(ANKARA) – Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) Türkiye Ofisi, Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Rusya’nın saldırılarının siviller üzerindeki yıkıcı etkisinin sürdüğünü belirterek, uluslararası toplumun adalet ve hesap verebilirlik konusundaki kararlılığının zayıflamaması gerektiğini bildirdi.
Uluslararası Af Örgütü Türkiye’nin açıklamasında, örgütün Araştırma, Savunuculuk, Politika ve Kampanyalar Kıdemli Direktörü Erika Guevara-Rosas’ın değerlendirmelerine yer verildi. Guevara-Rosas, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalinin dördüncü yılına girildiğini belirterek, Ukrayna halkının ağır insani sonuçlarla karşı karşıya kalmaya devam ettiğini ifade etti. Açıklamada, sivil kayıpların arttığı, kritik altyapının hedef alındığı ve milyonlarca kişinin yaşam koşullarının ciddi biçimde tehlikeye girdiği kaydedildi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve bazı üst düzey Rus yetkililer hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından alınan yakalama kararlarına rağmen uluslararası adaletten kaçıldığı öne sürülen açıklamada, son dönemde uluslararası hukuka bağlılık konusunda küresel kararlılığın zayıfladığı savunuldu.
Açıklamada ayrıca, özellikle Donald Trump’ın başkanlığının başlamasından bu yana bazı güçlü aktörlerin uluslararası hukuku göz ardı eden söylemlerinin arttığı, bunun da kurallara dayalı uluslararası düzeni aşındırdığı ifade edildi.
Ukraynalı sivillerin ayrım gözetmeyen saldırılara maruz kaldığı belirtilen açıklamada, Rus güçlerinin savaş esirlerine işkence yaptığı, işgal altındaki bölgelerde sivillerin zorla yerinden edildiği ve çocukların ideolojik baskıya maruz bırakıldığı iddia edildi.
Açıklamada, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgal ederek ilhak etmesinden bu yana Ukrayna halkının ağır insani sonuçlarla karşı karşıya kaldığı vurgulanarak, uluslararası hukuk kapsamındaki suçların cezasız bırakılmaması gerektiği kaydedildi.
Uluslararası topluma çağrıda bulunulan açıklamada, Ukrayna’ya savaşla bağlantılı suçlarda hesap verebilirlikten taviz vermesi yönünde yapılacak baskıların kabul edilemez olduğu belirtilerek, mağdurların hakikate, adalete ve tazminata erişiminin sağlanmasının hayati önem taşıdığı ifade edildi.

