Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Müzeyyen Şevkin’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’a: “AFAD’la Afet Riskini Azaltmanın İmkanı Olmadığı Depremler, Sel ve Taşkınlarda Açıkça Görülmüştür”

CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Afet ve Acil Durum Bakanlığı’ kurulmasına gerek olmadığı yönündeki açıklamasıyla ilgili “İçişleri Bakanlığı’na bağlı AFAD’la afet riskini azaltmanın, ölümleri durdurabilmenin, ekonomik kayıpları bitirebilmenin imkanı olmadığı 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremler ve sonrasında yaşanan sellerde, son olarak geçtiğimiz günlerde İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz Bölgeleri’nde yaşanan sel ve taşkınlarda açıkça görülmüştür” dedi.

CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Afet

CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Afet ve Acil Durum Bakanlığı’ kurulmasına gerek olmadığı yönündeki açıklamasıyla ilgili “İçişleri Bakanlığı’na bağlı AFAD’la afet riskini azaltmanın, ölümleri durdurabilmenin, ekonomik kayıpları bitirebilmenin imkanı olmadığı 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremler ve sonrasında yaşanan sellerde, son olarak geçtiğimiz günlerde İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz Bölgeleri’nde yaşanan sel ve taşkınlarda açıkça görülmüştür” dedi.

CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Afet ve Acil Durum Bakanlığı’ ile ilgili açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin depremler başta olmak üzere doğal afetlerde insan etkisiyle yüksek riskli bir ülke olduğunu ve bu topraklarda acı, gözyaşı ve dramın bitirilemediğini ifade etti.

“137 BİN 545 İNSANIN YAŞAMI SONA ERDİ”

1900–2023 yılları arasında Türkiye’de ikisi son Kahramanmaraş depremleri olmak üzere toplam 228 büyük deprem meydana geldiğini, bu depremlerde resmi verilere göre 137 bin 545 insanın yaşamının sona erdiğini, 1 milyon 72 bin 489 yıkık veya ağır hasarlı konut tespit edildiğini kaydeden Şevkin, “Depremin ekonomik külfeti de ayrıca değerlendirilmelidir. İstatistiklere göre 1980-2023 yılları arasında meydana gelen su baskını, heyelan, çığ, orman yangını, kaya düşmesi nedeniyle Türkiye’de bir milyon kişi başına yılda ortalama 6 ila 25 kişinin hayatını kaybettiği görülmektedir” ifadelerini kullandı.

“AYNI BÜYÜKLÜKTEKİ DEPREMDE TÜRKİYE CAN KAYBI YAŞIYOR”

2020 yılında İzmir ve Elazığ’da yaşanan 6,6 ve 6,5 büyüklüğündeki depremlerde 155 vatandaşın hayatını kaybettiğini, aynı yıl Meksika’da 7,4 büyüklüğündeki depremde 10, Papua Yeni Gine’de 7 büyüklüğündeki depremde 1, Filipinler’de 6,7 büyüklüğündeki depremde 2 kişinin yaşamını yitirdiğini anımsatan Şevkin, “Japonya, Şili, Endonezya, Yunanistan, Solomon Adaları ve Amerika’da gerçekleşen 6,5 ve 6,9 arasındaki depremlerde ise hiç ama hiç can kaybı olmamıştır” şeklinde konuştu.

“AFET VE ACİL DURUM BAKANLIĞI ŞARTTIR”

İzmir’deki depremin büyüklüğünün AFAD tarafından 6,6, Kandilli Rasathanesi’nce 6,9, ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’nca ise 7 olarak ölçüldüğünü söyleyen Şevkin, şunları söyledi:

“Bahsetmeye çalıştığımız ve kurulması elzem olan ‘Afet ve Acil Durum Bakanlığı’ çalışmaların birleştirildiği tek merkez olması bakımından da son derece önemlidir. İçişleri Bakanlığı’na bağlı AFAD’la afet riskini azaltmanın, ölümleri durdurabilmenin, ekonomik kayıpları bitirebilmenin imkanı olmadığı 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremler ve sonrasında yaşanan sellerde, son olarak geçtiğimiz günlerde İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz Bölgeleri’nde yaşanan sel ve taşkınlarda açıkça görülmüştür.

“SÖYLEDİĞİMİZE GELDİLER AMA YASAL OLARAK ADIM ATMIYORLAR”

Tüm bileşenlerin aynı çatı altında toplandığı, verilerin birleştirilip ortak karar mekanizmasıyla doğa olaylarının afete dönüşmemesi için öncesinde, anında ve sonrasında gerçekleşecek stratejiler mutlaka ortaya konulmalıdır. Doğa olaylarının insan eliyle afete dönüştüğü unutulmamalıdır. AFAD’ın acil müdahalede yetersiz kaldığını bir kez daha vurgulamam gerekiyor. Geçmiş dönem İçişleri Bakanı’nın ‘Fay Yasası’ ile ilgili olumlu görüş belirtmesine rağmen kanun tekliflerimizin tozlu raflara terk edilmesi kabul edilemez. Mevcut Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı’nın fay zonlarına yakın yerlerde, yumuşak zeminlerde yeni yerleşim alanları açılmayacağını belirtmesi de konunun önemini açıkça ortaya koymuş ancak herhangi bir girişimde bulunulmamıştır.

Cumhurbaşkanı’nın sorulan soru üzerine Afet ve Acil Durum Bakanlığı’na gerek olmadığını belirtmesi, aslında ülke gerçekleriyle hiç uyuşmayan, ne yazık ki yetki karmaşası yaratan, liyakatsiz yönetim anlayışını daha da körükleyen bir anlayıştır.”

“UZMAN OLARAK ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ SUNDU”

Konut ihtiyacı karşılanmak istenirken alelacele yeni yanlışlara imza atılmayacak şekilde kalıcı tedbirler alınmasının önemini vurgulayan Şevkin, önerilerini şu sözlerle sıraladı:

“Bir deprem kuşağında yer alan ülkemizde, hâlâ 1959 yılından kalma Afet Yasası ile yönetildiği göz önünde bulundurulduğunda bir an önce kaybettiğimiz zamanı telafi etmemiz gerekmektedir. Acilen günümüz teknik koşullarına uygun bir afet yasasına ihtiyaç ardır. İklim değişikliğinin de etkisi göz önünde bulundurulmalıdır. Depremin dışında doğa olayları da yoğun bir afet oluşumuna neden olmaktadır. Bu nedenle depremin yanı sıra diğer afetlerin de tek elden yönetilmesi açısından ‘Afet ve Acil Durum Bakanlığı’ kurulmalıdır. Büyük fay kuşakları etkisinde olan ve ortalama her yıl ölümcül yıkıcı depremlere maruz kalan ülkemizde bir an önce fay yasası çıkarılarak mikro bölgeleme ve paleosismik gibi ilgili, bilimsel çalışmaların yapılarak fay bölgelerinin belirlendiği, fay haritalarının güncellendiği ve bu fay bölgelerinin imar planlarına işlenerek buraların ‘yapı yasaklı alan’ olarak işlendiği bir çalışma bir an önce hayata geçirilmelidir. Bilim insanlarınca beklenen olası deprem alanlarında derhal kentsel dönüşüm yapılmalı, yapılar iyileştirilmelidir. Yasal olarak asla imar affına izin verilmemeli, imar affı literatürden kaldırılmalı ve tüm bunlar yasal bir zorunluluk getirilmelidir. Deprem nedeniyle TOKİ ve Bakanlık tarafından konut yapımı için belirlenmek istenen alan, öncelikle fay bölgesi dışında olmalı, mikro bölgeleme çalışmaları ile jeolojik, jeoteknik zemin etütleri yapılmalı, “yerleşime uygun alan” konumunda ise bölge, rezerv alanı olarak belirlenmelidir. Yaşanan ölümcül depremler göstermiştir ki; bilimsel çalışmalar, bilim insanları, üniversiteler, odalar ve yetkin kurumların tüm uyarılarına rağmen hâlâ yeterince ders alınamamıştır.

“MARMARA’YA DİKKAT ÇEKTİ”

Türkiye, bir deprem ülkesi. Nüfusun neredeyse yüzde 98’i deprem kuşakları üzerinde yer alıyor. Bilim insanları Marmara’da olası bir depremin yaşanacağını ve minimum 7,2 ile 7,6 büyüklüğünde bir deprem olabileceğini öngörüyor. Bu uyarılar daha fazla zaman kaybedilmeden dikkate alınmalıdır. Kendini sürekli bir yenilemeye tabi tutan doğa, bizden daha fazla intikam almadan sorunları çözmeliyiz. Çözmeliyiz çünkü, işte tam da bu konu ulusal güvenlik ve beka sorunudur.”

Ankara

ANKA Haber Ajansı