(İZMİR) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, “Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve devlet birliğinin korunması, tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır. İkincisi ise Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir. Suriye’de son günlerde artan DEAŞ tehdidinin de ülkemize etkisi dikkatle takip edilmelidir. Türkiye’de bulunan uyuyan terör hücrelerine karşı farkındalık sağlanmalı ve müteyakkız bulunulmalıdır. Önleyici istihbarat ile karşı tedbirler alınmalıdır” dedi.
CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, CHP İzmir İl Başkanlığı’nda aylık bilginlendirme toplantısı yaptı. Konuşmasına F-16 uçağının kaza kırıma uğraması sonucu şehit olan Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’ı anarak başlayan Yankıoğlu, “Altı sene önce, Suriye- İdlib’de askeri birliğimize Rusya Federasyonu tarafından yapılan hava saldırısında 34 şehit verdik. Yardıma giden ambulanslar bile saldırıya uğradı. Şehitlerimizi de katillerini de tedbir almayarak olaya sebebiyet veren makam ve yetki sahibi sorumluları da unutmadık, unutmayacağız” dedi.
“Kural tanımazlığın göstergesidir”
Yunanistan’ın adalardaki silahlanma çalışmalarına tepki gösteren Bağcıoğlu, “Ege Denizi’ndeki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırmaya ve askeri tatbikatlara devam etmesi, Lozan ve Paris Anlaşmalarının doğrudan ihlalidir. Yunanistan’ın bu adalardaki askeri faaliyetlerine ilişkin video paylaşımları yapması, uluslararası hukuk ihlallerinin belgesi, kural tanımazlığın göstergesidir” diye konuştu.
“Libya ve Lübnan’ın da Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na katılımı sağlanmalı”
Mısır ile deniz tatbikatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bağcıoğlu, şunları söyledi:
“13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı, karargâh görüşmeleri ve imzalanan Askerî Çerçeve Anlaşması, Doğu Akdeniz’de güvenlik ve istikrara katkı sağlayabilecek kritik ve gecikmiş adımlardır. Mısır ile ilişkilerin iç politikaya ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin Türkiye’ye ne kaybettirdiğinin açıkça sorgulanması gerekmektedir. Mevcut konjonktürden istifade edilerek, en azından Karadeniz Uyumu Harekâtı’na benzer şekilde Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na da uluslararası bir kimlik kazandırılması Akdeniz’de kalıcı ve kapsayıcı bir güvenlik mimarisi oluşturabilecektir. Bu kapsamda, öncelikle Suriye ve Mısır’ın, müteakiben Libya ve Lübnan’ın Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na katılımının sağlanması; Türkiye’nin öncülüğünde Akdeniz’de barış, istikrar ve deniz güvenliğine katkı sağlamasını öneriyoruz.”
“Bölünmüş bir Suriye, daha fazla göç demektir”
Suriye gerilimine de değinen Bağcıoğlu, “Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir. Bölünmüş bir Suriye, daha fazla istikrarsızlık ve daha fazla göç demektir. Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve devlet birliğinin korunması, tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır. İkincisi ise Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir. Suriye’de son günlerde artan DEAŞ tehdidinin de ülkemize etkisi dikkatle takip edilmelidir. Türkiye’de bulunan uyuyan terör hücrelerine karşı farkındalık sağlanmalı ve müteyakkız bulunulmalıdır. Önleyici istihbarat ile karşı tedbirler alınmalıdır” ifadelerini kullandı.
“TSK bu olayın sebeplerine yönelik kök analiz yapmalı”
TSK’da uyuşturucu kullanımı konusunda da konuşan Bağcıoğlu, şöyle konuştu:
“Son günlerde basında yer alan haberlerde, Hava Harp Okulu’nda görevli bir kısım sözleşmeli erbaş/er hakkında ‘uyuşturucu madde temin etme, kullanma veya kullanımını kolaylaştırma’ suçlarından yasal işlem başlatıldığı öğrenilmiştir. Ne yazık ki son yıllarda toplumun her kesiminde ortaya çıkan uyuşturucu madde temin ve kullanımı sorununun TSK personeline de sirayet etmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu durum özelinde sorulması gereken soru şudur: Bu personelin mesleğe kabul sürecinde TSK’da görev yapar raporu aşamasında uyuşturucu kullanımları neden tespit edilememiştir? Eğer uyuşturucu kullanımına askere girdikten sonra başlamışlarsa göz bebeğimiz olan böyle bir kuruma bu uyuşturucu nasıl sokulabilmiştir? Yapılması gereken, TSK’nın bu olayın sebeplerine yönelik gerçekçi bir kök analiz yapması ve analiz neticesinde ortaya çıkması sistemsel ve kurumsal hataların giderilmesine yönelik tedbirleri ivedilikle almasıdır.”
“Savaş ve afetlerde iletişim önemlidir”
6 Şubat depremlerini anımsatarak afetlerde TSK’nın yetkilerinin artırılması gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, GSM operatörlerine de uyarıda bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“Depremin ardından geçen üç yılda temel yanlışlar giderilmedi. Afetlerde, bölgedeki mülki amirlerin etkisiz hale geldiği durumlar olabilir. Böyle anlarda TSK birlik komutanları, kanunla tanımlanmış şekilde, talimat beklemeksizin inisiyatif alarak müdahale yetkisine sahip olmalıdır. TSK İnsani Yardım Tugayı önceki işlevine kavuşturulmalı, ayrıca yurdun değişik bölgelerinde, afetlere müdahale konusunda özel eğitim almış, lojistik kabiliyeti yüksek, araç ve teçhizatı eksiksiz sivil asker uzmanlardan oluşmuş istihkam birlikleri teşkil edilmelidir. İstanbul gibi denize kıyısı iller için afet sonrası kurtarma ekiplerinin ve yardımların deniz yoluyla ulaştırılması ile tahliye maksatlı kullanılmak üzere belirlenen bölgelerin deprem güçlendirilmesi yapılmalıdır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, yaşanabilecek kriz durumlarında kesintisiz iletişim sağlayacak tedbirleri almalıdır. Yoğun kullanım talebi bahane olamaz. GSM şirketlerinin oluşacak yoğunluğu dikkate alarak şimdiden tedbirler alması zorunludur. En ufak bir sarsıntıda hatlar kitleniyor, iletişim kesiliyor. Savaş ve afetlerde iletişim önemlidir. Devletin tüm kurumlarını içine alan, afet anında ortak karar ve hızlı veri paylaşımı yapabilecek dijital bir bilgi yönetim sistemi hayata geçirilmelidir. Seferberlik veri tabanlarının benzeri, afetler için de kurulmalıdır.”
“Millî güvenlik boyutu olan yapısal bir soruna dönüşüyor”
Bağcıoğlu, TSK personelinin geçim sorunu yaşadığına dikkat çekerken şehit aileleri ve gazilerin sorunlarını da hatırlatarak şunları söyledi:
“Bugün muvazzaf ve emekli askerî personelin önemli bir bölümü, özellikle emekli astsubaylar, emekli binbaşılar, emekli uzman erbaşlar ve emekli devlet memurları, yoksulluk hatta açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermektedir. Muvazzaf personelin barınma sorunu giderek ağırlaşıyor, bazı bölgelerde personel maaşının yarısından fazlasını kiraya vermek zorunda kalmaktadır. TSK’dan ayrılan uzman erbaşlar ve sözleşmeli erler için yasal ve sürdürülebilir bir istihdam mekanizması yasalarda belirtilmiş olmasına rağmen bulunmamaktadır. Özlük ve sosyal haklardaki adaletsizlikler, nitelikli personelin teminini ve elde tutulmasını ciddi biçimde riske atmakta ve genç nesiller askerlik mesleğini giderek daha az tercih etmektedir. Bu tablo, doğrudan millî güvenlik boyutu olan yapısal bir soruna dönüşmektedir. Muvazzaf ve emekli askerî personelin özlük haklarında köklü ve kalıcı iyileştirmeler yapılmalı, muvazzaf personelin barınma sorunu kesin biçimde çözüme kavuşturulmalıdır. Türk askeri fedakârdır, ancak bu fedakârlığın sınırında, bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi, okutmak zorunda olduğu çocukları ve sürdürmek mecburiyetinde olduğu asgari bir yaşam düzeni vardır. Bu gerçek yok sayılarak fedakârlık istismar edilmemelidir.
“Tüm yetki ve sorumluluklar Millî Savunma Bakanlığı’na devredilmeli”
Şehit aileleri ve gazilerin sorunlarına çözüm bulmak için TBMM Milli Savunma Komisyonu’nda yıllardır devam eden istişarelerin artık icra safhasına geçmesi lazım. Er ve erbaş şehitlerin aileleri ile gaziler için emsal maaş uygulaması hâlâ hayata geçirilmedi. Özlük hakları, sağlık, ulaşım, istihdam ve eğitim alanlarında ciddi aksaklıklar mevcut. Ortez ve protez hizmetlerinin tek bir hastaneyle sınırlandırılması büyük sorun. Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayanların talepleri hâlâ karşılıksız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın mevcut yapısı yetersiz kaldığından, şehit yakınları ve gazilerle ilgili tüm yetki ve sorumluluklar Millî Savunma Bakanlığı’na devredilmelidir. Şehit aileleri ve gazilerin temel sorunlarının çözümü için hazırlanan 18 kanun teklifi TBMM gündemine alınmadı. Vefa borcu ödenmelidir.”
“Ciddi bir milli güvenlik meselesidir”
İzmir Limanı’nın özelleştirilmesi konusunda da güvenlik uyarısında bulunan Bağcıoğlu, “Limanların özelleştirilmesi, tüm dünyada milli güvenlik sorunu olarak kabul ediliyor. Bu ciddi bir milli güvenlik meselesidir. CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz tarafından bu konu yakından takip ediliyor. Her fırsatta gündeme getireceğiz ve bunu konuda ne yapılması gerekiyorsa yapacağız” dedi.

