Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu son kez toplandı… Önder Aksakal: Beyaz Torosları, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları Kürtlerin onurunun kırılması olarak ortaya sürmek, Türk’ün de nasibini aldığını yok saymak kabul edilebilir değildir 

Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı ortak rapordaki, “Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururunu korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir” ifadesinin geçmişte yaşananları yanlış tanımladığını ileri sürdü. Aksakal, “Beyaz Torosları, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları, işkenceleri, yalnızca Kürtlerin onurunun kırılması olarak ortaya sürmek, bu saldırılardan Türk’ün de nasibini aldığını yok saymak kabul edilebilir değildir ve çok tehlikeli bir yaklaşımdır” dedi. 

Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal, Milli Dayanışma,

(TBMM) – Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı ortak rapordaki, “Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururunu korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir” ifadesinin geçmişte yaşananları yanlış tanımladığını ileri sürdü. Aksakal, “Beyaz Torosları, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları, işkenceleri, yalnızca Kürtlerin onurunun kırılması olarak ortaya sürmek, bu saldırılardan Türk’ün de nasibini aldığını yok saymak kabul edilebilir değildir ve çok tehlikeli bir yaklaşımdır” dedi.

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21’inci ve son kez toplandı.

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, komisyonda yaptığı konuşmada, taslak rapora ilişkin değerlendirmelerini ve itirazlarını dile getirdi. Raporun “Komisyon Çalışmaları” başlıklı ilk bölümünde sürecin “Devlet Politikası” ağırlığıyla sunulduğunu belirten Aksakal, geçmişte sorunun çözümüne yönelik girişimlere atıf yapıldığını ancak bazı isimlerin anılmadığını söyledi.

Aksakal; merhum Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan’a değinilirken, 1998’de Suriye ile imzalanan Adana Mutabakatı sürecinde görev alan ve terör örgütü PKK liderinin Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesini sağlayan Bülent Ecevit’in adının geçmemesini “Sehven yapılmış bir eksiklik olarak değerlendiremeyeceğimizi özellikle belirtmek isterim” sözleriyle eleştirdi.

Rapordaki bu eksikliğin giderilmesini beklediklerini belirten Aksakal, ikinci başlıkta yer alan “Komisyonun Temel Hedefleri”nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, anayasal ilkelerini ve üniter devlet yapısını esas alan yaklaşımı içerdiğini ve bu çerçevenin “takdir edilmesi” gerektiğini söyledi. Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği toplumsal birliğin daha da pekiştirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Aksakal, “Vatanını ve milletini gerçekten seven, kendisini bu toprakların gerçek sahibi olarak hisseden hiç kimsenin buna itiraz etmemesi gerekir” dedi.

Aksakal, “kırk yıldır uşaklığını yapanların hâlâ düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkma hevesinin devam ettiğine” tanıklık ettiklerini söyleyerek, “Barış, kardeşlik, demokrasi, adalet, insan hakları, özgürlükler ne kadar önemli ise şehitlerimizin kanlarıyla sulanarak yeniden vatan yapılmış bu topraklara sahip çıkmak, büyük Atatürk’ün bizlere gösterdiği çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak, çokça üretip hakça bölüşeceğimiz bir güçlü ekonomi düzeni kurmak en az bunlar kadar gerekli ve önemlidir” ifadelerini kullandı.

“Arayışı içine gireceğimiz bir ‘barış’ kavramı yoktur”

Raporun üçüncü başlığı olan “Türk–Kürt Kardeşliğinin Tarihi ve Kardeşlik Hukuku” bölümüne ilişkin olarak Aksakal, bunun komisyonun asıl kuruluş gayesinin dışında olduğunu savundu. “Tarihin hiçbir döneminde Türk’ün ve Kürt’ün farklı bir sosyoloji içerisinde olmadığını hatırlamak mecburiyetindeyiz” diyen Aksakal, Türk ve Kürtlerin hiçbir dönemde birbirine düşman olmadığını belirtti.

Aksakal, “Bu nedenle arayışı içine gireceğimiz bir ‘barış’ kavramı yoktur. Çünkü biz hiçbir zaman birbirimize küsmemişiz. Bir kavgamız, bir mücadelemiz vardır, o da emperyalizmin vekalet savaşçısı misyonunu üstlenmiş hainlerdir, PKK terör örgütü ve uzantılarıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti de teröristle hiçbir zaman böyle bir arayışa girmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Aksakal, 5’inci başlıkta yer alan “Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururunu korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir” ifadesinin geçmişte yaşananları yanlış tanımladığını döne sürdü. Darbe dönemlerinde ve demokratik siyaset içinde yaşanan hak ihlallerinin yalnızca Kürtlere yönelikmiş gibi sunulmasının kabul edilebilir olmadığını söyleyen Aksakal, “Beyaz Torosları, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları, işkenceleri, yalnızca Kürtlerin onurunun kırılması olarak ortaya sürmek, bu saldırılardan Türk’ün de nasibini aldığını yok saymak kabul edilebilir değildir ve çok tehlikeli bir yaklaşımdır” diye konuştu.

“Rahşan Affı”nı hatırlattı

Raporun 6’ncı başlığında yer alan “Örgüt’ün Silah Bırakması” ifadesine değinen Aksakal, “tüm unsurları” ifadesinin açıkça tanımlanması gerektiğini belirterek, bunun yalnızca PKK’yı değil, Suriye, Irak ve Avrupa’daki yapılanmaları da kapsaması gerektiğini söyledi. Aksakal, ayrıca bu yapıların mali kaynaklarının akıbetinin de belirlenmesi gerektiğini ifade etti.

Aksakal, aynı başlığın 2’nci maddesinde öngörülen “müstakil ve geçici mahiyette yasal düzenleme” ihtiyacının geçmişte “Rahşan Affı” olarak anılan sürecin tekrarına yol açabileceğini savundu. Raporun 3’üncü maddede örgüt mensuplarına ilişkin düzenlemelerde, olası yasal düzenlemelerin cezasızlık algısı oluşturmaması gerektiğini kaydeden Aksakal, denetimli serbestlik süreleri ve seçimlerde adaylık konularının da açıkça düzenlenmesi gerektiğini söyledi.

Başlığın 5’inci maddesinde yer alan “yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması” önerisine karşı çıkan Aksakal, “Devlet içinde devlet olamaz” dedi. 7’nci başlıkta yer alan demokratikleşme önerilerine de itiraz eden Aksakal, “Güvenli bir toplumsal ve siyasal ortam” ifadesinin mevcut ortamın güvenli olmadığı algısı oluşturduğunu belirtti.