Haber: Osman BEKAR
(MANİSA) – Soma maden faciası sonrası kamu görevlilerine yönelik davada istinaf mahkemesi zaman aşımı kararı verdi. 301 Madenci Aileleri Derneği Başkanı ve faciada oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden İsmail Çolak, “Maalesef biz bu mücadelede çocuklarımızı toprağa, adaleti de çocuklarımızla beraber toprağa gömmüş olduk” dedi.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi, Soma maden faciasına ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı 28 sanıklı davada 16 sanık hakkında yerel mahkemenin beraat ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarını kaldırılarak, davaların zaman aşımı nedeniyle düşmesine hükmetti. Daire, 12 sanık yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarını düzelterek, istinaf başvurularını esastan reddetti.
Karara tepki gösteren Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sevda Karaca, Soma’da bulunan 301 Madenci Aileler Derneği’ni ziyaret etti. Faciada eşi Mustafa Kaya’yı kaybeden Naciye Kaya, “Yıllarca adalet aradık. Son olarak kamu görevlilerinin yargılanması davasında takipsizlik kararı verildi, ceza vermemek için. Bundan da çok umudum yoktu zaten. Mahkeme iki celsede bitti. Adam yaptığı görevi bile bilmiyordu. ‘Neden buradayım’ diye saçma sapan şeyler söyledi. 301 kişi boşa ölmüş oldu” dedi.
Kaya, “Biz aileler olarak birleştik, adalet aramak konusunda çok mücadeleler ettik. Ben umudumu kaybettim. Biz gerçekten adalet istiyoruz. Biz eşler, babalar, evlatlar bir daha geri gelmeyecek. Adalet istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz” diye konuştu.
“Adaleti çocuklarımızla beraber toprağa gömmüş olduk”
301 Madenci Aileleri Derneği Başkanı ve faciada oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden İsmail Çolak, “Memleketimizde son yüzyılın işçi katliamı oldu. Kamu görevlilerinin yargılanmasını ilk günden itibaren istememize rağmen bakanlıkların bürokratları korunduğu için maalesef yargılanamadı” dedi. Çolak, şu ifadelere yer verdi:
“Yıllar sonra yargılamaya gelen adaletin adalet olmadığına inanıyoruz biz. Bu insanların, kamu görevlilerinin Soma dosyasına dâhil edilerek yargılanması gerekiyordu. Soma’daki yargılama bize göre tiyatroydu. Yıllar sonra açılmış dosyanın yargılamasının akıbetinde verilen cezaların, verilen kararların adil olmadığına, inandırıcı olmadığına ve son zamanda zaman aşımına sokularak bu dosyayı kapattıklarına tanık olduk. Biz 301 kişinin aileleri olarak çocuklarımızla beraber adaleti kaybetmiş olduk. Bizim de talebimiz adalet. Adaletten başka bir şey talep etmedik, adaletten başka hiçbir şey isteğimiz olmadı. Bizim istediğimiz sorumlu kişilerin yargılanıp suçluysa cezalarını almalarıydı. Giden 301 kişiyi geri getirme şansımız yoktu. Buradan çıkacak adil bir karar, emsal teşkil edecekti. Maalesef biz bu mücadelede çocuklarımızı toprağa, adaleti de çocuklarımızla beraber toprağa gömmüş olduk.”
Karaca: “Cezasızlık pratiği ilan edilmiş oldu”
Sevda Karaca ise şunları söyledi:
“Soma ile ilgili çok önemli bir gelişme yaşandı. Cezasızlık pratiği bir kez daha ilan edilmiş oldu aslında. Bakın, bu karar iş cinayetlerinde cezasızlık pratiğinin en son, en somut örneklerinden bir tanesi adeta. Soma, Amasra, Ermenek… Biz neredeyse tüm iş cinayeti davalarında aynı cezasızlık silsilesiyle yeni işçi katliamlarına yol verildiğini, alan açıldığını görüyoruz. Bu cezasızlık pratiğinin kendisi, bir taraftan patronlara ‘işçinin canına istediğiniz gibi kıyabilirsiniz’ mesajı verirken; bütün işçilere de ‘düzene ses çıkartmayın, başınıza bir şey gelirse devleti arkanızda bulamazsınız zaten’ mesajı verilmesi anlamına geliyor. Biz bunu böyle değerlendiriyoruz ve biz yıllarca sürüncemede bırakılan işçi katliamları, iş cinayeti ve iş kazaları dosyalarındaki bu zaman aşımı kararlarıyla esas olarak faillerin teşvik edildiğini, faillerin ödüllendirildiğini düşünüyoruz.
“Bu cezasızlık kararı, bu ülkenin utanç vesikalarından bir tanesidir”
Biz aynı zamanda bütün bu adaletsizliğin en önemli sebebinin işçilerin örgütsüzlüğü olduğunu da tespit etmek durumundayız. Bir taraftan sendikal haklar tırpanlanırken, diğer taraftan iş cinayetlerini, iş kazalarını gündeme taşıyan sendikacılar tutuklanırken diğer taraftan ekolojik yıkımı, doğa katliamlarını, iş cinayetlerini, işçilerin yaşadığı hak gasplarını ortaya seren, haberleştiren gazeteciler tutuklanırken bir taraftan da bu cezasızlık kararlarıyla ödül gibi patron teşvikleri dağıtılırken işçiye verilen mesajın açık olduğunu görmek zorundayız. ‘Bizim için önemli olan tek şey sermayenin dirliği, düzeni, bekâsı ve kârı’ deniliyor. Bunun karşısında durabilmek için öncelikli olarak sendikal hak ve özgürlükleri kısıtlayan bütün düzenlemelerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Elbette ki sendikal bürokrasinin uğursuz rolüne karşı da işçilerin kendi örgüt birliğini kurması gerekiyor. Bu cezasızlık kararı, bu ülkenin utanç vesikalarından bir tanesidir. Bu karar aynı zamanda şu demektir; bu ülkede işçi cinayeti işlemek serbest ey patronlar, elinizden geleni ardınıza koymayın’ demektir. Bunun karşısındaki gücümüz işçinin örgütlülüğü olacak.”

