HABER: GÜLARA SUBAŞI / KAMERA: ÜNAL AYDIN
(NİĞDE) – Niğde’nin Bor ilçesinde hayvancılıkla uğraşan Ramazan Uçar, şap hastalığı sonrasında havanlarındaki süt veriminin azaldığını ve girdi maliyetlerinin arttığını belirterek, “Yem fiyatları sütün çok üzerine tekabül ediyor. Bundan dolayı yaptığımız işten bir lira kar etmediğimiz gibi, her gün zarara uğruyoruz. Bu açıdan çiftçinin, hayvancının, üreticinin durumu çok kötü” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer de sütten para kazanamayan hayvancının hayvancılıktan uzaklaştığını bunun da ithalata kapı araladığını belirterek, “Her ithalat, Türkiye’de hayvancılığı geriye sürüklüyor. Ahır giderleri var, elektrik, mazot, veteriner, aşı giderleri var. Hayvancılığın desteklenmesi gerekiyor” diye konuştu.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Bor ilçesi Kızılca köyündeki hayvancılarla bir araya geldi. Gürer, Türkiye’de hayvancılığın son durumuna ilişkin şöyle konuştu:
“Ülkemizde hayvancılığın sorunları derinleşiyor. Yalnızca 2025 yılında, 735 bin baş hayvan ithal edildi. Yerli ırk giderek azalıyor ve ülkemizde hayvancılık yapanların ahır giderleri arttığı için hayvancılığın sürdürülebilmesi sorunlu hale geldi. 50 kiloluk süt yemi şu anda 900 lira civarında. Verilen çiğ süt fiyatı 22 lira 22 kuruş. Ancak aracılar sütü topladığı için 20 liranın üzerine süt fiyatı çıkmıyor. Raftaki ürünün fiyatı artıyor. Ama bu iş, 24 saat bu hayvanlara emek verenlere para kazandırmıyor. Öyle olunca da hayvancılık giderek geriliyor. Ülkemizde 2002 yılında 16 milyon 900 bin büyükbaş hayvan vardı. 2025 yılında şap hastalığıyla birlikte hayvan varlığı düştü. Şu anda birliğin verilerine göre hayvan varlığımız 13 milyon 100 bin civarında büyükbaşta görülüyor ki bu tarihsel sürecin en düşük büyükbaş hayvan varlığının olduğu dönem. Buradaki hayvanlar bakıma göre süt veriyorlar. Eğer buna sen süt yemini verirsen, karma yemi verirsen, yoncasını, samanını düzenli verirsen ve 24 saat bakımını gerçekleştirirsen süt verimi artıyor. Ama eğer bu gerçekleşmezse süt verimi düşüyor. Şap hastalığından 2025 yılında çok sayıda hayvan telef oldu. Bunun yanında et ve süt kayıpları da yaşandı.
Ramazan Uçar: “Yaptığımız işten bir lira kar etmiyoruz”
Kızılca köyünde hayvancılık yapan Ramazan Uçar, şap hastalığı sonrasında çok hayvanın telef olduğuna işaret ederek, yaşadığı sorunları söyle anlattı:
“Şap sonrasında kalan hayvanlarda topallık başladı, süt verimi azaldı. Yem fiyatları sütün çok üzerine tekabül ediyor. Bundan dolayı yaptığımız işten bir lira kar etmediğimiz gibi, her gün zarara uğruyoruz. Bu açıdan çiftçinin, hayvancının, üreticinin durumu çok kötü.”
“100 hayvanım vardı, 60’a düştü”
25 yıldır hayvancılık yaptığını belirten Adem Güneşli de şöyle konuştu:
“Bundan 5-10 yıl önce bulduklarımızı şimdi yitirmeye başladık. Şap hastalığıyla birlikte hayvanlarımızda süt verimi düştü. Sayısını azalttık. Zararımız büyük. 100’e yakın hayvanım vardı, şu anda 60 hayvanım var. Süt verimi çok düştü. Hayvancılıkta en büyük girdimiz yem. 700 liraya aldığımız yem, 900’ü geçti. Bu işi çocuğumla birlikte yapıyorum. Çocuğum iş arıyor kendine.”
CHP’li Gürer, Güneşli’nin sözleri üzerine hayvancılık yapanların yaşadığı sorunlardan dolayı Türkiye’nin ithal hayvana bağımlı hale geldiğini belirterek, “Çünkü hayvan varlığımız azalıyor. Ama ithal gelen hayvanlar da daha çok ülkemizdeki hayvan fiyatlarına kesildiği zaman satılıyor. O zaman tüketiciye de ithal gelen hayvanın bir hayrı yok. Oysa olması gereken ülkemizde sizin gibi besicilerin hayvancılıkta ayakta kalması, bu anlamda destek verilmesi, bu işin sürdürülebilirliği” diye konuştu.
“55 yaşımdan sonra ne iş yapayım? Başka bildiğim iş yok”
Besici Güneşli ise devletten destek alamadığını dile getirerek, “Hayvancılığı ilk yaptığımız dönemki desteklerimizin yüzde 80’i gitti. Desteğimiz yok. Aynı zamanda çiftçilik de yapıyorum. Kredi de alamıyoruz. Burada ki tüm işi kendimiz, ailecek yapıyoruz. Ama mutlu değiliz. Yapacak işimiz yok. Yaş 55 olmuş. Ne yapayım ben bu yaştan sonra? Yapacak bildiğim bir iş yok” dedi.
Beisici Güneşli, bu yıl 500 bin hayvan getirileceğini belirten Gürer’in “Bu yıl hayvan almayı düşünüyor musunuz” sorusuna ise “Yok, hayır. Olana bakarsak kar” karşılığını verdi.
“Yem fiyatı önüne geçilmez bir hal aldı”
Kızılca Sulama ve Süt Kooperatifi Başkanı Halit Sönmez ise şöyle konuştu:
“Şaptan evvelki dönemde zaten süt üreticisinin hiçbir kıymeti yoktu. Altıncı ayda şap hastalığı geldi. Şap hastalığından sonra süt biraz kıymetlendi. Ondan dolayı şu anda Süt Konseyi’nin fiyatını tüm fabrikalar ödüyor ama akabinde yem fiyatı önüne geçilemez bir hız aldı. Yemi devlet de kontrol edemiyor artık. Biz de mecbur yedirmek zorunda olduğumuzdan yemi almak zorunda kalıyoruz. Yeme son bir ay içinde üç-dört kez zam geldi. Aşırı bir zam geldi. Hala da korkuyoruz zam gelecek diye. Bizim asıl üretici olarak amacımız tüketiciyle entegre gitmek. Tüketici de bizim ürettiğimizden ucuza alsın ki bizim tüketici de kazansın biz de kazanalım. Ama şu anda tüketici de marketlerdeki süt ürünleri çok pahalı olduğu için gerekli tüketemiyor, gıdasını alamıyor. Üretici de hakkını alamıyor. Bunun bence en büyük sebebi şu anda yem. Bir defa devletin bir şekilde yemcilerin önüne geçmesi lazım. Yemden dolayı çok büyük sıkıntımız var. Hayvancılık gördüğünüz gibi. Şu anda bizim temel geçim kaynağımız süt ineği üzerine. Köyümüzün tamamen geçim kaynağı süt ineği. Ama ne yazık ki gerekli destekleri, gerekli ilgiyi alamıyoruz. Ürettiğimize göre keşke devlet bize gerekli desteği verse, ondan da yoksunuz. Hayvanlarımızın durumu da perişan. Çiftçinin durumu da perişan. Üretici de tüketici de bence zor durumda. Aracı para kazanıyor. İstiyoruz ki tüketici de ucuza alsın. Biz ucuz veriyoruz ama tüketici pahalı alıyor marketlerden. Şu anda aracı kazanıyor.”
“Türkiye’de mera hayvancılığı bitti”
CHP’li Gürer, yem fiyatlarına ilişkin olarak da şöyle konuştu:
“Türkiye’de şu anda hayvan yemini satan aynı zamanda sütü alan, ‘Sütü ucuz alayım, yemi pahalı satayım’ diyor. Ne zaman Ulusal Süt Konseyi bir alım fiyatı açıklasa ertesi gün yeme fiyat artışı geliyor. Böyle olunca kendi sütünden para kazanamayan hayvan sahibi de hayvancılıktan uzaklaşıyor. Bu yeni ithalatın kapısını aralıyor. Her ithalat, Türkiye’de hayvancılığı geriye sürüklüyor. Mera hayvancılığı ülkede bitti. 12 ay boyunca bu hayvanlar burada. Bu hayvanlara 12 ay boyunca yem verilmesi gerekiyor. Ağır giderleri var. Elektrik, mazot, veteriner, aşı giderleri var. Bunun yanında hafta sonu yok, bayramı yok, tatili yok. Zor bir iş hayvancılık. Hava koşullarının yarattığı olumsuzluklar, bu görünen alandaki hayvanların refahı da sağlanamıyor. Hayvan refahının sağlanamaması demek süt veriminin de daha çok düşmesi demek. Ayrıca burada hayvanlar bu koşullarda olduğu için buzağı ölümlerinde de önemli artış var. Geçtiğimiz yıl buzağı ölümü 400-500 bin olmasaydı Türkiye’nin hayvan açığı olmayacaktı. Yaklaşık400-500 bin ülke genelinde buzağı öldü. Bu şartlarda hayvanlar buzağılarda yapsalar dahi korunaklı olmuyor. Türkiye buzağı ölümleriyle hayvan hastalıklarının önüne geçmediği için hayvancılıkta sorunlar katlıyor.”
“Bir kilo süt satıp bir buçuk kilo yem alabilme dengesinin sağlanması lazım”
Gürer, çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı:
“Bir: Yem sübvanse edilecek. İki: Aşılar zamanında, gerekli, çözümcü biçimde vurulacak. Üçüncüsü de hayvancılıkta bir litre süt sattı mı bir buçuk kilo yem alabilecek. Eğer bu oran sağlanamazsa önümüzdeki dönemde hayvancılıkta sorunlar daha da derinleşecek. Türkiye hayvandan elde ettiği sütten peynir yapıp dünyaya satacağı yerde Fransa’dan, Hollanda’dan gelen peynirlere peynir diye bakıyor. Oysa bizim yöremizin, bölgemizin kendi ürettiğimiz peyniri markalaştırıp yurt dışına satsa daha büyük kazanç elde ederiz. Kooperatiflerimiz üretim, tüketim kooperatifi değil. Kooperatiflerin de yapısal değişime uğraması lazım. Hayvancılıkta yeminden diğer giderlere kooperatif içinde olduğu gibi pazarlamada da kooperatifler etkili olması lazım. Türkiye’nin en büyük sorunu küçük kooperatiflerin büyük kooperatiflerle birleşip marka ürün yaratamamasının yarattığı sorun. Bugün Avrupa’ya gidiyorsunuz, Türk ürünleri Avrupa’da daha ucuz satılıyor. Ama yurt dışından Türkiye’ye ithal gelen hangi ürün varsa Türkiye’dekinden daha pahalı satılıyor. Böylesine garip bir durum devam ediyor. Hayvancılık yapan bu arkadaşlarımızın hiçbirinin yüzü gülmüyor.”
“Avrupa’da gıda enflasyonunda birinci sırada olmamızın tek nedeni girdilerdeki artış”
CHP’li Gürer, Türkiye’nin gıda enflasyonunda Avrupa birincisi olmasına ilişkin şunları söyledi:
“Ülkemizde ilaç, gübre, tohum, mazot gibi ürünlerde dışa bağımlılığınız arttı. Girdi maliyetleri artınca üretim maliyetleri artıyor, üretim maliyeti artınca doğal olarak çiftçi ürettiği ürünü piyasaya vermekte zorlanıyor. Bu nedenle çok sayıda ürün tarlada kalıyor. Örneğin Niğde’de patates tarlada kaldı, şimdi depolara çekildi. 500 bin tona yakın depoda patates var. Geçen hafta gezdiğim yerlerde gördüm, sebze ürünlerinin çoğunu tarlada kalmış, don vurmuş. Yani girdi maliyetlerinin artması o ürünün satışının önünde de artık engel olmaya başladı. Ama bunun yanı sıra Türkiye’de aracılık sistemi ve hal yasasının düzenli olmamasıyla ortaya çıkan problemler var. Bir ürün dört-beş kez el değiştiriyor. Dört-beş kez el değiştirdikçe fiyat katlıyor. Son tüketiciye gittiğinde raftaki fiyatın artışı gerçekleşiyor. Ama Türkiye’de önemli bir israf da var. İsraf daha tarlaya ekilen tohumla başlıyor. Hasat dönemi tarlada kalan ürünlerle devam ediyor. Markette, depoda ürün kayıpları oluşuyor. Bir de sofrada israf var. 23 milyon ton bu ülkede her yıl çöpe giden meyvesi, sebzesi, ürünü var. Ama bunun yanı sıra Türkiye’de tarım politikası planlı olmadığından, kamucu bir anlayışla da bu iş sürdürülmediğinden öngörülebilir bir politika yok. Bu yıl çiftçimiz yüzde 70 bildiğini ekse de yüzde 30 ürün değiştiriyor. O üründen para kazanamayınca başka ürün oluşuyor. Ve böylece piyasada fiyatlar katlayarak devam ediyor. Şu anda Avrupa’da gıda enflasyonunda birinci sırada olmamızın tek nedeni girdilerdeki artış. Yemi, gübreyi sübvanse etmeli, mazotta ÖTV, KDV kaldırılmalı. Çiftçiye gerçek anlamda destek verilmeli. 2026 yılında çiftçiye verilmesi gereken 775 milyar desteğin verilenini 168 milyar lira. Öyle olunca çiftçi gerçek anlamda desteklenmiyor. Çiftçi kayıt sistemine dahil olmayan çiftçi kuraklıkta, ziraat donda gördüğü zararları da ödenmediğinden onlar da bu işi yapmaktan vazgeçiyorlar.
“Yurt dışında aynı ürünü yarı fiyatına satarak piyasa yapmaya çalışıyoruz”
Gürer, Türkiye’den Almanya’ya ihraç edilen gıda ürünlerinin Almanya’daki raf fiyatının Türkiye’den daha ucuz olmasına ilişkin ise şöyle konuştu:
“Türkiye’yi eskiden ithal ürün getirirdi piyasayı dengelemek için. Şimdi mercimek, nohut, fasulye hep ithal geliyor ama rafa gidip bakıyorsunuz yerli üretimden pahalı satılıyor. Burada bir vurgun düzeni gidiyor. Peki Türkiye’nin yurt dışına giden ürünlerinin fiyatları orada düşükken burada niye yüksek? Doğal olarak o ürünlerin gidişinde farklı desteklerin yanı sıra, oradaki piyasa değerleri dikkate alınarak bir üründen para kazanırken bir ürünü daha düşük tutarak sürümden ve oraya götürdüğü üründen para kazanma anlayışı da bu işin içine giriyor. Türkiye yurt dışından ithal ettiği ürünleri Türkiye’de tüketimine yol açarken kendi ürettiği kaliteli ürünleri yurt dışına daha düşük fiyatla gitmesinin nedeni ithalat-ihracat dengesini sağlamak için. Örneğin yurt dışından buğday alıyoruz. Buğday geliyor, 10 milyon ton dahilde işleme rejimi kapsamında işleniyor. Yurt dışına makarna olarak gidiyor. Dünyanın en ucuz makarnasını Türkler satıyor, Türkiye’den satıyoruz. İtalyanların makarnası bizden daha az dünyada işlem görüyor ama bizden çok para kazanıyorlar. Çünkü biz ucuz vererek piyasa yapmaya çalışıyoruz. Örneğin yurt dışında o ürünü uygun fiyatla satan, Türkiye’de o ürünü iki fiyatla satarak para kazanıyor.”

