Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

TBMM Genel Kurulu… Uğur Poyraz: “11 kişiden oluşturulan kurullarda hazırlanan metinler TBMM’ye anayasa taslağı olarak sunulamaz”

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, TBMM Genel Kurulu’nda söz alarak “Bugün de yasama yetkisinin gaspına yönelik iş ve işlemler ‘yeni anayasa’ adı altında işletilmek istenmektedir. Elbette ki partilerin sistemle ve Anayasa ile ilgili görüşleri vardır. Bizim de var ve bizi bunu ‘İyileştirilmiş Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ önerimiz ile kamuoyu ile paylaşmıştık. Bakın bir yasa değil, bir yasa tasarısı değil bir yasa teklifi değil bir sistem önerisi. Neden? Çünkü bu sistem önerisi üzerine tartışılır ve milletvekilleri tarafından buna ilişkin teklifler ortaya koyulur. Ancak 11 kişiden oluşturulan kurullarda hazırlanan metinler TBMM’ye anayasa taslağı olarak sunulamaz. İşte TBMM Başkanı’nın en başta bu yetki gaspına karşı durması lazım gelir. Ama bunu Sayın Başkan’dan beklemek beyhude. Çünkü bir yandan kardeşlik ve demokrasi söylemleri dile getiriliyor, diğer yandan Meclis’in iradesini devre dışı bırakan yöntemlerle sözde komisyonlar kuruluyor. ‘Milli Dayanışma, Demokrasi ve Karde

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, TBMM Genel Kurulu'nda söz

(TBMM) – İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, TBMM Genel Kurulu’nda söz alarak “Bugün de yasama yetkisinin gaspına yönelik iş ve işlemler ‘yeni anayasa’ adı altında işletilmek istenmektedir. Elbette ki partilerin sistemle ve Anayasa ile ilgili görüşleri vardır. Bizim de var ve bizi bunu ‘İyileştirilmiş Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ önerimiz ile kamuoyu ile paylaşmıştık. Bakın bir yasa değil, bir yasa tasarısı değil bir yasa teklifi değil bir sistem önerisi. Neden? Çünkü bu sistem önerisi üzerine tartışılır ve milletvekilleri tarafından buna ilişkin teklifler ortaya koyulur. Ancak 11 kişiden oluşturulan kurullarda hazırlanan metinler TBMM’ye anayasa taslağı olarak sunulamaz. İşte TBMM Başkanı’nın en başta bu yetki gaspına karşı durması lazım gelir. Ama bunu Sayın Başkan’dan beklemek beyhude. Çünkü bir yandan kardeşlik ve demokrasi söylemleri dile getiriliyor, diğer yandan Meclis’in iradesini devre dışı bırakan yöntemlerle sözde komisyonlar kuruluyor. ‘Milli Dayanışma, Demokrasi ve Kardeşlik Komisyonu’ adı verilen yapı, hukuki temeli olmayan bir girişimdir” dedi.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Tekin Bingöl başkanlığında Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşmeleri için toplandı. Siyasi partilerin grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, Dışişleri Bakanlığı’nın yüz yılı aşan kurumsal hafızasıyla dünyanın saygın diplomasi kurumlarından biri olarak kabul edildiğini ancak gelinen noktada özellikle büyükelçilik makamlarına atamada liyakat sorunu yaşandığını savundu. Poyraz, “Bugün geldiğimiz noktada köklü geleneğin ciddi biçimde aşındığını görüyoruz. Katar Büyükelçisi Mustafa Göksu’nun Dışişleri Bakanlığının meslek memurluğu sisteminden gelmeden, diplomatik kariyer basamaklarından geçmeden büyükelçi olarak atanması bu anlayışın somut örneklerinden biridir. Elbette hukuken dışarıdan atama mümkündür; fakat mesele hukuki imkan değil, devlet ciddiyetini koruyan liyakat ilkesidir. Diplomasi, yıllar süren saha tecrübesi, uluslararası hukuk bilgisi ve kriz yönetimi kabiliyeti gerektirir. Ne yazık ki sorun yalnızca atama meselesiyle sınırlı değildir. Son günlerde Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya’nın uluslararası bir televizyon kanalına bağlanırken ortaya koyduğu tablo da aynı sorunun başka bir boyutunu göstermektedir. Türkiye’yi temsil eden bir devlet görevlisinin dünya kamuoyuna değerlendirme yaparken cep telefonu bağlantısıyla, tişörtle ve kurumsal ciddiyetten uzak bir görüntüyle ekrana çıkması basit bir protokol tartışması değildir. Bu, devlet temsilinin niteliği meselesidir” diye konuştu.

“Dış politika kadrolarında liyakat zayıfladığında yalnızca kurumlar değil, Türkiye’nin itibarı da zarar görür”

Dış politika kadrolarında liyakat zayıfladığında yalnızca kurumların değil, Türkiye’nin itibarının da zarar gördüğünü ifade eden Poyraz, “Devlet yönetiminde sadakat liyakatin önüne geçtiğinde kurumlar zayıflar, kurumsal hafıza aşınır ve temsil gücü zedelenir. Oysa güçlü devletler, güçlü kurumlarla ayakta durur. Dışişleri Bakanlığının köklü geleneğini zedeleyen bu anlayıştan vazgeçilmesi, diplomasi kadrolarının yeniden liyakat ve kariyer esasına göre güçlendirilmesi artık bir tercih değil, devlet ciddiyetinin gereğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası kişisel tercihlerle değil, kurumsal akıl ve liyakatle yürütülmelidir.” değerlendirmesini yaptı.

“Devletin en temel görevi vatandaşının can güvenliğini sağlamaktır”

Biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in İstanbul Çekmeköy’de görev yaptığı okulda bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetmesine değinen Poyraz, şöyle devam etti:

“Bir öğretmen, sınıfında, öğrencilerinin arasında hayatını kaybediyorsa burada yalnızca bir güvenlik zafiyeti değil, devletin en temel görevlerinden birinin ihmal edilmesi söz konusudur. Daha da vahimi şudur: Bu acı olayın ardından düzenlenen cenaze törenine Milli Eğitim Bakanı’nın ya da bakan yardımcılarının hiçbirinin katılmamış olması kamu vicdanında derin bir yaraya dönüşmüştür. Bir öğretmen görev başında hayatını kaybediyor ama eğitim sisteminin en üst yöneticileri o cenazede yok. Bu tablo, yalnızca bir ihmali değil, aynı zamanda sorumluluktan kaçınan bir yönetim anlayışını göstermektedir. Devletin en temel görevi vatandaşının can güvenliğini sağlamaktır. Okul dediğimiz yerler çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvenli olması gereken mekanlardır. Eğer bir öğretmen sınıfında caniler tarafından öldürülüyorsa burada sorulması gereken soru açıktır: Bu güvenlik zaafının sorumluluğunu kim üstlenecektir? Eğitim sistemi, liyakatle yönetilmesi gereken hayati bir alandır. Ancak bugün Milli Eğitim Bakanlığının başında bulunan yönetim anlayışı ne yazık ki bu sorumluluğun ağırlığını taşımaktan uzaktır. Liyakatten uzak kadrolarla yürütülen bir eğitim politikası, öğretmeni de öğrenciyi de koruyamaz. Liyakatsiz atamaların ülkemizi uçurumun kenarına götürdüğünü anlamak için bir başka kadınımızın yaşadığı vahşet dolu bir olayı daha burada sizlere anlatmam gerekiyor. Yıllar önce çocuk yaşta istismara uğradığını söyleyen, daha sonra istismarcısıyla evlendirilmek zorunda bırakıldığını anlatan bir kadın… Bu vatandaşımızın ismi de Fatma Nur Çelik… Fatma Nur Çelik ve onun çocuğu bugün hayatta değiller. Bu tablo yalnızca bir aile dramı değildir; bu, devletin koruyamadığı iki insanın trajedisidir.

“Bu ülkede hiçbir çocuk istismarcısının gölgesinde büyümemeli”

Bir çocuk düşünün; istismara uğruyor. Bu çocuk büyüyor ve yıllar sonra aynı kabusu kendi çocuğunun da yaşadığını anlatıyor. Adalet aramak için adliye kapılarında nöbet tutuyor, ‘ölürsem intihar demeyin’ diyerek tehdit aldığını söylüyor. Ve sonunda hem kendisi hem de küçük kızı ölü bulunuyor. Böyle bir ülkede artık şu soruyu sormak zorundayız: Devlet nerede? İçişleri Bakanlığı’nın görevi yalnızca suç işlendikten sonra soruşturma yürütmek değildir; suçun gerçekleşmesini önlemek ve vatandaşın canını korumaktır. Eğer bir anne ve bir çocuk göz göre göre ölüme sürükleniyorsa burada ciddi bir güvenlik zafiyeti vardır. Bu ülkede hiçbir çocuk istismarcısının gölgesinde büyümemeli, hiçbir anne adliye kapılarında can güvenliği için haykırmak zorunda kalmamalıdır. Devletin görevi canileri korumak değil, masumları korumaktır. Devletin en önemli kurumundaki liyakatsizlikten kaynaklı bu sorumluluk yerine getirilmediğinde kaybedilen yalnızca iki hayat değil, toplumun vicdanıdır. Üstüne basa basa söylüyorum; liyakatsiz atamalar Türk Milletini uçurumun kenarına doğru hızla sürüklemektedir. Bilinmelidir ki, İYİ Parti iktidarında Türk milleti hak ettiği liyakatli kadrolara kavuşacak, devletimize ait tüm kurumlar liyakat temeli üzerine yeniden inşa edilecektir.”

“Bugün de yasama yetkisinin gaspına yönelik iş ve işlemler ‘yeni anayasa’ adı altında işletilmek istenmektedir”

Poyraz, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Meclis’te düzenlenen iftarda yaptığı konuşmaya işaret ederek, şunları kaydetti:

“Türkiye’nin güçlü olması gerektiğini söylemek kolaydır. Birlikten, kardeşlikten, dayanışmadan söz etmek de kolaydır. Ancak bu kavramlar içi boş sloganlara dönüştürüldüğünde, siyaset yalnızca popülist nutuklardan ibaret hale gelir. Milli irade diyorsunuz ama milli iradenin tamamı o masada yoktu. İYİ Parti’nin bulunmadığı bir fotoğrafı ‘milli birlik’ diye sunmak, gerçekliği değil algıyı yönetme çabasıdır. Milli irade, ancak Meclis’te temsil edilen tüm siyasi görüşlerin saygıyla muhatap alındığı bir ortamda tecelli eder. Bu tablodan yeni anayasa taleplerini ifade etmekte dile kolaydır. Ancak TBMM Başkanının koruması gereken Meclisin sadece saygınlığı değil yasama yetkisidir. Onun gasp edilmemesidir. Oysa Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin işlemeye başladığı günden itibaren Bakanlık odalarında hazırlanıp Külliye koridorlarında son hali verilen tasarılar, TBMM’ye ‘kanun teklifi’ olarak bir milletvekilinin eline tutuşturulup sunulmaktadır. Bugün de yasama yetkisinin gaspına yönelik iş ve işlemler ‘yeni anayasa’ adı altında işletilmek istenmektedir. Elbette ki Partilerin sistemle ve Anayasa ile ilgili görüşleri vardır. Bizim de var ve bizi bunu ‘İyileştirilmiş Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ önerimiz ile kamuoyu ile paylaşmıştık. Bakın bir yasa değil, bir yasa tasarısı değil bir yasa teklifi değil bir sistem önerisi. Neden? Çünkü bu sistem önerisi üzerine tartışılır ve milletvekilleri tarafından buna ilişkin teklifler ortaya koyulur. Ancak 11 kişiden oluşturulan kurullarda hazırlanan metinler TBMM’ye anayasa taslağı olarak sunulamaz. İşte TBMM Başkanının en başta bu yetki gaspına karşı durması lazım gelir. Ama bunu Sayın Başkan’dan beklemek beyhude. Çünkü bir yandan kardeşlik ve demokrasi söylemleri dile getiriliyor, diğer yandan Meclis’in iradesini devre dışı bırakan yöntemlerle sözde komisyonlar kuruluyor. ‘Milli Dayanışma, Demokrasi ve Kardeşlik Komisyonu’ adı verilen yapı, hukuki temeli olmayan bir girişimdir. Meclis’in usulleri, İçtüzüğü ve kurumsal işleyişi hiçe sayılarak oluşturulan böyle bir yapı ne demokrasiyi güçlendirir ne de kardeşliği tesis eder. Bu Meclis, milletin egemenliğinin tecelligahıdır. Popülist söylemlerle değil, hukuka ve Meclis teamüllerine saygıyla yönetilmek zorundadır.”