuzluklara karşı alınması beklenen önlemlere ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:

“Kendi imkanlarımızla, kendimize düşen alanlarda bu önlemleri alıyoruz. Dediğim gibi bir merkezde konuşlanacağız, bunu organize ettik. Bir planlama içerisindeyiz. Bu organize kötülüğe karşı organize iyilikle mücadele ediyoruz. Çok ciddi organizasyon yapıyoruz. Ammavelakin, düşünebiliyor musunuz böylesine bir olayda, böylesine çarpıcı bir olayda bir yıldır, yaptığın saldırı belli, aldığın insan sayısı belli bir fiziki ortamı bile sağlayamayan bir beceriksiz yönetimle karşı karşıyız. Bir yıl oldu bir yılda bizi yargılayacak bir yeri düşünebiliyor musunuz, yani bizi yargılayacak bir alanı, fiziki imkanı yaratamayan bu kadar beceriksiz bir yönetimle karşı karşıyayız. Ne diyebilir ki iktidar bu konuda? Ne söyleyebilir?

Bu kadar insanın aldığı sudan sebeplerle. Biz önümüzdeki günlerdeki basın toplantımızda da biraz daha içeriği ile ilgili anlatacağız. Bu haksız suçlamalar, detaylı daha bilgiler vereceğiz. Bir aleniyetin olması lazım en azından. Çünkü milletin iradesiyle kavga eden, tanımayan bir iktidar var. Yargılayacağın bir salon yok. ‘Bir kanaldan ver’ diyoruz, onu vermiyorlar. Ya herkes izlesin, oturduğu yerde izlesin herkes. Madem o kadar biz kötüysek, kötü yönetiyorsak, bu kadar çaldıysak millet görsün bizi. Ama tersiyse sen de iftira attıysan onu da görsün. Biz böyle dedikçe ‘Evet’ diyorlar, değişikliğe ilişkin önerge veriyoruz, reddediyorlar. Bu kadar iki yüzlü.

25 basın mensubu ile sınırlı. Girecekleri de mahkeme başkanı belirliyor. Kim girecek, hangi basın mensubu girecek oraya onu da mahkeme başkanı verecek. Hal böyle. Dediğim gibi, biz organize kötülüğe karşı iyi bir şekilde organize oluyoruz. Çok ciddi bir şekilde hazırlık yaptık. Biz kendi üstümüze düşeni fazlasıyla yapacağız, bunu göreceksiniz önümüzdeki günlerde.”