Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Müsavat Dervişoğlu’ndan Bahçeli’ye “İmralı” tepkisi: “Hain her yerde haindir. Bu ihanetin mutlaka hesabı sorulacaktır ve ihanetin zaman aşımı yoktur”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Bursa’da partisi tarafından düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, “‘PKK eşittir Abdullah Öcalan, o da eşittir Kürtler’ denklemi üzerinden İmralı’daki şehit katili Abdullah Öcalan’la devleti eşitlemek istiyorlar. ‘Bu tuzağa düşmeyin’ dedik ve ona umut hakkı vaat eden bir siyasi partinin genel başkanı çıktı ve ‘Kimse gitmezse üç beş arkadaşımla birlikte gerekirse İmralı’ya ben giderim’ dedi. O kişi Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ydi. Yuhlamak yok. Bizde herkesin yüzüne söylenmesi gerekenin söyleneceği bir siyasi duruş ve tavır var. Niye yuh çekelim ki ona? Ona yuh çekersek şayet bütün bu yaptıklarını da sindirmemize vesile olabilecek satır başlarını açmış oluruz. Hain her yerde haindir. Açıkça söylüyorum, bu ihanetin mutlaka hesabı sorulacaktır ve ihanetin zaman aşımı yoktur” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Bursa'da partisi tarafından düzenlenen iftar

Haber: Fatih ÖZKILINÇ / Kamera: Akın KÜÇÜKKURT

(BURSA) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Bursa’da partisi tarafından düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, “‘PKK eşittir Abdullah Öcalan, o da eşittir Kürtler’ denklemi üzerinden İmralı’daki şehit katili Abdullah Öcalan’la devleti eşitlemek istiyorlar. ‘Bu tuzağa düşmeyin’ dedik ve ona umut hakkı vaat eden bir siyasi partinin genel başkanı çıktı ve ‘Kimse gitmezse üç beş arkadaşımla birlikte gerekirse İmralı’ya ben giderim’ dedi. O kişi Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ydi. Yuhlamak yok. Bizde herkesin yüzüne söylenmesi gerekenin söyleneceği bir siyasi duruş ve tavır var. Niye yuh çekelim ki ona? Ona yuh çekersek şayet bütün bu yaptıklarını da sindirmemize vesile olabilecek satır başlarını açmış oluruz. Hain her yerde haindir. Açıkça söylüyorum, bu ihanetin mutlaka hesabı sorulacaktır ve ihanetin zaman aşımı yoktur” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Bursa’da partisi tarafından düzenlenen iftar programına katıldı.

Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde İYİ Parti Genel Başkan Yardımcıları, milletvekilleri, il ve ilçe yöneticileri, meclis üyeleri, sivil toplum kuruşu temsilcileri, gaziler, şehit aileleri ve partililerin katılımıyla gerçekleşen iftar programında konuşan Dervişoğlu, “Ramazan ayı bir ibadet ayı ama sadece aç kalmaktan, susuz kalmaktan ibaret değil. Ramazan aslında aykırılıklardan arınmak ayı. Fitneden, fesattan, yalandan, riyadan, iftiradan ve ihanetten arınma ayı Ramazan. Sözün israfından, makamın hoyratlığından kurtulma ayı. Yani nefislerin ayaklar altına alındığı ve ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ düsturundan hareketle sosyal dayanışma, sosyal paylaşma ayı. Bugün Bursa’da­yız, dün Balıkesir’deydik. Bugün de bu mübarek günlerin feyzinden yararlanmak, sizlerle bir arada bulunabilmek amacıyla Bursa’da­yız. Bursa payitahtın ilk başşehridir. Devletin hukukla ve merhametle yükseldiği, adaletle meşrulaştığı cennet bir yurt köşesidir Bursa. Bugün yaşanan hukuksuzluğun, merhametsizliğin, hoyratlığın ve adaletsizliğin karşısında da bir isyan kalesidir Bursa. Memleket ne zaman dara düşse bizim de yolumuz Bursa’ya düşer. O sebeple buradayım ve sizinle dertleşmek üzere huzurunuzdayım” dedi.

“Ekonomi perişan, Türk milleti geleceğinden umutsuz”

Ekonomik krize değinen Dervişoğlu, şunları söyledi:

“Türkiye bugün zordadır. Emeklisi tenceresini kaynatamamaktadır. İşçisi, asgari ücretlisi, emekçisi ve sabit gelirlisi zor durumdadır. Gençleri geleceklerinden umutsuzdur. Kadını mutsuz ve güvencesizdir. Çiftçisi üretimden kaçmakta, yüksek maliyetler yüzünden toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamamaktadır. Sanayicisi yarınından endişe etmekte, esnafı kepenk kapatma tehlikesiyle karşı karşıya, vergi, kira, stopaj derdindedir. Yüksek maliyetler ve hacizlerle boğuşmaktadır insanlar. 25 milyonu aşmış icra ve haciz dosyaları adliyeyi çalışamaz, kilitlenir bir hale getirmiştir. Bütün bunlar yanlış ekonomik kararlar, yolsuzluklar, israflar yüzünden başımıza gelen felaketlerden ibarettir. 16,2 trilyonluk Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 2026 bütçesinin 2,7 trilyonu bütçe açığı, 2,7 trilyonu da faiz ödemeleri olarak karşımızda durmaktadır. 2021 ve 2026 arası hükümetin yanlış uygulamaları ve yaptırımlarıyla 250 milyar dolardan daha fazla faiz ödemek durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Ekonomi perişandır. Türk milleti geleceğinden umutsuzdur. Bir çareye ihtiyaç vardır. Bir tek çare kalmıştır. O da bu iktidardan kurtulmak olacaktır. Alt alta sıraladığımız sıkıntılara yenilerini ekleyebilirsiniz. Ama hangi problemlerden bahsederseniz bahsedin, Türkiye’nin gündemine bütün bu söylediklerimi taşımak çok kolay olmuyor. Çünkü Türkiye gerçek gündemlerle uğraşmak yerine yapay gündemlere mahkûm ediliyor.”

“Açılım süreci ihanetiyle meşgul ediliyoruz”

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yürüttüğü süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Yaklaşık bir buçuk yıldır millî varlığımızı tehdit eden yeni açılım süreci ihanetiyle meşgul ediliyoruz ve onun üzerinde yorumlar, değerlendirmeler yapıyoruz. Cani başının Meclis kürsüsüne davetle ve umut hakkından yararlanması talebiyle başladı her şey. Biz o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu çağrı yapılınca İYİ Partili milletvekili arkadaşlarımızla bir araya geldik. İmralı’daki cani başına umut hakkı vererek onu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Atatürk’ün kürsüsünden millete hitap ettirmeye kalkışacaklar. Bunun için çağrıda bulunuyorlar. Bu çağrıya çare nedir diye kendi aramızda tartıştık. İYİ Parti milletvekillerinin parlamento grubunda aldığı kararı, altını çizerek Bursalı arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum. ‘Abdullah Öcalan denen caniyi umut hakkı vaat ederek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kim davet ederse etsin, İYİ Parti’nin milletvekillerinin cesedini çiğnemeden o hain bu Meclise giremez’ kararı aldık. Süreçleri biliyorsunuz. Sonra yaşananların hepsi sizlerin gözleri önünde cereyan etti. Biz direnç gösterdikçe onlar vaatlerini daha da belirgin hale getirdiler. Bir komisyon kurulması talebinde bulundular. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan bu komisyonla bu sorunun tartışılmasının gerekliliğine işaret ettiler. Bir korsan komisyon kuracaklardı. Yetkisiz, etkisiz ama bu komisyonu sadece ve sadece melun planlarına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni alet etmek için kurmayı planlıyorlardı. Sonra araştırdık, baktık. Komisyon talebi ne Sayın Erdoğan’dan ne Sayın Bahçeli’den geliyor. Komisyon kurulmasını isteyen ve kendisini Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle eşitlemeye kalkışan Abdullah Öcalan denen katilin ta kendisiymiş. Siyasi partileri uyardık. Başta Ana Muhalefet partisi olmak üzere bu komisyona katılmayı düşünen siyasi partileri uyardık. ‘Bu korsan komisyona dâhil olmayın. Bunların yaşama geçirmek istedikleri hain senaryoların figüranı durumuna kendinizi düşürmeyin’ dedik. Hepsiyle ayrı ayrı görüştüğümü söyleyebilirim. Ama üzülerek gördüm ki, üzülerek müşahede ettik ki o komisyonun kuruluşunun öncesinde Meclis’te yaşanan trafik, bütün siyasi partilerin birbiriyle olan diyalogları komisyonun kurulmasını mecburî hale getirdi. Neticede komisyon kuruldu. Yedi buçuk aydır da bu komisyon çalışıyor. Şimdi bir komisyon raporu tanzim etmek suretiyle raporu milletimizle paylaştılar.

“Öcalan’la devleti eşitlemek istiyorlar”

Bu süreçte başka bir şey daha yaşandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan bu komisyonun İmralı canisini cezasının infaz edildiği yerde ziyareti söz konusu oldu. O zaman da siyasi partileri uyardık. ‘PKK eşittir Abdullah Öcalan, o da eşittir Kürtler’ denklemi üzerinden İmralı’daki şehit katili Abdullah Öcalan’la devleti eşitlemek istiyorlar. ‘Bu tuzağa düşmeyin’, dedik ve ona umut hakkı vaat eden bir siyasi partinin genel başkanı çıktı ve ‘İmralı’ya kimse gitmezse üç beş arkadaşımla birlikte gerekirse İmralı’ya ben giderim.’ dedi. O kişi Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ydi.Yuhlamak yok. Bizde herkesin yüzüne söylenmesi gerekenin söyleneceği bir siyasi duruş ve tavır var. Niye yuh çekelim ki ona? Ona yuh çekersek şayet bütün bu yaptıklarını da sindirmemize vesile olabilecek satır başlarını açmış oluruz. Hain her yerde haindir. Açıkça söylüyorum, bu ihanetin mutlaka hesabı sorulacaktır ve ihanetin zaman aşımı yoktur. İmralı’daki cani, o şehitlerimizin, evlatlarımızın katili, cümlemizin geleceğine kastetmiş o örgütün hain elebaşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bir alt komisyonun kendisini ziyaret etmesiyle birlikte işte şu cümleyi sarf ediyor: ‘Bütün bunları yaptık, komisyonu kurdurduk ve müzakere gücümüzü de herkese gösterdik.’ Yani bu komisyon, aslında bakarsanız, sorun çözmek için kurulmuş bir komisyon değildir. Şayet öyle olmuş olsaydı sorunu olan birinin herhangi bir sorunu da bugün çözülmüş olurdu. Uyardık ve söyledik, sorun çözmeye taalluk etmeyecek bu komisyonun hangi saikle kurulmak istediğinin çok doğru anlaşılması lâzımdır.

“O caniyi İmralı’daki kodesinde çürütmek bizim boynumuzun borcu olsun”

Hangi çağrıyla başladıysa o çağrının satır aralarının doğru bir biçimde analiz edilmesi gerekiyor. Ne demişlerdi orada? ‘Abdullah Öcalan Meclis kürsüsüne gelsin, konuşsun.’ Abdullah Öcalan Ankara’nın Çankaya ilçesinde yaşamadığına göre demek ki o katilin Meclis kürsüsüne gelebilmesi için hürriyetinin kendisine bahşedilmesi lâzım. İşin en başında Abdullah Öcalan denen katilin serbest bırakılması hayali vardır. Burada şehit ailelerinin huzurunda konuşuyorum. O caniyi İmralı’daki kodesinde çürütmek bizim boynumuzun borcu olsun. Elbette onu kolay kolay salamazlar. Şu millete verecekleri hesabın altından kalkamayacaklarını en az bizim kadar onlar da biliyor. Ama bir mesafe daha kat edebilmeleri mümkün bu yolla: Türkiye’nin tartışılmazlarını tartışmaya açmak. Dikkat ederseniz yaklaşık bir buçuk seneden beri işaret ettiğimiz tehlike gerçek olmuştur ve Türkiye’nin vatandaşlık tanımı, vatan bütünlüğü, dil birliği başta olmak üzere bütün değerleri tartışma masasına yatırılmaya başlanmıştır. Yani söylediklerimizde biz, her zaman olduğu gibi, haklı çıktık. Yazılan komisyon raporunda da aslına bakarsanız milletten korktukları için somut bir şey ifade edemiyor. Rapor baştan aşağı muğlak ifadelerden oluşmuş ve aslında rapor niteliği olmayan bir yazılı metin olma vasfıyla kendini gösteriyor. ‘Biz her şeyi yapardık ama elimizde yetki yok’ demek suretiyle yapmak istediklerini yasal düzenleme kılıfı altında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşıyacakları da âşikâr. ‘Raporu okuyorsunuz, bu raporda diyorlar, ne gördün?’ Raporda anlatmak istemediklerinizi gördüm. Raporda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesinin tartışıldığını gördüm. Raporda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlık tanımından vazgeçilme iradesi sergileme tehlikesi gördüm. Bu raporda Gazi Mustafa Kemal’in ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’ diye birliği oluşturan, o birliği bozmaya kalkışan adımlar atıldığını gördüm. Onun için o rapora ve o raporun yazarlarına isyan ediyorum.

“İYİ Parti iktidarında yargılanmaktan kurtulamayacaklar”

Yasal düzenlemeler gerekecekmiş. Örgütün feshi ve silah bırakma süreci incelenecekmiş. Hani bunlar silah bırakmıştı, mangalda silah yakma partisi gerçekleştirmemişler miydi? Demek silah bırakılmamış. Örgütün çatı örgütü altındaki uzantılarının bulunduğu ülkelerdeki faaliyetleri hâlâ devam ediyor. Örgütün feshi gibi bir durum henüz söz konusu değilmiş. Ayrıca bütün bu çalışmaları sürdüren, bu sürece katkı sağlayan, bu konuda süreci yöneteceklerle ilgili bir yasal düzenleme yapmak suretiyle onların cezada muaf tutulmasına yönelik birtakım kanunî düzenlemelere ihtiyaç varmış. Bu haltları yiyenler, aslında bakarsanız, suç işlediklerini gayet iyi biliyorlar. Tıpkı 2014 yılında olduğu gibi bugün de kanunen suçtan kendilerini mahfuz tutabilecek bir düzenleme arayışı içerisine giriyorlar. Buradan sesleniyorum, şehit ailelerinin de huzurunda söz veriyorum: Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne, beraberliğine zarar veren, kardeşlik hukukunu zedeleyen, cumhuriyetin felsefesini aşındırmaya kalkışmak için bu kabil faaliyetlerin içinde bulunanlar sıfatları ne olursa olsun İYİ Parti iktidarında yargılanmaktan kurtulamayacaktır. ‘Umut hakkı diye bir şey yok’ diye bizi kandırıyorlar. Oraya ‘umut hakkı’ diye yazamazdınız ki zaten. Yazıp da Bursalı kardeşlerimin arasında nasıl dolaşacaktınız? ‘Abdullah Öcalan diyorlar, umut hakkı falan yok.’ Ne var peki Abdullah Öcalan’a? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına bağlı olarak birtakım avantajların sağlanabileceği yasal düzenlemeleri yapmak mümkün, diyorlar. Gerçeklerin arkasına saklanarak yine başka bir ihanet planıyla Türk milletini kandırmaya çalışıyorlar. Madem ki umut hakkı yoktu, o zaman Meclis’in bahçesinde o komisyonun üyesi ve bu sürecin tetikleyicisi partinin genel başkan yardımcısı ‘Umut hakkı hususunda mutabık kaldık, umut hakkı konusunda bütün siyasi partiler olarak anlaştık’ açıklamasını neden yapmıştı o zaman? Bunları sormak lâzım.

“Türk tanımlaması bir etnik işaretleme değildir”

Ayrıca ‘Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri’ başlığı adı altında ‘Kürt vatandaşlarımız’ tanımı kullanılmak suretiyle Anayasa’nın 66. maddesi ihlal edilmiştir. Anayasa 66’da açık ve seçik olarak ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür’ ifadesine yer verilir. Doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi hangi kökten gelirse gelsin bu büyük cumhuriyetin çatısı altında ‘Türk’ diye tanımlanmıştır. Türk tanımlaması bir etnik işaretleme değildir. Türk tanımlaması, millî birliğin ve beraberliğin inşası için Gazi Mustafa Kemal tarafından bulunmuş ve diğer ülkelerde olup bitenlerden bizleri ayıran yüce bir kavram olarak milletin huzuruna ve dikkatine sunulmuştur. Bu raporla ilgili çalışma yapan komisyon, Kürt’ün ya da Türk’ün herhangi bir sorununu çözmemiştir. Sözlerimin başında ifade ettiğim problemlerin çözümüne delalet edecek bir tek adımı bile atmamıştır. Ama Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet, Suriye’deki, Irak’taki, İran’daki Kürtlerden farklı olarak Türklere ortak bir kimlik vermek suretiyle onların eşit ve onurlu bir vatandaş olarak yaşamasını temin etmiştir. Suriye’nin kuzeyindeki Kürtleri Esad döneminde vatandaş bile yapmıyorlardı. Irak’ın kuzeyindeki Kürtleri Saddam dönemi ve sonrasında seçmen yapmıyorlardı. İran’daki Kürtleri hâlâ memur yapmıyorlar. Ama Türkiye’de Mustafa Kemal’in inşa ettiği cumhuriyetin çatısı altında, onurlu ve eşit yurttaş kimliğiyle Ankara’nın batısı Kürtlerin ticaret hanesine döndürülmüş durumdadır. Kürtler milletvekili olmaktadırlar. Başbakan olmaktadırlar. Cumhurbaşkanı olmaktadırlar. Vali, kaymakam, Genelkurmay Başkanı olmaktadırlar. Kardeşlik için daha hangi temeli arıyorsunuz? En büyük temeli Gazi Mustafa Kemal atmış ve Türk kimliği etrafında bizleri buluşturmuştur.

“Türk bayrağının şanından, şerefinden gururlanan herkes bizim kardeşimizdir”

‘Türkler, Araplar ve sair unsurlar’ diyerek içimize nifak sokmaya çalışıyorlar. Biz herkese kardeşiz. Bu topraklar üzerinde Türk bayrağının şanından, şerefinden gururlanan herkes bizim kardeşimizdir. Bu kutsal vatan toprağının birliği, bütünlüğü, beraberliğini savunan herkes bizim kardeşimizdir. Bu büyük milletin tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da birlik ve bütünlük içerisinde Türk milleti kimliği altında, Türk milleti adı altında, tarih sahnesinde büyük bir vizyoner güç olarak kendisini göstereceği iradeye saygı duyan ve katkı sağlayan herkes bizim kardeşimizdir. Bu topraklarda etnik kökenine, bölgesine, dinine ve mezhebine bakmadan Türk bayrağı altında kiminle buluşmuş isek hayatın geri kalanını da onunla birlikte sürdüreceğiz. Cumhuriyeti kimlerle kurduysak cumhuriyeti yaşatma iradesini de aynı kararlılıkla sergileyeceğiz. Bu topraklar üzerinde yaşayan ve millî varlığımıza, bayrağımıza, vatan bütünlüğümüze, üniter devletimize saygı duyan herkes bizim kardeşimizdir. Ama her kim ki bu birliğe zarar vermek için tuzaklar kurar, her kim ki bu bayrağı gönderden indirmek için planlar yapar, her kim ki bu büyük milletin kardeşlik hukukuna halel getirmek için ihanet projelerinin altına imza atmaya kalkar, işte onlar bizim hem bugün hem de yarın ebedî düşmanımız olmaya devam edeceklerdir. Hiçbir şekilde tevile kabil olmayacak. İleride de ‘Aslında şunu söylemek istiyordum da yanlış anlaşıldım.’ dedirtmemek için cümlelerimi özenle seçmeye gayret sarf ediyorum. Bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz. Herkes iyi duysun. Bu cumhuriyeti yıktırtmayacağız. Herkes bunu iyi duysun. Bayrağı gönderden indirtmeyeceğiz. Herkes iyi duysun. Minarede ezanı dindirtmeyeceğiz. Herkes bunu iyi duysun.

“Müsavat Dervişoğlu’nun zırhı, şehit ailelerinin ondan esirgemediği duasıdır”

Her yerde söylüyorum ve dile getiriyorum diye birçok kesimin, gerek yazılı ve görsel medyada ve gerekse sosyal medyada saldırısına uğruyorum. Dikkat ediyorsunuz değil mi? FETÖ’cüler, eski FETÖ’cüler bize saldırıyor. Efendim, liberal solcular şahsıma saldırıyor. Efendim, siyasal bölücüler bize saldırıyor. Mankurt kafalar, büyük Türk milletinin istikbalini Abdullah Öcalan’ın umut hakkına bağlamış geri zekâlıların uzantıları da bana saldırıyor. Mübarek Ramazan ayındayız. Doğrunun tarafının belli edilmesi lâzım. İmam Şafiî Hazretleri’ne sormuşlar: ‘Fitne ortamında doğrunun kim olduğunu nasıl anlarız, hakikat ehli olanın kim olduğunu nasıl anlarız?’ diye sormuşlar. İmam Şafiî cevap vermiş, demiş ki: ‘Okların yönüne ve gidiş istikametine bakın. Oklar kime gidiyorsa hakikat ehli odur.’ demiş. Şimdi oklar bize geliyor. Oklar bana geliyor. Oklar dava arkadaşlarıma geliyor. Oklar bu memleketin inanmış aydın kişilerine geliyor. Ama bilmiyorlar ki iyilerin ve cesurların ve Müsavat Dervişoğlu’nun aradıkları zırha hiç ihtiyacı yok. Müsavat Dervişoğlu’nun zırhı bağlı bulunduğu hakikat sistemidir. Müsavat Dervişoğlu’nun zırhı, şehit ailelerinin ondan esirgemediği duasıdır. Bu inanç ve düşünceyle burayı şereflendiren bütün Bursalı hemşehrilerime, dava arkadaşlarıma, kader arkadaşlarıma, mücadele arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi bildiriyorum. Artık buradan, bu atmosferi gördükten sonra açıkça ilân etmenin zamanı gelmiştir ki çıktığımız yolculuk sadece kendisini muhafaza etmeye yönelik bir siyasi parti olma temelini çoktan aşmıştır. Artık Türkiye’nin İYİ Parti’ye ve İYİ Parti’nin kadrolarına ihtiyaç vardır. Bundan sonraki yolculuğumuzun adı iktidar yolculuğudur. Hepinizi iktidar yolculuğuna davet ediyorum.”