(TBMM) – Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, TBMM’de basın toplantılarının polisler tarafından kayıt altına alındığını belirterek, “Türkiye’nin kalbi olan yasama merkezinde emniyet güçlerinin basın toplantılarımızı ayrıca kayıt altına almaları kabul edilebilir değil” tepkisini gösterdi. Bekin, “Bizim dokunulmazlığımız olduğu halde polisiye tedbirlerle bizim konuşmalarımızın kayıt altına alınması konusunda biz sesimizi yükseltmeyecek olursak yarın Genel Kurul’da da kulislerde de bütün konuşmalarımız kayıt altına alınacak demektir. Bunun giderilmesi için artık Meclis Başkanlığı’nın gereğini yapması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Doğan Bekin, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları ve bölgedeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına başlarken, basın toplantılarının emniyet güçleri tarafından kayıt altına alındığını belirterek tepki gösteren Bekin, şunları söyledi:
“Konuşma metnini önceden basın mensuplarına dağıtıyoruz. Burada AA, Meclis TV ve TRT başta olmak üzere herkes bunu açık bir şekilde kayıt altına alıyor. Bütün bunlara rağmen Türkiye’nin kalbi olan yasama merkezinde emniyet güçlerinin basın toplantılarımızı ayrıca kayıt altına almalarının kabul edilebilir olmadığını ifade ediyoruz. Bu konuda Sayın Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş’un gerekli adımları atmasını ve bu yanlış uygulamadan bir an önce dönülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum” dedi.
Bekin, toplantıda, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarına değinerek, 1957 tarihli “Eisenhower Doktrini”nin siyonist İsrail devletinin Orta Doğu’daki güvenliğini sağlamayı öngören dönüm noktası niteliğinde bir karar olduğunu anlattı. “O günden beri ABD’nin Orta Doğu’ya yönelik tüm saldırı ve işgal planlarının ana merkezi Eisenhower Doktrini olmuştur” diyen Bekin, “Siyonist İsrail’in ABD’nin desteğiyle İran’a karşı başlattığı saldırı ve Haziran 1982’de ‘Celile’ye Barış Operasyonu’ adı altında Lübnan’ı işgal etmesinin bir benzerini oluşturan bugünkü Lübnan’ın güneyine yönelik ‘sınırlı ve hedefli kara operasyonu’ da Eisenhower Doktrini bağlamında ABD güdümündeki yayılmacı ve bölgeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan politikasının bir sonucudur” dedi.
Trump yönetiminin, dünyada enerji kaynaklarını tamamen kendi kontrolüne almak ve bunu Çin’e karşı baskı unsuruna dönüştürmek için kısa vadede sonuç alma vehmine kapıldığını vurgulayan Bekin, “İşte bu amaçla Yahudi üstünlükçü temel yasalarıyla acımasız yerleşimci sömürge devleti olan Siyonist İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı saldırgan politika ise salt İran’ı değil, tüm bölgeyi yeniden istikrarsızlığa, kaos ortamına ve yıkıma mahkûm etmiş oldu” ifadelerini kullandı.
ABD’nin geçmişte Irak’ı da kitle imha silahları olduğu gerekçesiyle işgal ettiğini hatırlatan Doğan Bekin, şunları kaydetti:
“ABD Başkanı Trump’ın, İsrail ile birlikte hareket etmekte olan ‘evanjelist siyonistler’in etkisiyle ‘İran’a karşı saldırı düzenlemesek, İran bizlere nükleer saldırıda bulunacaktı’ şeklindeki açıklaması her türlü gerçeklikten uzak, ham hayal görüşü yansıtmaktadır. Nitekim, bir savunma paktı olan NATO’yu işin içine sokma gayreti de NATO üyesi ülkelerin büyük çoğunluğunun ABD’ye yönelik saldırı olmadığı, aksine ABD’nin tek taraflı olarak bağımsız ve egemen bir ülke olan İran’a saldırı düzenlediği gerçeğinden hareketle Trump’ın yardım isteğine sıcak bakmadıklarını görmek mümkündür.”
“Bunlar eski Türkiye’de kaldı zannediyorduk”
Doğan Bekin basın toplantısının ardından gazetecilerle sohbet ederken, TBMM’de geçen hafta düzenlediği basın toplantısının görevli bir polis tarafından kayıt altına alındığını anlatarak, şunları söyledi:
“Dikkatimi çekti. Fotoğraf çekiyor, kayıt altına alıyor. ‘Amirlerimizin isteği üzerine bütün basın toplantıları kayıt altına alınıyor’ şeklinde bir ifadede bulundu. Ben çok tecrübeli bir siyasetçiyim, gözümden kaçmadı. ‘Amirlerimizin talimatı üzerine sizin basın toplantınızın güvenliğini sağlıyoruz ve kayıt altına alıyoruz’ dedi. Daha önceki toplantılarda da aldıklarını görüyorduk. Biz ülkemizi seven insanlarız. Biz yanlış bir şey söylemediğimiz için abdestimizden şüphemiz yok. Hiçbir müdahalede bulunmuyorduk fakat artık devamlı olunca bu rahatsızlık oluşturuyor. Burası Türkiye’nin kalbidir, yasama organlarının olduğu yerdir ve bizim dokunulmazlığımız olduğu halde polisiye tedbirlerle bizim konuşmalarımızın kayıt altına alınması konusunda biz sesimizi yükseltmeyecek olursa yarın Genel Kurul’da da kulislerde de bütün konuşmalarımız kayıt altına alınacak demektir. Bunun giderilmesi için artık Meclis Başkanlığının gereğini yapması gerekiyor. Emniyet güçlerinin kayıt altına almasına gerek yok. Bunlar eski Türkiye’de kaldı zannediyorduk.”

