Haber: İlhan Baba
(BERLİN )– Almanya Sosya Demokrat Parti (SPD) Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, Başbakan Friedrich Merz’in “ülkede artan fiziksel ve dijital şiddetin kayda değer bir kısmının Almanya’ya gelen göçmen gruplarından kaynaklandığı” yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Karaahmetoğlu, “Sorunun kaynağını tüm toplum olarak ele almalıyız; suçlayıcı söylemler toplumsal ayrışmayı artırıyor” dedi.
Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, Başbakan Friedrich Merz’in “Ülkede artan fiziksel ve dijital şiddetin kayda değer bir kısmının Almanya’ya gelen göçmen gruplarından kaynaklandığı” yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.
Karaahmetoğlu, Merz’in söyleminin toplumsal kutuplaşmayı artırdığını ve kadına yönelik şiddetin gerçek nedenlerini geri plana ittiğini belirtti. Kadına şiddetin Almanya’da uzun yıllardır toplumun her kesiminde görülen yapısal bir sorun olduğunu vurgulayan Karaahmetoğlu, sorunun sadece göçmenler üzerinden tartışılmasının yanlış bir algı oluşturduğunu ifade etti.
Karaahmetoğlu, “Konunun asıl kaynağına inmek yerine kolaycı bir yaklaşım sergileyen Başbakan Merz, asıl tartışılması ve ele alınması gereken ‘kadına şiddet’ konusunu ikinci plana atmıştır. Sorunları her fırsatta göçmenler üzerinden tanımlayan bu tür söylemler, toplumsal ayrışmayı körükleyerek ülkemizdeki birlikteliğe zarar vermektedir” diye konuştu.
Karaahmetoğlu, Merz’in toplumun tamamını ilgilendiren bir tartışmayı yeniden göçmenler eksenine çektiğini belirterek, “Kadına yönelik şiddetle mücadele ederken, sanki bu şiddetin kaynağı yalnızca göçmenlermiş gibi bir algı oluşturulması, sorunun gerçek boyutunu gizlemektedir” dedi.
Şiddetin, özellikle kadına yönelik şiddetin hiçbir türünün mazur gösterilemeyeceğini vurgulayan Karaahmetoğlu, resmi verilerin bu sorunun Almanya’da on yıllardır her gelir grubunda, her yaşta ve toplumun her kesiminde görüldüğünü ortaya koyduğunu kaydetti.
Karaahmetoğlu, açıklamasının sonunda kadına yönelik şiddetin büyük bölümünün kadınların en yakın çevresinde, çoğu zaman aile içinde yaşandığını belirterek, çözümün suçlayıcı ve hedef gösterici bir dilde değil; önleyici tedbirleri güçlendiren, toplumsal farkındalığı artıran ve adaleti herkes için eşit biçimde tesis eden bir yaklaşımla mümkün olacağını vurguladı.

