Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İYİ Partili Poyraz: “TBMM çatısı altında, enkaz altında ölümün sebepleri değil yapılan inşaatlar skor hâline getirilip övgüler diziliyor”

TBMM Genel Kurulu’nda konuşan İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, TBMM çatısı altında, depremde enkaz altında ölümün sebepleri değil yapılan inşaatların birer skor hâline getirilip övgüler dizildiğini ifade ederek, “Önce ölenlerin denetimsizlikle öldüğüne ve sorumlular için gereğinin yapıldığına milletimizi ikna etmek zorundadır iktidar. Sayın Erdoğan’a övgüler sıralamak ve bu övgü sıralamayı bir gelenek hâline getirmek elbette ki bir parti içi tutum olabilir. Ancak bu Gazi Meclis, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş olan karargâhtır ve ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ parolasının mabedidir. İktidarın eylemlerini vatandaş seçimlerde değerlendirir. Bu çatı altında eksikliklerin ve ortaya çıkan mağduriyetlerin hesabını sormak, iktidar da bu hesabı vermek zorundadır” diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu’nda konuşan İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz,

(TBMM) – TBMM Genel Kurulu’nda konuşan İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, TBMM çatısı altında, depremde enkaz altında ölümün sebepleri değil yapılan inşaatların birer skor hâline getirilip övgüler dizildiğini ifade ederek, “Önce ölenlerin denetimsizlikle öldüğüne ve sorumlular için gereğinin yapıldığına milletimizi ikna etmek zorundadır iktidar. Sayın Erdoğan’a övgüler sıralamak ve bu övgü sıralamayı bir gelenek hâline getirmek elbette ki bir parti içi tutum olabilir. Ancak bu Gazi Meclis, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş olan karargâhtır ve ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ parolasının mabedidir. İktidarın eylemlerini vatandaş seçimlerde değerlendirir. Bu çatı altında eksikliklerin ve ortaya çıkan mağduriyetlerin hesabını sormak, iktidar da bu hesabı vermek zorundadır” diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Tekin Bingöl başkanlığında en düşük emekli maaşının 20 bin liraya yükseltilmesi ile ilgili düzenlemenin yasalaştırılması için görüşmelerine ara verilen Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne devam etmek üzere toplandı. Grup Başkanvekilleri Genel Kurul’da söz alarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Özdağ: “Japonya’da insanlar ölmezken bizim ülkemizde niye 70 bin kişi öldü?”

Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, 6 Şubat depremlerine ilişkin Japonya örneğini vererek “Bugün dünyanın en büyük depremleri Japonya’da oluyor; 8,2, 8,4, 8,1. Daha yeni 7,4 şiddetinde deprem oldu, ölenler çok nadir, 1 kişi, 2 kişi, depremde zarar gören binalar hemen hemen yok gibi, ölen yok. Buna rağmen o depremde o binalar hasar görürse eğer, 8,2’ye göre yapıldıysa, 8,2 deprem olduysa ve en ufak bir hasar gördüyse o müteahhitler, o mühendisler harakiri yapıyorlar, intihar ediyorlar. Peki, bizde ne oldu 7,4’te? Efendim, asrın felaketi. Ne asrın felaketi? Nereden çıkarttınız bu asrın felaketini? Japonya’daki asrın felaketi değil mi, Şili’deki asrın felaketi değil mi, Kore’deki değil mi veyahut da Amerika’daki, İtalya’daki asrın felaketi değil mi? Orada akıl var akıl, bilgi var, teknoloji var, samimiyet var; orada hakikaten bilgiye ve insana saygı var ve değer var. Orada insanlar ölmezken bizim ülkemizde niye 70 bin kişi öldü?” diye konuştu.

Yeni Yol Grup toplantısında 5 depremzedenin konuşma yaptığını bildiren Özdağ, şunları kaydetti:

“Büyük bir travma, trajedi yaşadılar. 104 bin kişi yaralandı orada; gözlerini kaybettiler, uzuvlarını kaybettiler ve aynı zamanda bu insanların, kim bilir, hepsi anneydiler, babaydılar, çocuktular, oğuldular, evlattılar, dedeydiler ve zeki çocuklardı, belki de dehalardı. Bu insanları niye kaybettik biz? Aynı zamanda tarihimizi kaybettik, binalarımızı kaybettik. Geldik şimdi diyoruz ki: ’90 milyar dolar para harcadık ve biz yaptık bunları.’ Yapacaksınız tabii, hükümetsiniz. Ne yapacaktınız yani milletin vergileri ile deprem fonlarıyla beraber, aynı zamanda yurt dışından gelen yardımlarla ne yapacaktınız? Tabii ki bunları yapacaktınız, bir de yapmasaydınız bari… Yaptığınız evleri de biz biliyoruz ve bazı yerlerde anahtar var, ev yok; anahtarı vermişsiniz, eve girmiş, elektrik yok; eve girmiş, doğal gaz yok; eve girmiş, kreşe gidecek çocukları kreşe götürecek yollar yok; orada parklar yok, bahçeler yok. Gidelim hep beraber görelim, Adalet ve Kalkınma Partisi’yle beraber gelin bir araştırma komisyonu kuralım burada; depremdeki sosyal problemleri, siyasi problemleri, ekonomik problemleri, psikolojik problemleri veyahut da bu yatırımlarla ilgili olarak barınma problemlerini araştıralım. O zaman görelim bakalım el mi yaman bey mi yaman? Hanya oradaysa Konya burada; gelin, beraberce birlikte çalışalım ama ‘Yok’ dersiniz…”

Poyraz: “İktidar ve ana muhalefetin münakaşaları vatandaşın gündemiyle örtüşmediği sürece Meclis’in itibarını aşındırmaktadır”

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz da deprem felaketini dört dönem olarak değerlendirmek mecburiyetinde olunduğunu söyleyerek “Bunlardan bir tanesi, deprem öncesi yani bu kadar yıkım, bu kadar can kaybına sebep olan denetimsizlik, keyfiyet ve plansızlık. İkincisi, deprem sonrası müdahale eksiklikleri, artan can kaybı, iletişim ve sağlık yetersizlikleri, barınma ve beslenme mahrumiyeti. Üçüncü dönem, inşa süreci; deprem öncesi ve deprem sonrası gereklilikleri göz ardı etmeden, mağduriyet yaratmadan kalıcı bir inşa süreci. Ve dördüncüsü, olası bir depreme hazırlık yani önceki üç başlığın tüm eksikliklerinin giderilerek yasama ve yürütmeyle uyum içerisinde, yürütmenin de tüm kurum ve kurullarıyla uyum içerisinde ortak aklı oluşturabilmek” dedi.

TBMM çatısı altında, depremde enkaz altında ölümün sebepleri değil, yapılan inşaatların birer skor hâline getirilip övgüler dizildiğine dikkati çeken Poyraz, “Önce ölenlerin denetimsizlikle öldüğüne ve sorumlular için gereğinin yapıldığına milletimizi ikna etmek zorundadır iktidar. Sayın Erdoğan’a övgüler sıralamak ve bu övgü sıralamayı bir gelenek hâline getirmek elbette ki bir parti içi tutum olabilir. Ancak bu Gazi Meclis, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş olan karargâhtır ve ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ parolasının mabedidir. İktidarın eylemlerini vatandaş seçimlerde değerlendirir. Bu çatı altında eksikliklerin ve ortaya çıkan mağduriyetlerin hesabını sormak, iktidar da bu hesabı vermek zorundadır. Hepimiz övünce milletin mağduriyeti ortadan kalkacaksa sabahtan akşama kadar herkes herkesi övsün. Konu gerçekten bu değil. İktidar ve ana muhalefetin karşılıklı münakaşaları elbette haklı sebeplere dayanıyordur ancak vatandaşın gündemi ve gerçeğiyle örtüşmediği sürece, bu, Meclis’in itibarını aşındırmaktadır” diye konuştu.

Poyraz, muhalefet belediyeleri ile iktidar arasında âdeta bir kan davasına dönüşen süreçlerin bedelini vatandaşın ödediğini söyleyerek “Ne iktidar ne de belediyeler sorumluluğu birbirine atamaz, vatandaş bunun sonucunda cezalandırılamaz. İktidara karşı ya da muhalefete karşı vatandaş konumlandırılarak memlekete de iyilik edilmiyor. Kamusal insan çöküyor, vatandaş kendini milletin bir parçası, fert kendini toplumun bir parçası olarak hissetmiyor” ifadelerini kullandı.

Kaşıkçı: “Acıyı anmak kadar emanete sahip çıkmanın gereği de hesap verilebilir bir ciddiyet ve somut icraat ortaya koymaktır”

MHP Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı da 6 Şubat depremlerine ilişkin, şöyle konuştu:

“O gece necip milletimiz kefen parasını gönderen Remzi dededen kumbarasını bağışlayan genç Muhammet evladımıza kadar 7’den 70’e asrın dayanışmasını gösterdi. Güneş doğmadan milletimiz ayağa kalktı. Birileri felaketten siyasi rant devşirmeye çalışırken, ‘Devlet yok’ yaygarasıyla umutsuzluk aşılarken devletimiz tüm kurumlarıyla, Mehmetçiğiyle, polisiyle, madencisiyle sahadaydı. Devlet ve millet bir oldu ‘Sesimizi duyan var mı?’ çığlığına nefes olmak için seferber oldu. ‘İman varsa imkân da vardır’ diyerek yola çıkıldı. Yasımızı tutarken bir an bile durmadık. Gözyaşlarımızı silerken diğer elimizle harç kardık, tuğla koyduk çünkü biliyoruz ki gidenleri geri getiremeyiz ama geride kalanlara onurlu, güvenli ve huzurlu bir hayat sunmak boynumuzun borcudur. Bugün geldiğimiz noktada acıları balçıkla sıvamaya çalışanlara en güzel cevabı yükselen yeni şehirlerimiz vermektedir. Acıyı anmak kadar emanete sahip çıkmanın gereği de hesap verilebilir bir ciddiyet ve somut icraat ortaya koymaktır. 11 ilimizde tam 174 ayrı alanda 3 bin 481 şantiyede hummalı bir çalışma yürütülüyor. Bu şantiyelerde 200 bin mimar, mühendis ve işçi kardeşimiz yazın sıcağına, kışın soğuğuna aldırmadan yedi gün yirmi dört saat esasıyla alın teri döküyor. Onların her birine buradan takdir ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Şu an itibarıyla 455 bin 357 bağımsız bölümün inşası tamamlanmış ve hak sahiplerine teslim edilmiştir.”

Kılıç Koçyiğit: “Epstein dosyası, devletlerin çocukları ne kadar koruyabildiğini ya da koruyamadığını gösteren bir turnusol kağıdıdır”

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Epstein belgelerine ilişkin “Bu konuda konuşmamız gereken temel şeyin çocukların sistematik biçimde sömürüldüğü küresel bir suç düzenine karşı söz söylemek olduğunu ifade edelim. Epstein dosyası tam da bu nedenle bireysel suçları değil, devletlerin çocukları ve çocuk haklarını ne kadar koruyabildiğini ya da koruyamadığını gösteren bir turnusol kağıdıdır. Çocuk istismarı ve sömürüsü münferit değildir; ulusal sınırları aşan, sermaye, siyaset ve cezasızlıkla beslenen küresel bir suç ağdır ve bu ağ önce ancak güçlü kurumsal mekanizmalar olursa, kurumsal, kamusal koruma mekanizmaları olursa ülkelerde geriletilebilir” dedi.

“Türkiye, çocukları ve çocuk haklarını gerçekten koruyan bir ülke midir? Cevap hepimizi ürkütüyor değil mi?” diye soran Kılıç Koçyiğit, şöyle devam etti:

“Evet, ürkütmeli de bizce. Yenidoğan servislerinden öğrenci yurtlarına, tarikat ve cemaat yapılarından, mülteci çocuklara, savaş bölgelerinden Türkiye’ye getirilen çocuklara kadar çok sayıda organize, örgütlü kurumsal ihmal ve istismar olduğunu biliyoruz. “Biliyoruz da niye çözemiyoruz?” sorusunu da sormamız gerekmez mi? Temel meseleye bakamıyoruz çünkü. Nedir o temel mesele? Türkiye’de çocuk politikası parçalıdır, dağınıktır, ikincilleştirilmiştir; çocuk ‘aile ve sosyal hizmetler’ başlığı altına gizlenmiş ve görünmez kılınmıştır. Güvenlik, eğitim, sağlık ve sosyal politika alanlarında çocuk yararı esas alınmamaktadır. Epstein dosyası bize bir kez daha şunu gösteriyor: Eğer çocuk haklarını koruyacak bağımsız, güçlü bütçesi olan, denetim yetkisi olan bir kamu yapınız yoksa çocuklar her yerde yetişkinlerin ihmaline ve istismarına açık hâle gelmektedir, ister ABD’de ister Avrupa’da ister Türkiye’de olsun hiç fark etmiyor; coğrafya değil yasa ve toplumsal kültür çocukları korur. Bu nedenle buradan tüm siyasi partilere açık bir çağrı yapıyoruz: Gelin, çocuklar üzerinden siyaset yapmayalım; gelin, çocuk haklarını, çocuk istismarını polemik ve spekülasyon konusu değil ortak mücadele başlığı hâline getirelim. Gelin, çocuk hakları bakanlığını birlikte kuralım. Bu bakanlık, önleyici politikalar geliştirmeli, çocuk sömürüsüyle mücadelede uluslararası mekanizmalarla şeffaf iş birliği yürütmeli, denetim yetkisine sahip olmalı ve her koşulda çocuğun üstün yararını esas almalıdır.”

Başarır: “İsmail amca gibi milyonlarca emeklinin sorunlarını konuşmak zorundayız”

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, 70 yaşındaki emekli yurttaşın kendisine söylediklerini aktararak “Bir emeklinin, emekli amcamızın dramı. İsmail amca, 86 milyon buradan görsün, Türkiye’nin gündemindeydi, ’70 yaşındayım çöp topluyorum, hayatımdan bıktım, yaşamaktan utanıyorum’ dedi. Gerçekten geldiğimiz nokta iktidar açısından utanılacak, sıkılacak bir noktadır. İsmail amca aslında milyonlarca emeklinin sesi olmuştur. Çöp toplamak zorunda, milyonlarca emekli bekçilik yapmak zorunda, selpak satmak zorunda ya da pazarın sonunu bekleyip dökülen sebze ve meyveleri toplamak zorunda ya da yaşadığı semtte fabrikaya gidip işçilerden kalan yemekleri naylon poşetlere koyup o fabrikadan alıp evine götürmek zorunda. İşte, bu dramı konuşmak zorundayız, İsmail amca gibi milyonlarca emeklinin sorunlarını konuşmak zorundayız. Bir parça vicdan diyorum iktidar blokuna; gelin bunları konuşalım, bunları araştıralım. Belki bu söylediklerimizden sıkılıyorsunuz ama sıkılmayın, seçimlere kadar bu Mecliste, Genel Kurul’da emeklinin, işçinin sorunlarını konuşmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Akbaşoğlu: “Cumhurbaşkanımız milletimize, ‘Şehirlerimizi yeniden ayağa kaldıracağız’ dedi ve elhamdülillah o sözümüzü tuttuk”

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Emin Akbaşoğlu da 6 Şubat depremlerini “asrın felaketi” olarak adlandırarak “Bir taraftan bu acıyı tazelerken bir taraftan da bu acıları sarmak için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bütün kabine üyelerimizin bizzat görev alanlarında, 11 vilayette bütün milletvekili arkadaşlarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla, ordumuzla, Mehmetçiğimizle askerimizle, polisimizle, güvenlik güçlerimizle deprem anının ilk anından itibaren meseleye müzahir olarak büyük bir koordinasyon, devlet ve millet kaynaşmasını ortaya koyarak bu acıların sarılması noktasında büyük bir çaba ortaya kondu ve bugünlere geldik” dedi.

Sadece yapılan binalardan değil yeniden filizlenen umutlardan da söz edilmesi gerektiğini belirten Akbaşoğlu, “Üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen hepimizin yüreğinde izi hâlâ taze olan büyük bir afeti yaşadık 11 ilimizde. O gün yerle bir olan sadece binalar değil hatıralarımız, anılarımız, yuvalarımız da enkaz altındaydı ama şunu çok iyi biliyorduk: Bu aziz millet düştüğü yerden kalkmayı bilen bir millettir. Biz o gün milletimize bir söz verdik, Sayın Cumhurbaşkanımız milletimize dedi ki: ‘Şehirlerimizi yeniden ayağa kaldıracağız’ ve elhamdülillah o sözümüzü tuttuk. Bahane üretmedik” ifadelerini kullandı.