(ANKARA)- Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP), “Yolları Ayırma Zamanı” başlığıyla yapılan açıklamada, “Sermaye sınıfı bu ülkeye yapabileceği bütün kötülükleri yapmış, en sonunda tepe tepe kullanıp değersizleştirdiği Cumhuriyet’ten tamamen kurtulmaya karar vermiştir. Yarın değil bugündür karar anı. Türkiye’nin burjuva sınıfı ile yolunu ayırma zamanı gelmiştir. Varsa başka öneri, buyrun konuşun; tartışalım. TKP ise benzer bir kararlılığa sahip olanlarla birlikte sözünün arkasında duracak ve yoluna devam edecek” ifadesini kullandı.
TKP, sosyal medya hesabından “Yoları Ayırma Zamanı” başlığıyla 15 maddelik bir açıklama yaptı. Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Yoksulluk, hayat pahalılığı, işsizlik, iş cinayetleri, mobbing, adaletsizlik, çürüme, kumar, uyuşturucu, taciz, istismar, şiddet, kadın cinayetleri, yolsuzluk, deprem, yangın… Liste uzun.
Ülkemiz iktidarın tersi yöndeki iddialarına rağmen muazzam sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunlar liyakat eksikliği ile, eğitimsizlikle, hoşgörüsüzlükle, uzlaşma kültürümüzün gelişmemişliğiyle açıklanamaz. ‘Gelişmiş’ batılı ülkelere öykünerek ‘oralarda her şey bambaşka’ diyerek hayıflanmanın da bir anlamı kalmadı. Dünyanın her tarafından, doğudan-batıdan, kuzeyden-güneyden cerahat akıyor. Çokuluslu tekellerin dünyasının çokuluslu sapkınlık şebekesi Epstein adalarından ortalığa saçılan pislik, en liberal, en piyasacı ideologların bile inkar etmekte zorlandığı ölçüde açık bir gerçeği işaret ediyor: Kapitalizm iğrenç bir toplumsal sistemdir ve bütün kötülüklerin kaynağıdır.
TKP işçi sınıfını oluşturan tüm kesimleri, ücretle çalışanları, emeklileri, işsizleri, eğitim ve sağlık emekçilerini, beyaz ve mavi yakalıları, bir yandan çalışıp bir yandan eğitimi sürdüren öğrencileri, memleket ve halk için düşünce üreten aydınlarımızı bu açık gerçekle yüzleşmeye çağırmaktadır.
Gündem geçim derdi
1. Türkiye’de bugün büyük çoğunluğun temel ve neredeyse biricik gündemi ‘geçim derdi’dir. Milyonlarca yurttaşımız için hayat, ayın sonunu nasıl getireceğini, faturaları nasıl ödeyeceğini, borçları nasıl kapatacağını, açlığı nasıl bastıracağını hesaplamaktan ibaret hale gelmiştir. Ancak ilginçtir, Türkiye’nin en temel meselesi olan ‘geçim derdi’ne neyin yol açtığı neredeyse hiç tartışılmamaktadır. Oysa nüfusun büyük çoğunluğunun yoksullukla baş başa kalmasının tek nedeni bugünkü toplumsal sistemdir. Sermayenin egemen olduğu bu toplumsal sistemin sorgulanmasını engellemek çokuluslu tekellerin, holdinglerin, emlak ve borsa spekülatörlerinin büyük becerisidir.
2. Küçük bir azınlığın sürekli zenginleştiği, toplumsal adaletsizliğin derinleştiği bu tabloyu iktidar bir ‘başarı’ olarak göstermekte, ‘cici muhalefet’ ise sorunun beceriksizlikten, liyakatsız yöneticilerden, görgüsüz iş insanlarından ya da yolsuzluk ve rüşvet çarkından kaynaklandığını ileri sürmektedir. İktidar haklıdır! Çünkü bugünkü toplumsal düzen, tam da emeği ile geçinmeye çalışan geniş bir kesimin sırtından az sayıda kişinin zenginleşmesini hedefler. Bunun koşullarını sağlayan her hükümet kendi açısından başarılıdır. ‘Cici muhalefet’ ise sorunun kaynağının gizlenmesine yardımcı olduğu oranda bu başarıya ortaktır. Kestirmeden gidelim: Emekçi halk bir tarafa, sermaye sınıfı bir tarafa! Bunların çıkarları ortak olamaz.
3. Emek ve sermaye arasındaki karşıtlık ülkemizin herhangi bir meselesi değildir. Emek ve sermaye arasındaki karşıtlık, diğer sorunları da belirleyen en temel meseledir. Bu meseleyi fazla önemsemememiz, bu meselenin çözümünü ertelememiz gerektiğini söyleyenler çok büyük bir hırsızlığı, çok büyük bir ahlaksızlığı, çok büyük bir adaletsizliği geçiştirmeye çalışıyor. Oysa her geçen gün daha koyu bir karanlığa giren ülkemizin aydınlığa kavuşması bu temel meselenin çözümüne bağlıdır.
“Türkiye, AKP iktidarı marifetiyle Cumhuriyet’i kaybetme noktasına gelmiştir”
4. Türkiye, AKP iktidarı marifetiyle Cumhuriyet’i kaybetme noktasına gelmiştir. Bu yıkımın asıl sorumlusu 1923’ten sonra adım adım güçlenen ve bir noktada 1923’ün yükünden kurtulmak isteyen sermaye sınıfıdır. 1919 sonrasındaki devrimci dönüşümlere öncülük eden sınıf, zaman içinde o dönüşümlerin celladı olmuş ve Türkiye neredeyse yarım yüzyıldır kesintisiz bir karşı-devrim süreci ile bu hale gelmiştir. Bu sınıfsal analiz temel alınmadan yapılacak her tür AKP değerlendirmesi yanlışa götürmekte ve Cumhuriyetçi birikimi kötürümleştirmektedir. Bilinmeli ki, Türkiye kapitalizminin ihtiyaçlarını karşılamasaydı, AKP bir gün dahi iktidarda kalamazdı.
5. İşçi sınıfını ve emekçi halkı merkeze koymayan bir Cumhuriyet savunusu, karşı-devrimin ‘Cumhuriyet bir elitist projedir’ iftirasının inandırıcılığını artırmakta, Türkiye’nin laik duyarlılığa sahip geniş bir nüfus bölmesi hiç ilgisi yokken ‘tuzu kuru’ damgası yemekte, milyonlarca yoksulu muhafazakar ideolojilere sığınmak zorunda bırakmaktadır. TKP’nin ‘sahte Cumhuriyetçiler’ çıkışı bu anlamda son derece yerinde ve zamanında bir müdahaledir.
“Türkiye, yurttaşlarımızın önemli bir bölümü için ‘yaşanası’ bir ülke olmaktan çıkmıştır”
6. Benzer bir sıkışmayla Kürt sorununda da karşılaşılmaktadır. Kapitalizmi sorgulamayan, Türkiye’nin ayağa kalkışını bugünkü sömürü düzeninin yıkılmasına bağlamayan, 1980 darbesinden sonra kesintisiz bir biçimde karşı-devrimci müdahalelere konu olan bir ülkede Kürt yurttaşlarımızla ilgili her gündemi ‘bölücülük’ ve ‘terör’ başlıklarına sıkıştırmaya kalkanların birlik ve kardeşlikten anladığı ile bizim anladıklarımız arasında dağlar kadar fark vardır. Sevgili ülkemizi yaşanır hale getirme iradesinden yoksun bir yurtseverlik, bu ülkeye ve halkımıza ihanettir. Türkiye, yurttaşlarımızın önemli bir bölümü için ‘yaşanası’ bir ülke olmaktan çıkmıştır. Yoksulluğun, işsizliliğin, adaletsizliğin, zorbalığın, sevgisizliğin kol gezdiği bir ülkede yaşamak acı vericidir, hele hele yurdunu sevenler için bu katlanılamaz bir durumdur. Kürt yurttaşlarımızın bu ülkeyle bağını zayıflatan başka ek nedenler de vardır. Bunun sorumlusu sadece dış güçler ve onların işbirlikçileri değildir. Milyonlarca insanı yoksulluğa mahkum eden bu sistem, Kürt sorununu da kangrenleştirmiştir.
“Birliğe ihtiyacımız var”
7. Birliğe ihtiyacımız var. Bölünmemeye ihtiyacımız var. Sömürüye, yoksulluğa, cehalete, zorbalığa talim etmek için mi! Birileri vatan-millet-din istismarıyla köşeyi dönsün, buna itiraz edenler susturulsun diye savunmuyoruz ülkenin birliğini. Ülkenin birliğini, diğer seçenekler büyük bir yıkıma dönüşeceği, sonu gelmeyen düşmanlıklar ve savaşlara yol açacağı, emperyalistlerin bölgeyi emekçi halklar için mutlak anlamda cehenneme çevireceği ve eşitlikçi, aydınlık, bağımsız, egemen, laik bir düzeni ancak güçlerimizi birleştirerek kurabileceğimiz için savunuyoruz.
8. Türkiye’de insanların dilleriyle, kültürleriyle kardeşçe yaşamasının önündeki engel sermaye sınıfıdır. Bu sınıf emekçileri bölerek hem toplumsal uyanışı engellemekte hem de işçi sınıfı içinde güvencesiz bir kesimi sürekli el altında tutarak işçi ücret ve haklarını baskı altında tutmaktadır. Kürt emekçilerin çıkarı aşiret reisleri ve Kürt patronların hükmettiği ayrı bir devlet değil, sömürüden arındırılmış bir Türkiye’dir. Bu anlamda birleşik bir Türkiye işçi sınıfı hareketi yaratmak dışında bir çıkış yolu bulunmamaktadır.
9. Karşı-devrim bugün Cumhuriyet ile hesaplaşmasında yeni bir evreye girmiştir. Türk-Kürt-İslam sentezinin ürünü olan Yeni-Osmanlıcı strateji tarihsel bir silkiniş olarak gösterilerek Cumhuriyet Türkiyesinden mutlak kopuş gerçekleştirilmek istenmektedir. Öcalan bu stratejinin mimarlarından biri olarak öne çıkmakta, PKK ve DEM’in bu stratejiye özel bir itirazı gözlenmemektedir. Kendisini Cumhuriyetçi birikimin bir parçası olarak gören kimi kesimler de bu stratejide “güçlü Türkiye”yi görmekte ve bu sürece destek vermektedir. Bu bir yol ayrımıdır ve bu yol ayrımında tek ama tek gerçek soru vardır: Emekçilerin, nüfusun büyük bir çoğunluğunun ezildiği ve giderek daha fazla ezileceği, bir ‘güçlü Türkiye’ içinize siniyor mu?
“‘Güçlü Türkiye’ yanılgısı”
10. TKP bu ‘güçlü Türkiye’ vurgusunun da bir yanılsama olacağını, emperyalist rekabete daha fazla dahil olan bir Türkiye’nin kırılganlığının artacağını defalarca söyledi. Tekrar edelim: Türkiye ancak yurttaşlarına eşitlik ve refah vererek güçlenebilir ve güvenliğini sağlayabilir. Gözünü başka coğrafyalara diken, Afrika’da, Ortadoğu’da, Kafkasya’da ‘cesur’ hamleler yapmakta olan sermaye iktidarı ülke içinde emeklileri ölüme mahkum etmekte, tarımsal ürünlerde tamamen dışa bağımlı hale gelmekte, toplumsal adaletsizlikte birinciliği başka hiçbir ülkeye kaptırmamaktadır. İtibardan tasarruf edilmezmiş! Yeni-Osmanlıcılğın güç gösterilerinin ardında yoksul, çaresiz, geleceksiz bir halk durmaktadır. Asıl itibarsızlık budur.
11. Türkiye, ülkenin bütün zenginliklerine çöken hırsız sermaye sınıfından bir an önce kurtulmalıdır. Bunun için yapılması gereken ilk iş, bu düzenin iyileştirilebileceği yalanına karşı siyasal alanda güçlü bir karşı koyuş örgütlenmesidir. Demokrasi adına, saray rejimine son verme adına bu yalana ortak olmak suçtur. Bu düzen iyileştirilemez.
12. Sözünü ettiğimiz siyasal hamle, bu toprakların tanıklık ettiği en önemli devrimci dönüşüm olan Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluşundan feyzalmalıdır. Yurtseverlik, anti-emperyalizm, laiklik, halkçılık, devletçilik, hatta merkezi planlama gibi değerler bugün karşı-devrim karşısında hâlâ anlamlı bir direnç oluşturuyorsa, bunu söz konusu döneme borçluyuz. Bu direncin ileriye doğru atılmaya yardımcı olacak bir enerjiye dönüşmesi ise ancak bugünün sınıfsal ve toplumsal gerçekliğinin tamamen farklı olduğunu, burjuva devrimleri çağının kapandığını, karanlıktan çıkışın sosyalizmle gerçekleşebileceğini kavramakla mümkündür.
“TKP tek bir gün dahi bu gelecek hırsızlığına yardımcı olmayacaktır”
13. İşçi sınıfının 12 Eylül 1980 sonrasında bu ülkenin siyasal yaşamındaki etkisinin sürekli azalması, 1970’lerde sistem partileri bile ‘düzen değişikliği’ni dillerine dolarken, CHP’den başlayarak ‘sol’ görünümlü siyasi aktörlerin tamamının düzen değişikliği talebini bir hayal olarak göstermesinin sonucudur. Emekçi kitleler bu beyin yıkama operasyonu karşısında çaresizleşmiş ve verili düzen içinde ayakta kalmanın yollarını aramaya başlamışlardır. Bugünün dünyasında bu kahrolası düzeni değiştirme iradesi olmadan işçi sınıfı var olamaz. İşçi sınıfını bireycilikten, uyuşturucudan, kumardan, sınıf atlama hayallerinden ya da çaresizlik içinde sürüklenmekten kurtaracak olan daha iyi bir yaşam kurma beklentisi ve iradesidir. İşte işçi sınıfından çalınan tam da budur. TKP tek bir gün dahi bu gelecek hırsızlığına yardımcı olmayacaktır.
14. İşçilerin işçi olduklarını unuttuğu, eğitimli işgücünün bir bölümünün işçiliği kabullenmediği, hatta emekçi olmaktan utandığı bu tablonun müsebbibi, toplumsal muhalefetin altı boş bir demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kimlik siyasetine sıkıştırılmasıdır. Kapitalistlerle proleterleri aynı gemiye bindirdiğiniz zaman işçi sınıfından geriye teslim olmuş bir yığın kalır. Bugün nüfusun büyük bölümünü oluşturan emekçi halkın siyasal alanda ağırlık koymasının tek yolu, onlara kendi düzenlerini, kendi iktidarlarını hissettirecek bir toplumsal proje ve siyasal bir programdır. Bu aynı zamanda, bugünkü çözüm sürecinden hiçbir şey anlamayıp heyecanlanmayan ve yoksullukla boğuşmaya devam eden Kürt emekçisine ‘burası benim de ülkem’ duygusunu vermenin biricik yoludur.
15. Sermaye sınıfı bu ülkeye yapabileceği bütün kötülükleri yapmış, en sonunda tepe tepe kullanıp değersizleştirdiği Cumhuriyet’ten tamamen kurtulmaya karar vermiştir. Yarın değil bugündür karar anı. Türkiye’nin burjuva sınıfı ile yolunu ayırma zamanı gelmiştir. Varsa başka öneri, buyrun konuşun; tartışalım. TKP ise benzer bir kararlılığa sahip olanlarla birlikte sözünün arkasında duracak ve yoluna devam edecek. Yaşasın Sosyalizm, Yaşasın Cumhuriyet! Kahrolsun sömürü düzeni, kahrolsun emperyalizm!”

