(ANKARA) – Milli Savunma Bakanlığı’nda (MSB) 18 Mart Şehitler Günü kapsamında anma töreni düzenlendi. Törende konuşan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “İsrail’in önce Gazze’ye ardından Lübnan’a ve İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan kaos ortamı, şimdi de ABD ve İsrail’in birlikte İran’a saldırmalarıyla ve İran’ın bölge ülkelerini hedef almasıyla daha da tehlikeli bir hal almıştır. Türkiye olarak, bölgemizde büyük bir kaos ve istikrarsızlığa sebep olan her gelişmeyi milli bekamız ile ülkemizin menfaatleri doğrultusunda dikkatle analiz ediyoruz. Çatışmaların son bulması için yoğun diplomatik çabalarımıza devam ederken askeri olarak da hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm tedbirleri de alıyoruz” dedi.
Milli Savunma Bakanlığı’nda 18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi anısına tören düzenlendi. Törene Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu katıldı. Törende ilk olarak tüm şehitler adına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ardından İstiklal Marşı okundu. Programda, şehit Piyade Teğmen Eril Alperen Emir’in annesi Halide Serap Emir bir konuşma yaptı.
Etkinlik kapsamında 18 Mart’a özel hazırlanan video klip gösterildi. Ardından Anma Günü Konseri çerçevesinde Armoni Mızıkası tarafından konser verildi.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler konuşmasında, “Sözlerimin başında Çanakkale Zaferi’ni bizlere armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını, vatanımız, milletimiz, istiklal ve istikbalimiz için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve cesaret timsali gazilerimizi rahmet şükran ve minnetle yad ediyorum” dedi. Güler ayrıca, şunları söyledi:
“Bugün 111’inci yıl dönümünü kutladığımız Çanakkale Zaferi, bütün dünyaya ilan edildiği bir direniş destanıdır”
“Bugün 111’inci yıl dönümünü kutladığımız Çanakkale Zaferi, kahraman ordumuzun vatan savunmasındaki azim ve kararlılığının, asil milletimizin inanç ve bağımsızlık iradesinin bütün dünyaya ilan edildiği bir direniş destanıdır. Dünyanın en güçlü donanmaları ve ordularıyla ülkemizi işgal etmek isteyen müstevliler, karşılarında, vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen kahraman Türk milletini ve onun şanlı ordusunu bulmuşlardır. Anadolu’nun ve gönül coğrafyamızın dört bir yanından gelen Mehmetçiklerimiz Çanakkale’de sergiledikleri kahramanlıklarla asil milletimizin yüksek karakterini ve tarih boyunca taşıdığı bağımsızlık ruhunu bütün dünyaya göstermişlerdir. Kahramanlarımızın sevdiklerini, gençliklerini ve hayallerini hiç tereddüt etmeden vatan uğruna feda etmesi cesaretin ve fedakârlığın en yüce örneklerinden biri olarak tarihimizdeki müstesna yerini almıştır.
“Vekil unsurlar üzerinden yürütülen mücadelelerin artık doğrudan devletlerin birbirini hedef aldığı bir çatışma ortamını yaşıyoruz”
İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un, ‘Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın’ dizelerinde ebedileştirdiği her bir şehidimiz bağımsızlığımızın birlik ve beraberliğimizin en büyük timsalidir. Bugün, bizler de şehitlerimizin bıraktığı eşsiz mirası, yani bu aziz vatanı koruma sorumluluğunu omuzlarımızda taşıyoruz. Şanlı ecdadımızın Çanakkale’de ortaya koymuş olduğu mücadele ruhu; ilk önce İstiklal Harbi’mizde vücut bulmuş daha sonra Kıbrıs’ta, terörle mücadelede ve 15 Temmuz’da bir kez daha kendisini göstermiştir. Bu asil ruh, şanlı milletimizin karakterinde ebediyen varlığını sürdürecek, ülkemize yönelebilecek tüm tehditler, Çanakkale’den bugüne kadar olduğu gibi sarsılmaz bir direnişin pençesinde eriyecektir.
Her fırsatta ifade ettiğimiz gibi yakın coğrafyamız başta olmak üzere dünya genelinde birbiri ardına gerginlikler ve krizler yaşanıyor, bunun sonucunda risk ve tehditler de giderek artıyor. Bugün geldiğimiz noktada, artık bu risklerin bir ihtimal olmaktan çıkarak fiili çatışmalara dönüştüğünü, uluslararası hukukun çoğu zaman yok sayıldığını yakından takip ediyoruz. Önceleri, vekil unsurlar üzerinden yürütülen mücadelelerin artık doğrudan devletlerin birbirini hedef aldığı daha geniş ölçekli bir rekabete dönüştüğü bir çatışma ortamını yaşıyoruz. İsrail’in önce Gazze’ye ardından Lübnan’a ve İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan kaos ortamı, şimdi de ABD ve İsrail’in birlikte İran’a saldırmalarıyla ve İran’ın bölge ülkelerini hedef almasıyla daha da tehlikeli bir hal almıştır.
“Bölgemizde kaos ve istikrarsızlığa sebep olan her gelişmeyi milli bekamız ile ülkemizin menfaatleri doğrultusunda dikkatle analiz ediyoruz”
Türkiye olarak, bölgemizde büyük bir kaos ve istikrarsızlığa sebep olan her gelişmeyi milli bekamız ile ülkemizin menfaatleri doğrultusunda dikkatle analiz ediyoruz. Bu kapsamda, çatışmaların son bulması için yoğun diplomatik çabalarımıza devam ederken askeri olarak da hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm tedbirleri de alıyoruz. Son gelişmelere göre de karada, denizde, havada, sınır hattında ve siber alanlarda tedbirlerimizi artırdık.
Yakın coğrafyamızda yaşanan istikrarsızlıklar, ordumuzun imkan ve kabiliyetlerini sürekli geliştirmenin ve caydırıcı bir askeri gücü muhafaza etmenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz vatanımızın ve milletimizin güvenliğini sağlamak, ülkemizin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumak için tüm alanlarda üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Şüphesiz yaşananlar, bizlere yalnızca güvenlik bakımından değil; asker düşünce, kapsamlı planlama ve stratejik hazırlık açısından da önemli dersler sunmaktadır.
“Güçlü ordular, yalnızca cephede değil; karargahlarda üretilen stratejik akıl, sağlam planlama, ve yüksek sorumluluk bilinciyle vardır”
Bu noktada, Milli Savunma Bakanlığımız, Genelkurmay Başkanlığımız ve Kuvvet Komutanlıkları karargahlarımız büyük bir sorumluluk üstlenmektedirler. Unutulmamalıdır ki güçlü ordular, yalnızca cephede değil; karargahlarda üretilen stratejik akıl, sağlam planlama, ve yüksek sorumluluk bilinciyle vardır. Bu yüzden çok boyutlu değerlendirme yeteneğiyle her türlü senaryoya karşı sahadaki birliklerimizi en iyi şekilde desteklemek bugünün güvenlik ortamında en önemli görevlerimizden biridir. Sizlerin, bu bilinçle görevlerinizi en iyi şekilde yerine getirdiğinizi müşahede ediyor, bundan sonra da aynı anlayışla çalışmalarınızı sürdüreceğinize yürekten inanıyorum.
İçinde bulunduğumuz kritik süreçte güçlü bir savunma kapasitesine sahip olmanın yanı sıra iç cephemizi güçlü tutmak ve yerli milli savunma sanayimizi daha ileri seviyelere taşımak da bir o kadar hayati önemdedir. Bu çerçevede, yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz savunma sanayimiz, yüksek teknoloji ürünü sistemlerle, ordumuzun gücüne güç katmakta ülkemizin stratejik bağımsızlığını pekiştirmektedir. Bu alanda daha çok başaracağımız şeylerin olduğunun bilinciyle çalışmalarımıza artan bir şevk ve gayretle devam ediyoruz. Tüm bu gayretlerimizin temelinde, ülkemizin hak ve çıkarlarını her koşulda koruma azmimiz ile aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize duyduğumuz derin vefa bulunmaktadır. Onların bize bıraktığı kutsal emanet, aynı zamanda geleceğe dair sorumluluklarımızın da en güçlü hatırlatıcısıdır.
“Terörsüz Türkiye’ hedefi de bu çalışmalarımızın önemli bir ayağını teşkil etmektedir”
Nitekim devletimizin, Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya koyduğu ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi de bu çalışmalarımızın önemli bir ayağını teşkil etmektedir. Bu tarihi süreç, güvenlik ve huzurun kalıcı hale gelmesi kadar; kardeşliğimizin ebedi kılınması, çocuklarımızın, terörün gölgesinden uzak bir ülkede büyümesi, ülkemizin daha fazla gelişmesi ve kalkınması ve tüm vatandaşlarımızın refah payının artması anlamına da gelmektedir. Bu konuda devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüt söz konusu değildir. Şüphesiz, bugün güven ve huzur içinde yaşayabiliyorsak ve bu tarihi süreci yürütebiliyorsak bu, en başta şehit ve gazilerimizin emsalsiz fedakarlıkları sayesindedir. Özellikle belirtmek isterim ki bu süreçte atılacak hiçbir adım, şehitlerimizin aziz hatırasına asla leke düşürmeyecek gazilerimizin onuruna, asaletine ve verdikleri emeklere zarar vermeyecektir.
Şehitlerimiz ve gazilerimiz, bu milletin onurudur; siz kıymetli ailelerimiz de bu onurun yaşayan emanetlerisiniz. Öyle ki sizler, tarifsiz acılarınızı yüreğinizde taşımanıza rağmen vakur duruşunuzdan asla taviz vermediniz. Sabrın, metanetin ve asaletin, ne demek olduğunu bir kez daha gösterdiniz. Dolayısıyla sizler, başımızın tacısınız ve ne yaparsak yapalım, fedakarlıklarınızın karşılığının olmadığının bilincindeyiz. Haklarınızı asla ödeyemesek de başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız olmak üzere tüm kurumlarımızla, sizlerin hayatını kolaylaştırmak ve her türlü ihtiyacınızda yanınızda olmak için büyük bir gayret göstermekteyiz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm imkanlarımızla her zaman yanınızda durmaya devam edeceğiz.
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi, rahmet ve minnetle yad ederken; tedavisi devam eden gazilerimize acil şifalar diliyor, gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum.”

