Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’li Coşar: “Bu kanun teklifi milli parkları korumaktan çok turizm tahsis ve gelir odaklı işletmeye dönüştürüyor”

CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin “Özetlemek gerekirse, bu kanun teklifi millî parkları korumaktan çok turizm tahsis ve gelir odaklı işletmeye dönüştürüyor. Milli parklar rant ve gelir kapısı değil doğal mirastır” dedi.

CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, Milli Parklar Kanunu ve Bazı

(TBMM) – CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin “Özetlemek gerekirse, bu kanun teklifi millî parkları korumaktan çok turizm tahsis ve gelir odaklı işletmeye dönüştürüyor. Milli parklar rant ve gelir kapısı değil doğal mirastır” dedi.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Tekin Bingöl başkanlığında Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşmek üzere toplandı.

Kanun teklifinin 14’üncü maddesi üzerine söz alan Yeni Yol Partisi Bursa Milletvekili Kani Torun, yaban hayatı yönetimi ve personel istihdamına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde sözleşmeli personel istihdam edilmesine yönelik bir düzenleme mevcut. Bu düzenleme teknik bir değişiklik gibi görünse de uygulamada doğuracağı sonuçları itibarıyla ülkemizin biyolojik çeşitliliği, ekosistem dengesi ve kırsal kalkınma politikaları açısından son derece stratejik bir mahiyet taşıyor. Burada temel soru şudur: Sahada görev yapacak personel yalnızca klasik anlamda bir bekçilik faaliyeti mi yürütecek yoksa bilimsel temelli bir yaban hayatı yönetim sisteminin aktif ve yetkin parçası mı olacak? Yaban hayatı yönetimi artık yalnızca yasak koymak ve ceza uygulamak değildir. Bugün üniversitelerimizde yaban hayatı ekolojisi ve yönetimi bölümleri yıllardır eğitim vermektedir. Bu bölümlerde yetişen gençler ekoloji, istatistik, coğrafi bilgi sistemleri, popülasyon modellemesi, yaban hayvanı sayım teknikleri, tür izleme yöntemleri ve koruma biyolojisi alanlarında uzmanlaşmaktadırlar. Eğer saha bekçiliği kadroları bu alanlarda eğitim almış mezunlardan oluşturulursa bu alanda çok faydalı bir adım atılmış olacaktır. Öncelikle denetim mekanizması salt ceza yazmaya indirgenmemiş olacak, aynı zamanda sistematik gözlem, veri toplama ve raporlama faaliyeti yürütülecek ve bu veriler merkezî planlamada bilimsel karar alma süreçlerine ciddi katkılar sağlayabilecektir.

“Bu konuya kadro düzenlemesi olarak değil yaban hayatı yönetiminde bilimsel dönüşüm fırsatı olarak bakalım”

Türkiye’de bu alanda eğitim almış çok genç iş beklemektedir. Devletin kendi üniversitelerinde yetiştirdiği uzmanları istihdam etmeyip farklı alanlardan personel temin etmesi hem kamu kaynaklarının etkin kullanılmaması hem de kurumsal kapasitenin zayıf kalması sonucunu doğurur. Bu düzenleme doğru uygulanırsa ekosistem korunmuş olur, biyolojik çeşitlilik güvence altına alınır, kırsal kalkınma desteklenir, devlet ile vatandaş arasında güven tesis edilir. Unutulmamalıdır ki sürdürülebilir avcılık doğanın tükenmesi değil nesiller boyunca devam edebilmesidir, bu da ancak bilimsel planlama ve ehil kadrolarla mümkündür. Saha bekçiliğinde sözleşmeli personel istihdamı yapılırken önceliğin yaban hayatı ekolojisi ve yönetimiyle ilgili bölümlerin mezunlarına verilmesi hem kamu yararı hem bilimsel gereklilik hem de liyakat ilkesinin açık bir gereğidir. Bu kanun teklifi görüşülürken bu konuya yalnızca bir kadro düzenlemesi olarak değil Türkiye’nin yaban hayatı yönetiminde bilimsel bir dönüşüm fırsatı olarak bakalım ve bunu değerlendirelim.”

“Milli parklar rant ve gelir kapısı değil, doğal mirastır”

CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar da düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin birçok maddesi Anayasa’ya aykırıdır, yirmi dört yıldır AKP’nin kanun yapım tekniğinin özeti de budur; ya Anayasa’ya aykırı kanun teklifi getirmek ya da Anayasa hükümlerini yok saymak. Üzerinde söz aldığım teklifin 14’üncü maddesiyle kanun kapsamındaki alanlarda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünce işlemleri yürütülen ve bedelleri tahsil edilen turizm izinlerini Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne devri düzenlenmektedir. Özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığına ait olan yetkiler özel bütçeli kurum olan Genel Müdürlüğe devredilmesiyle devletin idari teşkilatı arasında yer alan görevler ayrılığını ortadan kaldıracaktır. Sonuç olarak, birimler birbirini denetleyemeyecek ve uzmanlık alanları dışında işlem yapılmasına neden olacaktır. Bu açıkça Anayasa’nın 2’nci maddesinin hukuk devleti ilkesine aykırı bir düzenlemedir; özel bütçeli kurum olan Milli Parklar Genel Müdürlüğüne bağlanacak izin ve gelirler bakımından genel bütçe kapsamındaki Milli Emlak Genel Müdürlüğünün yetkilerinin azaltılması sürecidir. Milli parkları turizm odaklı bir genel müdürlük idaresi anlayışına terk eden bu madde farklı kurum ve görüşlerine duyarlı, bütüncül korumaya odaklı planlama anlayışını, buna dayalı izin ve idari anlayışını ihlal edecektir. Değerli milletvekilleri, özetlemek gerekirse, bu kanun teklifi milli parkları korumaktan çok turizm tahsis ve gelir odaklı işletmeye dönüştürüyor. Milli parklar rant ve gelir kapısı değil doğal mirastır.”

“Yetkinin tek elde toplanması çoklu kontrol ve hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflatır”

İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, düzenlemeye anayasal ilkeler ve kamu mali yönetimi açısından karşı olduklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Kanun teklifinin 14’üncü maddesinde yapılacak değişikliğe anayasal ilkeler, idare hukuku ve kamu mali yönetimi bakımından açıkça karşıyız. Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi, idarenin görev ve yetkilerinin açık, belirli ve uzmanlık esasına uygun biçimde düzenlenmesini zorunlu kılar. Anayasa’nın 56’ncı maddesi ise devlete çevreyi koruma ve geliştirme yükümlülüğü getirmektedir. Doğa Koruma ve Milli Parklar Teşkilatının varlık sebebi çevreyi, millî parkları ve hassas ekosistemleri korumaktır; gelir yönetmek, bedel belirlemek ve kamu alacağını tahsil etmek değildir. Buna rağmen bu kuruma hem izin verme hem üst hakkı tesis etme hem bedel belirleme hem tahsilat yapma hem sözleşme imzalama hem de denetleme yetkisi veriliyor; bu açık bir fonksiyon çatışmasıdır. Koruma amacıyla kurulan bir idarenin yatırımın mali tarafına dönüştürülmesi kurumsal tarafsızlığı zedeler, zamanla koruma refleksi yerine tahsilat refleksinin öne çıkması riskini doğurur. Hazine taşınmazları üzerindeki tasarruf işlemleri bugüne kadar mahallî idarelerin uzmanlık alanında yürütülmüştür. Bedel tespiti, rayiç değer, emsal karşılaştırması, yatırım projeksiyonu ve kamu payı hesabı gibi teknik mali analizler gerektirir. Turizm yatırımları yüksek ekonomik değer taşır. Uzun süreli üst haklarında bedeldeki küçük bir sapma bile milyonlarca liralık kamu kaybına yol açabilir, üstelik yetkinin tek elde toplanması çoklu kontrol ve hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflatır.”