Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Küresel kaos iklimi ve Türkiye ekonomisinin geleceği

Büyüme- enflasyon dengesi kurulamadığı için uzayan istikrar programı, çalışan ve emekli kesimlerin yanında artık sermaye kesimini de derinden etkilemeye başladı. O nedenle de giderek daha yüksek sesle, “enflasyonla mücadelenin iyice gevşetilmesi” yönünde talepler öne çıkmaya başladı. Rahatsızlığın büyümesinin içerideki tansiyonu artırması kaçınılmaz olabilir.

Büyüme- enflasyon dengesi kurulamadığı için uzayan istikrar programı, çalışan ve

HABER/ANALİZ : Erdal SAĞLAM

(ANKARA) – Küresel ekonomi, ABD Başkanı Donald Trump’ın tetiklediği büyük değişim ve çatışmaların etkisiyle, büyük bir kaos içine girdi. Bu kaosun etkileri ve ne zaman sona ereceği henüz kestirilemezken, Türkiye ekonomisi ise çok daha temel sorunlarını aşabilmiş değil.

Ülkelerin yeni pozisyon arayışlarının hızlanması, rezerv para tercihlerini derinden etkilemeye başladı. Buna İran gibi derin siyasi çatışma alanları eklenince, doların değer kaybetmesi, altının tarihinde görülmemiş rekorlar kırması gibi ender görülen küresel kırılmalarla karşı karşıya kalınıyor.

Kaos dönemlerinde güvenli liman olarak görülen altın, çatışmalara ilişkin gelen haberlere bağlı olarak, sürekli bir dalgalanma içinde. Uluslararası bankalar neredeyse her gün, ayrı dolar- altın tahminleri açıklıyor. Bunun yanında tüm dünyada yatırım tercihlerinin hızla değiştiğine şahit oluyoruz. Bu da küresel piyasalarda savrulmalara neden oluyor.

Son olarak teknoloji şirketlerinin hisse senetlerinden çıkışın hızlanıp, savunma şirketlerine büyük bir yatırım yapıldığı konuşulmaya başladı. Savunmaya dönük yatırım atağı, siyasi çatışmaların uzun süre gündemde kalacağının kanıtı olarak gösteriliyor.

Japonya’daki yeni yönetimin Çin’e karşı sert tutumu, yen politikasında radikal değişim, dışarıdaki yatırımların Japonya’ya geri dönmesi gibi gelişmelerin, küresel ekonomide yaratacağı etki tartışılıyor. ABD’nin sekter tavrı nedeniyle savunma harcamalarını hızla artırmaya başlayan AB’nin, serbest ticaret anlaşmalarıyla yeni partner bulma girişimleri de, kurulu küresel sistemdeki hızlı değişimi çarpıcı biçimde gösteren örnek olarak öne çıkıyor.

Özetle, tüm dünyada siyasi ve ekonomik kartlar yeniden karılıyor. Başkan Trump’ın, ABD ara seçimlerindeki olası sonuçlar nedeniyle iktidar ömrü bile artık tartışılıyor. ABD’nin değişim için başlattığı sekter tutumdan vazgeçmesi bile gündeme geliyor. Ancak başlayan bu dönüşüm sürecinde radikal geri adımlar atılsa bile küresel sistemin eski haline dönemeyeceği artık bir gerçek.

Bütün ülke yönetimleri ve ülke grupları, çıkarlarını maksimize etmek için bu değişimi okuma ve buna göre yeni pozisyon tutmanın gayreti içindeler. Türkiye’nin ise bu kaosa özellikle ekonomide hazırlıksız yakalandığı açık.

İstikrar sağlanamayınca

Türkiye ise uzun zamandır yaşadığı makro ekonomik istikrarsızlığını hala çözebilmiş değil. Küresel kaosun Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yarayacağı söyleniyordu ama son günlerde bunun tam tersi konuşuluyor. Kısacası, Türkiye’nin bu kaostan nasıl etkileneceği henüz görülemiyor.

Küresel ekonomik gelişmeler Türkiye’ye yarayacak bir iklim yaratsa bile Türkiye’nin bundan faydalanıp faydalanamayacağı tartışmalı. Çünkü 3 yıllık istikrar programına rağmen Türkiye ekonomisi istikrarın temeli olan enflasyonla mücadelede bile önemli bir yol alamadı.

2026 gelişmeleri enflasyonda yeniden bir artış, cari açıkta tekrar büyüme tehlikesinin ortaya çıktığını gösteriyor. Buna karşılık Türkiye’yi yönetenler “büyüme oranlarının yüksekliğiyle övünmeye” devam ediyor. Halbuki büyüme- enflasyon dengesi kurulamadığı için uzayan istikrar programı çalışan ve emekli kesimlerin yanında artık sermaye kesimini de derinden etkilemeye başladı.

“Faizlerin mutlaka inmesi, piyasaların rahatlatılması” talepleri

O nedenle de giderek daha yüksek sesle, “enflasyonla mücadelenin iyice gevşetilmesi” yönünde talepler öne çıkmaya başladı. Tabii ki açıkça “enflasyonla mücadeleyi bırakın” denilmiyor ama iş kesimi, düşmeyen enflasyona rağmen, “faizlerin mutlaka inmesi, piyasaların rahatlatılması” taleplerini öne çıkarıyor. Rahatsızlığın büyümesinin içerideki tansiyonu artırması kaçınılmaz olabilir.

Böyle bir süreçte Türkiye’nin küresel değişime ayak uydurmak için atması gereken adımları, yeni iş alanlarını, teknolojik yatırım tercihlerini, potansiyel yeni pazarlar, ülke ve ülke gruplarını tartıştığı söylenemez. Sadece, ABD ile birlikte atılan adımlar sayesinde, “Suriye gibi yeni pazarlar yaratılıp otomatik olarak ekonomiye katkı vermesi” umut ediliyor.

Siyasi iktidar çözüm süreci ve siyasi etkilerini yönetmeye çalışıyor. Türkiye’nin gündemi, iktidarın tekrar seçime girip kazanmak için yaptığı hamleler, attığı yargı adımları, Meclis aritmetiğine ilişkin gelişmelerle meşgul durumda.

Küresel kaos durulduğunda, saflar yeniden düzenlenip, yeni kartlarla oyun başladığında Türkiye’nin hangi noktada olacağını da doğal olarak göremiyoruz. Ülkenin çıkarlarını korumak için atılması gereken adımları planlamak yerine, hangi bakanın ne amaçla göreve getirildiğini, bundan sonraki bakan değişiminde kimlerin gideceğine ilişkin söylentileri konuşuyoruz.