Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Suat Özçağdaş: “Kız çocuklarının ve kadınların bilimle buluştuğu eşit, özgür ve laik bir Türkiye’yi kurmaya kararlıyız”

CHP Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, “Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılında Eğitimde ve Bilimde Eşitlik” panelinde “Cumhuriyet’in bize bıraktığı en büyük miras bilime ve eğitime herkes için erişilebilir kılma mücadelesidir. Kız çocuklarımızın yeri evlerin mutfakları veya merdiven altı yapılar değil, üniversitelerin kürsüleri, bilim merkezlerinin laboratuvarları ve yönetim kademeleridir. Biz bu mirası savunmaya, kız çocuklarının ve kadınların bilimle buluştuğu eşit, özgür ve laik bir Türkiye’yi kurmaya kararlıyız” dedi.

CHP Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, "Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılında

 

(İSTANBUL) – CHP Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, “Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılında Eğitimde ve Bilimde Eşitlik” panelinde “Cumhuriyet’in bize bıraktığı en büyük miras bilime ve eğitime herkes için erişilebilir kılma mücadelesidir. Kız çocuklarımızın yeri evlerin mutfakları veya merdiven altı yapılar değil, üniversitelerin kürsüleri, bilim merkezlerinin laboratuvarları ve yönetim kademeleridir. Biz bu mirası savunmaya, kız çocuklarının ve kadınların bilimle buluştuğu eşit, özgür ve laik bir Türkiye’yi kurmaya kararlıyız” dedi.

11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü kapsamında Bakırköy Belediyesi Tarık Akan Kültür Merkezi’nde “Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılında Eğitimde ve Bilimde Eşitlik” paneli düzenlendi. Panele Bakırköy Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu, CHP İlçe Başkanı Gizem Başaran, CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka ile Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş katıldı. Açılış konuşmasını yapan Suat Özçağdaş, şunları söyledi:

“CHP olarak koşar aradım iktidara gidiyoruz. Biz koşar adım olarak iktidara giderken iktidar da bizi durdurabilmek için elinden gelen her şeyi haksızca, hukuksuzcaa yapmaya devam ediyor. Zalim elbette zalimliğini yapacak. Ama biz de mücadelemize devam ediyor olacağız. Bugün biz de CHP’nin eğitimde eşitlik, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında neler yaptığını, neler yapmak istediğini konuşmak için buradayız. Kadınlar Türkiye’de ve dünyada haklarını almak için çok büyük mücadeleler verdiler. Yaşamlarını kaybedenler oldu. 8 Mart oldu. Bu ülkede haklarını almak için mücadele edenler oldu. Her şey için neredeyse mücadele etmek gerekti. Örneğin posta vekaletinde işe girmek için eylem yapmak gerekti. Türkiye’nin ilk kadın avukatı öğlen yemeği yiyebilsin diye mücadele etmek gerekti.

“Bu 200 yıllık biir kavgadır”

Bir zihniyet var. O zihniyetle bizim kavgamız 22 yıllık bir kavga değildir. CHP’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’yle kavgası 1 Kasım 2002’de başlamış bugün 23’üncü yılına girmiş olan bir kavga değildir. Bu 200 yıllık bir kavgadır. Daha öncesi de vardır. Kadının toplumdaki yeri meselesi bazen söyleyince çok kızıyorlar, ilericilerle gericiler arasındaki turnasol testlerinden bir tanesidir. Bugün Türkiye’de kadınların bilimdeki varlığı bireysel başarı hikayelerinde ayakta duruyor ama sistemin kendisi kadınları desteklemiyor. Kadınlar sisteme rağmen ilerliyorlar aslında. Rüzgara karşı bir ilerleme halleri var kadınların. Akademide kadın araştırma oranı yüksek gibi görünse de üst seviyeye geldiğinde kadınların yönetici olamadığını görüyoruz.”

“Çok övünüyorlar, 208 tane üniversite var 17 kadın rektör var”

Özçağdaş, bazı fotoğraflar göstererek Adalet ve Kalkınma Partisi’nde kadın yöneticilerin yer almadığını belirterek, şöyle devam etti:

“Dünya reisi herkesin kıskandığı şahsiyet, Recep Tayyip Erdoğan’ın kabinesi. Orada kıymetli arkadaşımız Yusuf Tekin bir kenara koyarak söylüyorum, bir tane kadın var. O da neyden sorumlu? Aile ve Sosyal Hizmetler’den sorumlu. Kadının yeri aile. Bir tane de kadın almak lazım kabineye dolayısıyla onun da orada olması lazım. Peki CHP’de ne? CHP’nin içindeki kendi gölge kabinesinde kadınlarla erkekler eşittir. Dolayısıyla bu bir zihniyet farklılığı. Bakın bunlar, bu arkadaşlar rektör. Bu rektörlerin içinde sadece 17 tane kadın rektör var. Çok övünüyorlar. 208 tane üniversite var. 17 kadın rektör var. Bunların da sadece 4’ü devlet üniversitesinde. Şimdi kabine öyle olunca rektörler de böyle oluyor. Bu da il milli eğitim müdürleri. Araya kaçmış bir kadın var. Çok ayıp etmişler. Hepsi burada. Şimdi tablo böyle olunca dün büyük bir işmiş gibi bir sosyal medya paylaşımı yaptılar. Bu da İstanbul’u yönetenler. Bunlar başarılı ama aralarına kadın almamışlar. Bu bir zihniyet meselesidir. Tabii sorun yalnızca üniversitede değil, asıl kırılma çocuklukta yaşanıyor. Bir devletin asli görevi, yoksul bir mahalledeki, veya bir köydeki kız çocuğunun merakını, en modern laboratuvar imkanlarıyla buluşturmaktır. Biz böyle inanıyoruz.”

“Kız çocuklarının ve kadınların bilimle buluştuğu eşit, özgür ve laik bir Türkiye’yi kurmaya kararlıyız”

Özçağdaş, CHP iktidarında eğitimde neler yapacaklarını da şöyle anlattı:

“Biz kendi iktidarımızda yaş kimlik, cinsiyet, inanç, aile, ekonomik durum, yerleşim yeri, engellilik durumu fark etmeksizin tüm çocukların ve yurttaşların kamusal eğitime ücretsiz erişim hakkını güvence altına alacağız. Yükseköğretim sistemi liyakate ve etik ilkelere dayandırılacak fırsat eşitliği ve toplumsal cinsiyet eşitliğini benimseyeceğiz. Dijital yeşil ve mor dönüşümü benimseyen dünyaya açık bir eğitim, araştırma ve topluma hizmet ortamı oluşturacağız. Devletin eğitim sorumluluğunu hiçbir şekilde dernek, vakıf, cemaat, tarikat, STK, siyasi yapı ve benzeri üçüncü taraflara devretmeyecek bu ilkeye aykırı hiçbir protokole, anlaşmaya, iş birliğine ve uygulamaya izin vermeyeceğiz. Zorunlu eğitim kademelerini öğrencilerin gelişimsel süreçleri göz önünde bulundurarak yapılandıracak Milli Eğitim Temel Kanunu’na uygun şekilde bilimsel, laik ve karma eğitim esasını uygulayacağız. Kronik sağlık sorunları, engellilik durumu gibi zorunlu durumlar dışında zorunlu eğitim kapsamındaki tüm öğrencilerin örgün eğitime devam etmesini sağlayacak, okula devam etmeyen öğrencilerle ilgili izleme ve takip sistemleri oluşturacağız. Cumhuriyetin bize bıraktığı en büyük miras bilime ve eğitime herkes için erişilebilir kılma mücadelesidir. Kız çocuklarımızın yeri evlerin mutfakları veya merdiven altı yapılar değil, üniversitelerin kürsüleri, bilim merkezlerinin laboratuvarları ve yönetim kademeleridir. Biz bu mirası savunmaya, kız çocuklarının ve kadınların bilimle buluştuğu eşit, özgür ve laik bir Türkiye’yi kurmaya kararlıyız. 11 Şubat’ın kız çocuklarımız için sadece bir anma değil gerçek bir fırsat eşitliği devriminin başlangıcı olmasını diliyorum. Tüm kadın bilim insanlarımızı saygıyla selamlıyor, panelimizin verimli geçmesini temenni ediyorum.”

Ayşegül Ovalıoğlu: “Cumhuriyet kadını bilimin, eğitimin ve kamusal yaşamın merkezine koyanların iradesidir”

Ovalıoğlu da şunları söyledi:

“Bilimde, eğitimde, teknolojide ilerlemenin yolu kadınların ve kız çocuklarının önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmaktır. Hani Türkiye’de durumumuza bir röntgen çektik, ondan bahsedeceğiz ama dünyada da aslında benzer bir mücadele içerisindeyiz. Dünyada her 10 kız çocuğundan biri eğitim hayatını ekonomik, sosyal ya da kültürel nedenlerle yarıda bırakmak zorunda kalıyor. Aslında global anlamda da zor. Biz aslında bir sıfır yenik başlıyoruz maalesef ki. Dünyada da bakış açısı bu. UNESCO verilerine göre de dünyada araştırmacıların yaklaşık 3’te 1’ini birini kadınlar oluşturuyor. Bu tabii yalnızca bir bireysel kayıp olarak değil, toplumun geleceği adına da büyük bir kayıp olarak değerlendiriyorum. Çünkü eşitiz. Eşitlik ilkesiyle yola çıkıyoruz. Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında eğitim alan kız çocuklarının oranı ise erkelerin hala belirgin bir biçimde gerisinde kalıyor.

Cumhuriyet’in kalesi Bakırköy’de biz şunu başardık. Biz toplamda ben dahil 28 meclis üyesi arkadaşımla on temsiliyet sağladık. Kimlerle? Kadınlar olarak temsiliyet sağladık. Bu da tabii ki Genel Başkanımızın, genel merkezimizin ve partimizin de siyasete bakış açısıyla da tam da doğru orantılıdır. Bununla beraber Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 35’ler düzeyinde. Erkeklerde bu oran yüzde 70’in üzerinde. Yerel yöneticiler olarak oradan bir ders alıyoruz. Eve bir ödev çıkarıyoruz ‘Biz neler yapabiliriz?’ Yani kadınlar daha en baştan üretimin, bilimin karar alma süreçlerinin dışına itilmektedir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında artık şunu kabul etmeliyiz. Eğitimde ve bilimde eşitliği sağlayamayan hiçbir toplum ne kalkınabilir ne de geleceğini güvence altına alabilir. Cumhuriyet bu ülkenin kız çocuklarına sus diyenlerin değil, oku, düşün, üret diyenlerin eseridir. Cumhuriyet kadını bilimin, eğitimin ve kamusal yaşamın merkezine koyanların iradesidir. Ama biliyoruz ki Cumhuriyetimizin bu kazanımları bilinçli politikalarla aşındırılmak istenmekte.”

Aylin Nazlıaka: “2025’in dünyasına baktığımızda 122 milyon kız çocuğu halen okula gidemiyor”

Nazlıaka ise şunları söyledi:

“Biz bugünü yalnızca bir takvim başlığı olarak görmüyoruz. Çünkü biliyoruz ki bilim yalnızca laboratuvarlarda değil eşit fırsatların var olduğu bir toplumda gelişir. Kadınların ve kız çocuklarının bilgiye, eğitime ve bilime erişimi önündeki her engeli yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, toplumun geleceğine vurulan bir darbe olarak değerlendiriyoruz. Kız çocuklarını ‘Sen yapamazsın. Yeni icatlar çıkarma’ denilmediği, çocukların hayal kurabildiği, kadınların bilimde görünür olduğu bir Türkiye mümkün. Bunu gerçeğe dönüştürmek ise bir temenni değil hepimizin ortak sorumluluğudur. Ama başta CHP olarak bizlerin ortak sorumluluğudur. Eşitlik bir lütuf değil bir haktır. Bilim ise ancak bu hak teslim edildiğinde gerçekten ilerler. Bugün ülkemizde on binlerce çocuk eğitim hayatının dışında. Binlerce kız çocuğu defterlerini, kitaplarını değil erken yaşta zorla evlendirmenin yükünü taşıyor. Bilime uzanması gereken eller yoksulluğun ve eşitsizliğin pençesinden kurtulmaya çalışıyor. Bu gerçekleri görmeden eşitlikten söz edemeyiz. 2025’in dünyasına baktığımızda 122 milyon kız çocuğu halen okula gidemiyor. Her 10 kız öğrenciden 4’ü orta öğrenimi tamamlayamıyor. Düşük gelirli ülkelerde 10 kızdan 9’unun internete erişimi dahi yok. Bu küresel tabloda biz şunu görüyoruz, şunu söylüyoruz: Eşitlik kendiliğinden gelmez mücadeleyle gelir. Simone de Beauvoir’ın deyişiyle ‘Eşitlik acıtır’. Eşitlik mücadele gerektiriyor.

“Bugün eşitlik mirası ne yazık ki halen devam etmiyor”

Peki Türkiye’de durum ne? Ülkemizde durum çok vahim. Türkiye’de 804 bin çocuğun zorunlu eğitimde olması gerekirken, okul dışında olduğu verisini sizlerle paylaşmak zorundayım. Çocukların yüzde 30’u ciddi maddi yoksunluk içinde. Her 4 çocuktan 1’i 15-17 yaşında çalışmak zorunda kalıyor. En kırılgan halka yine kız çocukları. TÜİK bile itiraf ediyor, örneğin diyor ki ‘Son dört yılda 58 bine yakın kız çocuğu erken yaşta ve zorla evlendirildi.’ TÜİK bunu böyle tariflemiyor. Birleşmiş Milletler’in tarifidir erken yaşta ve zorla evlendirme. Ama TÜİK evlendirildi demekle geçiyor tabii. Ve bu rakamlar bir istatistik değil. Eğitimden koparılan hayatlar, söndürülen hayaller demek. Oysa bu ülkenin başka bir hafızası var. Büyük Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğunda kız çocuklarına dedi ki ‘Sen bu ülkenin geleceğisin. Okuyacaksın. Üreteceksin. Yöneteceksin.’ Bu anlayıştan çıkan ilk kadın mühendis Sabiha Rıfat Gürayman oldu. O Atatürk’ün emriyle kız öğrencilerin de mühendis mektebine alınacağını duyar duymaz koşa koşa başvurmaya gitti. Aslında ne parası vardı ne de gerekli belgeler yanındaydı. Hızla belgelerini toparladı, sınava girdi. Aslında ortaokul mezunu olmasına rağmen lise mezunlarıyla yarıştı. Sınavı kazandı. Ve 1933’te ülkemizin ilk kadın yüksek inşaat mühendisi oldu. ‘Kadının dağ başında ne işi var canım’ dediler. O Beypazarı’nda köprü inşa etti. Halk o köprüye ‘Kız köprüsü’ dedi. Anıtkabir’in inşasında 10 yıl baş kontrol mühendisi olarak çalıştı. Cumhuriyet sayesinde ilk kadın kimyagerimiz ise Prof. Dr. Remziye Hisar oldu. Bursu kesildi, ayrımcılığa uğradı. Ama o yılmadı. Sorbonne’dan doktoru alan ilk Türk oldu. Madam Curie’den teklif alacak kadar da büyük bir bilim kadınıydı. Atatürk Cumhuriyeti’nde Türkiye’nin ilk kadın hekimi ise Safiye Ali oldu. Kadınlar tıp fakültesine alınmazken o Almanya’ya gitti ve Türkiye’nin ilk kadın doktoru oldu. Yıl 1928. O kadar sıra dışı bir durumdu ki hekimler yıllığına Safiye Ali Bey diye adı kayıt altına alındı. Erkekten düşük ücret alma dayatmasına karşı çıktı. Eşit işe eşit ücreti savundu. Bugün TÜİK bile Türkiye’de eşitsizliği ortaya koyuyor, aynı işi yapan kadınla erkek arasında yüzde 14.7 nokta yedi oranında ücret farkı olduğu tespitini TÜİK verileriyle yani makyajlı verilerle dahi yapıyoruz. bu bahsettiğim kadınlar ve nice bahsedeğer kadınlar yalnız kendi yollarını açmadılar, Türkiye’nin eşit yurttaşlık idealini ete kemiğe büründürdüler. Ancak bugün o eşitlik mirası ne yazık ki halen devam etmiyor, mirasla aramıza mesafe girdi.”