(ANKARA) – BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Ankara’da gazetecilerle yaptığı iftar sonrası, “Davalar mevcut haliyle bile hukuki olmaktan çıkarılıp tamamen politik bir hale getiriliyor. Televizyonlarda canlı yayınlandığında vatandaşlar tarafgir oluyor; bir kısmı konuşmayı savunuyor, bir kısmı karşı çıkıyor. Böylece dava tamamen siyasi ve politik gündeme dönüşüyor ve yargılama süreci olumsuz etkileniyor. Bu nedenle Türkiye’de yeni bir kaos ortamının oluşmaması için, bu tür davaların televizyonlardan canlı yayınlanmasını doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.” açıklamasında bulundu.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Ankara’da gazetecilerle iftar programında bir araya geldi. İftar sonrası açıklamalarda bulunan Destici, emeklilerin yaşadığı ekonomik zorluklara değinerek şöyle konuştu:
“Ben başından itibaren emeklilerin uğradığı hak mağduriyetini dile getiriyorum. Ne zamandan beri? Temmuz 2023’ten beri. Çünkü bu mağduriyet Temmuz 2023’te başladı. Ben popülist bir politikayla emeklilere şu verilsin, bu verilsin demiyorum. Ben temellendiriyorum, gerekçelerini ortaya koyuyorum. Neden? 2023 Ocak’ında en düşük emekli maaşı, hepiniz hatırlarsınız, 7 bin 500 lira idi. En düşük kamu işçisi ve kamu memuru maaşı da 11 bin lira ile 12 bin lira arasındaydı. Yani emekli çalışanın maaşı, ister işçi ister memur olsun, onların üçte ikisi kadardı. Temmuz’a gelmeden işçilerimizle bir toplu sözleşme yapıldı ve bir anda işçi maaşı 21 bin liraya çıktı. Memurlar haklı olarak itiraz ettiler. Bunun üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız, seçimden sonra yani Temmuz’da en düşük memur maaşının 22 bin lira olacağını açıkladı. Yani işçinin 1.000 lira üzerinde. Nitekim böyle oldu. Yüzde 25’lik zam üzerine 8 bin lira seyyanen verildi ve memur maaşı 22 bin liraya yükseldi. Oysa en düşük emekli maaşı, yüzde 25’lik zama rağmen 7 bin 500 lira olarak kaldı. Neden? Çünkü zam, kök maaşa yapıldı. Kök maaş o dönem 5 bin – 5 bin 500 lira olduğu için en düşük maaş 7 bin 500 lira seviyesinde kaldı. Yani hiç artmadı, bir lira bile yükselmedi. Öyle olunca, emekli maaşının kamu çalışanına oranı üçte ikiden üçte bire düştü. 7 bin 500, 21 bin, 22 bin… Şimdi o günden bugüne durum böyle devam ediyor. Yani bugün de oran yaklaşık üçte bir. Normalde ne olması gerekir? 2023 Ocak dengesine göre oran 60’a 40 olmalıydı; yani eğer biri 60 bin lira alıyorsa, en düşük emekli maaşı 40 bin lira olmalıydı. Şimdi ben bunu söylüyorum, ‘bütçe yok’ deniyor.
“Emekli ikramiyeleri enflasyon farkları dikkate alınsaydı, şu anda 10 bin liranın üzerinde olması gerekiyordu”
Eğer burada denge bozulursa, yani adalet terazisi şaşarsa her şey bozulur. Şu anda emekliler lehine değil, emeklerin aleyhine bozulmuş bir denge söz konusu. Dolayısıyla bunun bir şekilde düzeltilmesi gerekiyor. Memura kaynak nereden bulunmuşsa, işçiye kaynak nereden bulunmuşsa, emekliye de bir yerden kaynak bulunmalı ve denge tekrar sağlanmalıdır. Belki bir anda 40 bin lira yapılamayabilir ama ilk etapta en azından 30 bin lira yapılmalıdır. Bunun altı kabul edilemez. Yaşanabilir tek maaşlı bir emekliyi düşünün; en düşük 20 bin lira alıyor ve evi de kiradaysa geçinebilmesi mümkün değildir. Eğer eşi de emekliyse veya kira getirisi olan bir mülkü varsa durum farklıdır. Biz tek maaşlı emekli ve kirada oturan bir kişi üzerinden hesap yapıyoruz. Geçmiş yıllarda bu farkın gözetilmesi ve ihtiyacı olana daha fazla verilmesi için tekliflerimiz de vardı. Tıpkı asgari ücret gibi, bir asgari hane geçim rakamı tespit komisyonu kurulmalıdır. Ankara ve İç Anadolu’da hane geçimi kaç liraya sağlanabilir, Güneydoğu’da kaç liraya sağlanabilir? Farz edelim ki 30 bin liraya geçinebilir. Kişi 20 bin lira kazanıyorsa, kalan 10 bin lira devlet tarafından tamamlanmalıdır. Şimdi vatandaşlık maaşı asgari ücret esas alınarak veriliyor. Asgari ücret yerine, bölgelere göre belirlenmiş bir asgari hane geçim rakamı esas alınmalıdır. Tek maaşı olan, evi kirada ve başka geliri olmayan bir kişi asgari ücretle geçinemez. Kirada oturan kişiler için bu durum özellikle dikkate alınmalıdır. Bir diğer konu ise emekli ikramiyeleri meselesidir. Normalde emekli ikramiyeleri, verildiğinden bugüne kadar enflasyon farkları dikkate alınsaydı, şu anda 10 bin liranın üzerinde olması gerekiyordu. Ama şu anda 4 bin lira seviyesinde. Son bir yıllık enflasyon farkı dikkate alınsa, ikramiyelerin 5 bin lira üzerinde olması gerekir. Ancak şimdi bu konuda artış yapılmayacak gibi bir hava var. Bu yanlış ve kabul edilemez. En azından emeklinin bayram alışverişi yapabilmesi için emeklilere nefes aldıracak bir destek verilmeli. Büyük Birlik Partisi olarak, 3 yıldır süren hak kayıpları göz önünde bulundurularak, bayram ikramiyesi en az 10 bin lira olmalı ve bayram öncesi emeklinin yüzü güldürülmelidir.
“Yarım gün olan tatillerde kadınlarımızın tam gün izin yapmalarını istiyoruz”
Ayrıca kadınların çalışma hayatıyla ilgili teklif ve araştırmalarımız da var. Kamuoyu bu konuya ne diyor, bunu da araştırıyoruz. Mesela bizim kadınlar için yaptığımız işe bir saat geç gitsin, bir saat erken çıksın’ teklifine vatandaşımız yüzde 75 oranında evet diyor. Yani vatandaşın yüzde 75’i bunu destekliyor. Bu, iki ayrı kamuoyu araştırmasından çıkan sonuç. Bir şey daha söylemiştik, biliyorsunuz. Mesela yarım gün olan tatillerde kadınlarımızın tam gün izin yapmalarını istiyoruz. Örneğin önümüzde bayram var; Perşembe günü arife günü yarım gün tatil. Kadınlarımız için bu tam gün olsun. Bunu kamuoyuna da sorduk. Kadınlar Günü’nde bunu tekrar dile getirdim. Bazı basit yayın organları buna tepki gösterdi ve kadınlardan tepki varmış gibi yansıttı. Ben anlamadım; hangi kadın yarım gün yerine tam gün tatil olmasından rahatsız olur ki? Uluslararası hukuk adeta askıya alınmış durumda.”
“Dünyada bir hukuk düzeni olsaydı, bu karşılıksız kalır mıydı?”
ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarına da değinen Destici şunları kaydetti:
“Uluslararası kurum ve kuruluşların hiçbir hükmü kalmamış, hiçbir müdahale edemiyorlar. İki haydut kafa kafaya vererek dünyayı bir yangın yerine çeviriyor, insanlığı ateşe doğru sürüklüyorlar. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından birkaç gün önce, İran büyükelçisi bizi bir yemeğe davet etmişti. Üç kişilik bir heyet olarak gittik. Orada bize, İran’daki olayların nasıl başladığını ve saldırı sürecini anlattı. O sırada ABD-İran görüşmeleri Cenevre’de ve daha sonra Umman’da devam ediyordu. Görüşmelerden umutlu olduklarını da ifade ettiler. Ama ertesi gün, ABD ve İsrail saldırıya geçti. Neticede bir devlet lideri, aynı zamanda dini lider konumunda olan birini, sadece İran halkının değil, dünyadaki Şiilik mezhebine mensup insanların dini liderini evinde bombalayarak, suikast ile öldürdüler; yakınlarıyla birlikte. İlk gün bombalama sonucunda, 5, 7 ve 12 yaşlarında kız çocukları ve onlara öğretmenlik yapan kadınlar hayatını kaybetti. Bombalarla parçalanarak yaşamlarını yitirdiler. Gerçekten Birleşmiş Milletler olsaydı, Uluslararası Ceza Mahkemesi olsaydı, dünyada bir hukuk düzeni olsaydı, bu karşılıksız kalır mıydı? Bundan ötesi var mı? Bir kız çocuğu okulunu bombalıyorsunuz ve 170 kişiyi parça parça ediyorsunuz. Bunu yapanlar dünyada bir muhatap bulabilir miydi? İnsanlık olsaydı veya BM olsaydı, derhal kınanmaz mıydı? Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde, bombayı atanlar ve emri verenler yargılanmaz mıydı?”
“Mahkemede selamlama konuşması yapılması doğru değildir”
“İBB Davasına” ilişkin değerlendirmelerde bulunan Destici şunları söyledi:
“Şimdi soruşturmalar tamamlandı ve dava, yani yargılama süreci başladı. Burada ne bekliyorsunuz haliyle? Normal bir yargılama bekliyorsunuz. Ama başından beri Cumhuriyet Halk Partisi, belediye başkanları ve belediyelerdeki yolsuzlukları, irtikapları sanki hiç olmamış gibi göstermeye çalışıyor. Sanki hiç suç işlenmemiş, Beytülmal’e el uzatılmamış, gasp veya irtikap olmamış gibi gösteriliyor. Bunlar tamamen siyasi ve toplumu aklamaya yönelik girişimlerdir. Belediye başkanlarını, özellikle İstanbul eski belediye başkanını da suçsuz gibi gösterip aklamaya çalışıyorlar. Türkiye’nin geldiği siyasi ortamda, milyonlarca kişi yolsuzluk yapanların yanında yer alıyor ve düzenlenen mitinglere katılıyor. Bu, ciddi bir psikolojik durumun göstergesidir ve iyi değerlendirilmesi gerekir. Mahkemeye bakacak olursak, hepimiz biliriz; hakim gelir, iddianameyi okur, taraflara söz hakkı verir ve duruşma ya kapatılır, ara verilir ya da tamamlanır. Ama şimdi daha mahkeme açılıyor, iddianame okunmadan ya da hemen okunduktan sonra eski belediye başkanı söz istiyor ve selamlama konuşması yapmak istiyor. Burası miting alanı, iftar programı veya parti toplantısı değil. Mahkemede selamlama konuşması yapılması doğru değildir. Hakim buna müsaade etmiyor ama baskı öyle bir noktaya geliyor ki sonunda konuşma yapılabiliyor. Ben şahsen bu tür davaların canlı yayınlanmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü zaten davalar mevcut haliyle bile hukuki olmaktan çıkarılıp tamamen politik bir hale getiriliyor. Televizyonlarda canlı yayınlandığında vatandaşlar tarafgir oluyor; bir kısmı konuşmayı savunuyor, bir kısmı karşı çıkıyor. Böylece dava tamamen siyasi ve politik gündeme dönüşüyor ve yargılama süreci olumsuz etkileniyor. Bu nedenle Türkiye’de yeni bir kaos ortamının oluşmaması için, bu tür davaların televizyonlardan canlı yayınlanmasını doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.”

