Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Üniversite öğrencileri Beyazıt’tan Saraçhane’ye yürüdü: “Üniversitelere ve belediyelere yönelik kayyum politikaları son bulsun! Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın!”

19 Mart operasyonunun birinci yıl dönümünde üniversite öğrencileri Beyazıt’ta toplandı, geçen yıl barikatın aşıldığı yerden geçerek Saraçhane’ye yürüdü. Meydanda yapılan açıklamada üniversitelere ve belediyelere yönelik kayyum politikaları ile muhalefete yönelik baskıların son bulması istendi, “Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın! KYK burslarına enflasyon oranında zam yapılsın! Tüm krediler bursa dönüştürülsün ve ihtiyacı olan her öğrenciye burs verilsin! Çocuk işçilik yasaklansın! Genç işçiliği güvenceli hale getirilsin! NATO’dan çıkılsın! Bütçe savaşa değil eğitime harcansın!” talepleri sıralandı.

19 Mart operasyonunun birinci yıl dönümünde üniversite öğrencileri Beyazıt'ta toplandı,

Haber: Beril KALELİ/Kamera: Mehmet ÇALPAR

(İSTANBUL) – 19 Mart operasyonunun birinci yıl dönümünde üniversite öğrencileri Beyazıt’ta toplandı, geçen yıl barikatın aşıldığı yerden geçerek Saraçhane’ye yürüdü. Meydanda yapılan açıklamada üniversitelere ve belediyelere yönelik kayyum politikaları ile muhalefete yönelik baskıların son bulması istendi, “Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın! KYK burslarına enflasyon oranında zam yapılsın! Tüm krediler bursa dönüştürülsün ve ihtiyacı olan her öğrenciye burs verilsin! Çocuk işçilik yasaklansın! Genç işçiliği güvenceli hale getirilsin! NATO’dan çıkılsın! Bütçe savaşa değil eğitime harcansın!” talepleri sıralandı.

18 Mart’te üniversite diploması iptal edilen CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmasıyla sonuçlanan 19 Mart operasyonunun birinci yılında üniversite öğrencileri İstanbul Üniversitesi önünde toplandı, geçen yıl barikatın aşıldığı yerden geçerek Saraçhane’ye yürüdü.

“19 Mart’ın 1. yılında Anti Demokratik Uygulamalara, Savaşa ve Yoksulluğa Karşı Bir Aradayız” pankartıyla yürüyen öğrenciler, “Gençlik yürüyor, mücadele büyüyor”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz”, “1 Mayıs alanı Taksim Meydanı’dır”, “Direne direne kazanacağız”, “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın”, “Savaşa değil eğitime bütçe”, “Kayyumlar gidecek biz kalacağız” ve “Faşizme karşı omuz omuza” şeklinde sloganlar attı. Geçen yıl barikatın yıkıldığı yerde yere çöken öğrenciler “Yoksulluğa, anti demokratik uygulamalara, eşitsizliğe, paralı eğitime, liyakatsizliğe, hukuksuzluğa baş kaldırıyoruz’ diyerek ayağa kalktı.

Daha sonra Beyazıt Meydanı’nda bir açıklama yapan öğrenciler, üniversitelere ve belediyelere yönelik kayyum politikaları ile muhalefete yönelik baskıların son bulmasını istedi. Açıklamada, “Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın! KYK burslarına enflasyon oranında zam yapılsın! Tüm krediler bursa dönüştürülsün ve ihtiyacı olan her öğrenciye burs verilsin! Çocuk işçilik yasaklansın! Genç işçiliği güvenceli hale getirilsin! NATO’dan çıkılsın! Bütçe savaşa değil eğitime harcansın!” talepleri sıralandı.

“Önümüze kurulan barikatları tanımadık, yıktık… O gün bu düzenin bize dayattığı çaresizliği de yıktık”

“Bir yıl önce bugün 19 Mart’ta üniversite öğrencileri olarak geleceğimizi çalanlara karşı ayağa kalktık. Kampüslerden sokaklara taştık. Önümüze kurulan barikatları tanımadık, yıktık. Beyazıt’tan Saraçhane’ye aktık geldik. O gün yalnızca bir eylem yapmadık. İktidarın örmeye çalıştığı korku duvarlarını yıktık ve yan yana geldiğimizde ne kadar güçlü olduğumuzu gördük. Üniversitelerden yükselen ses kısa sürede meydanlara yayıldı. Gençliğin öfkesi ve umudu şehirlerin sokaklarında yankılandı.” denilen açıklama şöyle devam etti:

“19 Mart, bu ülkenin gençliğinin yoksulluğa, baskıya ve geleceksizliğe karşı artık yeter dediği gündü. Geleceğimizi karartanlara, üniversiteleri susturmak isteyenlere ve gençliği yalnızlaştırarak teslim almak isteyenlere karşı sözümüzü söylediğimiz gündü. O gün barikatların ardında yalnızca polisler yoktu. Gençliğin önüne çekilmiş karanlık bir düzen vardı. Ve biz o gün yalnızca barikatları değil bu düzenin bize dayattığı çaresizliği de yıktık. Aradan bir yıl geçti. Peki 19 Mart’ı yaratan koşullar ortadan kalktı mı? Hayır. Aksine daha da ağırlaştı.

“Bugün üniversite öğrencileri olarak derinleşen bir yoksullukla karşı karşıyayız”

Bugün üniversite öğrencileri olarak derinleşen bir yoksullukla karşı karşıyayız. Artan kiralar, ulaşım zamları ve temel ihtiyaçların fiyatlarındaki sürekli artış öğrencilerin yaşamını her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Binlerce öğrenci fahiş kiralarla karşı karşıya kalıyor, KYK yurtları öğrencilerin insanca yaşayabileceği koşullardan uzak. Kalabalık odalar, yetersiz imkânlar ve dayatılan kurallar; barınma krizini derinleştiriyor. Bizlere KYK burs veya kredisi olarak verilen 4000 lira ise, Erdoğan-Şimşek programı ve yaratılan bu sefalet ve yoksulluk düzeni karşısında yaşamlarımızı devam ettirmemiz için dahi yeterli değil. İktidar, MESEM veya İŞKUR gibi programlarla yoksulluğun üzerini örterken bir diğer yandan gençliği borçlandırmaktan ve sömürmekten geri durmuyor.

Geçtiğimiz 2025 senesinde, en az 95 çocuk, çalışırken hayatını kaybetti. Mesleki eğitim merkezi adıyla iktidar ve temsilcileri tarafından övülen MESEM programıyla, çocukları iş yerlerinde, koca makineler altında katletmeye mahkum ediliyor. Yüzbinlerce çocuk eğitim hayatından koparılıp fabrikalarda, iş yerlerinde çalışıyor; en temel hakkımız olan eğitim hakkı gasp ediliyor. Burdan tekrar söylüyoruz, haklarımız ve hayatlarımız için mücadele etmeye, bilimsel ve nitelikli bir eğitimi savunmaya devam edeceğiz.

“Öğrencilerin bir araya geldiği her alan hedef alınıyor… Öğrencilerin yan yana gelişini engellemeye çalışıyorlar”

Üniversitelerse bilimsel düşüncenin üretiminin ve özgür düşüncenin alanları olması gerekirken her geçen gün daha fazla baskı ve denetim altına alınmak isteniyor. Kampüsler polis ablukasıyla çevriliyor. Öğrencilerin sözünü ve itirazını bastırmaya dönük disiplin soruşturmaları sıradan hale getiriliyor. Kulüp ve toplulukların faaliyet alanları daraltılıyor, birçok kulübe bütçe ayrılmıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde kulüp odaları kapatılıyor, Yıldız Teknik üniversitesinde kulüp faaliyetleri engelleniyor, topluluklar kapatılıyor. Öğrencilerin bir araya geldiği her alan hedef alınıyor. Çünkü iktidar çok iyi biliyor ki öğrenciler yan yana geldiğinde sözünü birlikte söylediğinde ve örgütlendiğinde bu düzenin dayattığı sessizliği kabul etmez. Gençliğin örgütlü gücünden korktukları için üniversitelerdeki kulüp ve toplulukları dağıtmaya çalışıyorlar. Öğrencilerin yan yana gelişini engellemeye çalışıyorlar. Öğrencilerin dayanışma alanlarını zayıflatmayı ve gençliği yalnızlaştırmayı hedefliyorlar.

“Yargı sopasını, halka ve muhalefete yönelik sallayan, her geçen gün haklarımızı tırpanlayan iktidar, hukuk mekanizmasını da alaşağı etme çabasında”

Ancak saldırılar yalnızca üniversitelerle sınırlı değil. Ülkenin dört bir yanında demokratik haklar gasp ediliyor. Halkın iradesi yok sayılıyor. Yerel yönetimlere dönük kayyum atamaları, halkın seçme ve seçilme hakkına yönelik açık bir müdahale anlamına geliyor. Demokratik süreçler ortadan kaldırılmak isteniyor. 11 Şubat’ta Cumhurbaşkanlığı kararıyla Adalet Bakanlığı’na, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasından 19 Mart operasyonlarına, geçtiğimiz sene tutuklanan 300 sıra arkadaşımızın davalarının başında olan Akın Gürlek atandı. Yargı sopasını, halka ve muhalefete yönelik sallayan, her geçen gün haklarımızı tırpanlayan iktidar, hukuk mekanizmasını da alaşağı etme çabasında.”

“Türkiye gençliği olarak, halkların kardeşliği için, savaşların son bulması için yan yana gelmeli, savaşa karşı barış talebini yükseltmeliyiz”

Açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına da yer veren öğrenciler, “Savaş politikaları ve ekonomik kriz ise bu düzenin bedelini emekçilerin ve gençlerin sırtına yüklemeye devam ediyor. İran’da, suriye’de başta olmak üzere Amerika, Ortadoğu’da halkları katletmeye, açlık, yoksulluk ve ölümlerle karşı karşıya bırakmaya devam ediyor. Bugün Türkiye gençliği olarak, halkların kardeşliği için, savaşların son bulması için yan yana gelmeli, savaşa karşı barış talebini yükseltmeliyiz” denildi. Açıklama şu görüşler ve taleplerle sona erdi:

“Bugün Türkiye’de gençliğe dayatılan tablo açık. Yoksulluk, güvencesizlik ve baskı. Ancak geçtiğimiz sene 19 Mart’ta kampüslerden yükselen sesin nasıl bir dalgaya dönüşebileceğini gördük. Bir araya geldiğimizde yan yana geldiğimizde ve sözümüzü birlikte söylediğimizde neleri değiştirebileceğimizi gördük. Boykotlar örgütledik, temsilciler seçtik. Dayanışma ağları kurduk, konserler düzenledik. Farklı üniversitelerden öğrenciler ortak talepler etrafında buluştu. Mücadeleyi birlikte kurmayı ve birlikte büyütmeyi öğrendik. Bugün bir yıl sonra bu deneyimlerin ışığında bir kez daha söylüyoruz. 19 Mart’ı yaratan koşullar değişmedi. Bu koşulları değiştirecek olan öğrencilerin örgütlü mücadelesidir. Sorunlarımız dünden daha yakıcı, daha çok; taleplerimizse hâlâ güncel.

“Yoksulluğa, baskıya ve anti demokratik uygulamalara karşı mücadeleyi büyütmekten başka çaremiz yok”

Bu yüzden yapılması gereken açıktır. Üniversitelerde kulüplerimizi, topluluklarımızı ve dayanışma alanlarımızı büyütmeli, kampüslerde öğrencilerin sözünü güçlendirmeliyiz. Yoksulluğa, baskıya ve anti demokratik uygulamalara karşı mücadeleyi büyütmekten başka çaremiz yok. Demokratik üniversite ve demokratik bir ülke mücadelesini birlikte kurmak için kampüslerimizde bir araya gelmek zorundayız.

Çünkü, iktidarın dağıtmak istediği her alan aslında gençliğin en güçlü olduğu alanlardır. Kulüpler, topluluklar, öğrenci birlikleri ve dayanışma ağları yalnızca sosyal alanlar değildir. Aynı zamanda gençliğin sözünü kurduğu, birlikte düşündüğü ve birlikte mücadele ettiği alanlardır. Bu alanları savunmak, büyütmek ve güçlendirmek yalnızca üniversiteler için değil bu ülkenin demokratik geleceği için de bir sorumluluktur. Ancak biliyoruz ki, gençliğin mücadelesi tek başına değildir. Üniversitelerde yükselen bu itiraz, fabrikalarda, atölyelerde, plazalarda, hastanelerde ve okullarda emeğiyle yaşayan milyonların mücadelesinden ayrı değildir. Yoksulluğa, sömürüye ve baskıya karşı gerçek bir değişim ancak öğrencilerin mücadelesinin işçi sınıfının mücadelesiyle birleşmesiyle mümkündür.

“Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın!”

Bu yüzden öğrencilerin sesi emekçilerin sesiyle birleşmelidir. Kampüslerde yükselen mücadele işçi sınıfının hak ve özgürlük mücadelesiyle yan yana gelmelidir. Çünkü bu ülkenin geleceğini değiştirecek olan güç gençliğin dinamizmi ile işçi sınıfının örgütlü gücünün birleşmesidir. Bir yıl önce Beyazıt’tan Saraçhane’ye akan o irade bugün hâlâ burada. Barikatları aşan, korku duvarlarını yıkan o gençlik bugün hâlâ kampüslerde, meydanlarda ve sokaklarda sözünü söylemeye devam ediyor.

Ve biz üniversite öğrencileri olarak bir kez daha ilan ediyoruz; yoksulluğa karşı, baskıya karşı, anti demokratik uygulamalara karşı mücadelemiz sürecek. Öğrencilerin örgütlü mücadelesi büyüyerek devam edecek. Taleplerimiz net: Üniversitelere ve belediyelere yönelik kayyum politikaları son bulsun! Muhalefete yönelik baskılar son bulsun! Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın! KYK burslarına enflasyon oranında zam yapılsın! Tüm krediler bursa dönüştürülsün ve ihtiyacı olan her öğrenciye burs verilsin! Çocuk işçilik yasaklansın! Genç işçiliği güvenceli hale getirilsin! NATO’dan çıkılsın! Bütçe savaşa değil eğitime harcansın!”