(ANKARA) – Sosyal Demokrasi Derneği’nin (SDD) düzenlediği “Dokuz Umde’den Sosyal Demokrat Programa” etkinliğinde CHP İzmir Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan İstanbul’da İsrail’in Başkonsolosluğu önünde polislere yönelik saldırı hakkındaki açıklamasında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin IŞİD dememesine tepki gösterdi. Bakan “İçişleri Bakanı ve yetkililer, örgütü açıkça söylemedi; ‘dini istismar eden örgüt’ dediler. Bu işte ideolojik körlüktür.” dedi.
Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) tarafından “Dokuz Umde’den Sosyal Demokrat Programa… Cumhuriyet’in Köklerinden Halkın Yarınına: Parti Programından Hükümet Programına” başlıklı etkinlik Ankara Kocatepe Kültür Merkezi’nde düzenlendi. 8 Nisan 1923’te yayımlanan Dokuz Umde’nin yıl 103’üncü dönümünde, CHP’nin beş genel başkan yardımcısı ve dokuz politika kurulu başkanının kendi alanlarında partilerinin hükümet programını anlatacakları etkinlikte Dış Politika, Güvenlik ve Dirençlilik oturumu yapıldı. Oturumda, CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Dışişleri Politika Kurulu Başkanı Ömer Kaya Türkmen ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Dışişleri Politika Kurulu Başkanı Ömer Kaya Türkmen, Dış politika, güvenlik ve dirençliliğin yalnızca devletin dış dünyayla ilişkilerini ilgilendiren teknik konular olmadığını doğrudan milletin güvenliğini, ekmeğini, huzurunu ve geleceğe nasıl bakıldığını ilgilendiren konular olduğunu söyledi.
“Dünya daha sert, daha kırılgan ve daha tehlikeli bir döneme girmiş durumda”
Bağımsızlık, güvenlik ve itibarın tesadüf olmadığını aklın, kurumun, liyakatin ve millet iradesine dayanan güçlü bir devlet anlayışının sonucu olduğunu vurgulayan Türkmen, şunları kaydetti:
“Bugün dünyanın içinden geçtiği dönem ise maalesef tam tersine işaret ediyor. Kurallar zayıflıyor, hukuk aşınıyor, güç siyasete yeniden öne çıkıyor, uluslararası sistemde belirsizlik büyüyor, savaşlar yayılıyor, enerji güvenliği sarsılıyor, ticaret giderek siyasi baskı aracına dönüşüyor, teknoloji rekabeti yeni fay hatları oluşturuyor, dezenformasyon toplumları içeriden aşındırıyor. Kısacası dünya daha sert, daha kırılgan ve daha tehlikeli bir döneme girmiş durumda. Böyle bir dünyada Türkiye’nin güçlü olması gerekir, hazırlıklı olması gerekir, akıllı olması gerekir. Ama açık konuşalım, Türkiye bugün olması gerektiği kadar güçlü görünmüyorsa, bunun sebebi bu milletin potansiyelinin yetersiz olması değil, sorun yanlış yönetimde. Sorun kurumların aşındırılmasında, sorun devlet aklının daraltılmasında, sorun dış politikanın kurumsallıktan koparılmasında, devlet ciddiyetinin yerini kişisel değişmiş bir yönetim tarzının almış olmasında. Bir ülke sürekli savruluyorsa, bir gün başka, ertesi gün başka bir şey söylüyorsa, müttefikleriyle güven sorunu yaşıyorsa, komşularıyla istikrarlı ilişki kuramıyorsa, ekonomisi dış şoklara bu kadar açık hale geldiyse, dönüp sadece dışları suçlayamayız. Çünkü dış politika içeriden başlar, güvenlik içeriden başlar, dirençlilik içeriden başlar. İçeride hukuk zayıfsa dışarıda itibarınız eksilir. İçeride kurumlar erirse dışarıda caydırıcılığınız azalır. İçeride ekonomi kırılgansa dışarıda hareket alanınız daralır. İçeride toplum umudunu kaybetmişse dışarıda büyük güç gibi davranmanız hiç kimse ikna etmez. Bu yüzden bizim ilk tezimiz çok net. Demokrasi lüks değil, hukuk devleti lüks değil, liyakat lüks değil. Bunlar bir ülkenin güvenlik altyapısı. Güvenlik sadece silah meselesi değil, sadece sınır meselesi değil. Aynı zamanda kurum meselesi, ekonomi meselesi, adalet meselesi, toplumsal dayanıklılık meselesi. Biz sosyal demokratlar güvenliğe böyle bakarız.”
“Beka meselelerini gerçekçi olup olmadığını iyi değerlendirmek lazım”
Son dönemde güvenlik refah dengesinin güvenlik yönünde ağırlık kazanmaya başladığını söyleyen CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu ise şunları söyledi:
“Barış, gerginlik ve savaş durumları arasında o ince çizgi artık kalktı. Barış şartlarında bir anda bir insansız hava aracı (İHA) bulunduğunuz yere düşebilir veya gemiyle seyahat ederken bir insansız deniz aracı (İDA) gelip geminize çarpabilir. Dolayısıyla bu güvenlik ortamında olumsuz gelişmeler olarak öne çıkıyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken konu bu gerekçe gösterilerek bir korku iklimi yaratılmaması ve her şeyin beka meselesine yansıtılmaması.
Türkiye güçlü bir devlet, Türkiye liyakatli bir yönetimle bu tehditlerin hepsini bertaraf edebilir. Kimseye de mahkum değil. Dolayısıyla bu beka meselelerinin gerçekçi olup olmadığını iyi tartmak lazım ve iyi değerlendirmek lazım. Toplumsal dirençlilik, dirençli olalım, iç cepheyi kuvvetlendirelim, bizim arkamızdan gelin şeklinde değil. Toplumsal dirençlilik demokratik, adil bir devlet yönetimi, hukukun üstünlüğü, hak ve özgürlüklerin korunmasıyla olur. Bunlar olmayan devletlerin, milletlerin ne hale geldiğini gördük işte. Venezuela bunun bir örneği, İran kısmen bu olayı yaşıyor şu anda. Dolayısıyla sadece iç cepheyi kuvvetlendirelim söylemeyle bu iş maalesef olmuyor. Gerçekten milli gemi projeleri, TUSAŞ’ın, özel sektörün İHA’ları gibi ama bunun yanında ciddi zafiyetler de var. Bu zafiyetlerin hepsini biliyoruz. Yeterli insan gücümüz var. Ve savunma sanayini de etkin, denetlenebilir, adil bir proje yönetimi ve kayırmacılıktan uzak siyasi referansa dahil olmayan bir personel yönetim sistemine getireceğiz. Etkin proje yönetimine aynı işi farklı firmalar yapmayacak. Bir projeyi o işi gerçekten yapabilecek firma devralacak. Adil proje yönetimine siyasi iktidara yakın olan bir firma ihaleleri almayacak. Denetlemeler proje yönetimine Milli Savunma Komisyonu uzmanlar desteğinde projeleri denetleyecek. Zaten personel yönetimi de adı üstünde bu şekilde yürütülecek.”
“İlk liyakati tesis edeceğiz”
Kendisine “İçişleri Bakanı olursanız Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda ilk ne yapacaksınız?” sorusunun yönetildiğini söyleyen Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan, bu soruya dair şöyle konuştu:
“İlk liyakati tesis edeceğiz. Niye liyakatı tesis edeceğiz? Bir emekli astsubayın çocuğuyum. Benim babam Anadolu’nun yoksul bir köyünden çıktı. Ziraat Teknik Okulu, Astsubay Okulu sayesinde bugün burada olmamız, parlamentoda olmamız, o genç cumhuriyetin köydeki yoksul çocuğa verdiği imkân sayesinde mümkün oldu. Dolayısıyla bu ülkenin bugün de en akıllı çocukları, en kenarda köşede kalmış çocukları fırsat eşitliğiyle, devletin liyakat sistemiyle, etnik veya dini inancına, siyasal düşüncesine bakmadan, devletine, vatanına, hukuka ve bayrağına bağlı olması kâfi. Eğer doğru yere geldiğinde, bu devlet yeniden ayağa kalkar. Dolayısıyla bizim de İçişleri Bakanlığı politika kurulu olarak önceliğimiz liyakat. Devlet aklı nerede çöktü? Cumhuriyetin titizlikle inşa ettiği mimari bugün ne hâlde? Cevabı açık: Devlet aklı çöktü. Çöken tabelalar değil; liyakat, koordinasyon, öngörülebilirlik ve hesap verilebilirlik çöktü. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devletin omurgasını kırdı. Bakanlıklar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yasama organının yasama yetkisini gasp etti. Bakanlıklar, kurmay zekasının üretildiği yerlerdir. Cumhuriyet rejiminde en önemli teşkilatın en önemli aktörü, bakanlar ve bakanların altında müsteşarlardı. Bunu tamamen çöktüler; devletin omurgasını kırdılar. Valiler artık devletin değil, şahsın temsilcisi hâline dönüştü. İstihbarat kör oldu. Güvenlik mimarisi reaktif bir yapıya dönüştü.”
“Türkiye’de radikal sağ bir risk olarak görülmezken, bu felsefede insanlar devleti yönetiyor”
İstanbul’daki İsrail Başkonsolosluğu’na yönelik saldırı girişimine dair konuşan Bakan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’yi eleştirdi. Bakan, şunları söyledi:
“Bir saldırı oldu; İsrail Konsolosluğu’na yapıldı. Saldıranların IŞİD mensubu olduğunu iktidar ‘IŞİD’ demedi. IŞİD’in Arapçasını telaffuz etmediği için ‘DEAŞ’ dedi. Tüm yandaş basın, saldırının IŞİD ya da DEAŞ tarafından gerçekleştirildiğini yazdı. Sabah Gazetesi dedi ki: ‘DEAŞ tarafından yapıldığı tespit edildi.’ Ama İçişleri Bakanı ve yetkililer, örgütü açıkça söylemedi; ‘dini istismar eden örgüt’ dediler. Bu işte ideolojik körlüktür. Türkiye’de radikal sağ bir risk olarak görülmezken, bu felsefede insanlar devleti yönetiyor. Buna İçişleri Bakanı da dahil. Sorumuza cevap vermedi. FETÖ zamanında devletin radikal sağla ilgili arşivi yok edilmişti; şu anda da yerine farklı cemaat ve tarikatlar benzer ideolojik körlükle mevcut. Selefi ağaların güncel haritası Türkiye’de yok. Fransa, Almanya ve İngiltere’nin oluşturduğu radikalleşme haritaları ve izleme mekanizmaları Türkiye’de yok.”

