Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Suat Özçağdaş: “Kamu kaynaklarını kamu yararı için kullanıyor olacağız”

Sosyal Demokrasi Derneği’nin(SDD), düzenlediği “Dokuz Umde’den Sosyal Demokrat Programa” etkinliğinde konuşan CHP Milli Eğitim Politikaları Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş,”Eğitimde yapmamız gereken tıpkı birçok alanda olduğu gibi 25 yıllık, bir çeyrek yüzyıllık AKP enkazı var. Bunların her birisiyle mücadele edeceğiz. Kamu kaynaklarını kamu yararı için kullanıyor olacağız” dedi.

Sosyal Demokrasi Derneği'nin(SDD), düzenlediği “Dokuz Umde’den Sosyal Demokrat Programa” etkinliğinde

(ANKARA) – Sosyal Demokrasi Derneği’nin(SDD), düzenlediği “Dokuz Umde’den Sosyal Demokrat Programa” etkinliğinde konuşan CHP Milli Eğitim Politikaları Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, “Eğitimde yapmamız gereken tıpkı birçok alanda olduğu gibi 25 yıllık, bir çeyrek yüzyıllık AKP enkazı var. Bunların her birisiyle mücadele edeceğiz. Kamu kaynaklarını kamu yararı için kullanıyor olacağız” dedi.

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD), bugün, Ankara Kocatepe Kültür Merkezi’nde “Dokuz Umde’den Sosyal Demokrat Programa… Cumhuriyet’in Köklerinden Halkın Yarınına: Parti Programından Hükümet Programına” başlıklı etkinlik düzenledi.

8 Nisan 1923’te yayımlanan Dokuz Umde’nin yıl 103’üncü dönümünde, CHP’nin beş genel başkan yardımcısı ve dokuz politika kurulu başkanının kendi alanlarında partilerinin hükümet programını anlatacakları etkinlikte Demokrasi, Yönetim ve Adalet başlıklı oturum gerçekleşti.

Ahmet Yıldız’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda, CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş ve Sağlık Politika Kurulu Başkanı Kayıhan Pala konuşma yaptı.

Özçağdaş: “Kamusal ve parasız eğitim sistemini güçlendireceğiz”

Suat Özçağdaş, şunları söyledi:

“Eğitim ve öğretim programları maalesef bu iktidar döneminde bir propaganda aracına dönüştürüldüğünden, çağdaş eğitim prensiplerinden uzaklaştırıldığından, Türkiye Yüzyılı Maarif modeli gibi bir partinin siyasi çizgisini anlatmaktan başka hiçbir bilimsel deformasyonu olmayan bir yapıya büründüğünden, burada gitmemiz gereken çok yol var. Çağdaş bilgi ve becerileri gençlerimize kazandıracak, çocuklarımıza okulu sevdirecek, onların geleceğini kurduracak ama aynı zamanda bugünlerinden de mutlu oldukları bir eğitim sistemi; bilimsel, laik ve karma esaslara göre düzenlenecek, kamusal ve parasız bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Parası olanların çocuklarını daha iyi yetiştirebildikleri, ancak parası olmayanların sadece izleyebilecekleri bir sistem var. Dolayısıyla kamusal ve parasız eğitim sistemini güçlendireceğiz. Eşit, erişilebilir ve kapsayıcı bir eğitimle; yaş, kimlik, cinsiyet, engel durumu, aile, ekonomik durum, inanç gibi, yerleşim yeri gibi hiçbir farklılığın çocukların geleceğini etkilemesine izin vermeyeceğiz.

Eğitime erişimin önündeki tüm engelleri kaldırmak, bizim temel ilkelerimizden bir tanesi olacak. Yenilikçi ve çağdaş bir eğitime ihtiyacımız var. CHP olarak yapay zeka çağında, dijital teknolojiler çağında çocuklarımızın bir birey olarak takım çalışması yaptıkları bir topluluğun parçası olarak işlev gösterebildikleri ama aynı zamanda dünya ile rekabet edebildikleri becerilerle donanmalarını sağlamalıyız. Yani çocukların ve gençlerin üstün yararını gözeterek tüm yurttaşlarımızın eğitim hakkından eşit derecede faydalı kullanması için her türlü tedbiri almak durumundayız. Bu ilkesel çerçeve içerisinde yapacağımız çok somut işler var.

“Devletin eğitim sorumluluğunu dernek, vakıf, cemaat, tarikat hiçbir gruba devretmeyeceğiz”

Bunlardan bir tanesi belki oradan başlamak çok hüzün verici olabilir ama bu iktidarın bir türlü başaramadığı okullarımızda temiz tuvalet, sabun ve benzeri temel ihtiyaçları gidermeyi hedefliyoruz. Bu iktidarın belki de en çok utanması gereken konulardan bir tanesi budur. Maalesef çocuklarımız bugün dinlendiğinde tuhaf gelebilir ama özellikle kız çocukları okullarda tuvalete girmediklerinden, ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar. Okulların tuvaletleri girilebilir halde değil çünkü. Biz okullarımızın her şeyden önce yaşanabilir okullar haline gelmesini sağlamaya çalışacağız. Barınma, burs, ulaşım gibi ihtiyacı olan çocuklarımıza sosyal devlet anlayışı çerçevesinde bunu sağlıyor olacağız. Devletin eğitim sorumluluğunu dernek, vakıf, cemaat, tarikat hiçbir gruba devretmeyeceğiz. Okullar Cumhuriyet öğretmenlerinin aldıkları eğitim ve belirlenen program çerçevesinde işlerini gördükleri kamusal alanlar haline geliyor olacaklar. Temiz içme suyunu, sağlıklı bir öğün okul yemeğini öğrencilerimize sağlayacağız. Dolayısıyla bizim temel hedefimiz; temiz, güvenli, depreme dayanıklı, yeşil alanlara sahip ve çocuk dostu okullar oluşturmak. Hiçbir aileyi özel okullara mecbur bırakmayacağız.

Atama ve yükselme işlemlerini objektif, bilimsel, akademik kriterler ve liyakat ölçüsüne dayandıracağız. Sonuç itibariyle eğitimde yapmamız gereken tıpkı birçok alanda olduğu gibi 25 yıllık, bir çeyrek yüzyıllık AKP enkazı var. Fakat burada şunu da söylemek isterim, onun da öncesinde gelen 10 yıllardan kaynaklanan sorunlar var. Çok partili hayata geçtiğimizden bu yana sağ partilerin Türkiye’nin, Cumhuriyet’in temel değerlerine yönelik gözarda ettikleri, aşınmasına sebep oldukları çok fazla sayıda konular var. Bunların her birisiyle mücadele edeceğiz. Kamu kaynaklarını kamu yararı için kullanıyor olacağız. “

Pala: “Bizim temel amacımız sağlıktaki paradigmayı değiştirmek”

Kayıhan Pala da şöyle konuştu:

“Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sağlık sistemi tamamen ticarileşmeye odaklanmış ve satın almaya dayalı bir sistem. Şöyle bir ülke düşünün, Genel Sağlık Sigortası aracılığıyla hükümet, özel sektörden ve kamu sektöründen sağlık hizmetini satın alıyor. Biz bunu ortadan kaldıracağız. Sağlığı, ticareti yapılabilen bir meta olmaktan çıkartıp tamamen bir insan hakkı olarak herhangi bir şekilde ticaretinin yapılmasının ortadan kaldırıldığı bir perspektifle ele alacağız. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık tanımına ekolojik tam bir iyi olma halini de ekleyeceğiz. Bizim temel amacımız sağlıktaki paradigmayı değiştirmek. Eğer sağlığı biz alınıp satılabilen bir meta olmaktan çıkartacaksak sağlığın asıl hedefini insanlar hastalandığında onları tedavi etmek değil, onların sağlığını korumak olduğunu da ortaya koymamız lazım. Eğer sağlığı koruyacaksak, sağlığı geliştireceksek bu sefer sistemin odağına da birinci basamağa koruyucu sağlık hizmetlerini koymamız lazım.

“Türkiye’de bunu hiçbir zaman yapmadılar”

Şu anda Türkiye’de sağlık yönetimine ilişkin herhangi bir sürece katılmanız mümkün değil. Pandemiyi hatırlayın, dünyada pandemide başarılı olan ülkeler meslek örgütlerini, sendikaları, bilim insanlarını o karar verme, en azından değerlendirme süreçlerine kattılar. Türkiye’de bunu hiçbir zaman yapmadılar. Biz yalnızca pandemi değil, günlük olağan akış sırasında da sağlık hizmetlerinin herkese, her yerde, her zaman erişebilmesi ve toplumun da bu erişim sırasında katılarak kendisinin de bu sürece katkıda bulunabilmesi için bir şeffaflık ve hesap verebilirliği ön plana çıkaran, politika üretimine konunun taraflarının tamamını katan yalnızca sivil toplumun kendisini değil, yerel yönetimlerindeki kent konseyleriyle, daha yukarıda meslek örgütlerinin, sendikalarının katılımıyla Sağlık Bakanlığı ile birlikte oluşturulacak bir merkezi konsey yapısıyla bu katılım sürecini birlikte hayata geçireceğiz.

“Adı üstünde acil servis, acil servise yalnızca acil vakaları kabul edeceksiniz”

Türkiye’nin şöyle bir sorunu var: Bugünlerde sosyal medyada da çok görüyorsunuz, acil servislere başvuranlarla ilgili çok ciddi yakınma var. Türkiye’de yurttaşlar, Avrupa Birliği ortalamasından altı kat daha fazla acile başvuruyorlar. Neden? Çünkü rutin hizmetlerden yararlanamıyorlar. Sağlık Bakanlığı da sistemden yakınmayı azaltmak için acile gelen herkesi kabul ediyor, adı üstünde acil servis, acil servise yalnızca acil vakaları kabul edeceksiniz, biz öyle yapacağız. Planlamayı, yetiştirmeyi ve istihdamı bütünlüklü bir süreç olarak ele alacağız. Kaç kişiye ihtiyaç var? Önce onu planlayacağız, sonra onları iyi yetiştireceğiz, yetiştirdiklerimizi de istihdam edeceğiz. Cezaevlerinde sağlıkla ilgili çok ciddi sorun var. Oradaki insanları yalnızca kendi suçları, eğer varsa, nedeniyle değil; aynı zamanda sağlık hizmetlerine erişememe nedeniyle ikinci kez cezalandıran bir sistem var. Adında tıp geçmesine rağmen tıpla ilgisi olmayan Adli Tıp Kurumu’nu yeniden düzenleyerek hem adli hem de bir tıp kurumu haline gelmesini sağlayacağız. Dolayısıyla buraya baktığımızda bütüncül bir sağlık yaklaşımına ihtiyacımız var. Bizim bakışımız şu: Eğer sağlık en temel insan hakkıysa, herkese her yerde, her zaman sağlanmalı. Bunu sağlamanın birinci koşulu, kamucu bir sisteme sahip olmanız. Kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi kuracağız.”