Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

TTB Merkez Konseyi Başkanı Azap’tan, Murat Çalık ve Tayfun Kahraman çağrısı: “İnsani, tıbbi olan en uygun şey tutuksuz yargılanmaları”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, Mehmet Murat Çalık ve Tayfun Kahraman’ın, sağlık sorunları nedeniyle cezaevinde kalmamaları gerektiğini belirterek, “Bu hastaların, deyim yerindeyse, pamuklara sarılıp takip edilmesi gerekiyor. Her iki hasta için de en ideali, hastalıklarıyla ilgili tedaviye rahat ulaşabilecekleri, hastalıklarının tekrarlamayacağı koşullarda tutuksuz olarak yargılanmalarının devam edilmesidir. İnsani olan, tıbbi olan en uygun şey bu görünüyor” dedi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay

Haber: Zeynep BOZUKLU / Kamera: Gurbetelli YALÇIN

(ANKARA) – Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, Mehmet Murat Çalık ve Tayfun Kahraman’ın, sağlık sorunları nedeniyle cezaevinde kalmamaları gerektiğini belirterek, “Bu hastaların -deyim yerindeyse- pamuklara sarılıp takip edilmesi gerekiyor. Her iki hasta için de en ideali, hastalıklarıyla ilgili tedaviye rahat ulaşabilecekleri, hastalıklarının tekrarlamayacağı koşullarda tutuksuz olarak yargılanmalarının devam edilmesidir. İnsani olan, tıbbi olan en uygun şey bu görünüyor” dedi.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında tutuklanan ve geçtiğimiz günlerde ameliyat edilen Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ile Gezi Parti Davası hükümlüsü, Multipl skleroz (MS) hastası Tayfun Kahraman’ın sağlık koşullarına ilişkin, ANKA Haber Ajansı’na açıklama yaptı.

Çalık ve Kahraman’ın yaşadıkları sağlık sorunları nedeniyle cezaevi şartlarında tutulmamaları gerektiğini ifade eden Azap, Türk Tabipleri Birliği olarak, sağlık hakkı kapsamında hükümlü ve tutukluların sağlık hakkıyla yakından ilgilendiklerini söyledi.

Kişilerin kendi başvuruları, avukatları ya da aileleri aracılığıyla yapılan başvurular doğrultusunda ulaşabildikleri tıbbi dosyalar üzerinden, hekimlerden alınan bilgiler ışığında oluşturdukları bilim kurulları aracılığıyla raporlar hazırladıklarını anlatan Azap, bunun dışında, cezaevlerinde tutulan kişilerle ilgili sağlık hakkı ihlallerini, herhangi bir şikayet ya da başvuru olmaksızın yakından takip ettiklerini aktardı.

Başkan Azap, bu konularda, insan hakları kolu ve halk sağlığı kollarının çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

“Raporda tespit ettiğimiz durum çok tedirgin ediciydi”

Daha önce iki kez kanser tedavisi gören, tutuklu bulunduğu sürede iki kez kemik biyopsisi uygulanan Mehmet Murat Çalık’ın sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine, temmuz ayında avukatları tarafından kendilerine başvuru yapıldığını aktaran Azap, şunları kaydetti:

“Bir bilim heyeti oluşturmamız ve hastanın durumu hakkında bilimsel bir rapor hazırlamamız talep edildi. Biz de 25 Temmuz’da bir bilim heyeti oluşturduk. Kendisi daha önce kanser geçirmiş ve iki ayrı kanser nedeniyle radyoterapi almış bir hastaydı. Asıl şikayeti ise iki buçuk ay içinde 20 kilodan fazla kilo kaybı ve boyunda şişlikti. Bu nedenle, konuyla ilgili branşlardan öğretim üyeleri ve bilim insanlarının yer aldığı bir bilim kurulu oluşturduk. Avukatlarının ilettiği belgeler üzerinden dosyaya hakim olarak bir rapor hazırladık. Bu rapora web sitemizden de ulaşılabilir ve avukatlarına da teslim edilmiştir. Raporda tespit ettiğimiz durum çok tedirgin ediciydi. Sayın Çalık, 2000 yılında akut lösemi (kan kanseri) tanısı almış ve tedavi görmüştü. Kanser nedeniyle tedavi almış kişilerde, uygulanan tedavilere bağlı olarak ve genetik yatkınlık ile çevresel koşulların etkisiyle ikinci, hatta üçüncü bir kanser gelişme riski oldukça yüksektir. Nitekim Sayın Çalık da 2008 yılında, lösemiden bağımsız olarak tükürük bezinde ikinci bir kanser gelişmiştir. İki ayrı kanser türünü geçirmiş bir kişide üçüncü bir kanser gelişme olasılığı tıbbi literatüre göre çok daha yüksektir. Bu risk yüzde 17’nin üzerine çıkabilmektedir. Kanserin en önemli belirtileri arasında şişlik ve kilo kaybı yer alır; Sayın Çalık’ta da bu bulgular mevcuttu. Neyse ki o dönemde yapılan örneklemeler ve kemik iliği biyopsilerinde aktif bir kanser saptanmamıştı. Bu sevindirici bir durumdu.

“Olumsuz yaşam, çevre koşulları ile yoğun stres, yeni kanserlerin gelişmesine zemin hazırlar”

Ancak biz, cezaevi koşullarında takip edilmesinin kanser riskini daha da artıracağı yönündeki bilimsel görüşümüzü bu rapor aracılığıyla kamuoyu, avukatlar ve yetkili makamlarla paylaşmıştık. Çünkü kanser gelişiminde yalnızca genetik yapı değil, çevresel faktörler de ciddi rol oynar. Son yıllarda, vücudumuzda oluşan kanser hücrelerini ortadan kaldıran savunma hücreleri ve tümör baskılayıcı genlerin çevresel koşullardan yoğun biçimde etkilendiği iyi bilinmektedir. Özellikle ağır fiziksel ve ruhsal stres durumlarında bu tümör baskılayıcı genler işlevlerini yitirebilir. Bu duruma epigenetik diyoruz. Genler varlığını sürdürse de görevlerini yerine getiremez hâle gelir. Sonuç olarak, olumsuz yaşam ve çevre koşulları ile yoğun stres, yeni tümörlerin ve kanserlerin gelişmesine zemin hazırlar. Bu nedenle, Sayın Çalık’ın bu tür koşullardan uzak tutulması gerektiğini; fiziksel ve psikolojik stresten arındırılmış, iyi beslenebileceği ve sağlıklı yaşam koşullarına sahip bir ortamda bulunmasının zorunlu olduğunu raporumuzda bildirdik. Ekibimizde hukukçular da bulunmaktaydı ve onların da özellikle vurguladığı üzere tutukluluk istisnai bir tedbirdir; tutuksuz yargılama mümkündür. Elbette herkes bir suçu varsa yargılanmalıdır ve hukuk herkes için eşit uygulanmalıdır. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. Ancak burada vurgulanan husus, kişinin özel sağlık durumu nedeniyle yargılamanın tutuksuz yapılmasının hem hasta hem de toplum vicdanı açısından daha uygun olacağıdır.”

“Bu ameliyat basit bir lenf bezi çıkarılması olarak değerlendirilmemeli”

Prof. Dr. Azap, bu raporu bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyurduklarını, ancak adli makamlar tarafından dikkate alınmadığını ve Çalık’ın tutukluluk halinin devam ettiğini belirtti.

Çalık’ta daha sonra yeni bir kitle oluştuğunu ve geçen hafta bu kitlenin çıkarıldığını ifade eden Azap, “Kitlenin çıkarılmasının ardından, çıkarılan bölgede yeniden bir şişlik oluştuğu bilgisi, avukatlarının ilettiği belgeler aracılığıyla tarafımıza ulaştı. Bu ameliyat basit bir lenf bezi çıkarılması olarak değerlendirilmemelidir. Sayın Çalık daha önce aynı bölgeye kanser nedeniyle radyoterapi almış ve temmuz ayında da bu bölgeden lenf bezi çıkarılmıştı. Radyoterapi ve cerrahi müdahaleler, dokularda hasara ve yapışıklıklara neden olur. Boyun bölgesi, şah damarı, önemli sinirler ve toplardamarlar nedeniyle son derece hassas bir alandır. Bu nedenle, yapışıklık bulunan bir bölgede, şah damarına komşu bir lenf bezinin yeniden çıkarılması oldukça riskli bir cerrahi işlemdir ve sonrasında çok yakın takip gerektirir” uyarılarında bulundu.

“Cerrahinin uygulandığı merkezde takip hayati öneme sahiptir”

Çalık hastaneden cezaevine taburcu edildikten sonra beklenen bir komplikasyonun geliştiğini ve şişlik oluştuğunu ifade eden Azap, şöyle konuştu:

“Bu şişliğin boşaltılması için, asıl takibin yapılması gereken merkez olan ve ameliyatın gerçekleştirildiği Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerine şehir hastanesine sevk yapılmıştır. Bu sevk, hastanın kendisinin, yakınlarının ve avukatlarının itirazlarına rağmen gerçekleştirilmiştir. Oysa tıpta temel bir kural vardır, hastanın tedavisi ve takibi hangi merkezde yapılıyorsa, sonraki işlemlerin de aynı merkezde sürdürülmesi hasta sağlığı açısından en doğru yaklaşımdır. Özellikle cerrahi girişimlerde, ameliyatı gerçekleştiren ekip bölgeyi ve olası komplikasyonları en iyi bilen ekiptir. Bu nedenle cerrahinin uygulandığı merkezde takip hayati öneme sahiptir. Bu nedenle de şehir hastanesindeki meslektaşlarımız da haklı olarak hastanın, ameliyatını yapan ekibin bulunduğu merkeze sevk edilmesi gerektiğini belirtmiş ve hasta yeniden Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Hastanesi’ne gönderilmiştir. Ancak bu süreçte hastanın tekrar cezaevine götürülmesi ve ardından yeniden hastaneye sevk edilmesi hem hasta hem de yakınları için büyük bir eziyete dönüşmüş, toplum vicdanını derinden yaralayan olaylara neden olmuştur.”

“Her ne kadar atakları tedavi etmeye yönelik yöntemler bulunsa da, oluşan hasar çoğu zaman geri döndürülemez”

Tayfun Kahraman’ın durumuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Azap, Kahraman’ın durumunun da benzer özellikler taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Azap, Kahraman’da görülen MS hastalığının, ataklarla seyreden ve her atakta kişide kalıcı hasar bırakabilen bir hastalık olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Bu hasarlar, yürüme, konuşma ve görme gibi temel işlevleri etkileyebilir. Her ne kadar atakları tedavi etmeye yönelik yöntemler bulunsa da oluşan hasar çoğu zaman geri döndürülemez. Bu nedenle multipl sklerozda, tıpkı kanserde olduğu gibi, asıl önemli olan hastalığın ilerlemesini ve atakların gelişmesini önlemektir. Yine Tayfun Kahraman ile ilgili bildiğimiz de şu bu takipleri sırasında ataklarının arası çok açıkken, 2015 yılında bu dava süreçleriyle birlikte ataklarının sıklaştığını biliyoruz. Özellikle cezaevine konulduğu dönemde oradaki yaşam koşulları, fiziksel ve ruhsal stres, iyi beslenememek, kötü yaşam koşulları nedeniyle bu atakların hızlanmış ve sıklaşmış olması çok muhtemel. Orada da yine bağışıklık sisteminin çalışmasını düzenleyen genlerle ilgili bir problem ortaya çıkıyor.

Bu hastaların -deyim yerindeyse- pamuklara sarılıp takip edilmesi gerekiyor ki hayatlarını kaliteli bir şekilde devam ettirebilsinler. Hastalıklarının üstesinden gelebilsinler, ataklara maruz kalmasınlar. Dolayısıyla onun da cezaevi koşullarında takip edilebilmesi bu açıdan mümkün görünmüyor. Her iki hasta için de en ideali, hastalıklarıyla ilgili tedaviye rahat ulaşabilecekleri, hastalıklarının tekrarlamayacağı koşullarda tutuksuz olarak yargılanmalarının devam edilmesidir. İnsani olan, tıbbi olan en uygun şey bu görünüyor. Tayfun Kahraman ve Murat Çalık yalnız değiller. Çok büyük bir destek var onlara yönelik kamuoyunda. Onların bu koşullarda yargılanıyor olması toplumda birçok insanın vicdanını rahatsız ediyor. Ama yalnız değiller derken şunu kastediyorum; bu durumda olan çok sayıda tutuklu ve hükümlü var. Bunlarla ilgili olarak da TTB olarak biz meslek değerlerimiz gereği takip çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla ilgili önümüzdeki ay bir çalıştay düzenleyeceğiz.”