(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Ocak-Şubat ayına ilişkin hazırladığı İnsan Hakları İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Tanrıkulu, “İBB davasında en başından bu yana, tutanaklara yansıdığı biçimiyle adil yargılanma hakkının bütün unsurları maalesef ihlal ediliyor. Aleniyet hakkı, basının çalışma hakkı duruşma salonunda engelleniyor. Söz haklarının kısıtlanması, avukatlara ikinci kimlik incelemesinin yapılması, üç avukat sınırlaması, jandarmanın sanıklar arasında oturması, avukatlara erişim engelli duruşma salonunda, sanıkla avukatların değil konuşması göz temasının bile yasaklanması savunma hakkının ihlalidir” dedi.
CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, bugün partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Tanrıkulu’nun açıklamaları şöyle:
“CHP’de İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, bu kurultaydan sonra yeniden oluşturuldu. Daha önce 2010’da aralık ayındaki kongreden sonra oluşturulmuştu. Ancak MYK yapılanması değiştiği için İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı yoktu. Üç aydır bu görevde, İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapıyorum aynı zamanda, Meclis’teki görevlerimin dışında. Meclis’te de AK Parti dönemindeki insan hakları ihallalerini her ay düzenli raporlarla kamuoyuyla paylaşıyorduk. Şimdi CHP’de İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak bu raporu sizlerle buradan paylaşacağım.
“AK Parti, insan hakları ihlallerinde bütün Türkiye’de eşitliği sağladı”
AK Parti iktidarının bu döneminde bir eşitliği sağladığı Türkiye’de, o eşitlik zalimlikte ve zulümlükte eşitlik. Hak ihlallerini, insan hakları ihlallerini Türkiye’nin bir bölgesinden ve bir kimliğine karşı olmaktan çıkartıp Türkiye’nin bütün coğrafyasında her kimlikten, her yaştan, her cinsiyetten, her cinsel yönelimden insana karşı, yapma başarısını elde etti. Yani insan hakları ihlallerinde bir eşitliği sağladı bütün Türkiye’de. Ve ağır insan hakları ihlalleri de her alanda devam ediyor. İnsan haklarının başında yaşam hakkı gelir. Yaşam hakkı, her hakkın başlangıcıdır. Ocak-şubat aylarında toplam 358 yaşam hakkı ihlali gerçekleşmiş. Yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma olaylarından iki yurttaşımız; cezaevlerinde beş yurttaşımız; nefret suçlarından üç yurttaşımız yaşamını yitirmiş. 21 mülteci yine bu dönem içerisinde yaşamını değişik nedenlerle yitirmiş. Ocak, şubat ayında toplam beşi çocuk olmak üzere, 46 kadın cinayeti gerçekleşmiş. Yine bu aylarda 269 iş cinayeti gerçekleşmiş. Yani yaşam hakkı ihalleri artarak devam etmiş.
“AK Parti iktidara geldiği zaman temel mottosu: ‘İşkenceye sıfır tolerans’tı. Şimdi işkenceciye tam tolerans var”
AK Parti iktidara geldiği zaman temel mottosu: ‘İşkenceye sıfır tolerans’tı. Şimdi işkenceciye tam tolerans var. Toplam ocak ve şubat aylarında kamuoyuna yansıyan, insan hakları örgütlerinin takip ettiği vakalarda, 824 işkence vakası gerçekleşmiş. Bunlardan 104’ü cezaevlerinden gelen şikayetler, kötü muamele ve işkence iddiaları. Düşünceyi ifade özgürlüğü bağlamında da her alanda çok ağır ihlaller var ocak ve şubat aylarında. Saldırıya uğrayan, tehdit edilen, çalışması engellenen gazeteci sayısı 23. Hapis ve para cezası verilen gazetecilerin sayısı 13. Gözaltına alınan gazetecilerin sayısı 25. Tutuklanan gazetecilerin sayısı yedi. Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp başta olmak üzere, hem kötü muamele gördüler hem de tutuklandılar ve tutuklulukları hala devam ediyor. Merdan Yanardağ keza yine hapiste. Birçok gazeteci şu anda hapiste. Gazetecilere karşı ağır ihlaller devam ediyor. Daha geçtiğimiz pazar günü, İstanbul’da gazetecilerin 300 metre bile yürümesine izin verilmediği ve basın açıklamasını büyük baskı altında ancak gerçekleştirebilirler.
“Düşünceyi ifade nedeniyle ocak ve şubatta açılan dava ve soruşturma sayısı 367”
Düşünceyi ifade nedeniyle bu dönemde açılan dava ve soruşturma sayısı da 367. Düşünceyi ifade nedeniyle gözaltına alınan tutuklanan insanların sayısı da biri çocuk olmak üzere, toplam 54. Bunlardan 24 kişi de tutuklanmış. Toplantı ve gösteri özgürlüğü bakımından da bu dönemde müdahale edilen etkinlik sayısı 91. Eylem ve etkinliklerin yasaklandığı illerin sayısı altı. Bu toplantı ve gösteri özgürlüklerinde, toplantılarında toplam bin 341 kişi gözaltına alınmış. Bunlardan 111’i de çocuk. Tutuklananların sayısı 150. Bunların 28’i de yine çocuk olmak üzere böyle ağır bir tablo var bütün hak araları bakımından. Bu sayıların tümünün bizde ayrı kayıtları var. Kime karşı nasıl yapılmış, kayıtları var. Sizlerle de bunları paylaşacağız.
“Adil yargılanma hakkının bütün unsurları, İBB davasında ihlal ediliyor”
İBB davası başladı. İBB davasında basına yansıyan, avukatların tuttukları belgelerden hangi hak ihlalleri gerçekleşmiş, onları belgelemeye çalıştık. Bundan sonra da her hafta bunları yapıp basınla da paylaşmaya çalışacağız. Sadece tutanaklardan baktık. En başından bu yana, tutanaklara yansıdığı biçimiyle adil yargılanma hakkının bütün unsurları, İBB davasında maalesef ihlal ediliyor. Sizlere bunlar küçük ihlaller gibi gelebilir, yurttaşlarımız ‘Ne var bunlarda’ denebilir ama tüm hak ihlali ve Anayasa Mahkemesi (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla ihlal olduğu tespit edilmiş olan vakalar. Mesela daha dün itibarıyla Ekrem İmamoğlu’na iletilen bir not, basında paylaşıldı. ‘Bu olmaz’ denildi. Mahkeme başkanı müdahale etmeye çalıştı. Oysa bizler de biliyoruz ki duruşma salonunda yargılanan sanıkla avukatları arasında iletişim hakkı var. O iletişim hakkı engellenemez hiçbir biçimde duruşma salonunun içerisinde. Bu bile engellendi ki not da paylaşıldı. Sonuçta kendisiyle ilgili dün itibarıyla açılan bir soruşturmayla ilgili olarak verilen bir bilgi notuydu. Bu bilgi notu bile bir döküman olarak, bir suç olarak gösterilmeye çalışıldı. Oysa şüphelinin adil yargılanma hakkı çerçevesinde, savunma hakkı çerçevesinde en temel haklarından bir tanesi bu.
“4 bin sayfalık iddianame için şüphelilere verilen inceleme süresi haftada iki saat bilgisayar hakkı”
Tutanaklara yansıyan gözaltına alınma koşulları ve cezaevlerine kalış biçimiyle ilgili çok ağır ihlaller var. Bunlar mahkeme kayıtlarına yansıdı. Bizzat şüpheliler tarafından ve şüphelerin avukatları tarafından. Bunların tümü hem AİHM kararlarına yansımış ve AYM kararlarına yansımış hak ihlali. Kötü muamele bakımından, işkence yasağı bakımından hak ihalleri. Mesela avukatıyla beyanda bulunamayan şüpheli var. Yine cezaevi içerisinde, cezaevi koşullarında yatağı olmayan ve bunu kayıtlara geçiren şüpheliler var. Aleniyet hakkı, basının çalışma hakkı yine duruşma salonunda engelleniyor büyük oranda. Savunma hakkı bakımından yetersiz süre, yine İHM kararlarına yansımış ihlal biçimleri var. 4 bin sayfalık iddianame için şüphelilere verilen inceleme süresi haftada iki saat bilgisayar hakkı. Bu açık bir biçimde savunma hakkının ihlali. Soruşturma koşullarında, dava dosyasına erişim engeli. Mesela MASAK raporlarının şüphelilere verilmemiş olması ve bunlarla ilgili savunma haklarının kısıtlanmış olması.
“Avukatların sanıkla değil konuşması, göz teması bile yasaklandı”
Yargı bağımsızlığına ilişkin olarak ortaya çıkaran hak ihlalleri var. Mahkemenin oluşum biçimi. Reddi hakimle ilgili olarak yine mahkemenin verdiği karar. Tabii hakim ilkesine aykırı bir biçimde oluşturulan, doğal yargıç ilkesine aykırı bir biçimde oluşturulan mahkeme heyeti. Toplu yargılama, yani 400’den fazla şüphelinin aynı dava dosyasında yargılanmış olması da savunma hakkının ihlalidir aynı zamanda. Tutuklama kararlarının ve bu incelemenin toplu yapılması da savunma hakkının ihlalidir AİHM kararlarına göre. Söz haklarının kısıtlanması, avukatlara ikinci kimlik incelemesinin yapılması, üç avukat sınırlaması, jandarmanın sanıklar arasında oturması, avukatlara erişim engelli duruşma salonunda, sanıkla avukatların değil konuşması göz temasının bile yasaklanması aynı şekilde. Yargılamanın yapıldığı koşullar, yani cezaevi kampüsü içerisinde duruşma salonu. Bunun kendisi adil yargılama ilkelerine aykırı. Basına getirilen kota, basının duruşma salonunda bulunduğu yer, izleyicilere getirilen kısıtlılık, milletvekillerinin kampüse alınmaması, duruşmadan yasaklanması, aile fertlerine kısıtlama getirilmesi, bir veya ikiyle sınırlandırılması, ağır hastalığa rağmen şüphelerin uzak cezaevlerinde tutulmaları, bin 200 kilometrelik yoldan getirilmeleri.
“105 tutuklu için sadece üç cümle gerekçe belirtilmiş”
Avukatların beyanlarına yansıyan hak ihlalleri var. Mesela avukat Hasan Fehmi Demir’e 80 bin sayfalık ek evrak için sadece 24 saat süre verilmiş. Avukat Aynur Yazgan, Buğra Gökçe’nin avukatı. Tutanağa aynen şu yansımış: ‘MASAK raporlarına dayanılarak tutuklanan müvekkilimin bu raporları hiçbir zaman göremedi.’ MASAK raporuyla ilgili yargılanıyor, iddianın kaynağı MASAK raporu ama avukatın beyanına göre, Buğra Gökçe bu raporu hiçbir zaman görememiş. Avukat Tuğba Torun’un Aykut Erdoğdu ile ilgili iddiası; 105 tutuklu için sadece üç cümle gerekçe belirtilmiş. Bu da gerekçeli karar alma hakkına tamamen aykırı. Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarının yansıyan ağır ihlalleri var. Niye bunu söylüyorum? Daha duruşmanın başındayız. Bu soruşturmalar 19 Mart 2025 tarihinde başladı. Bir yıl geçti. Şimdi dördüncü haftasındayız duruşmaların. Daha duruşmaların başlangıcında duruşma tutanağına yansıyan bu kadar ihlaller var.
“Hakimler konusu suç olabilecek bir iddiayla karşı karşıya kaldıklarında suç duyurusunda bulunmak zorundalar”
Mahkeme başkanına düşen görev, aynı zamanda konusu suç olan bu ihlallerle ilgili olarak kendisinin de resen tutum alması ve Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunması ama bunların hiçbirisini yapmadı. Kötü muamele ve işkence iddialarıyla ilgili olarak da yapmadı. Bakın, Türkiye 30 yıl önce, hakimlerin aldığı bu tutum nedeniyle, yani duruşmada duyduklarına kayıtsız kalması nedeniyle AİHM tarafından mahkum edilmiştir. Hakimler konusu suç olabilecek bir iddiayla karşı karşıya kaldıklarında birinci olarak bunu tutanağa geçirmek zorundalar, ikinci olarak da suç duyurusunda bulunmak zorundalar. 35 yıl önce Türkiye’nin güney doğusunda yapılan bu ağır uygulamalar, şimdi İstanbul’da bütün Türkiye’nin izlediği, dünyanın takip ettiği bir davada yargıçlar tarafından yapılıyor. Bu ağır hak ihlallerini; savunma hakkı bakımından, işkence ve kötü muamele yasağı bakımından, cezaevi koşulları bakımından, gözaltı koşulları bakımından mahkemeye sunulan bu ağır iddialara sessiz kalıyorlar. Bunların tümü ağır hak ihlalleridir ve sonuçta bu düzen değiştiğinde bütün bu ihlaller de hem mahkemeler tarafından hem de bizler tarafından da mahkum edilecektir.
“AİHM’deki Kavala başvurusunda, AK Parti’nin Türkiye’yi düşürdüğü berbat durumdan utandım”
Geçen hafta Osman Kavala duruşmasını, AİHM’de bizzat takip ettim. Uzmanlık alanım aynı zamanda bireysel başvuru ve AİHM’e yapılan başvurular. Osman Kavala başvurusunda, AK Parti hükümetinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni düşürdüğü berbat durumdan bir yurttaşla olarak utandım. Uluslararası bir mahkeme önünde bu devlet, bu kadar zor bir durumda bırakılamazdı. Ben utandım ve bizim tarihimiz bakımından da utanç verici bir durumdur. Yani Türkiye’nin yargı eliyle uluslararası bir mahkeme önünde, uluslararası görev yapan yatgıçların, her biri başka bir ülkeden görev almış 19 yargının önünde savunma yapamayacak bir duruma gelmiş olması, savunmaların dayanaksız olması ve sorulan sorulara Türkiye’yi temsil eden ‘akademisyen’ olan bir temsilcinin düştüğü durum, bu avukatlık pratiğini iyi bilen birisi bakımından hayretle karşıladım ve utanç duydum Türkiye’nin düşürüldüğü durumdan. Türkiye o davada da üçüncü ağır bir ihlal kararı alacaktır maalesef Yargılamanın geldiği nokta onu gösteriyor. AK Parti, sadece Türkiye’deki yargı eliyle değil ama uluslararası mahkemeler önünde de Türkiye’de yargının ve adaletin olmadığını bir kez daha gösterdi.”

