(TBMM) – CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in iki şoförünün gözaltına alındığını belirterek, “Bu iki şoförü öğreniyoruz ki İstanbul’a götürecekler. Silivri tehdidiyle, cezaevi tehdidi ile şoförler üzerinden başlatılacak bir iftira zincirine asla izin vermeyeceğiz, asla boyun eğmeyeceğiz. Bakın Silivri’de o zorla alınan iftiralar tel tel dökülüyor. En son Murat Kapki, ‘Baskı altında ‘iftiracı ol’ dediler, ‘kurtulursun’ dediler. Bildiklerimi söyledim, bilmediklerimi uydurdum, yalan söyledim, iftira attım ama mahkemede doğrusunu söylüyorum’ demek zorunda kaldı” dedi.
Emir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin günlerdir özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığını merak ettiğini söyledi.
Gürlek’i mal varlığını açıklamaya davet ettiklerini belirten Emir, “Açık belgeler var, 16 tapu var, sözleşmeler var, ödeme planları var ve bunlara karşı cevap veremeyen, çaresizliğe düşmüş bir Sayın Bakan var. O Sayın Bakan bunlara cevap veremedikçe birilerine talimat veriyor ve onların yönlendirdiği sözde basın ve troller birilerine saldırıyorlar. Bunlardan birisi de benim” dedi.
“Önceki Adalet Bakanı günde on kere ‘Türkiye hukuk devletidir’ diyordu, bu yenisinin böyle bir şey söyleme ihtiyacı bile yok”
Bakan Gürlek’in mal varlığına ulaşmanın suç olduğunun söylendiğini ifade eden Emir, “kendi hakkında mal varlığına ulaşmanın suç olup olmadığını” sordu ve şöyle konuştu:
“Yeni Şafak dün manşet attı: ‘Murat Emir’in mal varlığına biz ulaştık, tapu kayıtlarına’ diye. Ulaştınız da keşke doğrusunu yazsaydınız, keşke yalan yazmasaydınız. İşte gerçek burada. Ben dün tek tek açıkladım, bugün de burada. Alın, çalışın, ofisime gelin, çayınızı içerken bakın. Şahsım adına kayıtlı tapudaki taşınmazların tamamı buradadır. Hatta duyuyorum, akşam tabii söyleyecek laf bulamayınca bu yandaş medya bakıyorlar: ‘Ankara Dikmen’de 4 bin küsür metrekare arsa nasıl olur? Sabahtan akşama kadar ameliyat yapsa yapamaz, çalmış belli ki’ diyen alçaklar, bunun oradaki parselin toplam büyüklüğü olduğunu biliyorlar ama bilmezden geliyorlar. Bir siteye bakıyorlar: ‘Sitede onlarca dairesi olabilir. Bak burada 80 daire var, 16 blok var’ diyor. Oradaki daire benim 2005 yılında edindiğim, krediyle aldığım ve hala oturduğum dairede bir tane daire. Buradaki daireler krediyle alınmış, hala ben bir kamu bankasına konut kredisi kullanmış ve kredi borcu ödeyen bir vatandaşım. Bizim alnımız açık, yüzümüz ak. Taşınmaz beyanı böyle yapılır ama bunu yapamayanlar alelacele cevap veremeyince birine sorduruyor: ‘Efendim ne cevap vereceksiniz Özgür Özel’in açıklamalarına?’ O da diyor ki: ‘Muhittin Böcek itirafçı olacak, daha zamanı var.’ Ne demek bu? Bir önceki İstanbul Başsavcısı, bütün bu kirli operasyonlara imza atan kişi, şimdinin Adalet Bakanı, HSK Başkanı, tüm hakim ve savcıların özlük haklarındaki en etkili ve yetkili kişi ‘zamanı var, konuşturacağız’ diyor. Bu açıkça hakimlere, savcılara talimat vermektir, bağımsız yargılamayı etkileme girişimidir. Zaten bundan da çekinmiyorlar, burada bir sorunları da yok. Yani ‘biz etkilenmiyoruz’ falan dedikleri de yok şükür. Bir önceki Adalet Bakanı günde on kere ‘Türkiye hukuk devletidir’ diyordu, bu yenisinin böyle bir şey söyleme ihtiyacı bile yok.”
“Silivri tehdidiyle şoförler üzerinden başlatılacak bir iftira zincirine asla izin vermeyeceğiz”
Emir, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in iki şoförünün gözaltına alındığını hatırlatarak, “Defalarca sorgulanmışlar. Muhittin Böcek 6 ay önce ‘İftira at. kurtul buradan’ denen ama ‘Ben doğru bildiğimi söylerim’ diyerek dik duran Belediye Başkanımız. Bu iki şoförü öğreniyoruz ki İstanbul’a götürecekler. İddia şu: Rüşvet soruşturması kapsamında sorgulayacaklar. Niye İstanbul, niye Antalya değil? Çünkü İstanbul’da bir yerlere yamamaya çalışıyorlar. Bakın dikkatli konuşuyoruz, dikkatli dinlesinler. Yaptıklarını biliyoruz, yaptıklarını görüyoruz, takip ediyoruz. Silivri tehdidiyle, cezaevi tehdidiyle şoförler üzerinden başlatılacak bir iftira zincirine asla izin vermeyeceğiz, asla boyun eğmeyeceğiz. Bakın Silivri’de o zorla alınan iftiralar tel tel dökülüyor, takip ediyorsunuz. En son Murat Kapki, ‘Baskı altında ‘iftiracı ol’ dediler, ‘kurtulursun’ dediler. Bildiklerimi söyledim, bilmediklerimi uydurdum, yalan söyledim, iftira attım ama mahkemede doğrusunu söylüyorum’ demek zorunda kaldı” ifadelerini kullandı.
Yetkililere seslenen Emir, “Şeffaf olacaksınız, alnınız açık olacak, yargıyı etkilemeyeceksiniz ve bağımsız yargının işlemesine müsaade edeceksiniz. Bizim Silivri’deki arkadaşlarımız yargılanmak istiyorlar, sorumlu davranıyorlar. Orada yargılama yetmez, tüm Türkiye duysun, TRT yayınlasın diyoruz ama bütün bunları yaparken de bir kez daha söylemeliyim ki tutuksuz yargılama şarttır. Çünkü birçok kişi açısından artık tutuklu yargılama peşin cezalandırmaya dönüşmüştür” dedi.
Emir, şüpheli sıfatıyla 16 ünlünün gözaltına alınmasına ilişkin şunları söyledi:
“Suçları uyuşturucu kullanmak, uyuşturucu kullanımının kullanımını kolaylaştırmak. İddia bu… Onlarca kere yapıldı; sabah gidiyorlar, kapıları çalıyorlar, adı sanı olan, adresi belli olan kişileri yurt dışındaysa yakalama kararı çıkarıyorlar. İstisnasız yakalama kararı çıkartılanlar yurda döndüler hemen, ‘Biz temiziz’ diye. Hani masumiyet karinesi falan boş ver; peşinen lekeliyorlar, görüntüleri servis ediliyor, dedikodular yayılıyor. 15 gün sonra raporlar geliyor ki uyuşturucu kullanmamışlar. Yazık… Yani gündemi değiştireceğiz diye, şu gündemden kurtulacağız diye, üstümüzden düşsünler diye insanlara bunu yapmayın. Türkiye’nin gündemi bellidir ve böylesine suni operasyonlarla bunun değiştirilmesine izin vermeyiz. Biz savcının, kolluğun, yargının görevini yapmasına karşı değiliz. Ama olmayacak şekilde, olmayacak kişileri sabahın bir vaktinde lekeleyerek, peşinen suçlu ilan ederek, teşhir ederek böylesine gözaltına alınmaları da elbette ki ne hukuk kabul eder ne de vicdan kabul eder.”
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporunun gerekliliklerinin bayramdan sonraya bırakıldığını hatırlatan Emir, “Şimdi bir sessizlik görüyoruz, bir umursamazlık görüyoruz, bir vurdumduymazlık var. Ben buradan Sayın Meclis Başkanı’na, siyasi partilerin genel başkanlarına, grup başkanlarına, temsilcilerine, tüm milletvekillerine sesleniyorum: Bu raporda ayrıntılı olarak ve neredeyse oy birliğiyle mutabakatımız var. Mutabakatımızdan birisi sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyma, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma, ifade özgürlüğünü genişletme, Terörle Mücadele Yasası, Türk Ceza Kanunu, İnfaz Yasası, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu gibi demokrasimizin önündeki engelleri tek tek ayıklayalım. Tek tek bu ülkenin demokrasisini, toplumsal barışını, özgürlüklerini daha yukarıya taşıyalım demişiz. Hiçbir şey yapmıyoruz” diye konuştu.
“Yanıltıcı bilgiye kim karar veriyor?”
Emir, halkı korku ve paniğe sevk edecek yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan gazeteci İsmail Arı’yı gözaltına alınmasına ilişkin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporunun 44’üncü sayfasına atıfta bulunarak şöyle konuştu:
“‘Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır’ demişiz. Bunun altında AKP Grubunun, MHP Grubunun, DEM Grubunun ve diğer siyasi partilerin imzası var. Yani diyoruz ki burada; basın özgürlüğünü engelleyen, yani gazetecileri hapse attıran -daha nasıl söyleyeceğiz bunu?- kanunlardaki öngörülebilirlik ve belirlilik sağlanmalıdır. Bu ne demek? Kanun şu arkadaşlar; ‘Halkı endişe, korku, panik yaratmak saikiyle kamu düzenini ve kamu barışını bozacak şekilde yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak…’ Bak kaç tane şart var. Bunun mimarı, bu yasanın mimarı Feti Yıldız. Biz tutanaklardan bakın o zaman dedik ki: Böyle bir yasa olmaz. Bu yasayı herkes alır, istediği gibi kullanır dedik. Hukuki öngörülebilirlik ve hukuki belirlilik… Yani bir kişi ben ne yaparsam veya bir gazeteci nasıl bir haber yaparsam tutuklanmam veya nasıl bir haber yaparsam tutuklanırım; bunu öngörebilmeli ve bir hakimin önüne geldiği zaman çerçevesi kesin olmalı. Çünkü hakim yasayı uygulayıcıdır, yasa koyucu yerine geçemez. Ama yasa koyucu böylesine geniş, böylesine müphem, sınırları belirsiz, herkesin dilediği gibi anlayacağı, yorumlayacağı…
İsmail Arı üç ay önceki videodan dolayı tutuklanıyor. Ya halkı paniğe sevk ettiyse üç ay önce paniğe sevk etti. Yanıltıcı bilgiye kim karar veriyor? Yalanın, gerçeğin ne olduğuna kim karar veriyor? Siz sabah bir şey söyleyip akşam tersini söyleyenler değil misiniz ve hepsini de gerçek diye, doğru diye ortaya koyan değil misiniz? Gerçeğin belirleyicisi özgür basın, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü değil midir? Gerçeğe ancak bu şekilde ulaşamaz mıyız? Büyük hukuksuzluklar var. Alican Uludağ’ı Silivri’ye götürdüler orada yargılamak için, eziyet olsun diye. Onun da hakkında Cumhurbaşkanına hakaret ile birlikte 217/a, yani halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu var. Bununla birlikte 100’e yakın gazeteci şu anda tutuklu. Türkiye bu dezenformasyon yasası dedikleri ama sansür yasası diye tanımladığımız yasa üzerinden gazeteciler için tam bir cehenneme dönüşmüştür ve bu sansür yasası bir giyotin görevi görmektedir. Gelin bu yasaları düzeltelim. Burada vebal var, burada suç var. Şimdi bunu böylesine getirenler, kabul edenler, el kaldıranlar uygulamadaki bunca yanlışı görüp ‘ben öyle yazmamıştım, uygulayıcılar yanlış yapıyor’ diyenlere sesleniyorum, başta Meclis Başkanı’na sesleniyorum. Barış evet, demokrasi evet, kardeşlik evet; bunu kurmak için bekleyecek hiç vaktimiz yok, dakikamız yok. Buradan başlayalım, Dezenformasyon Yasası’ndan başlayalım. Artık bu istenmeyen gazetecileri istenen süreçlerde kenara çekme, cezaevinde tutma, görev yapamaz hale getirme, ayak altından çekme operasyonlarına son verelim.”
“Yeni Şafak’tan doğrusunu yarın manşet yapmasını bekliyorum”
CHP’li Emir, basın açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kendi malvarlığı konusunda sorular üzerine Emir, “aklı başında iddialar gibi cevap vermenin son derece zor olduğunu” söyleyerek, şunları kaydetti:
“Bir defa böyle bir rakam yok, böyle bir rakam söz konusu değil. Yani İmrahor’daki söz konusu arsa 38 milyon lira ise açıkça söylüyorum 3,8 milyona, yani onda bir fiyatına hemen satmaya hazırım. Ama ben bir milletvekili olarak şuradan şunları konuşmaktan utanıyorum, üzülüyorum, bunları konuşmaktan üzülüyorum. Bakın orada bu tip şeyler bana göre son derece değersiz. Eğer o fiyatı veren varsa alsınlar… Ayrıca da bunları gazetecilerin iddia etmesine gerek yok, herkes yazıyor.
Ben Yeni Şafak’tan şunu gelip çalışmasını ve doğrusunu yarın manşet yapmasını bekliyorum ve bunu burada bırakacağım arkadaşlar. Ben tek tek herkese cevap veremem ama böyle rakamları çarpıtıp, olmayan rakamlar uydurup benim hayatımdaki bilmem nelerimi hesap edip falan bunlara gerek yok arkadaşlar. Her şey burada işte… Ama böylesine hani iddia için teşekkür ederim, ben onda bir fiyatına satmaya hazırım ama her bir saçmalığa tek tek cevap veremem. O yüzden saçmalık iddiası olan varsa, bakın burada bu burada kalacak, ofisimde de açık. Dileyen gelip dilediği şekilde her türlü bakabilir.”

