Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Turgut Kazan: “Türkiye’de yargı kesinlikle bağımsız değildir… Bu koşullarda hukuk devleti olmaktan adım adım uzaklaşmaktadır”

MS hastası şehir plancısı Tayfun Kahraman’ın Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmamasına İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından Turgut Kazan tepki gösterdi. “‘Ne olursa olsun’ denildiği anlaşılıyor. O da, hukuk devleti olmaktan çıktığımızı gösteriyor” diyen Kazan, “Yargıtay başkanı ‘AYM bir ihlal kararı vermişse, tüm yargı organları buna uymak zorundadır’ (diyor). Ama İstanbul 13 ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri ‘Biz AYM’nin ihlal kararını tanımıyoruz’ diyor. Ve HSK susuyor, AYM ne yapılacağı konusunda bir şey yapmıyor, Yargıtay Başkanı susuyor… Adalet Bakanı ya da sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yargı bağımsızdır, Türkiye hukuk devletidir’ dedi diye ne yargı bağımsız sayılır, ne de Türkiye hukuk devleti sayılır. Yargı kesinlikle bağımsız değildir, Türkiye bu koşullarda hukuk devleti olmaktan adım adım uzaklaşmaktadır” ifadelerini de kullandı.

MS hastası şehir plancısı Tayfun Kahraman'ın Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına

Haber: Beril KALELİ/Kamera: Hakan KAYA

(İSTANBUL) MS hastası şehir plancısı Tayfun Kahraman’ın Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmamasına İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından Turgut Kazan tepki gösterdi. “‘Ne olursa olsun’ denildiği anlaşılıyor. O da, hukuk devleti olmaktan çıktığımızı gösteriyor” diyen Kazan, “Yargıtay başkanı ‘AYM bir ihlal kararı vermişse, tüm yargı organları buna uymak zorundadır’ (diyor). Ama İstanbul 13 ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri ‘Biz AYM’nin ihlal kararını tanımıyoruz’ diyor. Ve HSK susuyor, AYM ne yapılacağı konusunda bir şey yapmıyor, Yargıtay Başkanı susuyor… Adalet Bakanı ya da sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yargı bağımsızdır, Türkiye hukuk devletidir’ dedi diye ne yargı bağımsız sayılır, ne de Türkiye hukuk devleti sayılır. Yargı kesinlikle bağımsız değildir, Türkiye bu koşullarda hukuk devleti olmaktan adım adım uzaklaşmaktadır” ifadelerini de kullandı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmayan MS hastası şehir plancısı Tayfun Kahraman ve tutukluluk sürecinde hastalıkla mücadele eden Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın durumu İstanbul Barosu’nda düzenlenen bir toplantıda ele alındı. Kahraman’ın eşinin de katıldığı toplantıda konuşan İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından Turgut Kazan, “Çalık ve Kahraman’ın durum bir yaşam hakkı sorunu yaratmıştır…Tutukluyu Adli Tıbba falan soramazsınız. Kahraman’ı da Adli Tıbba soramazsınız. Hakim olan hakim bunu düşünmek zorundadır. Kaçma şüphesi var diye düşünülüyorsa alternatif tedbirlerden birini uygulamayı düşünebilirsin. Sözcükleri kullanamıyorum çünkü yanımda bir eş var ama ‘Ne olursa olsun’ denildiği anlaşılıyor. O da, hukuk devleti olmaktan çıktığımızı gösteriyor” dedi. Kazan, Kahraman hakkında verilen Anayasa Mahkemessi (AYM) kararının uygulanmamasına ilişkin ise, “Yargıtay başkanı konuşmasında ‘AYM bir ihlal kararı vermişse, tüm yargı organları buna uymak zorundadır’ (diyor). Ama İstanbul 13 ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri ‘Biz AYM’nin ihlal kararını tanımıyoruz’ diyor. Ve HSK susuyor, AYM ne yapılacağı konusunda bir şey yapmıyor, Yargıtay başkanı susuyor. Bu çok açık bir ihlal olduğu için böyle sessiz kalınamayacağını düşünüyorum” diye konuştu.

“Hem hukuk yok sayılıyor, hukuk devlet yok sayılıyor, hukukun temel ilkeleri yok sayılıyor”

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmayan MS hastası şehir plancısı Tayfun Kahraman ve tutukluluk sürecinde hastalıkla mücadele eden Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın durumu İstanbul Barosu’nda düzenlenen bir toplantıda ele alındı. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve önceki dönem başkanlarının katılımıyla gerçekleşen toplantıda Kahraman’ın eşi Meriç Kahraman da yer aldı. Toplantıda konuşan önceki dönem İstanbul Barosu başkanlarından Turgut Kazan, “Şimdi burada İstanbul Barosu başkanıyla birlikte daha önce başkanlık yapmış 5 meslektaşımız ve İstanbul Tabip Odası başkanıyla birlikte, isyan duygularını dile getirme buluşmasındayız. Yani öyle ağır bir ihlalle karşı karşıyayız ki; hem hukuk yok sayılıyor, hukuk devlet yok sayılıyor, hukukun temel ilkeleri yok sayılıyor, hem de sağlık sorunu gerçekten can yakıcı bir biçimde karşımıza yükselerek geliyor” dedi. Kazan şöyle konuştu:

“Tayfun Kahraman için hükümlü denebileceğine katılmıyorum, hüküm kalkmıştır”

“Tayfun Kahraman için hükümlü denebileceğine katılmıyorum, hüküm kalkmıştır. Bir hüküm vardı ama Anayasa Mahkemesi o hükmü, adil yargılanma kaygısından ihlalle sonuçlandırdığı için bir hüküm yoktur. Yani onun zaten yargılamanın yeniden yapılmaması ve içeride kalması tamamen fiili bir durumdur. O yüzden bir hükümlü olarak görülemeyeceği kanısındayım.

Bugünü ve anlattığımız konuları doğru karşılaştırabilmeniz iki örneği aktarmak istiyorum. Bir Milli Savunma Bakanımız vardı, Silahlı Kuvvetlere zırhlı diye zırhsız araç almıştı. Tabi Uğur (Mumcu) böyle bir olayı öğrendikten ve doğrulunu check ettikten son asla bırakmazdı, hemen her gün yazardı, takip ederdi. Daha da durmadı, bu adam nasıl bir adammış demiş, yarı İslamcı bir hükümetin bakanıydı, araştırırken İsviçre’deki ticaret odası kayıtlarında onun randevu işleten bir şirketin ortağı olduğunu da buldu. Dava açıldı. Ne oldu? Yargıtay onadı. Çünkü araçlar zırhsız… Sıkıyönetim koşullarında bir sıkıyönetim savcısı vardı inanılmaz bir şeydi. Çok sayıda DİSK’linin idamını isteyen, Barış Derneği diye bir davayı icat eden, hem entellektüel hem sendikacı kesimi zindanlarda çürütmeye soyunmuş ve inanılmaz karanlık işlere de karışmış, Uğur bunu hergün yazardı. Ne oldu sonra? İstanbul sıkıyönetim komutanı Uğur’u bir görüşme yapmak için Selimiye’ye davet etti. Uğur Selimiye’ye gitti, anlattı. Ve o sıkıyönetim savcısı hakim albay görevden alındı. O günkü konuşllarla bugünkü koşulları anlamak için bu iki örneği verdim.

“İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ‘Biz Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını tanımıyoruz’ diyor”

Türkiye Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi işbirliğiyle Türkiye’nin İstanbul’unda, Antep’inde, Bursa’sında, Trabzon’un da, Erzurum’un da, İzmir’inde toplantılar düzenliyor ve bu toplantılarda bireysel başvuru ihlal kararları ile ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılmasını tartışıyoruz. Anayasa Mahkemesi orada, Yargıtay orada. En sonuncusunu Diyarbakır’da daha yeni yapmışız. Ekim ayının sonlarında. Bakın burada bir manşet; Yargıtay başkanı o konuşmasında ‘AYM bir ihlal kararı vermişse, tüm yargı organları buna uymak zorundadır’ (diyor). Arkadaşlar böyle bir hukuk devleti olabilir mi? Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’yle biz ne kadar bireysel başvuruya bağlıyız izlenimi yaratabilmek için 7 tane toplantıya ayrı ayrı kentlerde ve orada Yargıtay Başkanınız böyle söylüyor. Ama İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ‘Biz Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını tanımıyoruz’ diyor. Ve hem HSK susuyor, hem Anayasa Mahkemesi ne yapılacağı konusunda bir şey yapmıyor, hem Yargıtay başkanı susuyor… Bu 13 ve 14 için ve daha önce de başka mahkemelerde verilen ‘Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyoruz’ demenin mutlaka bir disiplin işlemi gerektirdiğini belirtmek istiyorum.

Bu çok açık bir ihlal olduğu için böyle sessiz kalınamayacağını düşünüyorum ve sessiz kalınamayacağının bir örneğini de vermek istiyorum. Bülent Ecevit’in başbakanlığı sırasında koalisyon ortağı TRT Genel Müdürünün görevden alınmasını istemişti. Bülent bey böyle birşeyi yapamaz ama hükümet de düşecekti. Hükümet düşünce yeni bir Milliyetçi Cephe kurulacaktı. Bundan çok korktuğu için, (görevden) aldı. Ama Türkiye’de bir yargı vardı, iyi kötü; Danıştay şak diye yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şimdi Bülent Ecevit ne düşünecekti bilmiyorum ama tesadüfen o sırada Yargıtay 4. Ceza Dairesi yürütmeyi durdurma kararına uyulmaması görevi kötüye kullanma suçu oluşturur diye bir dosyada karar verdi. Bülent beyin yapacağı hiç birşey kalmamıştı…

Ayrıca (Mehmet Murat) Çalık ve (Tayfun) Kahraman’ın durum bir yaşam hakkı sorunu yaratmıştır. Bu sorun Anayasa’nın 17 ve 56’ncı maddelerinde dile getiriliyor ve çok açık biçimde herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürebilmesini sağlama görevi devletin görevidir. İnfaz yasamızın 16’ıncı maddesine göre, kesinleşmiş cezası infaz edilirken eğer mahkumun hayati tehlike içinde olduğu saptanırsa, cezasının infazı ertelenir deniyor. Tutukluyu Adli Tıbba falan soramazsınız. Kahraman’ı da Adli Tıbba soramazsınız. Hakim olan hakim bunu düşünmek zorundadır. Kaçma şüphesi var diye düşünülüyorsa alternatif tedbirlerdn birini sağlık durumuna uygun bir biçimde uygulamayı düşünebilirsin. Sözcükleri kullanamıyorum çünkü yanımda bir eş var, ‘Ne olursa olsun’ denildiği anlaşılıyor. O ‘ne olursa olsun’ da, hukuk devleti olmaktan çıktığımızı gösteriyor.

Beyoğlu’nda bir kadını yere yatırıp tecavüze kalkan 2 zorba (için) ‘13 ay sonra serbest, aramızda’ başlıklar atıldı. Çıktılar geziyorlar. Her birinin 30 kaydı var ayrıca. Evrensel Gazetesi’ne ateş edildi, 2 gün sonra tahliye edildi. İSİAS’ta 10 yıl hapis verildi, tutuklusu yok. Bütün bunlar neyi gösteriyor. Bunlar şu anda yargının durumunu gösteriyor. Adalet Bakanı ya da sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yargı bağımsızdır, Türkiye hukuk devletidir’ dedi diye ne yargı bağımsız sayılır, ne de Türkiye hukuk devleti sayılır. Yargı kesinlikle bağımsız değildir, Türkiye bu koşullarda hukuk devleti olmaktan adım adım uzaklaşmaktadır”