Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, Bab-ı Ali Toplantıları’nda konuştu: Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük hakları ihlal ediliyor

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, “Kıbrıs sorunu”na ilişkin, “Şu anda iki şey birden ihlal ediliyor fiili durumda. Bir, Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük hakları ihlal ediliyor. İki, Kıbrıs Türk halkı adada hiç yokmuş gibi Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın bütün Kıbrıs adası adına kararlar alınıyor, üyelikler gerçekleşiyor… Türkiye Cumhuriyeti adanın tamamının garantörüdür. Kıbrıs Türk halkı eşit adanın tamamında; güvenlikte, hidrokarbonda, enerjide, ticaret yollarında, vatandaşlıkta eşit ortaktır. Bizim devraldığımız ve devretmemiz gereken şey olarak gördüğümüz budur” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, “Kıbrıs sorunu”na ilişkin, “Şu anda iki şey

 

Haber: Beril KALELİ/Kamera: Mehmet ÇALPAR

(İSTANBUL) – KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, “Kıbrıs sorunu”na ilişkin, “Şu anda iki şey birden ihlal ediliyor fiili durumda. Bir, Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük hakları ihlal ediliyor. İki, Kıbrıs Türk halkı adada hiç yokmuş gibi Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın bütün Kıbrıs adası adına kararlar alınıyor, üyelikler gerçekleşiyor…Türkiye Cumhuriyeti adanın tamamının garantörüdür. Kıbrıs Türk halkı eşit adanın tamamında; güvenlikte, hidrokarbonda, enerjide, ticaret yollarında, vatandaşlıkta eşit ortaktır. Bizim devraldığımız ve devretmemiz gereken şey olarak gördüğümüz budur” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, İstanbul’da bir otelde düzenlenen 147’inci Bab-ı Ali Toplantıları’nda konuştu. Kıbrıs’ta yaşanan duruma ilişkin değerlendirme yapan Erhürman şu ifadeleri kullandı:

“Şu anda iki şey birden ihlal ediliyor fiili durumda. Bir, Türkiye Cumhuriyeti garantör ülke değilmiş gibi bir ortam var. Sebebi de, garantör ülke herhalde İsrail’in Baf hava üssünü kullanması konusundaki antlaşmaya müdahale edebilecek olan ülkedir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’in garantörlük hakları ihlal ediliyor. İki, Kıbrıs Türk halkı adada hiç yokmuş gibi Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın bütün Kıbrıs adası adına kararlar alınıyor, üyelikler gerçekleşiyor.”

Çözüm için Birleşmiş Milletlere çözüm için sundukları 4 maddelik metodolojiyi sıralayan Erhürman, şöyle dedi:

“Müzakereler başlamadan önce siyasi eşitliğin güvence altına alınması, sürecin sıfırdan başlamaması, müzakereler için zaman sınırlaması konulması, masadan kaçılması halinde mevcut statükoya geri dönülmemesi… 4 maddelik bir metodoloji oluşturup da birinci maddesine, ‘Siyasi eşitlik kabul edilmedikçe müzakere masası kurulamaz dediğime göre, Kıbrıs Rum Liderliği’nin bu adadaki iktidarı ve zenginlikleri iradesi taşımadığı konusunda bir kuşkum var demektir. Dolayısıyla taşımamaya devam etme ihtimali hiç düşük değil. Şu ana kadar da bu maddeyi kabul etmiş değil görüşme masasında. Olabiliyorsa biz çözümün peşindeyiz. Olamıyorsa 2004’ten beri uluslararası toplumun en üst seviyelerindeki tespitlerin peşine de düşmek zorundayız. Çünkü, Kıbrıs Türk halkı hak ettiğini elde edebilmiş değil. Bu kadar yıl süren varoluş mücadelesinin sonucunda hak ettiği noktada değil. Ödediği bedellerin karşılığı değil bugün içerisinde bulunduğu statü. Bu statüyü söke söke almak bizlerin boynunun borcudur düşüncesiyle çalışıyoruz.”

Erhürman konuşmasını şöyle sürdürdü:

Kıbrıs Türk halkının bu adada başka hakları da var

“Seçim döneminde ben ‘Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor’ dediğimde şu soruyla karşılaştığımı hatırlıyorum, ‘Şu anda zaten ortamda bir sorun yok, savaş yok, çatışma yok; neden Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor?’ Bizim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletimiz var; yasama, yürütme, yargı organı var, bakanlıkları var, milletvekilleri var, meclisi var. Orada bir problem yok. Problem şurada; Kıbrıs Türk halkının bu adadaki hakları bundan ibaret değil. Kıbrıs Türk halkının bu adada başka hakları da var. Adanın tamamı üzerindeki güvenlik, enerji, deniz yetki alanları, hidrokarbonlar, uluslararası ticaret yolları ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ Avrupa Birliği’ne üye olduktan sonra bir de Avrupa Birliği vatandaşlığı. Yani 6 tane konu başlığında aslında Kıbrıslı Türkler, 2 eşit kurucu ortaktan biri olmak hasebiyle ortak ve eşit egemenlik haklarına sahip. Ama hukuki durum bu olmasına rağmen fiili durum ne? Mesela 2017 Crans- Montana Konferansı sonrası Kıbrıs Rum liderliği İsrail’le, Amerika Birleşik Devletleri’yle, Fransa’yla hatta Hindistan’la güvenlik konusunda, enerji konusunda, uluslararası şirketlerle hidrokarbon konusunda anlaşmalar imzaladı, bağdaşıklıklar kurdu ama bütün bunlar sanki Kıbrıs Türk halkı adada hiç yokmuş gibi yapıldı.

Biz şu anda 1960’daki düzenlemeyi asla kabul etmeyiz ama 1960’a bile baksanız, güvenlik söz konusu olduğunda rahmetli doktor Fazıl Küçük’ün veto yetkisi vardı Cumhurbaşkanı Muavini olarak. Fazık Küçük’ün tek başına ‘Ben veto ettim’ dediği güvenlikle ilgili hiçbir karar o devletten çıkamıyordu. Ki tekrar söylüyorum, biz 1960’ı asla şu anda gündemimize dahi almayız. Ama durumun nereden nereye geldiğini anlamak açısından bu örnek sanırım yararlıdır. Çünkü, daha çok kısa bir süre önce İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs güvenlik konusunda anlaşmalar imzaladı. Normal şartlarda 1960 düzeninde dahi böyle bir anlaşmanın imzalanmasını Fazıl Küçük tek başına veto edebilirdi. Ama şu anda bizim hukuken sahip olduğumuz, ortak egemenlik alanındaki eşit yetkilerimiz fiilen maalesef gerçeğe dönüşmüyor ve biz bunların dışında tutuluyoruz.

Bu sadece Kıbrıslı Türkler açısından bir kayıp değil. Mesela GSI diye bir proje var, İsrail’i, Yunanistan’ı ve Güney Kıbrıs’ı bir üçgen olarak deniz altından enerjide bağlıyor birbirine. Bu projeyi Avrupa Birliği de finanse ediyor, mali destek veriyor. Oysa bakıyorsunuz projeye, Güney Kıbrıs’taki Kıbrıslı Rumlar dahi bu projenin ekonomik açıdan fizibıl olmadığını tespit ediyor. Çünkü coğrafya koşulları bize neyi söylüyor; Kıbrıs’tan Türkiye’ye, Türkiye’den Yunanistan’a bağlanmaktır fizibıl olan. O üçgendir fizibıl olan; İsrail de bir yerinden tutunacaksa tutunur. Ama buna rağmen Avrupa Birliği bir yandan diyor ki ‘Ben Kıbrıs’la çözüm isterim’, ama bir yandan böyle bir projeyi hem Kıbrıslı Türkleri hem Türkiye Cumhuriyeti’ni dışlayarak hayata geçirmek noktasında mali destek verme meselesi gündeme geliyor.

Bizim bütün derdimiz, bütün aradığımız ve bütün talep ettiğimiz aslında bizden önce var oluş mücadelesini Kıbrıs’ta verenlerin bize devrettiği bir yetkiyi bizden sonrakilere devredebilmek. Nedir o yetki? Bölgedeki gelişmeler bize bir kez daha gösteriyor ki bu ada stratejik önemi son derece büyük bir ada; zenginliklere sahip bir ada ve Türkiye Cumhuriyeti garantördür. Nerenin garantörüdür? Adanın tamamının garantörüdür. Kıbrıs Türk halkı eşit ortaktır. Nerede eşit ortaktır? Adanın tamamında; güvenlikte, hidrokarbonda, enerjide, ticaret yollarında, vatandaşlıkta eşit ortaktır. Bizim devraldığımız ve devretmemiz gereken şey olarak gördüğümüz budur.

Bölgesel gelişmeler bize şunu gösteriyor. Eğer var olan trend devam ederse, o zaman Kıbrıs Rum liderliği aslında Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı tarihsel korkusu dolayısıyla çünkü boy ölçüşemeyeceğini biliyor doğal olarak, büyük ağabeyler gelsin de ben o dengeyi sağlayabileyim endişesiyle hareket ediyor. Ama herkes de biliyor ki o büyük ağabeyler bir kez bir yere girdi mi, oradan çıkmaları pek de kolay olmuyor. Ve o büyük ağabeyler geldi mi zannettiğinizin aksine arkanızda durmuyorlar önünüze geçiveriyorlar ve siz arkaya düşüyorsunuz. Böyle bir şey yaşanıyor şu anda.”