Haber: Ogün Akkaya
(TBMM) – TBMM’de Suça Sürüklenen Çocuklar Komisyonu’nda sunum yapan Doç. Dr. Ozan Selçuk, erken yaşta cezalandırmanın suçu azaltmadığını vurgularken, Haluk Kaya, Almanya’da ceza yerine rehabilitasyon ve sosyal hizmet odaklı modelin benimsendiğini anlattı. Toplantıda CHP’li Aysu Bankoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “gerekirse çocuklar cezalarının tamamını yatacak” sözlerine tepki göstererek, komisyon çalışmalarının yok sayıldığını söyledi. Bankoğlu, “Eğer çocukları korumak yerine yalnızca cezayı artırmayı düşünüyorsak ve bu zihniyete boyun eğilecekse, o zaman bu komisyonun tabelasını indirelim. Çalışmalarına ara versin. Suç örgütlerinin çocukları kullanmasını engellemenin yolu, çocuğu daha uzun süre hapse atmak değildir. Yoksulluğu azaltmadan, eğitimi nitelikli hale getirmeden, sokakları güvenli kılmadan bu çabalar beyhude olacaktır. Çocuğu cezalandırmak, devletin kendi acziyetini gizleme çabasıdır. Biz, çocuğu yaşatan ve koruyan bir düzen kurmak zorundayız. Adalet Bakanı’nın açıklamalarını bu komisyona saygısızlık olarak görüyorum” diye konuştu.
TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplandı. Komisyonun bugünkü toplantısında uzman pedagog ve sosyal çalışmacı Haluk Kaya ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden akademisyen Doç. Dr. Ozan Selçuk sunum yaptı.
Selçuk, 2015 yılında İskoçya’da ceza ehliyeti yaşının 8’den 12’ye yükseltildiğini ancak suç oranlarında değişiklik olmadığını söyledi. Amerika Birleşik Devletleri eyaletlerinden de örnekler veren Selçuk, Massachusetts eyaletinde yaş sınırının 12 olarak belirlendiğini, çocuk mahkemesi girişinin kısıtlandığını anlattı. Selçuk, New York’ta çocuk mahkemesi giriş yaşını düşürme girişimlerinin tartışıldığını, 12 yaş sınırının yasalaştırıldığını belirtti. İngiltere üzerinden de örnek veren Selçuk, ceza ehliyeti yaşının 10 olduğunu söyledi. Selçuk Avusturalya’da da 10 olan yaş sınırının yükseltilmesinin tartışıldığını hatırlattı. Selçuk, “Amerika’da alt yaş sorunu var. Minimum sınırın olmaması çok eleştiriliyor” diye konuştu.
Selçuk, “Ceza ehliyeti tartışmalarında sıklıkla kullanılan yaş sınırları (7,10,12) beyin gelişim çizgisiyle örtüşmemektedir. Nörobilim, erken cezalandırmanın suçu azaltmadığını; aksine prefrontal korteksin stres altında daha yavaş gelişmesine ve travmanın derinleşmesine yol açtığını göstermektedir” ifadelerini kullandı.
“Çocuğun okuldan uzaklaşması ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor”
Selçuk, gözaltındaki çocuklarda ruhsal bozukluk ve travma oranının çok yüksek olduğunu, İngiltere’de yeniden suç işlemenin yıllık ekonomik maliyetinin 18 milyar pound hesaplandığını, eğitimsiz çocuklarda suç riskinin akranlarına oranla 5 kat daha fazla olduğunu anlattı. Selçuk, okul polisi uygulamasının suç oranlarını azaltmadığını, okuldan uzaklaştırmayı yüzde 21 artırdığını anlattı. Selçuk, “Çocuğun okuldan uzaklaşması ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Küçük disiplin olayları dahi adli vakaya dönüşebiliyor. Okul içi bilişsel davranışçı terapi ve sosyal beceri eğitimleri, saldırganlık oranını düşürüyor” diye konuştu.
Amerika’da uygulanan Çoklu Sistem Terapisi’ni anlatan Selçuk, modelin çocuğu bireysel değil tüm ekosistemiyle ele aldığını; aile müdahalesi, okul koordinasyonu, mahalle, akran grubu çalışması, bireysel terapi bileşenleriyle suç tekrarı oranlarında yüzde 30’luk bir düşüş sağladığını belirtti.
Selçuk, İngiltere’nin Gençlik Suç Kurulları örneğinde olduğu gibi polis, sosyal hizmet uzmanı ve okulun aynı masada, aynı veri tabanıyla çalıştığı yerel ve anlık ekiplerin kurulması, kurumlar arası kopukluğun çözülmesi gerektiğini söyledi. Denetimli serbestlik verildiğinde çocuğa tam olarak hangi bilimsel terapinin uygulanacağının netleştirilmesinin önemine işaret eden Selçuk, Çoklu Sistem Terapisi gibi sonuçları ölçülebilir, kanıta dayalı rehabilitasyon paketlerinin Türkiye sistemine entegre edilmesi, uzlaştırma mekanizmasının salt hukuki prosedür olmaktan çıkarılması ve çocuğun, ailenin yoğun psikolojik destek aldığı, hatasıyla gerçekten yüzleştiği bir programa dönüştürülmesi gerektiğini anlattı.
Uzman pedagog ve sosyal çalışmacı Haluk Kaya da komisyon toplantısına çevrimiçi görüntülü olarak bağlanarak Almanya modelini anlattı.
Kaya, amacının yalnızca bir ülke modelini aktarmak olmadığını belirterek, çocuk suçluluğuna yaklaşımda hangi politika tercihlerinin daha sürdürülebilir sonuçlar doğurduğunu ortaya koymayı hedeflediğini söyledi. “Temel sorumuz şudur: Suça sürüklenen bir çocuğa nasıl yaklaşmalıyız? Cezalandırarak mı, yoksa eğiterek, destekleyerek ve topluma yeniden kazandırarak mı?” diyen Kaya, Almanya örneğinin bu soruya sistematik bir cevap sunduğunu ifade etti.
“Çocuklar suçlu doğmaz”
Çocukların neden suça sürüklendiği sorusunun doğru konumlandırılması gerektiğini vurgulayan Kaya, bilimsel verilerin çocukların “suçlu doğmadığını” gösterdiğini belirtti. Suça sürüklenmenin çoğu zaman risk faktörlerinin birikmesi ve koruyucu mekanizmaların zayıflaması sonucunda ortaya çıktığını dile getirdi. Aile içi şiddet, ihmal, tutarsız ebeveynlik, aşırı baskı ya da denetimsizliğin çocuğun davranış gelişimini doğrudan etkilediğini kaydeden Kaya, okul başarısızlığı, devamsızlık, akran zorbalığı ve okuldan kopuşun da sosyal bağları zayıflattığını söyledi.
Ergenlik döneminde aidiyet ihtiyacının arttığını, bu ihtiyacın riskli gruplarda karşılanabildiğini belirten Kaya; travma, öfke kontrol sorunları, madde kullanımı ve dürtüselliğin risk artırıcı bireysel faktörler olduğunu ifade etti. Yoksulluk, sosyal dışlanma, göç ve uyum sorunlarının da belirleyici olduğuna dikkati çekti.
Kaya, Almanya’da suça sürüklenen çocuklara yönelik yaklaşımın cezalandırmadan ziyade eğitsel, rehabilite edici ve sosyal hizmet odaklı olduğunu belirtti. Kaya, Gençlik Daireleri (Jugendamt) ve uzmanlaşmış çocuk mahkemelerinin, çocuğun adalet sisteminden mümkün olduğunca uzak tutulmasına ve topluma yeniden kazandırılmasına öncelik verdiğini anlattı. Almanya’da genç ceza hukukunun, suça sürüklenen çocukları “suçlu”dan ziyade topluma kazandırılması gereken genç bireyler olarak gördüğünü ifade eden Kaya, sistemin sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yapılandırıldığını, müdahalelerde ölçülülük ilkesinin gözetildiğini söyledi. Kaya, “Almanya’da suça sürüklenen çocuk ve gençlerle ilgili olarak ceza vermekten çok eğitim ve topluma kazandırma ön plandadır” dedi.
Sunumda Almanya’daki yaş sınırlarına da değinen Kaya, “14 yaş altındaki çocukların ceza sorumluluğu bulunmuyor; bu grupta genellikle Gençlik Dairesi sorumlu oluyor. 14-17 yaş aralığında gençlik ceza hukuku uygulanıyor. 18-21 yaş aralığındaki genç yetişkinlerde ise olgunluk durumuna göre gençlik ya da yetişkin ceza hukuku uygulanabiliyor” bilgisini paylaştı.
Kaya, Almanya’da önceliğin çocuğun mümkün olduğunca mahkeme sürecine girmemesi olduğunu belirterek, “Diversion” olarak adlandırılan uygulama kapsamında savcı ve mahkemelerin, gençlik daireleriyle iş birliği yaparak eğitim, danışmanlık ve topluma hizmet gibi tedbirleri tercih ettiğini söyledi. Savcıların kamu davası açmayabildiğini, dosyayı eğitim programına yönlendirebildiğini, topluma hizmet yükümlülüğü getirebildiğini veya danışmanlık ve sosyal eğitim kurslarına sevk edebildiğini aktaran Kaya, bu uygulamaların gencin erken yaşta ceza sistemiyle özdeşleşmesini engellemeyi amaçladığını ifade etti.
Sosyal hizmetin merkezi rolü
Kaya, Jugendamt’ın (Gençlik Dairesi) sistemin temel aktörü olduğunu belirterek, sosyal inceleme raporu hazırladığını, mahkemeye uygun tedbir önerdiğini, tutuklama halinde görüş bildirdiğini ve infaz sürecinde rehberlik sağladığını aktardı. Yargı kararlarının sosyal hizmet verileri ışığında şekillendiğini vurgulayan Kaya, “Böylece yalnızca suç değil, çocuğun aile, okul ve sosyal çevresi de değerlendirilir” dedi. Kaya, “Tutuklama son çaredir. Özellikle 14-16 yaş grubunda ciddi sınırlamalar vardır. Daha hafif tedbirler uygulanabiliyorsa tutuklama kararı verilemez. Bu yaklaşım, özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlerin çocuk gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini dikkate almaktadır” diye konuştu.
2024 verilerine göre Almanya’da14 yaş altı şüpheli sayısında artışın yüzde 11,3, 14-18 yaş grubunda artışın yüzde 3,8 olduğunu söyleyen Kaya, “Buna rağmen Almanya’da ceza sorumluluğu yaşının düşürülmesi yerine, erken müdahale ve sosyal eğitsel programların güçlendirilmesi tartışılmaktadır. Kriminologlar özellikle 13 yaş grubunda şiddet eğilimlerinin arttığını vurgulamakta. Ceza sorumluluğu yaşının düşürülmesi pedagojik ve hukuki açıdan uygun bulunmamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu komisyon sadece bir vicdan rahatlatma mekanizması mı olacak?”
Sunumların ardından söz alan CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bugün katıldığı bir televizyon programındaki “Suç örgütleri maalesef çocukları kullanıyor, ben bunu gördüm. Buradaki çocuk neden suç örgütlerine gidiyor, bir kere bunu bulmamız lazım. Bunların gerekirse cezalarını ağırlaştıracağız. İnfaz düzenlemesi yapmamız lazım. Maalesef bizim İnfaz Kanunumuzda çocuklara özgü infaz hükümleri var. Yani çocuğun cezaevinde kaldığı bir gün iki gün sayılıyor. Ceza indirimleri var. Burada gerekirse infazda düzenleme yapıp çocuk cezasının tamamını yatacak” ifadelerine ilişkin konuştu.
CHP’li Bankoğlu şunları kaydetti:
“Sayın Bakan bugün sabah yaptığı açıklamada, ‘Çocuklar suça yönlendirilirse gerekirse cezalarının tamamını yatacaklar’ diyor. Bu ifade, hukuk devletinde çocuğun üstün yararı ilkesini bir kenara itip faturayı sistemin koruyamadığı çocuklara kesmek anlamına gelir. Bir çocuk suça karışıyorsa, bunu defalarca konuştuk; o çocuk sadece bir suçlu değil, aynı zamanda devletin koruma mekanizmalarındaki boşluklardan sızmış bir sistem mağdurudur. Bunu burada sizler de bizler de, değerli akademisyenler de defalarca dile getirdik. Sayın Gürlek, Norveç örneğinden bahsediyor; ceza yaşının düşüklüğünü örnek veriyor. Ancak Norveç’teki güçlü sosyal devlet ağını, çocuk refah merkezlerini ve neredeyse hiçbir çocuğun sokakta kalmadığı sistemi görmezden geliyor. Bu doğru değil. Bu, halkı yanıltıcı bir bilgiye sevk etmek adeta. Biz bu komisyonda sahaya iniyor, uzmanları dinliyor, önleyici ve rehabilite edici çalışmaları konuşuyoruz. Ancak Adalet Bakanlığı yeni yargı paketiyle infaz düzenlemesi kapsamında çocuklar için cezaları artırılmasın diyor. Ben samimiyetle komisyon üyelerine şunu sormak istiyorum: Biz burada ne yapıyoruz?
Eğer Bakanlık komisyonun çıktılarını, bilimsel verileri beklemeden daha fazla hapis ve ‘gerekirse cezalarının tamamını yatsınlar’ diyerek formülü masaya koyuyorsa, o zaman bu komisyon ne yapıyor? Bu komisyon sadece bir vicdan rahatlatma mekanizması mı olacak? Rica ediyorum, böyle olmasın. İktidar milletvekili arkadaşlarıma da soruyorum: Sayın Adalet Bakanı yürüttüğümüz bu çalışmaları biliyor mu? Eğer bilmiyorsa lütfen bilgilendirin. Eğer çocukları korumak yerine yalnızca cezayı artırmayı düşünüyorsak ve bu zihniyete boyun eğilecekse, o zaman bu komisyonun tabelasını indirelim. Çalışmalarına ara versin. Suç örgütlerinin çocukları kullanmasını engellemenin yolu, çocuğu daha uzun süre hapse atmak değildir. Yoksulluğu azaltmadan, eğitimi nitelikli hale getirmeden, sokakları güvenli kılmadan bu çabalar beyhude olacaktır. Çocuğu cezalandırmak, devletin kendi acziyetini gizleme çabasıdır. Biz, çocuğu yaşatan ve koruyan bir düzen kurmak zorundayız. Adalet Bakanı’nın açıklamalarını bu komisyona saygısızlık olarak görüyorum.”
Komisyon başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Pervin Tuba Durgut, CHP’li Bankoğlu’nun eleştirilerine ilişkin, “Sayın Bakanımızın, belki şöyle bir durumu olabilir: Yeni bakanlığına geldiği için herkes tabii ki mikrofon uzatıyor. Kişisel her fikrini, bu da çok gündemde bir mesele olduğu için, kamuoyunu çok meşgul eden bir mesele olarak cevap vermiş olabilir” diye konuştu.

