(TBMM) – DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Sandıkta kazanamadığını devletin gücünü kullanarak ele geçirmek ne ahlaka sığar ne de demokrasiye. Belediyelere yapılan baskı ve dayatmalar aslında doğrudan milletin iradesine yapılan baskıdır. Peki ya ana muhalefet? Daha dün ittifakta beraber oldukları partilerin milletvekillerini davet edip, pişkin pişkin rozet takarken gayet rahatlar. Ancak kendilerinden ayrılıp başka partilere geçenlerin arkasından yapmadıkları hakaret yok, etmedikleri küfür yok. Ben dinlemekten, izlemekten hicap duyuyorum, inanın. Ülkemizde siyasetin seviyesi bu kadar düşmemeli. Yazık, gerçekten çok yazık. İktidarla ana muhalefet sanki anlaşmış, bu milleti siyasetten bezdirmeye ant içmişler. Mesele ilkesizlikse gayet güzel uzlaşıyorlar” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Arıkan, Yeni Yol Partisi grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.
Mersin ve İzmir’de yaşanan sellere değinerek konuşmasına başlayan Babacan, “Türkiye’de doğru planlama ve güçlü bir irade ile bu felaketlerin etkisini en aza indirecek kapasite vardır. Afet yönetimi yalnızca kriz anında verilen bir mücadeleden ibaret değildir. Asıl olan, afet olmadan önce yapılan hazırlıktır. Yıllardır Şehircilik ve Afet Yönetim Bakanlığı kurulmalıdır diyoruz. Çünkü bir bakanlığın alt kurulu şu an bu işin altından kalkamadı, olmadı, olmuyor.” dedi.
“Hey gidi Erdoğan, hey“
AK Parti hükümetini ekonomi politikaları üzerinden eleştiren Babacan, “Ocak ayında faize tam 454 milyar lira harcamışlar” diyerek, şöyle devam etti:
“Söz konusu bu ülkenin vatandaşı olunca kaynak yok. Ama bakıyoruz, ocak ayında 1062 liralık fark gündeme geldiğinde emeklilere verdikleri bu 1000 lirayla böbürlenenler, ‘fazlasına kaynak yok’ diyenler meğer ki ocak ayı boyunca başkalarına kesenin ağzını epey bir açmışlar. Kesenin ağzı vatandaş için değil, yoksul için değil, ay sonunu getiremeyen emekli için değil; faizde parası olanlara sonuna kadar açılmış. Ocak ayında faize, tam 454 milyar lira harcamışlar. Faize ödedikleri 10 milyar dolardan fazla. Bir ayda ödenen bu rakam, gelmiş geçmiş tarihimizin en yüksek faiz rakamı. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman tek bir ayda bu kadar büyük bir faiz ödemesi yapmamıştı. Hey gidi Erdoğan, hey. Faizin düşmanıydı. Cumhuriyet tarihinin devlet hazinesinden en yüksek faizi ödeyen Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti. 454 milyar faiz ödemek ne demek? Devletin vatandaşlarından toplayıp zengine dağıtması demek. Faiz alan kim? Fazla parası olup da faize yatıran değil mi? Bunlar alıyor faiz. 454 milyar faiz ödemek demek, milletin parasını yabancıya yedirmek demek.
Merkez Bankası rezervi niye bu kadar yükseldi? Elin adamı geliyor, dövizini bozduruyor Merkez Bankasına, Türk lirasıyla gidiyor faize yatırıyor, o faizi alıyor, tekrar dövize dönüp yurt dışına çıkıyor. Dünyanın hiçbir yerinde kazanamadıkları faizi burada, Türkiye’de kazanıyorlar. Tam bir yıl boyunca tarıma, bütün çiftçilere verilen desteğin tamamı bu yılın bütçesinde 131 milyar. 131 milyar 12 ayda. Sadece ocak ayında faize verdikleri 454 milyar. Bu ülkede çiftçinin yüzü güler mi? Bu ülkede tarımın maliyeti düşer mi? Bu ülkede gıda enflasyonu düşer mi? Bu ülkenin kaynaklarını faiz adı altına elin adamına peşkeş çekenler boşuna kendilerine milliyetçi falan demesinler.”
“İktidar, yetkinin tek elde toplanmasıyla üç Y’nin hepsini tek tek yeniden ihya etti”
Babacan, “Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 182 ülkede yaptığı Yolsuzluk Algı Endeksi” araştırmasının sonucunu da açıkladı. Türkiye’nin 1 yılda 17 sıra düştüğünü aktaran Babacan, şöyle konuştu:
“Türkiye bu 182 ülke içerisinde şeffaflıkta 124. sıraya düştü. Bir yılda 17 basamak birden düştü bu sıralamada Türkiye. Yolsuzluk algısı son 20 yılın en berbat noktasına geldi. AK Parti’nin kuruluşundaki en önemli slogan, benim de bir zamanlar kurucusu olarak imza attığım AK Parti programının en önemli sloganı neydi? Üç Y ile mücadeleydi değil mi? Üç Y: “yasaklarla mücadele, yolsuzlukla mücadele, yoksullukla mücadele”. Şimdi sizlere soruyorum, Başkanlık sistemine geçildiğinden bu yana, 2017’den bu yana Türkiye’de yasaklar arttı mı? Yolsuzluk arttı mı? Yoksulluk arttı mı? Arttı. Üç Y ile mücadele edeceğim diye yola çıkan bir iktidar, yetkinin tek elde toplanmasıyla beraber üç Y’nin hepsini tek tek yeniden ihya etti.”
Ankara’da öldürülen Polis Memuru Melik Okan Keskin’e rahmet dileyen Babacan, şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz günlerde bir polis memuru kalabalık bir grubun saldırısıyla hayattan koparıldı. Melih Okan Keskin, 44 yaşında, iki çocuk babası. Aracını muayene için götürdüğü istasyonda saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. Çok üzücü. Çünkü biliyorum, yaşanan tüm bu şiddet olaylarının büyük çoğunluğu önlenebilir olaylar. Her tür şiddet vakası da caydırıcı gücü olan yasal düzenlemelerle önlenir. Bugün atılan bir yumruğun ağır bir bedelinin olduğunu bilen kimse o yumruğu atmaya cesaret edemez. Böyle bir ortamda çocuklar yetim büyür, öksüz büyür. Yapılacak şey belli, devletin ciddiyetini hissettireceksin. Masaya yumruğu vuracaksın. Ben buradan Melih Okan Keskin’e Allah’tan rahmet, acılı ailesine, yakınlarına sabır diliyorum; başsağlığı diliyorum. Bu davanın da benzeri davaların da inşallah takipçisi olacağız.”
Eskişehir Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’i kıyafeti üzerinden hedef alan paylaşım yapan ve İYİ Parti’den ihraç edilen Mehmet Emin Korkmaz’ı da sert cümlelerle eleştiren Babacan, “Sene 2026, üzülerek söylüyorum, hala bir kadın kılık kıyafeti, inancı veya yaşam tarzı üzerinden hedef alınabiliyor bu ülkede. Onuru ve kişiliği kılık kıyafeti üzerinden aşağılanmaya çalışılıyor. Hadsizin birisi çıkıyor, şalvarından başörtüsüne başlıyor saydırmaya. Bu haddini bilmez şahıs her ne kadar kendi partisi tarafından derhal disipline verilmiş ve ihraç edilmiş olsa da bu olay her ne kadar tekil bir örnek olarak görülmeye çalışılsa da biz derinlerde canlı duran bu zihniyetin gayet iyi farkındayız. Kadınları kıyafetleri yüzünden yargılayan bu köhne kafaya sahip olanların sayıca hiç de az olmadığının gayet iyi farkındayız. Tutuyorlar kendini şu anda. Diyorlar ki, ‘Bir iktidar sopasını ele geçirelim, biz yapacağımızı biliyoruz’ diyorlar. Zaman zaman açığa çıkıp hortlayan, dile sirayet eden bu ve benzeri vakalar tekil örnekler değil. Farkındayız. Biz bu zihniyetle mücadele etmek için buradayız” değerlendirmesinde bulundu.
“Belediyelere yapılan baskı ve dayatmalar aslında doğrudan milletin iradesine yapılan baskıdır”
Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın, Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etmesinin ardından başlayan tartışmalara katılan Babacan, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Son aylarda yaşananları hepimiz görüyoruz. Millet sandığa gidiyor, iradesini ortaya koyuyor vekilleri, yerel yöneticileri, belediye başkanlarını seçiyor. Ama daha pusuladaki mührün mürekkebi kurumadan o iradeye baskı yapılmaya başlanıyor. İktidardakiler seçimle alamadıklarını masa başında almaya çalışıyorlar. Kimine sopa göstererek, kimine havuç göstererek sandıktan çıkanları istifa ettirip iktidar saflarına zorluyorlar. Sonra ne oluyor? Bakıyoruz, sandıkta kaybedilen belediyeler bir şekilde iktidarın olmuş. Şimdi size soruyorum, bunun adı demokrasi midir? Bunun adı millet iradesi midir? Baskı altında yapılan tercihin adı özgürlük olmaz. Zorla değiştirilen iradenin adı demokrasi olmaz. Sandıkta kazanamadığını devletin gücünü kullanarak ele geçirmek ne ahlaka sığar ne de demokrasiye. Belediyelere yapılan baskı ve dayatmalar aslında doğrudan milletin iradesine yapılan baskıdır. Sandığı sadece kazanınca hatırlayanlar, kaybettikleri yerlerde sandığı yok saymayı alışkanlık hâline getirirler. Usul, teamül, etik, kural ne varsa ayaklar altına alıyorlar. Hiçbir eleştiriyi görmüyorlar, duymuyorlar, umursamıyorlar.
“Pişkin pişkin rozet takarken gayet rahatlar”
Peki ya ana muhalefet? Daha dün ittifakta beraber oldukları partilerin milletvekillerini davet edip, pişkin pişkin rozet takarken gayet rahatlar. Ancak kendilerinden ayrılıp başka partilere geçenlerin arkasından yapmadıkları hakaret yok, etmedikleri küfür yok. Ben dinlemekten, izlemekten hicap duyuyorum, inanın. Ülkemizde siyasetin seviyesi bu kadar düşmemeli. Yazık, gerçekten çok yazık. İktidarla ana muhalefet sanki anlaşmış, bu milleti siyasetten bezdirmeye ant içmişler. Mesele ilkesizlikse gayet güzel uzlaşıyorlar. Mesele seviyesizlikte gayet rahat buluşuyorlar. Mesele rantsa, yeri geliyor, belediye meclislerinde gayet iyi anlaşıyorlar. Olansa millete oluyor. Olan, milletimizin demokrasiye olan inancına oluyor.
“DEVA, Saadet, Gelecek kadroları var. Biz varız, biz.”
Ülkemizde siyasetin tamamı kirli değil. Siyasette olup kul hakkı yemeyen niceleri var. Siyasette olup ahlakını koruyan niceleri var. Siyasette olup sadece millet için çalışan nice insanlar var. ‘Siyaseti dosdoğru yapmak ibadettir’ inancıyla çalışan nice güzel kardeşlerimiz var. DEVA kadroları var, Saadet kadroları var, Gelecek kadroları var. Biz varız, biz. Buradayız, hep beraberiz. Niyetimiz hâlis, yolumuz temiz. Allah’ın izniyle, milletimizin duasıyla sağlam adımlarla yürümeye devam edeceğiz. Bu birlikteliğin büyümesini isteyen milyonlarca vatandaşımız var. ‘Bu iş iktidar partisiyle olmuyor, ana muhalefetle de olmayacak’ diyen, ‘Türkiye’ye yeni bir yol lazım’ diyen pek çok siyasi parti var, pek çok müstakil siyasetçi var. Biz bu ülkenin sorunlarının yine demokratik siyasetle, temiz bir siyasetle çözüleceğine inanan kadrolarız. Ne iktidar ne ana muhalefet çözüm burada, bu çatının altında.”

