Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu son kez toplandı… Gökçe Gökçen: “Halkımız Meclis’in ne kadar başarılı olabileceğini bile sorgulamaktadır”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, siyasi partiler ve demokratik yaşam üzerinde olağanüstü baskıların olduğu, rahmetli Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş dahil olmak üzere siyasetçilere hapis cezası veren bir hakimin Adalet Bakanı olarak atandığı, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, siyasetçilerin somut deliller olmaksızın tutuklandığı bir dönemde kuşkusuz, toplumumuz rahat bir nefes almayı beklemektedir. Halkımız bu koşullar altında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ne kadar başarılı olabileceğini bile sorgulamaktadır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Milli Dayanışma Kardeşlik ve

(TBMM) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, siyasi partiler ve demokratik yaşam üzerinde olağanüstü baskıların olduğu, rahmetli Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş dahil olmak üzere siyasetçilere hapis cezası veren bir hakimin Adalet Bakanı olarak atandığı, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, siyasetçilerin somut deliller olmaksızın tutuklandığı bir dönemde kuşkusuz, toplumumuz rahat bir nefes almayı beklemektedir. Halkımız bu koşullar altında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ne kadar başarılı olabileceğini bile sorgulamaktadır” dedi.

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21’inci ve son kez toplandı.

Komisyon önerisinin ilk olarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından önerildiğini hatırlatan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, raporda yurttaşlığın eşitlik ve duygu birlikteliği üzerinden değil kimlik ve inanç üzerinden tariflendirildiğini eleştirerek şöyle konuştu:

“Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, siyasi partiler ve demokratik yaşam üzerinde olağanüstü baskıların olduğu, rahmetli Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş dahil olmak üzere siyasetçilere hapis cezası veren bir hakimin Adalet Bakanı olarak atandığı, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, siyasetçilerin somut deliller olmaksızın tutuklandığı bir dönemde kuşkusuz, toplumumuz rahat bir nefes almayı beklemektedir. Halkımız bu koşullar altında Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayı başaramamış, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen kendi milletvekiline sahip çıkamamış bir Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ne kadar başarılı olabileceğini sorgulamaktadır. Üzerimize düşen terörün geçici şekilde gündemden çıkması değil, kalıcı bir toplumsal barışın inşa edilmesi için samimiyetle çalışmaktır. Raporda yer verilenler kadar yer verilmeyen bazı hususlar bu samimiyeti sorgulayanları haklı çıkarmaktadır. Faili meçhuller ve zorla kaybetmelere karşı zaman aşımı ve cezasızlık sorununun ele alınmamış olması konunun özüne dokunan önemli bir eksikliktir.”

CHP’li Elçi’den faili meçhul eleştirisi

Komisyonda konuşan CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi ise oylamada çekimser kalacağını açıkladı. Bu kararınını CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile de paylaştığını belirten Elçi, şunları kaydetti:

“Savaşa her türlü şiddete karşı duran biri olarak ve aynı zamanda şiddet olaylarından zarar gören bir mağdur olarak silahların susması konusunda herkesten daha ziyadesiyle memnuniyet duyarım. Malumunuz her parti kendi çözüm önerileriyle bir rapor hazırlama gibi bir çalışma içine girmişti. Partimizin hazırlamış olduğu raporda faili meçhul cinayetlere yönelik önemli tespitler ve öneriler söz konusuydu. Bugün üzerinde uzlaşıya varmayı murat ettiğimiz bu raporda ne yazık ki faili meçhullerle ilgili bir mevzunun geçmediğini görebilmekteyiz ve bu mağduriyet yaşamış kişiler açısından üzücü bir durum olduğunu bildirmek istedim. Takdir edersiniz ki faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler aynı zamanda işkence ve kötü muamele suçlarını içeren davalarda zaman aşımı önemli bir konudur. Zaman aşımı toplumsal adaletin tesisi açısından önemli bir engel olarak bizim tarafımızdan tespit edilmiş ve dile getirilmiştir. Başta eşim ve Cumartesi Anneleri olmak üzere tüm faili meçhullerin sorumluluğunu taşımamdan ve bu sorumluluğu hissetmemden dolayı bu rapora benim onay vermemin vicdani olmadığını dile getirmek isterim. Aynı zamanda toplumun menfaatini ve yapılması gereken muhtemel çalışmaları da göz önünde buldurarak bunca yapılan çalışmaları reddetmeyi de insani ve vicdani bulmam. Sözün kısacası burada benim bu rapora onay vermem maalesef mümkün değil. Bu konudaki çekincelerimi dün genel başkanımızla da istişare ettim, kendileri bu hassasiyetimi anlayışla karşıladığını dile getirdi.”

“Türkan Elçi’nin bu masadan kalkması, oy kullanmaması, bütün bu çalışmalarda gölge düşünecektir”

Elçi’nin eleştirilerine destek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, faili meçhul konusunda rapora ekleme önerisi yaptı. Tanrıkulu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Komisyonumuzun kurulma amacının kendisi Kürt meselesidir. Yani Kürtlerin doğal, hak ve özgürlük talepleri. Ancak bana göre, mesele yeni başlamıştır. Silahların susmasından sonra, özellikle bu rapordaki demokratikleşme önerilerinin hayata geçmesi, Türkiye’nin Kürt meselesinin daha özgürce tartışılmasının zemini hazırlanmalıdır. Eğer bu rapor bunu ifade edecekse, amacına ulaşmış olacaktır. Sayın Başkan, hepimizin bir ahlaki ve vicdani sorumluluğu var. Bu kurumun bir üyesi olan milletvekilimiz Türkan Elçi’nin hassasiyeti son derece önemlidir. Bu masadan kalkması, oy kullanmaması, bütün bu çalışmalara gölge düşürecektir. O nedenle bir cümlenin bu rapora eklenmesi konusunu bütün üyelerin vicdanına ve sağ duyusuna bırakıyorum. O cümleyi de burada okuyorum, ‘Faili meçhul cinayetler başta olmak üzere, bu meseleden kaynaklı adalet arayışlarında, zaman aşımı ve diğer nedenlerden kaynaklı cezasızlık olgusunun ortadan kaldırılması için gereken tedbirlerin alınması önerilmektedir.'”

“Meclis bizatihi kendi Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamıştır”

CHP İzmir Milletvekili Salih Uzun, raporda önerilen bazı başlıkların uygulanması için yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadığını ifade ederek, şunları kaydetti:

“Peşinen söylemeliyim ki bu rapor ülkenin siyasal ikliminden bağımsız ele alınsa yani salt bir metin olarak değerlendirilse sorunlu tarafları olmakla birlikte genel hatları itibariyle kendi içerisinde tutarlı olduğu söylenebilir. Neticede birçok tarafın önerisini bir araya getiriyor. Ancak asıl tutarsızlık rapor ile ülke gerçekleri arasında ortaya çıkmaktadır. Raporda deniyor ki Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları eksiksiz uygulanmalıdır. Çok güzel. Kim karşı çıkabilir ki? Bu komisyonun içinden çıktığı bu Meclis bizatihi kendi Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamıştır ve uygulamamakta direnmektedir. Hatay Milletvekili olarak seçilip mazbatasını almış olan Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi iki kez karar verdi ama bu Meclis bu kararları uygulamadı. Yazı başka, eylem başka, rapor başka, uygulama başka. Gelin bu raporu bugün oylamayalım. Komisyonumuzun görev süresini uzatmamıza bile gerek yok. Süremizin bitimine 12 gün var. Süremizin son günü yeniden toplanmak üzere bir karar alalım. Bu süre içinde önce Meclis olarak yazdığımıza uyalım. Gelin Anayasa Mahkemesi’nin kararını 12 gün içinde Genel Kurul’da okutun ve Hatay Milletvekili Can Atalay ait olduğu yere Meclis’e görevinin başına dönsün. En azından yasama organı olarak biz bir şey yapmış olalım. Yargı mercilerine talimat veremeyiz ama çağrıda bulunabiliriz. Tayfun Kahraman tahliye olsun ve uygun koşullarda tedavi olabilsin. Anayasa Mahkemesi kararları gibi uygulanması zaten anayasal zorunluluk olan kesinleşmiş AİHM kararları da yargı mercilerince bu 12 gün içinde uygulansın. Böylelikle Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın karşı karşıya bulundukları hukuksuz durum sona ersin. Bir çağrı da yürütme makamlarını yapalım. Kayyum uygulamalarıyla ilgili herhangi bir düzenleme gerektirmeyen ve sadece idari bir tasarrufla atılabilecek adımlar bu 12 gün içinde atılsın. Böylelikle Esenyurt ve Mardin Belediye Başkanları yani Ahmetler makama dönsün. Bunlar için ne uzun bir zamana ne de uzun uzun düşünmeye ihtiyaç var.”

“Devletin dili kapsayıcı ve nötr olmalı”

Raporda etnik kimliklere vurgu yapılmasını eleştiren CHP’nin İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan ise şunları söyledi:

“Cumhuriyet’in kurucu değerleri, üniter yapı, laik devlet ve resmi dil vurgusu çok önemli elbette kırmızı çizgimiz. Raporda Türk Kürt Arap vurgusunun tekrarı metni yurttaşlık zemini yerine etnik bir çerçeveye kaydırıyor. Bu hem hukuk dili hem siyasal birlik açısından sorunlu. Türkiye Cumhuriyeti etnik kökenler üzerinden değil eşit hak ve ödevlere dayalı vatandaşlık üzerinden tanımlanır. Devletin dili kapsayıcı ve nötr olmalı. Toplumu etnik kimliklere ayırdığınızda farkında olmadan hiyerarşi, temsil tartışması ve dışarıda kalanlar Çerkez, Laz, Gürcü, Boşnak vesaire sonucu doğurur. Türk, Kürt, Arap vurgusu iyi niyetli kardeşlik söylemi amaçlasa da komisyon metinlerinin anayasanın eşitlik, vatandaşlık ve idarenin tarafsızlık ilkelerine uyumlu bir dille yazılmalıydı. Bunu eleştiriyorum.

Ayrıca raporumuz terörle mücadelede görev yapan güvenlik güçlerinin hak ve taleplerine, şehit ailelerinin ve gazilerin sosyal, hukuki ve siyasal beklentilerine bir cümleyle dahi yer vermiyor bunu eleştiriyorum. Redaksiyon yetkisi vereceğiz umarım orada düzelir.”