Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kızılcagün Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Müftüoğlu: “Türkiye’de yaşanan sorunlar etnik değil, yönetim ve uygulama kaynaklıdır”

Kızılcagün Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Buket Müftüoğlu, “Türkiye’de yaşanan sorunlar etnik değil, yönetim ve uygulama kaynaklıdır. Adaletin eşit işlemediği, hukukun tarafsız algılanmadığı, gelir dağılımının bozulduğu, eğitim kalitesinin düştüğü ve devletin denetlenebilirliğinin zayıfladığı bir ortamda, sorunları etnik başlıklar altında tanımlamak, çözüm üretmekten çok sorunun yönünü değiştirmektir” dedi.

Kızılcagün Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Buket Müftüoğlu, “Türkiye’de yaşanan sorunlar

(ANKARA) – Kızılcagün Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Buket Müftüoğlu, “Türkiye’de yaşanan sorunlar etnik değil, yönetim ve uygulama kaynaklıdır. Adaletin eşit işlemediği, hukukun tarafsız algılanmadığı, gelir dağılımının bozulduğu, eğitim kalitesinin düştüğü ve devletin denetlenebilirliğinin zayıfladığı bir ortamda, sorunları etnik başlıklar altında tanımlamak, çözüm üretmekten çok sorunun yönünü değiştirmektir” dedi.

Kızılcagün Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Müftüoğlu, TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ve son dönemde gündeme gelen anayasa tartışmalarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Türkiye’nin kritik bir dönemden geçtiğini belirterek, bazı siyasal girişimlerin yalnızca günlük siyasi tartışmalar kapsamında değerlendirilemeyeceğini ifade eden Müftüoğlu, açıklamasında şunları kaydetti:

“Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, etnik temelli bir siyasal mühendislik projesi değil, ortak vatanda birleşmiş vatandaşların egemenlik düzenidir. Bu devletin temelinde ‘ümmet’, ‘aşiret’, ‘cemaat’ ya da ‘etnik topluluk’ siyaseti değil, vatandaşlık bağı vardır. Anayasa’nın 66. maddesi de bu tarihsel ve hukuksal gerçeği açık biçimde ifade eder: Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Bu tanım etnik değil, siyasal ve hukuksal bir tanımdır. Cumhuriyet’in kurucu aklı tam da burada ortaya çıkar. Devlet, insanları kökenlerine göre ayrıştırmaz; ortak bir ulusal kimlik ve anayasal vatandaşlık bağı içinde birleştirir.

Bugün ise bunun tersine işleyen tehlikeli bir siyasal dil ile karşı karşıyayız. Türkiye’de vatandaşlık temelinde çözülebilecek meseleleri etnik aidiyet eksenine çeken, toplumsal dokuyu parçalı bir zemine taşıyan yaklaşım, yalnızca iç siyasetin ürünü değildir. Bu yaklaşım, uzun yıllardır bölgeyi yeniden şekillendirmek isteyen dış merkezli stratejilerle de örtüşmektedir. Bu nedenle kavramların nasıl kurulduğu, hangi amaçla dolaşıma sokulduğu ve hangi siyasal süreçlere zemin hazırladığı hayati önem taşımaktadır.

Türkiye’de yaşanan sorunlar etnik değil, yönetim ve uygulama kaynaklıdır. Adaletin eşit işlemediği, hukukun tarafsız algılanmadığı, gelir dağılımının bozulduğu, eğitim kalitesinin düştüğü ve devletin denetlenebilirliğinin zayıfladığı bir ortamda, sorunları etnik başlıklar altında tanımlamak, çözüm üretmekten çok sorunun yönünü değiştirmektir. Son dönemde özellikle dikkati çeken kavramlardan biri de ‘eşit yurttaşlık’ söylemidir. İlk bakışta kapsayıcı gibi görünen bu ifade, Türkiye Cumhuriyeti’nin zaten var olan anayasal düzenini tartışmaya açan bir içerik taşımaktadır. Anayasa karşısında herkes eşittir. Vatandaşlık bağı tektir ve nettir. Bu nedenle bu tür kavramsallaştırmalar, mevcut hukuki zemini güçlendirmekten ziyade, yeni ayrışma alanları üretme riskini barındırmaktadır.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni ayrım başlıkları değildir. Türkiye’nin ihtiyacı güçlü bir hukuk devleti, adalet ve üretimdir. Ancak bugün mesele yalnızca yönetim kalitesi değil; Cumhuriyet’in kurucu felsefesine sahip çıkma meselesidir. Çünkü bu coğrafyada ayakta kalabilen tek irade, Kuvayımilliye ruhudur. Ve bu ruhun siyasal karşılığı bu topraklarda bir kez küllerinden doğmuştur, o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bugün büyük kitlelerin her ne yaşanırsa yaşansın Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarına inanç ve bağlılık göstermesinin temelinde işte bu gerçek tarih yatar. Kuruluş felsefesine, Kemalist düşünceye, tam bağımsızlık ilkesine, ahlaki ve siyasal temizliğe yeniden sarılan bir anlayış, bu coğrafyada yalnızca bir partiyi değil, Türkiye’nin geleceğini yeniden ayağa kaldıracaktır.”