(TBMM) – TBMM Genel Kurulu’nda Yeni Yol, İYİ Parti, DEM Parti ve CHP’nin Maden Kanununu uygulamalarının araştırılması amacıyla verdiği grup önerisi AK Parti-MHP oylarıyla reddedildi. AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın, “Madencilik çevreye zarar veriyor algısı artık tarihe karışmaya başladı çünkü yeni düzenlemeyle birlikte madenciliğe başlanınca rehabilitasyon yükümlülüğü eş zamanlı başlatılıyor. Önce kaz, sonra düzelt devri bitmiştir, artık çevre dostu madencilik sadece bir söylem değil, eyleme geçmiştir. Yeni maden kanunuyla birlikte Türkiye’nin stratejik ve kritik madenleri ilk kez yasal güvenceye kavuşturulmuştur” diye konuştu.
TBMM Genel Kurulu’nda DEM Parti ve CHP’nin “Maden Kanununu uygulamalarının araştırılması amacıyla” verilen grup önerisi AK Parti-MHP oylarıyla reddedildi.
Çalışkan: Meclis çıkardığı bütün kanunlar; Maden Yasası, İklim Yasası, Enerji Yasası, Orman Yasası… Bunlardan başka bir şey yok mu Allah aşkına?
Yeni Yol Grubu adına konuşan Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, şu ifadelere yer verdi:
“Bugün, bütün partilerin ortak önergesi madenlerle ilgili, belki de öyle bir tevafuk oldu ki acaba AK Partili arkadaşlar bu defa herkes söylediğine göre şu ramazan günü bu hakikate kulak verelim deyip bir dinleme lütfunda bulunurlar mı diye. Bugün, Maden Yasası’nın 15 defa değiştiğini biliyoruz. Yasanın değişmesi ne İliç’teki ne Soma’daki herhangi bir ölümü, faciaları önlemek için değil ne yazık ki, işçi ölümlerine tedbir için değil ne yazık ki, kamu yararını artırmak, daha fazla para kazanmak için değil ne yazık ki; esas sebep hepsinde de ruhsatı hızlandırmak, kolaylaştırmak için. Parkların, zeytin ağaçlarının, meraların hepsinin de maden sahasına dönüştürüldüğü bir dönemi yaşıyoruz. Elbette biz de isteriz satılsın, para kazanılsın ama ama arzumuz şudur ki: Satalım ama kârlı fiyata satalım, verelim ama denetleyelim, ÇED raporunu hızlandıralım ama ortadan kaldırmayalım, yine ihale yapılsın ama süreç şeffaf işlesin. Rakamlar ne kadar doğru bilmiyorum, henüz itiraz gelmedi, 632 tane maden ruhsatı verilmiş, bunlardan yalnızca iki tanesi ihaleyle verilmiş, 630’u direkt verilmiş. Ben bütün konuşmacı arkadaşlardan bu rakama itirazlarını bekliyorum. ‘Hayır, böyle bir şey değil’ Öyle bir noktaya geldik ki bugün şeffaf süreç işletmek arızi bir durum oldu, direkt adrese teslim iş yapmak ise adeta legal bir hale geldi. Ne yazık ki bu Meclis çıkardığı bütün kanunlar; Maden Yasası, İklim Yasası, Enerji Yasası, Park Yasası, Orman Yasası, ya, bunlardan başka bir şey yok mu Allah aşkına? Bunlardan başka bu Meclis’in gündeminde başka işler yok mu Allah aşkına? Sadece bu Meclis âdeta maden lobilerinin etkisi, kuşatması altında, onların taleplerini yerine getirircesine iş yapıyor ve bir taraftan da başka bir tezatla karşı karşıyayız. Her ne hikmetse her seçim döneminde ya doğal gaz çıkıyor ya maden çıkıyor ya petrol fışkırıyor; seçim bitince hepsi unutuluyor, en yüksek enerji maliyetlerini bu ülke insanı ödüyor.”
Ergun: İklim değişikliğini dikkate aldığımızda, madencilik için çevrenin tahrip edilmesi ekonomik ve sosyal olarak çok büyük olumsuzluklar yaratacaktır
İYİ Parti Grubu adına konuşan Muğla Metin Ergun, şunları kaydetti:
“Geçen yıl yürürlüğe giren 7554 sayılı Kanun sonrasında maden ruhsatlandırma faaliyetlerinde büyük artış yaşanmaktadır. Bu artış ilk bakışta olumlu görülebilir, lakin bu artış olumlu bir artış değildir çünkü çevresel denetim mekanizmalarının azaltılmasının ve önemsizleştirilmesinin bir sonucudur bu yani doğal çevrenin korunması açısından son derece tehlikeli bir artışla karşı karşıyayız. Şeffaflıktan uzak, doğal çevreyi ve ekosistemi hiçe sayan zihniyetin yansımasıdır âdeta bu artış. Bu hususta şu rakama dikkat etmenizi isterim: Son yirmi üç yılda maden ruhsatı sayısı 325 kat artmıştır. Buna rağmen madencilik sektörünün gayrisafi millî hasılaya oranı hâlâ yüzde 1 civarındadır yani yirmi üç yılda oransal olarak bir değişiklik olmamıştır gelirde. İYİ Parti olarak biz madenciliğe karşı değiliz ve doğru planlanmış, doğa ve çevreyle uyumlu, sürdürülebilir bir madencilik politikasının ülkemizin kalkınması için önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak madencilik politikalarının çerçevesinin somut şekilde çizilmiş bir kamu yararı ve çevreyi koruma anlayışıyla yürütülmesi gerektiğini savunuyoruz. İktidarın son dönemde yürüttüğü ruhsatlandırma süreçleri doğal çevrenin korunmasını ve kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını zorlaştırmaktadır. Devletin görevi, doğal kaynaklarımızı ve doğal çevreyi milletimiz adına korumak ve etkin şekilde kullanılmasını sağlamaktır, kamuoyunda algılandığı şekliyle doğal zenginliklerimizi kayırmacılığa dayalı ilişkilerle belirli şirketlere aktarmak hiç değildir. Resmi veriler incelendiğinde, belirttiğimiz gibi, ruhsatlandırma faaliyetlerinde ciddi artışlar yaşanmıştır. Zira Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan ilanlarda kısa süre içinde yüzlerce maden sahası, on binlerce hektarlık alan madencilik faaliyetleri için ihaleye çıkarılmıştır. Bu sahaların önemli bir bölümü orman alanlarıdır, tarım arazileri ve zeytinlikler de ruhsat sahaları içindedir. Bu durum, etkisi yüzlerce yıl sürecek çevresel yıkımlara yol açacaktır. İklim değişikliğini de dikkate aldığımızda, madencilik için çevrenin tahrip edilmesi ekonomik ve sosyal olarak çok büyük olumsuzluklar yaratacaktır.”
Hülakü: Dağları delik deşik edilmiş, suları kirletilmiş bir ülke mi, yoksa doğasıyla barışık yaşayan bir ülke mi istiyoruz?
DEM Parti Grubu adına Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, şu ifadelere yer verdi:
“Şimdi düşünün, bir sabah kalkıyorsunuz, köyünüzün her tarafında iş makineleri var, yine, aynı sabah çeşmeye bakıyorsunuz, sularınız bulanık akıyor, ağaçlarınız kesilmiş, her taraf talan ediliyor. Sorduğunuzda ne diyorlar? ‘Bu bir kalkınma hamlesidir, bu bir yatırımdır.’ diyorlar. Aslında biz kimi ne şekilde kalkındırdığınızı çok iyi biliyoruz. Dağlar parçalanıyor, dereler kurutuluyor, ormanlar yok ediliyor, talan politikası kalkınma kalkanıyla korunmaya çalışılıyor çünkü bu düzen doğayı bir yaşam alanı olarak görmüyor, bir meta olarak görüyor. Dağ onlar için yalnızca kazılacak bir kayadan ibaret, ormanlar yalnızca kesilecek bir ağaçtan ibaret, doğaya ise bir ganimet olarak bakılıyor. Bugün Erzincan İliç’te yaşanan felaket hepimizin hafızasında tazedir. Bir altın madeni sahasında tonlarca kimyasal yüklü toprak kaydı, emekçiler toprağın altında kaldı, doğa geri dönülmez biçimde zarar gördü. O felaket doğayı sınırsız bir sömürü alanı olarak gören anlayışın sonucuydu ve ne yazık ki bu anlayış bugün hâlen devam ediyor. Bakın Bingöl’e, bakın Dersim’e; dağlar birer birer ruhsatlandırılıyor, altın arama projeleri genişletiliyor, yeni sondaj alanları açılıyor, meralar, ormanlar ve su havzaları şirketlerin faaliyet alanına dönüştürülmüş durumda. Bingöl’de birçok köyün çevresi maden ruhsatıyla çevrilmiş, insanlar kendi topraklarında yabancı gibi yaşamaya zorlanıyor çünkü bir gün bakıyorlar ki yaşadıkları yer bir şirket sahası olmuş. Dersim’de de aynı tablo devam ediyor, Munzur’un etrafındaki dağlar madencilik projeleriyle kuşatılmış durumda. Bu coğrafyalar suyun doğduğu, tarımın, hayvancılığın yapıldığı ve kültürel hafızanın yaşadığı yerlerdir ama bugün alınan kararlarla bu coğrafyalar adım adım bir kazı sahasına dönüştürülüyor; dağlar deliniyor, ormanlarımız yok ediliyor, dereler kurutuluyor sonra bütün bunların adına “kalkınma” deniliyor. Oysa “kalkınma” dediğiniz şey bir bölgenin yaşamını y ok ederek kurulamaz, doğayı şirket sahasına çevirerek sürdürülebilir bir gelecek inşa edemezsiniz. Bu nedenle, dönüp kendimize sormamız gereken sorular çok açık ve nettir: Dağları delik deşik edilmiş, suları kirletilmiş bir ülke mi, yoksa doğasıyla barışık yaşayan bir ülke mi istiyoruz? Bugün verilen her ruhsat yarın bu soruların cevabını belirleyecektir.
Dinçer: AKP için ormanlar ihale demektir; kıyılar imar demektir, tarım arazileri arsa demektir
CHP Grubu adına konuşan Ankara Milletvekili Semra Dinçer, şunları kaydetti:
“AKP iktidarı uluslararası şirketlerin, rant baronlarının ve çıkar çevrelerinin yüzünü güldürmeye devam ediyor. Millet geçim derdindeyken, emekli ay sonunu getiremezken, çiftçi borç altında ezilirken siyasi iktidar yine milletin malına, memleketin toprağına, ormanına, zeytinliğine ve sonunda da millî parklarına gözünü dikti. Peki, neden göz dikti? Çünkü hazinede metelik kalmadı; plansızlık, ülkenin tüm zenginliklerinin sağa sola savrulmasına yol açtı. AKP iktidarı kasa boşalınca çareyi milletin ortak varlıklarını satışa çıkartmakta buldu. Bütçeyi yönetemeyenler memleketi baştan aşağı satış listesine koydular. Önümüzdeki araştırma önergesi de tam olarak bu düzeni işaret etmektedir çünkü maden ruhsatları artık kamu yararı için değil, şirketlerin ve sermaye çevrelerinin çıkarları için dağıtılmaktadır. Zeytinlikleri madenciliğe açan, kamuoyunda ‘süper izin’ diye bilinen kanunun bir sonucu olarak doğamız, suyumuz, ormanlarımız ve yaşam alanlarımız kamu ortak varlığı olmaktan çıkartılıp sermayeye devredilmektedir. Öte yandan, kağıt fabrikaları, şeker fabrikaları, telekomünikasyon şirketleri, otoyollar, köprüler, zeytinlikler derken sıra millî parklara gelmiştir. Tam yetmiş iki yıldır kanunla korunan milli parklar, bugün Genel Kurulda görüşülen kanun teklifleriyle özel şirketlere, yapılaşmaya, betona ve ranta açılmaktadır. Daha iki yıl önce İliç’te dokuz maden emekçimize mezar olan felaketin acısı halen tazeyken facia mahallinin 5 kilometre ötesinin yeni bir maden sahasına ihale edilmesi, henüz sorumlular hesap vermemişken, toprak zehirden arındırılmamışken bölgeye yeniden kazma vurmak yeni felaketlere davetiye çıkarmaktır. Doğa harikası Karadeniz’de, Ordu’da, Rize’de, Artvin’de onlarca köy doğrudan ruhsat sahası içerisinde kalmıştır. Bu tablo su havzalarımızın, meralarımızın, ormanlarımızın ve en stratejik yerleşim alanlarımızın adrese teslim ruhsatlarla nasıl kuşatma altına alındığını açıkça göstermiştir. AKP için ormanlar ihale demektir; kıyılar imar demektir, tarım arazileri arsa demektir, zeytinlikler ise maden sahası demektir.”
Çalkın: Dünyada enerji krizi varken Türkiye olarak elimizdeki cevheri toprağın altında bırakamayız
AK Parti grubu adına konuşan Kars Milletvekili Adem Çalkın, şöyle konuştu:
“7554 sayılı Kanun enerji ve maden yatırımlarına büyük kolaylık, doğaya güçlü konuma getirmiştir. Yeni maden reformuyla hukuki öngörülebilirlik ile yatırım güven güvenceleri sayesinde koruma tedbirleri güçlendirilmiş ve yatırımcının önü açılmıştır. Yatırımcı senelerce emek veriyor, milyonlarca lira harcıyor sonra bir bakıyor ki ‘Burada kazı yapılamaz’ deniyor. Bu ve buna benzer uygulamaları ortadan kaldırdık. Ülkemizde artık maden ruhsatı verilmeden önce tüm gerekli izinler devlet tarafından alınıyor. Yani yatırımcı işe başlamadan önce neyle karşılaşacağını iyi biliyor. Yatırımcı beş yıl izin ve ÇED sürecinin tamamlanmasını beklemeden hızlı bir şekilde hukuki güvenceyi aynı anda yanında bulmaktadır. Yasayla madencilik artık uluslararası standartlara taşınmıştır. Bu sektör 2023 yılında 6 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi, 141 bin kişiye iş imkânı sağladı. Dünyada enerji krizi varken Türkiye olarak elimizdeki cevheri toprağın altında bırakamayız. Madencilik çevreye zarar veriyor algısı artık tarihe karışmaya başladı çünkü yeni düzenlemeyle birlikte madenciliğe başlanınca rehabilitasyon yükümlülüğü eş zamanlı başlatılıyor. Önce kaz, sonra düzelt devri bitmiştir, artık çevre dostu madencilik sadece bir söylem değil, eyleme geçmiştir. Yeni maden kanunuyla birlikte Türkiye’nin stratejik ve kritik madenleri ilk kez yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Ülkemizde savunma sanayi, yerli otomobil batarya teknolojileri -tabii, bunlar sizi ilgilendirmiyor- ve yenilenebilir enerji için kullanılan bu madenler özel statüyle korunuyor. Türkiye sadece maden çıkaran değil, madenini stratejik değerine göre yöneten bir ülke hâline gelmiştir. AK Parti olarak, ‘Yerli kaynak, güçlü Türkiye’ diyoruz. Ülkemiz, bugün, madenini çıkarırken doğayı koruyan, yatırımcısına güven veren, enerjide dışa bağımlılığı azaltan, insan ve çevre odaklı ve geleceğini stratejik kaynaklarıyla güvence altına alan bir ülkedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde atılan ve bu adımlar Türkiye Yüzyılı’nın enerji ve maden devrimini başlatmıştır. Bizler bunlarla uğraşırken, karalama kampanyaları da hız kesmiyor.”

