(ANKARA) – Türk Eczacıları Birliği Başkanı Mehmet İrfan Demirci, sağlık harcamalarının artışına dikkati çekerek, “TÜİK’in sağlık harcamalarıyla ilgili açıkladığı rakamlara bakacak olursak, 2024 yılında toplam sağlık harcaması bir önceki yıla göre yüzde 89,6 artarak 2,3 trilyon TL’ye yükseldi. Ama burada dikkat çekici kısım şu; vatandaşın cebinden de sağlık harcamaları için 442,3 milyar TL çıktı. Yani toplam sağlık harcamaları içinde vatandaşın cepten ödediği tutar artarak, neredeyse yüzde 19’a kadar çıkmış” dedi.
Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti, Birliğin kuruluşunun 70’inci yıl dönümü dolayısı ile Türk Eczacıları Birliği binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Türk Eczacıları Birliği Başkanı Mehmet İrfan Demirci, şunları söyledi:
“Türk Eczacıları Birliği eczacılığı, akılcı ilaç kullanımının hasta güvenliğinin ve toplum sağlığının vazgeçilmez bir bileşeni olarak da konumlandırmıştır. Bu yaklaşım, mesleğin ‘bilimsel temelli sağlık danışmanlığı’ niteliğini güçlendiren bir dönüşümün ifadesidir. Birliğimiz bundan sonra ilaca kesintisiz, güvenli ve kolay erişimin sağlanması için üzerine düşen sorumluluğu kararlılıkla yerine getirecektir. Çünkü güçlü bir sağlık sistemi, ancak mesleğini sürdürülebilir koşullarda icra edebilen, bilimsel bilgiye dayalı hizmet sunan ve kamusal sorumluluğu tanımlanmış eczacılarla mümkündür. Bugün Türkiye’nin en ücra noktasından en büyük metropollerine kadar; serbest eczanelerde, hastanelerde, kamuda, akademide ve sanayide kesintisiz ilaç eczacılık hizmeti sunan meslektaşlarımız, yalnızca ilacı değil, güveni, bilgiyi ve kamusal sorumluluğu da taşımaktadır.”
“Türkiye, sağlık harcamaları açısından OECD ülkeleri arasında en düşük pay ayıran ülkelerden biri”
Demirci, sağlık harcamalarının artışına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Ülkemizde sağlık harcamaları artan grafiğe sahip olsa da ekonomik parametrelerden sağlığa ilişkin göstergelere kıyaslayarak baktığımızda ne yazık ki manzara pek de iç açıcı değil. 2024 ve 2025 verileri, Türkiye’nin sağlık harcamaları açısından OECD ülkeleri arasında en düşük pay ayıran ülkelerden biri olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Türkiye’de toplam sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 5,3 düzeyinde. OECD ortalaması ise yüzde 9,3 olup, birçok gelişmiş ülkede bu oran yüzde 10’un üzerindedir. Bu oranlar için dikkatle izlememiz gereken noktaları da vurgulamak istiyorum; TÜİK’in sağlık harcamalarıyla ilgili açıkladığı rakamlara bakacak olursak, 2024 yılında toplam sağlık harcaması bir önceki yıla göre yüzde 89.6 artarak 2.3 trilyon TL’ye yükseldi. Ama burada dikkat çekici kısım şu; vatandaşın cebinden de sağlık harcamaları için 442.3 milyar TL çıktı. Yani toplam sağlık harcamaları içinde vatandaşın cepten ödediği tutar artarak, neredeyse yüzde 19’a kadar çıkmış.
“Vatandaşın cepten yaptığı sağlık harcamalarının azaltılması için gereken önlemler alınsın”
Bütçeden sağlığa ayrılan payın vatandaş lehine artırılması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Yani vatandaşın cepten yaptığı sağlık harcamalarının azaltılması için gereken önlemler alınsın diyoruz. İlaç harcamaları açısından tablo daha da çarpıcı: OECD ülkelerinde kişi başı ilaç harcaması ortalama 570 dolar civarındayken, Türkiye’de bu tutar yaklaşık 131 dolar seviyesinde bulunuyor. Bunun ötesinde, yenilikçi ve yeni molekül ilaçlara erişim konusunda Türkiye, Avrupa’nın çok gerisinde yer alıyor. Avrupa’da yenilikçi ilaçların ortalama erişim oranı yüzde 46 düzeyindeyken, Türkiye’de bu oran yüzde 3 seviyesine kadar gerilemiş durumda. Kanser ilaçları özelinde bakıldığında bu tablo çok daha çarpıcı. Avrupa’da EMA onayı alan her iki kanser ilacından biri hastalara sunulabilirken, Türkiye’de bu oran yüzde 4 düzeyinde.
“Sağlık hizmetlerinin finansman yükünün giderek daha fazla vatandaşa devredildiğini görüyoruz”
Elbette ki Sağlık Bakanlığı bütçesinin her yıl bir önceki yıla göre arttığını görüyoruz, örneğin 2026 bütçesindeki artış, 2025 yılına göre yüzde 44,50’lik bir artışla resmi enflasyon oranının üzerinde oldu ama bu ülkemiz için yeterli bir rakam değil. Çünkü artan nüfus ve (özellikle yaşlı nüfusu), kronik hastalıklar yükü gibi pek çok bileşen de sağlık harcamalarına ciddi etki eder hale geldi. Durum böyle olunca, sağlık hizmetlerinin finansman yükünün giderek daha fazla vatandaşa devredildiğini görüyoruz. Dolayısıyla yukarıda özetlediğim tablo, ilaç fiyatlandırma politikalarından, merkezi bütçede sağlığa ayrılan payın nasıl dağıtılacağına kadar pek çok konuyu yeniden ele alma zorunluluğunu ortaya koyuyor.
“İlaç yokluklarının temel nedeni; ilaçların yeterli ve sürdürülebilir biçimde sunulamamasıdır”
Geçen yılın rakamlarına göre eczanelerimizde yaklaşık 504 milyon reçete işlem gördü. Bu devasa rakam, vatandaşın en yakın sağlık danışmanının eczacı olduğu anlamına geliyor. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum; hastalarımız tedavileri için eczaneye gittiklerinde eğer ilaçlarını bulamıyorlarsa bu sorunu çözmek için en başta meslektaşlarımız var gücüyle uğraşıyorlar. İlaç yoklukları eczacıların iradesi ya da tercihleriyle ortaya çıkan bir durum da değildir. İlaç yokluklarının temel nedeni; mevcut fiyatlandırma modelinin ekonomik gerçeklerle uyumsuzluğu ve bu nedenle de ilaçların yeterli ve sürdürülebilir biçimde sunulamamasıdır.”
“Her 5 kişiden 3’ü kronik hastalık riski altında”
Bulunamayan ilaç ihbar hattı gibi uygulamaların nihai bir çözüm olmayacağını ifade eden Demirci, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kalıcı çözüm; kamu kaynaklarının etkin kullanımını esas alan, ilaç bütçesini korurken ilacın üretimden hastaya kadar tüm zincirde öngörülebilir ve sürdürülebilir biçimde sunulmasını sağlayan bir ilaç fiyatlandırma ve geri ödeme modelinin hayata geçirilmesi ile mümkündür. Türk Eczacıları Birliği olarak sağlık sistemini güçlendirmenin en etkili ve sonuç veren yollarından birinin de eczaneyi ve eczacıyı bu sistemde güçlendirmekten geçtiğine inanıyoruz. Yaşlanan nüfusla birlikte kronik hastalıkların sisteme olan yükünde de artış görüldüğünü ifade etmiştim. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün son açıkladığı rakamlara göre, her 5 kişiden 3’ü kronik hastalık riski altında. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü son bir yıl içinde 30 milyon vatandaşa erişerek kronik hastalık taraması yaptı ve bunun sonucunda 7 milyon yeni tanı koydu. Bu 7 milyon yeni tanının 6 milyonunu obezite, 700 binini kardiyovasküler risk, 150 binini hipertansiyon ve 500 binini de diyabet tanısı oluşturdu. Yani tablo giderek büyüyor.”
“Bu tablo, kontenjan planlamasının acilen uzun vadeli ve sorumlu biçimde yapılmasının zorunluluğunu açıkça ortaya koyuyor”
Eczacılık okuyan öğrencilerin mezun olduktan sonra işsizlikle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Demirci, şunları söyledi:
“Eczacılık alanında yaşanan sorunların esasen iki ana temelden beslendiğini görüyoruz. Bunlardan birincisi ekonomik koşullar, ikincisi de istihdam dengesini bozan kontenjan fazlalığına dayalı yapı. Bugün Türkiye’de yaklaşık 31 bin serbest eczane bulunmasına karşılık eczacılık fakültelerinde tüm sınıf düzeylerinde toplam 25 bin 524 öğrenci eğitim görüyor. Genç meslektaşlarımızı istihdam anlamında zorlayan tablonun nedeni budur. Bu tablo, kontenjan planlamasının acilen uzun vadeli ve sorumlu biçimde yapılmasının zorunluluğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bizler küresel gelişmeleri doğru okuyarak, eczacılığı sağlık sisteminin merkezine alan yapısal bir dönüşümün hayata geçmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Çünkü Türk Eczacıları Birliği, 70 yıllık kurumsal birikimiyle; eczacı meslektaşlarımız tecrübe ve birikimleriyle bu dönüşümün sorumluluğunu almaya, çözümün parçası olmaya ve toplum sağlığını önceleyen politikalar için kararlılıkla çalışmaya devam edecektir. Toplum sağlığının güvencesi olduğu kadar, mesleğimizi de güçlü adımlarla geleceğe taşıyan Türk Eczacıları Birliğinin 70. Kuruluş Yıl Dönümü kutlu olsun.”

